Onlar saldırıyor, Veryansın Tv büyüyor! Vatanseverler FETÖ’den korkar mı?

Onlar saldırıyor, Veryansın Tv büyüyor! Vatanseverler FETÖ’den korkar mı?

BİR

Dünkü gün Haluk Bilginer’in ödülünü sert şekilde eleştiren yazılarımızdan sonra Veryansın TV sitesi (veryansintv.com) saldırılara uğradı, yayınlarımız bir kesilip bir sürüyor, FETÖ’cülerin saldırıları hala sürüyor!

Onlar saldırıyor, biz büyüyoruz, çünkü sitemize anlık girişler dün itibariyle üç kat yükseldi.

Dün akşam İmamoğlu gibi popüler bir isim Habertürk ekranındaydı ama İmamoğlu’na olan ilgi dahi bize yapılan saldırının yanında sönük kaldı.

Bugün öğreniyoruz ki bu Emmy ödülü başka tür bir Emmy ödülüymüş ve Haluk Bilginer’e ödül veren uluslararası bir türüymüş ve sıkı durun, FETÖ’cü diziciler çeken Ay Yapım, Haluk Bilginer’e ödül veren kurumun ‘ortağıymış’.

Yani, kendi kendilerine ödül vermişler!

Diğer iddiamız neydi, Fetullah Gülen rolü oynayan ve Ezel dizisinde Atatürk makyajı yaptırıp Atatürk’ün kafasına kurşun sıktıran Haluk Bilginer’le işimiz olmaz, demiştik.

Ancak dünkü FETÖ saldırıları arasında kaynak yapan bir çok saf genç kardeşimiz, önceki yayınlarımızdan habersiz, mesela Ezel dizisine yerleştirilen ‘şifreleri’ tek tek ilan etmiştik ve Ezel dizisine yerleştiren ‘FETÖ’ heykellerinin fotoğraflarını da yayınlamıştık.

Sonra bize ‘dava’ açtılar, biz de FETÖ heykelli sahneleri gösterdik, ayrıca, Çarpışma dizisindeki şifreleri de gösterdik, yine mahkemeye verdiler, ama hakimlere sahne sahne gösterince, ortada dava mava kalmadı. ‘Biz deşifre ettiğimiz için artık Çarpışma dizisini sürdüremezler’ dedim ve aynen, diziyi bitirme kararı aldılar.

Bunlar ‘açık’ belge kanıtlar, şimdi siz bu apaçık kanıtlara ortadayken hala ne diyorsunuz?

FETÖ’nün kendini haşa Allah sandığı bütün hukuk kurumlarını asker savcı hakim ele geçirdiği yıllarda dahi bunları söylemekten yazmaktan tek bir an kaçınmadık, korkmadık, hatta, ekranlarda ‘FETÖ’sü Aydın Doğan’ı, Allah mısınız ulan’ diye alayına meydan okuyan konuşmalar yaptık, hepsinin videoları ortada.

Bir vatansever CIA ajanlarından köpek suratlı salyalı mehdisinden korkar mı?

Yüzbin tanklı uçaklı silahlı köpeğinizle Ankara’da ihtilal yapmaya kalkıştınız, biz Ankara’yı bir saniye bırakıp kaçmadık, ama, siz, alayınız her biriniz anında topukladınız, şimdi her biriniz dünyanın hangi ucundasınız?

Nihat Genç, şizofren, akıl sağlığını kaybetmiş, manyak, deli, uçmuş, vb. binlerce küfrü istediğiniz kadar sallayın, Nihat Genç burada.

Otuz yaşımda da kudurmuş gibi aynı lafları ediyorlardı ve otuz yaşlarında dahi konferanslarım izdiham içindeydi ve kırklı yaşlarım, ellili yaşlarım, hepsinde kitaplarım yirmi-otuz baskı yaptı, hepsinde her yazdığım yazı en az yüzbin okundu ve yıkılmadan ayakta dimdik, altmış yaşını geçtim, yazılarımı hala yüzbinler okuyor!

Binlerce makale ve yediyüz kadar her biri en az bir saatlik TV programı yaptım, hepsinde, ilk günden beri FETÖ’cü ya da PKK’lı bir güruh şizofren deli manyak meczup diye saldırılar düzenledi, ne oldu?

Nihat Genç hala ayakta hala dikine dikine alayına yazıyor.

Bir şeyhin bir liderin köpekliğini yapanlar kandırılanlar aldatılanlar kumpasa getirilenler beyni yıkananlar yurt odalarında cemaat evlerinde kendilerine yapılan tecavüzleri dahi sineye çekenler, Nihat Genç’i anlayabilir mi?

Bedavadan beleşten maaş makam sahibi olanlar onun bunun tetikçiliğini yapanlar salla gitsin diye üfürükten yazı yazanlar isimlerini gizleyenler Nihat Genç’i anlayabilirler mi?

Nihat Genç, yazarlığa başladığı ilk günden beri eyvallahsız bağımsız bir yazarlık nedir, nasıl olmalı gibi büyük bir dünya derdinin içinde. Bunu sadece yazılarıyla değil hayatıyla ilişkileri bağlantıları mevzii aldığı arkadaşlarıyla, kimseye muhtaç olmadan yazar olmanın bedellerini ödeyerek, ülkemiz için çok nadir ‘bağımsız’ yazarlığa örnek olmak istiyor, bu yüzden her iktidarın ilk kovanı, her yerden kovulanı, Nihat Genç.

Bağımsız yazarlar olmadan ülkeniz bağımsız olamaz, medyanız bağımsız olamaz, dünyaların en değerli hazinesi ‘bağımsız’ yazarlıktır, yani onu bunu şu örgütü bu arkadaşı bu yakını takmadan tanımadan eleştirebilme gücüdür.

Ve bağımsız yazarların dediği söylediği yaptığı ettiği çırılçıplak malı kimliği ortadadır, Nihat Genç’e kimse hırsız diyemedi, diyemez, yalan söylüyor diyemedi, diyemez, işte yazılarım işte mahkemelerim ortada, Nihat Genç’e kimse ajan onun bunun adamı diyemedi, diyemez, işte yazılarım bütün açıklığıyla gün gibi ortada!

Ama Nihat Genç’e deli şizofren diyebilirsiniz, bu ifadeleri kudurmuş saldırganlar yüzbin kez kullandı, kullanıyor, herkese söz hakkı var, siz de deyin.

Ancak FETÖ yıllarında sokakta parkta kahvede altı uzun yıl peşime dinleme arabaları takıldığında, şöyle düşündüm, ulan, dedim, bunlar bize suç isnat edecek bir şey bulamıyor, şimdi bizi içeri atar, bu adam şizofrendir akıl sağlığı bozuktur, diye bir şey uydururlar. O halde?

Saç doku örnekleri her şeyi anlatır, konferanslarımda saçlarımı kopartıp izleyicilere teslim ettim, saçlarımdan örnekleri kitaplarım arasına koydum. Neden? Bu saate kadar ağrı kesici gribal günlerde antibiyotik dışında hiç bir hap kullanmadığıma kanıt olsunlar diye. Ayrıca, başka yazıda ayrıntılandırırım, bir yazarın hazinesi sımsıcak alev gibi duygularıdır, hormonlar, uyuşturucularla, antidepresanlarla, gdo’larla dopinglerle beynine sahte heyecan şırınga edenlerin yazarlığı beş para etmez!

Bu kadar tedbirli olmak asla iyi değildir ama neyse, FETÖ’cü hakim ve savcılarla yaşadığımız kumpas trajedileri ortada, her şey olabilir demekte haklıydık, çünkü amiralleri dahi hayvan pornosuyla suçlayan bize neler yapmaz, dedik.

Kardeşlerim, bağımsız yazarlık nedir, hanımız köşklerimiz mi yalılarımız mı olacak abad mı olacağız, evet, abad olacağız, kölelikten köpeklikten sıyrılacağız, önce ‘insan’ olacağız, onur, erdem, sorumluluk gibi büyük insanlık meziyetlerimiz olacak.

Her insan tekinin seçimi beğenisi zevkleri kararları bağımsız kişiliğini oluşturur, Cumhuriyet kendi bileklerine beynine güvenen bağımsız insanlarla yol alır.

Gençler, FETÖ’cülerin gazına çok geldiniz, hatırlayın, Hrant’ın öldürüldüğü yılları, yine yüzlerce sayfa bizlere saldırdınız, ne oldu, sonuç, kim utandı?

Hatırlayın, yetmez ama evetçi yılları, yine yüzbinlerce twit saldırdınız, bir köpek salyalı mehdiye ülkeyi kaptırdınız, sonuç, kim utandı?

Hatırlayın, Orhan Pamuk’a hırsız dediğimde yine yüzlerce sayfa saldırdınız ve Orhan Pamuk kalkıp mahkeme dahi edemedi, neden, kendi hırsızlığını ele verir, sonuç, utandı, sindi, yerine çakılı kalıp ağzını kapattı?

Hatırlayın Nagehan Alçı’nın Atatürk’e diktatör dediği günleri, ağır eleştiriler yaptım, yine onbinlerce twitle FETÖ ordusu saldırıya geçti, sonuç, kim utandı, biz FETÖ’cü hakimler eliyle tazminat ödedik ama sonuç, sonra kalkıp Atatürk’ten kim özür diledi?

Elif Şafak’ın cemaatin gelini olduğu yılları hatırlayın, karşı yazılar yazdım ve binlerce FETÖ hesabı saldırıya geçti, binlerce, Nihat Genç şizofren, akıl sağlığını kaybetmiş deli yazısı, ne oldu, sonuç, kaldı mı Şafak’ı savunan?

ODA TV’ye saldırdılar on arkadaşımızı kodese tıktılar, onbinlerce FETÖ hesabı saldırıya geçti, Nihat Genç şizofren deli manyak, onbinlerce twit, ne oldu, sonuç, kim utandı, kim rezil olup yurt dışına kaçtı.

Nedim Şener, Ahmet Şık tutuklandı, aslanlar gibi savunduk, onbinlerce FETÖ’cü twit saldırdı, sonuç, kim utandı, kimler soluğu yurt dışında aldı!

Ezel dizisini deşifre ettik, ne oldu onbinlerce FETÖ’cü saldırıya geçti, sonuç, deliller ortada, büyük sanatçı dediklerimiz bile ketenpereye getirilmiş. Çarpışma dizisini deşifre ettik, yine topluca saldırıya geçtiler, sonuç, diziyi miziyi bırakıp topuklayıp Suriyelilerle birlikte aynı botlara binip kaçtılar!

Kardeşlerim, ben Trabzonluyum, Maçkalı, yolunuz düşerse Sümela’ya falan, oralarda yalçın granit kayalıklara gömülmüş ladin (çam) ormanlarında boyu otuz metreye varan ladin ağaçlarına iyi bakın, karşıdan şöyle ladin ağaçlarının dik dik yükselişine dimdik boylarına iyi bakın, ben toprak bulamayan o granit kayalardan dikine dikine yükselen o ormanların çocuğuyum! Değil ağacını otuz santim boyundaki ladin ağacı fidesini dahi toprağından pazusu en güçlü olanlar dahi yerinden söküp alamaz.

Önce siz o kara ormanlarda gecelerden sabahlara kadar ağaçları kökünden söken delirmiş fırtınaları kasabaları önünden sürükleyen orkunç yağmurları dinleyin, sonra gelin Nihat Genç’e dil uzatın!

Siz kimsiniz fare sürüleri!

Sizlere bu sütunlarda soylu insanlar gibi insan onurunu kıran insanı köpekleştiren şizofren tarikatları anlatıyoruz, liderlerinizden şeyhlerinizden kuşkuya düşün, silkinin diyoruz.

Cengiz Aytmatov’un Sovyet döneminde yazdığı o büyük kitap: Kır Zincirlerini Gülsarı. Kafesinde zincirlenmiş bir ata yazılmıştır. Bu roman hepinize hepimize yazılmıştır, biz bu kitaplarla büyüdük!

Siz? Elif Şafak, Orhan Pamuk, Haluk Bilginer, Emre Uslu, Zülfü Livaneli, vs.

Evet, Nihat Genç kafayı yedi mi, yedi, bir insan evladının gözlerini ellerini aklını ayaklarını bir köpek salyalı mehdi bozuntusu uğruna feda etmesi karşısında kafayı kim yemezse, deli olan işte odur.

Kardeşlerim, bizler de bir zamanlar güdülmüş sürülmüş kurgulanmış ve adanmış örgütlerin anlamadan bilmeden içlerinde sürüklenerek bu dersleri çıkartıp bugünlere geldik ve romanlarımızla ve yazılarımızla, bizden sonraki kuşağa onun bunun adamı olmanın ağır felaketlerini trajedilerini gençlere döne döne anlatmak insanlık vatan görevimizdir dedik.

Kardeşlerim, bırakın Nihat Genç manyaktır delidir, laflarını, kırk yıldır düzenli hemen her haftası bazen haftada iki üç günü düzenli milyonlarca cümlemin sağlığı derinliği tutarlılığı kanıtlarıyla ortadadır, geçin bunları, şöyle, düşünün: Nihat Genç, babası şoför, yoksul bir kentli çocuk, elinde ayağında yok, eşi dostu yok, örgütü yok, yakın yok, ama alayına meydan okuyacak bir gücü eline hangi tecrübe ve sert yollarda yıpranarak geçirdi? Bunları düşünün, Nihat Genç yaptı, biz de yapabiliriz, deyin.

Bakın, dünkü gün, spor programında bir belgesel izlerken zırıl zırıl ağladım, dünya şampiyonu olmuş mucizevi genç adam jimnastikçi İbrahim Çolak’ın muhafazakar başörtülü annesiyle bir röportaj.

Bu sessiz sedasız küçük bir dünyası olan muhafazakar başörtülü anne her gün oğlunu antreman sahasına götürüyormuş. Oğlu, her gün, ‘hadi anne sen de koş’ diyormuş

Annesi, ‘oğlum ben hayatımda hiç koşmadım, koşmayı bilmem’ diyor.

Oğlu annesine her defasında yine rica ediyor, annesi, koşmayı bilmem, deyip, oğlunu reddediyor, bu bir yıl böyle iki yıl böyle üç yıl böyle devam ediyor.

Oğlu, yine ‘anne, ne olur, sen de koşabilirsin’ diyor.

Ve anne ekranda anlatıyor, dinleyin: ‘Sonunda oğlumu kıramadım hayatımda ilk defa koştum. Baktım, koşuyorum, bir tur, sonra iki tur, sonra üç tur. Baktım ki oğlumla yan yana koşabiliyorum, kendime güvenim geldi, dedim ki, ben de koşabiliyorum. Evet oğlumun başarıları dünya çapında ama asıl başarısı, annesine koşmayı öğretmesi…’

Genç arkadaşlar, mucizevi bir başarıyla dünya şampiyonu olan bu jimnastikçi gencin en büyük başarısı, o manyak kuvvetli Çinlileri Rusları Amerikalıları geçip şampiyon olmak değil, bu şampiyonun gerçek başarısı: Annesine koşmayı öğretmesi.

Annemize arkadaşımıza komşumuza bizi okuyup dinleyene koşmayı öğretmek, yazarlığımızın özetidir.

Evet, koşabiliriz!

Bırakın çocuklar onu bunu kendine mürid köpek yaparak milyar dolarlar kazanan şeyhleri liderleri, sen, ben, o, annemiz, komşumuz, arkadaşlarımız, hepimiz, KOŞABİLİRİZ!

İKİ

Yere göğe koyamadığımız bizim kuşağın efsanesi büyük yönetmen Martın Scorsese imzalı The Irishman’ı nihayet izledik.

Genç izleyiciler için üç buçuk saat çok yavaş ve sıkıcı gelebilir, ancak, biz ‘beklentiden’ ‘meraktan’ çıldırmışcasına üç buçuk saatlik filmi bir solukta izledik.

Aslında Robert De Niro, Al Pacino ve Joe Pesci hiçbir şey yapmayıp üç-buçuk saat heykel gibi dursalardı kesinlikle yine soluksuz izlerdik. Joe Pesci üzerimizde nasıl derin izler bırakmışsa hepimizin adamı Joe Pesci’nin ihtiyarlık halleri rolleri yine aklımızı başımızdan aldı, sanırım bütün ödülleri toplayacak.

Martın Scorsese bu üç büyük yıldızla kendi finalini jubilesini yapmış. Hikaye, daha önce de filmi çekilen mafyalaşan Kamyoncular Sendikası etrafındaki cinayetler içinde çok sağlam bir tetikçinin ağzından geri dönüşlerle yine derin devlet, bağlantılar, arkadaşlık, vefa, aile, adanmışlık, gizlilik, sır, vb. gibi yine ‘gerçek’ kitabına bağlı bir mafya hikayesi anlatıyor.

Kanaatim Scorsese başka bir şey söylüyor bize, yaşlandık ihtiyarladık diyor, işte elli yıldır izlediğiniz yıldızlarım Robert De Niro, Al Pacino, Joe Pesci, işte bu sahneler son demlerimizdir, doya doya izleyin. Bu kahramanlar elli yıldır sizi yerinizden hoplattı, Al Pacino, Joe Pesci, Robert De Niro, daha ne olsun. Bu üçlü birbirleriyle saatlerce karşı karşıya. Aralıksız elli yıldır bu dev sanatçıların her mimikleri, her sözleri, her bakışları büyük olay oldu, sizi sinemaya rüyalara hayallere bağladı.

Yani The Irishman, Al Pacino, Robert De Niro, Joe Pesci, hayranları için bir ‘tapınak’ filmi ve bu tapınakta her biri bir aziz evliya mertebesinde bu üç ismin heykelleri. Martın Scorsese diyor ki, doya doya tapının, saatlerce tapının, yüzlerini duruşlarını sözlerini saatlerce perestiş içinde seyredin.

Ve filmin finalinde mafya hikayesi dışında sanki filmin son cümlelerini kendi sinemasının son sözleri gibi: ‘Bu sırrı bilen herkes öldü’.

Gerçekten, Martin Scorsese, Joe Pesci, Robert De Niro, Al Pacino, ‘bu sırrı bilen’ bu büyük sanatçıların her biri filmdeki hikaye gibi seksen yaşlarına dayandılar.

Film, milli kurtuluş günlerinde gazilerin kortejden geçişi gibi, bu son büyük adamların belki de yanyana birlikte bu beyaz perdeden ‘son zafer geçişleri’ydi.

Ve Martin Scorsese, elli yıl tetikçiliğini yaptığı (:filmini çektiği) mafyanın (:sinemasının) sırrını hala kimseye söylemeden kendi tabutunun siparişini verip kendi mezar yerini satın alıyor ve son sahnede (:hastanede), hemşireye ‘kapıyı açık bırak’ diyerek ölümünü beklediği hasta odasından yarım aralık kapıdan bize ve sinemasına ‘elveda’ diyor!

Martin Scorsese gibi büyük ustayı Joe Pesci gibi efsaneleri bir daha izleyememek duygusu birden içime çöktü içimde nasıl derin bir ‘yas’ nasıl bir hüzün bıraktı, tarifsiz.

Genç adam, Martin Scorsese’nin kötü vasat sıradan tek bir filmi yoktur, önünüzde onlarca yıl var, neyini bulursanız, dünya sineması bu kadar duygu bu kadar gerçeklik bu kadar heyecan bu kadar macera, nasıl inşa edildi, izleyin, sizin de boyunuz büyüsün.