Sahi, biz Suriye’de ne istiyoruz?

Sahi, biz Suriye’de ne istiyoruz?

Değerli Veryansın Tv seyircileri ve okuyucuları. İnşallah Eylül ayından itibaren burada belirli aralıklarla birlikte olacağız ve özellikle Türk dış politikasının önemli konularını ele alacağız.

Türkiye’de görev yapan yabancı diplomatların ve gazetecilerin sık sık söylediği bir söz vardır: “Burada işimizi yaparken hiç sıkılmıyoruz; çünkü sürekli bir meşguliyet var.”

Bununla demeye çalıştıkları da özetle şu:

Türkiye’nin etrafında ve çoğu zaman Türkiye’yi yakından ilgilendiren önemli olaylar olur. Bazen olaylar doğrudan Türkiye ile ilgilidir ve hatta Türkiye içinde cereyan etmektedir. Dolayısıyla meşgul olacağınız olaylar hep vardır. Miskin miskin bir Avrupa başkentinde oturup, merkeze ne rapor yazacağım sıkıntısı Türkiye’de hemen hemen hiç olmaz.

Dedikleri doğrudur. Gerçekten de Türkiye’nin yakın çevresinde meydana gelen olaylara kısaca bir göz atmak bu değerlendirmenin ne kadar yerinde olduğunu gösterecektir. Yunanistan’la 1980’li yıllarda Ege’de yaşadığımız kapışmalar, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ortaya çıkan istikrarsızlık alanları, Birinci Körfez Savaşı, 1990’larda Balkanlar’da yaşananlar, 2000’lerde Irak ve Suriye’de meydana gelen hadiseler düzinelerce diplomat, gazeteci, akademisyen ve uzmanı meşgul etti. Akademisyenler yayın yaptılar, diplomatlar merkezlerine çoğu zaman acil kodlu telgraflar geçtiler, gazeteciler ise haber ve analizler yazarak kariyerlerini geliştirdiler.

Türkiye dış politikası itibariyle yine oldukça hareketli günler yaşıyor. Sadece Suriye ve Orta Doğu coğrafyasının bir bölümünde yaşanan ve bizi yakından ilgilendiren olaylarla Doğu Akdeniz’de meydana gelen hadiseleleri yan yana koysak düzinelerce alt konudan oluşan sorun yumaklarıyla karşı karşıya olduğumuzu görürüz.

Suriye’de ne yapmalıyız? ABD ile Fırat’ın doğusuna ilişkin olarak vardığımız uzlaşma işleyecek mi? Yoksa geçen yıl Menbiç konusunda olduğu gibi Amerika’nın bitmek bilmeyen hikayeleriyle oyalama taktiklerine mi dönüşecek? Peki dönüşürse ne yapmak lazım?

İdlib’de son haftalarda yaşananlara ne demek lazım? Suriye ordusu Rusya’nın da yardımıyla neredeyse tamamına yakını bizim de terörist ilan ettiğimiz grupların kontrolünde olan bu bölgeye yönelik operasyonlarına hız verirken resmi çevreler bundan niye rahatsız oluyorlar? Sınırımızdaki büyükçe bir Suriye toprağının terör örgütleri olarak ilan ettiğimiz grupların elinde kalmasından yana bir politikamız mı var? Veya izlediğimiz politika bu tür sonuçlar mı veriyor ve biz istemeden bu tür sonuçların oluşmasına mı sebebiyet veriyoruz?

Hatta en kısa yoldan şu soruyu soralım:

BÖLMEK Mİ İSTİYORUZ, TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ MÜ?

Biz Suriye’de ne istiyoruz? Bir yandan ülkenin toprak bütünlüğünden bahsedip öte yandan da bölünmesine veya en azından bir sonraki aşamada parçalanmasına gidecek bir federasyona mı dönüştürmeye çalışıyoruz? Çok çetrefil ve içinden çıkılmaz gibi görünen bu sorunları Türkiye’nin ulusal çıkarlarına uygun çözümlere kavuşturmak için hangi alternatif politikalar üretilebilir?

MISIR’LA KAVGADAN ÇIKARIMIZ NE?

Dış politikamızda kolaylıkla gözlemlenebilecek çelişkiler sadece Suriye ve Doğu Akdeniz ile sınırlı değil. Örneğin bir yandan Doğu Akdeniz’de uzun bir gecikmeden sonra pazularımızı göstererek Rumları korkutmayı başardık; ama pazularımızı akılla yani diplomasi ile destekleyecek hamleleri yapmamak için adeta ayak direr gibiyiz. Onlarca yıl gayet iyi ilişkiler içinde olduğumuz Mısır’la neden kavga çıkardık ve ne zaman barışacağız? Kavgamız mezara kadar mı? Kavga ederek Mısır üzerinde baskı kuramıyor ve Mısır dış politikasını hiç mi hiç etkileyemiyoruz; ama Mısır bize kızıp Rumlarla işbirliği yaparak bize zarar verebiliyor. Sonra da Mısır neden Rumlarla işbirliği yapıyor diye kızıyoruz. Oysa cevap basit: Neden yapmasın?

DOĞU AKDENİZ’DE NEDEN PAZU GÖSTERİYORUZ?

Kıbrıs politikalarımızda düzelme olsa da tam bir tutarlılık içeren yeni ve iki devlet esasına dayanan bir çizgiye gelmiş değiliz. Donanmamız Rumlara pazularımızı gösterirken biz hala bütün seçeneklerin masada olduğundan bahsedebiliyoruz. Ne yani? Türkiye’nin üye olamayacağı açık ve seçik ortadayken AB içinde ve sadece adı federasyon olan bir seçenekten mi bahsediyoruz? Öyleyse pazu gösterisine ne gerek var?

Bu örnekleri Türk dış politikasının bir çok alanında görmek mümkün. İşte burada bu konuları tek tek ele alıp, güncel gelişmelerle birleştirerek analiz etmeye, zaman zaman da alternatif politikalar tavsiye etmeye çalışacağız. Etrafımızda yaşananları mercek altına alıp değerlendireceğiz. Türkiye’ye olası etkilerine bakacağız. Eylül’den itibaren görüşmek üzere…