Muntazam arazi arızaları

Yavuz Alogan yazdı...

Muntazam arazi arızaları

Emekli özel harpçi arkadaşım gündemi yakalayamadığım için beni eleştirdi. Ben de fazla saçaklı püsküllü, hareket hâlinde sürekli değişen bir gündem olduğunu, yakalamak şöyle dursun neresinden tutacağımı bile bilemediğimi söyledim.

“Muntazam arazi arızalarındaki değişikliğe bakacaksın,” dedi arkadaşım.

Askerin bir sorunu ele alırken kullandığı pratik yöntem beni hep şaşırtmıştır. Karmaşık bir yumağın tek bir ipliğini çekerek, lafı fazla dolandırmadan çözüm istikametini gösterirler. Savaş ortamında yaşanan çatışmanın baskısı altında akıl yürüterek en doğru kararı almak için eğitilmişlerdir.

Kurumların yerli yerinde olduğu, sistemlerin tıkır tıkır işlediği, kısmî refahın tabana yayıldığı hukuk devletlerinde askerî mantıkla olaylara bakmak elbette yersizdir. Fakat aksi durumda yararlı olabilir. Aksi durum, siyasetin bir paylaşım iç savaşına benzediği, hatta giderek bir tür “kesin sonuç muharebesi”ne dönüştüğü, arazinin sislerle kaplandığı durumdur.

Şimdi böyle bir araziye, muhtemelen dürbünle bakıyoruz ve muntazam arazi arızalarını inceliyoruz. Muntazam arızalarda bir değişiklik yoksa bekliyoruz. Fakat ezilmiş bir ot yığını, yeri değişmiş bir kaya parçası, kesilmiş bir ağaç, toplanıp bir yere yığılmış çalı çırpı demeti görüyorsak arazide hareket olduğunu anlıyoruz. Bunun üzerine “teyakkuz”a geçiyor, mesela ileri gözetleyici ya da keşif kolu çıkarıyoruz. Muharebeye hazırlanıyoruz…

Peki muntazam arazi arızalarındaki değişiklik süreklilik kazanırsa ne yapıyoruz?

Diyelim ki yer yerinden oynuyor, otlar alev almış yanıyor, dağlardan kopan kayalar patikaları tıkıyor, arazide muazzam obruklar açılıyor, ırmaklar yatak değiştiriyor, cepheye çöken sis tabakası giderek yoğunlaşıyor, her taraftan şımarık çakalların uluması işitiliyor… Başka deyişle, muntazam arazi arızalarında hepsini izleyemeyeceğimiz kadar çok sayıda değişiklik aynı anda gerçekleşiyor ve süreklilik kazanıyor. Son bir canhıraş atılımla iktidara tutunma çabası yirmi yıldır adım adım süren değişiklikleri sıçramalarla hızlandırıyor.

Arazinin hangi bölümündeki sürekli değişikliğe odaklanacağımızı, dürbünü nereye çevireceğimizi şaşırıyoruz. Rezalet, yolsuzluk, mafya işlerine mi, doludizgin devam eden özelleştirmelere (TEİAŞ, MKE) ve varlık fonunu takviye girişimlerine mi, Kanal İstanbul inadına mı, Karadeniz ve Montrö Sözleşmesi’ne mi, NATO’nun verdiği Afganistan sefer görev emrine mi, Libya ve İdlib’e mi, Sosyal Medya’yı susturma girişimine mi, il sınırlarıyla ve seçim yasalarıyla oynayarak seçim kazanma çabasına mı, “sıfırdan” yeni anayasa yapma kalkışmasına mı, verilerin gizlenmesine mi, pandeminin seyrine mi, muhalefet partilerini yeniden tertipleyerek Saray’a bağlama girişimine mi, Diyanet’in şehirlerarası otobüslere getirdiği “namaz” ayarına mı, gece yarısından sonra müzik yasağına mı, ensest sanıklarının tutuksuz yargılanmalarına mı, kadın cinayetlerine çocuk tecavüzlerine mi, el altından sürdürülen ilişkilerle “Çözüm Süreci”ni bu kez bir İslamcı Kürt Hareketi’yle deneme girişimlerine mi, Ağustos Şurası’nda Türk Ordusu’nu son bir hamleyle Saray’ın hassa ordusuna nihai olarak dönüştürme niyetine mi, neye odaklanacağız?

Neyse, uzatmayalım…

Kısaca belirtmek gerekirse, muntazam arazi arızalarındaki değişikliklerin süreklilik kazandığı, topyekûn karşı hareket imkânlarının ise yerinde saydığı görülüyor. Elbette bu durağanlıkta sürekli gözlemlenen değişiklikleri kanıksamış olmanın da önemli bir etkisi var. İçinde meydana gelen değişikliğe göre vaziyet alacağınız bir ortamın sürekli değişmesi kararsızlık yaratır. Gözünüz alışır, bir süre sonra en anormal durumları bile kanıksamaya başlarsınız. “Onu da mı yaptılar, hadi ya!” falan dersiniz.

Arkadaşım, muntazam arazi arızalarında bizzat gördüğü değişiklikleri anlattı. Bunun üzerine, askerî konulardaki cehaletimi gizleme çabasıyla, “Fakat cephe yeknesak değil,” dedim.

“Nasıl yani?” diye sordu.

Ben de anlattım.

Arazide uzayıp giden cephe hattı çok geniş, kesintili ve fazla girintili çıkıntılı, hatta oynaktı. Her türlü maddî menfaati bir araç olarak kullanan sistem, karşıt grupları kapsama ya da etki alanına alma imkânını sonuna kadar kullanıyordu. Muhalif güçler kendi içlerinde bölünüyor, küçülüyor, cephe hattında dağınık öbekler hâlinde yer alıyorlardı. Daha dün birlikte olduğun gruplar kendi maddî menfaatlerini Saray’ın nihai hedefleriyle tevhit ederek hop diye karşı saflara geçiveriyorlardı. Cılız medyasına reklam alabilmek, borçlarını kapatabilmek için ilkelerini feda edenler, buna rağmen yüksek sesle atıp tutarak herkesi ihanetle suçlayanlar bile vardı. Öte yanda, karşı safta yer alan fakat sistemin dibine kadar çürüdüğünü fark eden gruplar cephe hattında küçük muhalif cepler açarak her iki tarafa mevzi alıyorlardı. Niyetlerini gizleyenler sürekli şaşırtma yaparak kendilerine yol açmaya çalışıyorlardı. Kamuoyu önünde olup da şantaja yol açacak açığı kusuru olmayan kişilerin sayısı hızla azalıyor, paragöz muhterisler bir birinin pisliğini çomaklayarak gündemde kalmaya çalışıyorlardı.

Bu nedenle işaret fişeği atarak, hatta topçu tanzim atışı yaparak safları belirginleştirmek, böylece yeniden tertiplenmek gerekiyordu. Bunun ilk adımı olarak, durumdan memnun olmayan bütün kesimlerin topluca “Açıklama” yaparak çeşitli meselelere ilişkin tutumlarını ortaya koymaları, böylece saflarını belirlemeleri gerekiyordu.

Arkadaşım pek ikna olmadı fakat kibarlık olsun diye bir şey söylemedi.

Bu arada, muntazam arazi arızalarında görülen sürekli değişiklik içinde göze batan ve diğer değişikliklerden ayırt edilen yeni bir değişikliğin varlığına da işaret ettim. Bazı işkollarında, illerin organize sanayi bölgelerinde, bazı belediyelerde, hatta alışveriş merkezlerinde direnişler oluyor; emekliler Ankara Ulus meydanında ve İstanbul’da Kadıköy Rıhtım’da zam talebiyle polis baskısı altında gösteri yapıyor; üç büyük ilde kadınlar İstanbul Sözleşmesi için kitleler hâlinde sokağa çıkıyor; Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyelerinin öğrencilerle birlikte yaptıkları direniş sürüyor; ülkenin her yerinde esnaf homurdanıyordu. İnsanlar birleştikçe güçleneceklerini, güçlendikçe örgütleneceklerini ve netice alacaklarını, uzun zaman sonra, işin alfabesinden başlayarak yeniden öğreniyorlardı. Bu dalgayı büyüterek araziye yaymaktan başka çare yoktu.

Işık oyunları, yalan dolan ve türlü numarayla insanların sürekli aldatıldığı bir cephede perspektife dağılıp birkaç saatlik ömrü olan derin analizler yapacak yerde, toplumun bütün kesimlerinin direniş potansiyeli üzerinde odaklanmak gerekirdi.

Bunları söyledim…

Korona hapsinin sona erdiği şu güneşli Pazar gününde herkese topluca açıklama yapma cesareti, yaratıcı bir tutumla direniş odaklarını birleştirme, hareket hâlinde örgütlenme akıl ve iradesi diliyorum. yalogan@gmail.com