Sevgili ülkem, yapma bunu!

Nihat Genç yazdı...

Sevgili ülkem, yapma bunu!

BİR

Kılıçdaroğlu'nun 'Kürt meselesini' meclise getireceğiz açıklaması Osmanlı'nın dağılması, Cumhuriyet'in Kurulması kadar çok büyük bir tarihi olaydır!

Çünkü bir etnik yapıya, ülkenin yarısını, bir bayrak ve bir ordu vereceksiniz!

Ülkenin bölünmesine karar verecek bu tartışmaya Cumhuriyet Gazetesi'nden sadece Barış Doster karşı çıktı, geri kalan yazarlardan ses çıkmadı. Sözcü Gazetesi'nde ise karşı çıkacak tek kişi dahi çıkmadı, hepsi sessizlikle geçiştirdi. Ve tabii Tele 1 başından beri teşne ve hatta eski Atatürkçü generaller liberal ağzı kullanarak tartışılması demokrasi açısından iyidir, dediler.

Ve tabii Halk TV hiç şaşırtmadı Kılıçdaroğlu'nu alkışladı ve hatta medya mahallesi programcısı Ayşenur Arslan zil takıp oynadı!

Bunları tarihe not düşmek için yazmıyorum, çünkü ortada bir 'tarihiniz' kalmayacak, Ege Denizi'nden aynı botlara tıkışıp kaçarken hiçbirimizin sen haklıymışsın yok ben haklıymışımın hiç bir anlamı kalmayacak!

Kılıçdaroğlu'nun halk iradesini kamufle edip ülkeyi bölme tartışmasını meşrulaştırmasına karşı Sözcü, Cumhuriyet, Tele 1, Halk TV vs. muhalif cenahın ve aydınların sessiz kalmasında anlayamadığım çok şey var!

HDP'yi o kadar seviyorlar ve HDP'nin bu bölücü teklifini demokrasi açısından yüzde yüz şart görüyorlarsa, HDP'ye rica etsinler, HDP'liler muhalefet Erdoğan'ı devirene kadar 'bölücü' taleplerde bulunmasın! Çok sevdikleri parti kurumlarını bölüştükleri HDP, CHP'ye bu kadarcık bir iyilik yapamaz mı?

Sanırım, Oslo'daki gizlilikten HDP'nin canı yandığı için şimdi kartları açık oynamak istiyor!

Ya da 'resmi' ve 'meşru' bir söz almak istiyor, ki, Kılıçdaroğlu'nun ağzından bu sözü defalarca aldılar! Bir daha söyle, hadi bir daha söyle, diye şamar oğlanı gibi Kılıçdaroğlu'na bu sözleri yılın her ayı tekrar tekrar söylettiriyorlar. Yani yarın birgün sözünüzden dönerseniz PKK ve HDP'nin şiddet ve isyan olaylarına  suikastler ve ayaklanmasına mazaret ve haklılık çıksın, baştan söyledik, darılmaca yok, demek mi istiyorlar!

Ya da HDP, AKP'nin ekmeğine yağ sürüp bir şekilde AKP'ye mesaj gönderiyor, diyor ki, bu işi yapsa yapsa sen yaparsın, aklını başına al, işte ittifakı açıkça kurduk, gel, anayasayı değiştirmede anlaşalım. Yani HDP, AKP'yi yeniden masaya oturtmak için CHP'yi kullanıyor!

Neyse, ne!

Uğur Dündar'ından Orhan Bursalı'ya Yılmaz Özdil'nden Soner Yalçın'a Sözcü ve Cumhuriyet'teki yüzlerce Cumhuriyetçi Atatürkçü yazar 'sessizlikleriyle' bize ne söylemek istiyor!

Onlar da HDP'ye karşı, herhalde 'takiyye' yapıyorlar, yani, gün gelip PKK'ya ayrı bir bayrak ayrı ordu ve ülkenin üçte-dörtte birine denk toprak parçasını vermeye niyetleri olmadığını kitlelerini ve  bizi inandırdırmışlardı, sanırım gönülleri ve niyetleri hiç olmamalı. Yani bu çok uyanıklar Erdoğan'ı devirelim de gerisi 'Allah kerim' mi diyorlar!

Ya da zavallı Atatürkçü yazarlar 'sıkışmış kalmışlar', yukarı bıyık aşağı sakal, konuşamıyorlar, açıklayamıyorlar, ileri geri analiz tahlil yorum değerlendirme tek satır yazamıyorlar! Bilmem, daha muhalif günlerinizde bu kadar 'sıkışmış' ağzınızı açamıyorsanız muhalefetin iktidar günlerinde haliniz ne olacak?

İktidara gelince verilmiş sözlerden geri mi döneceksiniz, HDP'ye kazık mı atacaksınız? Yoksa HDP size asla güvenilmeyeceğini bildiği için mi şart üstüne resmi şart istiyor!

Bakın yazar Nihat Genç'in şu güzelliğine, ülkenin bölünmesi ve bir ihanet anlaşmasını dahi küfretmeden kudurmadan galeyana gelmeden usul usul anlatmaya çalışıyor!

Çünkü ihaneti meclise taşımalıyız ittifakı öyle güçlü ki bizler için de yapılacak bir şey kalmadı. Karşı tarafın çok güçlü olduğu açık bir gerçek, her akşam ele geçirdikleri muhalif ekranlarda milyonların zihnini yıkıyıyorlar, pes ettirip kabul ettiriyorlar, çaresiz çözümsüz projesiz bırakıp PKK'ya mahküm ettiriyorlar, o halde, lüzumsuzca bağırmanın çağırmanın artık para etmeyeceğini anlayınca insan ellerini kaldırıp teslim olmaktan başka ne yapabilir?

Kuşatıldığınızı anladığınızda başınız yere düşer, artık 'saldıracak' yer kalmaz, bütün kaleler işgal edilmiş. Artık karşı bir iraden yok. Partiler sivil kurumlar muhalif yapılar yani ordular çözüldü ve dağıldı ve PKK'nın iradesine teslim oldu! Toprak bütünlüğünü savunacak silahında mermi cephede asker kalmamış!

Nasıl oluyor da dağda yenilen PKK masada ve mecliste zafer kazanıyor!

Zaferiniz kutlu olsun, Kılıçdaroğlu ve Karayılan!

Köpeksiz köy, Atatürksüz cumhuriyetsiz tıynetsiz aydınlar bulmuşsunuz, yürüyün, sizi kim tutar!

İKİ

Ya da bize şunu mu söylüyorlar, ülkenin üçte birini ve bir bayrak ve ordu kurma hakkı vererek ülkemizde 'barış ve kardeşlik' tesis edeceğiz!

Bu mudur?

Kardeşlik için ikinci bir bayrak ve ikinci bir ordu, böyle mi?

Üstelik bu iddiada bulunanlar halkçı ve sosyal demokrat!

Kardeşlerim, biz boşu boşuna duvara karşı konuşmaya devam edelim.

Etnik ve cemaat yapıları 'kardeşliği' 'işbirliğini' 'uzlaşmayı' birbirini içinde 'erimeyi' 'karışmayı' imkansız hale getirir, aksine, sosyal ve siyasi çatışmalarla insanları birbirine düşmanlaştırır!

İnsanlar, atelyede, tarlada, sokakta, kahvede, sohet ortamında, sinemada, maçlarda, tatillerde, vs. birbirleriyle tanışır kaynaşır sıcak ilişkiler kurar.

Aksine tarikatlar ve etnik yapılar 'biz-siz' ayrımı yapar!

Tarikat ve etnik örgütler 'biz' ayrımı yapmadan yaşayamaz!

Tarikat ve etnik yapılar önce 'düşmanı' belirler, kafirleri, onlardan olmayanları, alt edilecekleri, yok edilecekleri, öldürülecekleri, vb. kitlesine öğretir.

Tarikat ve etnik yapılarda üretimde 'işbirliği' yoktur!

Yağma ve talanda ve illegalitede işbirliği vardır!

Hatta 'onlar'la işbirliğine girmeyin, arkadaş olmayın, ticaret yapmayın, onların meclisine girmeyin, diye telkin ederler!

Bir sosyal demokrat ise, insanları birbirine kaynaştırmak için, atelyelerin tarlaların fabrikaların iş sahalarının sosyal eğlencenin sosyal toplulukların önünü açar!

Kardeşleşmenin yolu, sosyalitedir, etnik ve tarikat yapılarında bilenip kinlenmek hiç değildir!

İnsanları güzelleştiren birbiriyle sıcak ilişkilere sokan 'iş'tir, çalışma ortamlarıdır, etnik ve galeyanvari kudurgan düşmanlaştırıcı çatıştırmacı kutuplaştırıcı ayrıştırıcı etnik ve tarikat yapıları hiç değildir!

Atelyede, tarlada, sinemada, fabrikada, sokakta, her cins insan her çeşit insanla her çeşit kültürle çok samimi sıcak ilişkiye girer ve yüzyıllarca üstünden atamadığı asabi-ırkı aidiyetleri üstünden atar ya da yumuşatır ve herkesle evlenecek herkesle 'aile' olacak herkesle 'eşitlenecek' sosyal kıvama gelir!

Bir topluma barış ve esenlik ancak sosyalitenin güçlenmesiyle gelir, ayrıştırarak hiç değil!

Aksine, bir etnik yapıya ya da tarikata izin verirseniz 'biz' duygusunu kinle öfkeyle düşmanlıkla bileyleyip ayrışmanın çatışmanın düşmanlığın ve Allah korusun orta-doğu ve Afganistan gibi bitimsiz iç savaşların önünü açar!

ÜÇ

Kılıçdaroğlu'na ve beyni yıkanmış CHP'lilere boş boş konuşmaya devam edelim!

Etnik ve tarikat yapılarında düşmanlık hırsının yaşattığı büyük zevkler vardır, o zevkin şehvete dönüşmesinden kendilerini kurtaramazlar, çünkü o zevk mensubu olduğu yapıyla 'ortak bir zevktir', yani o zevk uğruna iradelerine sahip olamazlar! Kişi ve grup bu yapılarda bütünleşmiş topluma karşı tek cephe olmuştur!

Etnik ve tarikat yapılarında insanlar kendini tek başına dışarı atıp kurtulamaz, bu yüzden, hırslarının zevke şehvete dönüştüren bu dar yapıların liderlerine mafyatik karanlık bağlantılarına çaresizce ve aşkla bağlanırlar! İçinde yaşadıkları sapkın yapıları eleştirecek kadar iradeleri olsaydı zaten kul köle köpek militan olmazlardı. Kendilerini sorgulamayan bu adamlar şimdi büyük millet meclisinde bir ülkenin anayasasını sorgulayıp iptal ettirip değiştirecekler!

Lider ve şeyhlerine şehvetle bağlı bu insanlar lider ve şeyhlerini dünyadan üstün anayasadan üstün toplumdan üstün ve dokunulmaz görürler! Liderlerini toplumdan anayasadan üstün görmedikleri o an o örgütten zaten dışlanır kovulur tek başlarına kalırlar. Tek başına kalmayı göze alamamış insanların bir toplumu olamaz!

Yani 'toplum' değerlerini bilemezler ve insan olamazlar yani başkalarıyla birarada yaşayamazlar!

DÖRT

Yani, tarikatlar ve ilkel etnik yapılar, değişen dünyaya kültüre medeniyete ayak uyduramaz. Çünkü sosyaliteye uzak beyinleri gelişemez 'ilkel' kalır. Beynin gelişmesi için kültürü anlamaları, kendilerini ve liderlerini sorgulamaları şarttır ki, yapamazlar, çünkü 'iradeleri' yoktur!

Düşünün bu iradesiz insanlar kanlı örgütler içinde toplaşmış Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik haklarını sizden istiyorlar!

Hayatın siyasetin deneyimlerinden faydalanamazlar, onlar grup içinde ilişkileri sabit ve donmuştur, deneyimlerini yaşayabilmek için kendi yaşadıklarını bireysel hayatları ciddiye almalıdırlar, ki, tarikat ve etnik ilkel yapılar 'kişiyi' yok eder, adam yerine koymaz... Hiçbiri kendi kişisel serüvenleri anlatamaz romanını yazamaz!

Hakkını da yemeyelim, kişi olabilmeleri için liderle ya da şeyhle, ya da evliya azizlerle rüyalarında kurdukları 'deneyimler' işe yarar. Yani Apo'yu ya da Gavsül azam'ı rüyanda görmüşsen adamsın, ya da Apo'nun ve gavsülün emrinden çıkmamışsan adamsın, gerisi hiçsin.

Tarikat ve ilkel etnik yapılar, bu yüzden, gerçeği değil, hikmet arar, keramet arar, mucize arar, rüya arar.. Şu an dağdaki PKK'lı militan mesela, bir yıl dolmadan Kürdistan'ın yüzde yüz kesinlikle kurulacağını tam olarak inandırılmıştır!

Yani bu insanlar, liderler ve şeyhler ve mucizeler ve uydurulmuş kahramanlık hikayeleri olmadan yaşayamaz!

Etnik liderler ve şeyhler, insanları kendine itaat ettirmek için, insanlarımızı toplumun başka bir yerinde ya da toplumun içinde yaşamalarını imkansız hale getirecek kadar toplumdan sosyal iğrenti oluşturur, toplumu kirli cenabet ya da hain ilan eder, ayrıştırır, çatıştırır, düşmanlaştırır ve böylece kendi arkasında 'saflaştırarak' herkesi kendine muhtaç hale getirir!

Onun yediğini yemeyin onun giydiğini giymeyin onun dediğini demeyin onun yasasına uymayın, ayrıştırma böyle sonsuzca çeşitlenerek toplum bölünür!

Oysa aynı insanları militan örgütten ya da tarikattan alıp bir atelyeye tarlaya koy, hızla kaynaşır içiçe girer, tek bir aileymiş gibi davranırlar!

Yani Sayın Kılıçdaroğlu, etnik ve tarikat yapılarıyla toplum ve hukuk ve sosyalite-kaynaşma yanyana içiçe yaşayamaz!

BEŞ

Mucizelere ve keramete inananlar hayatın gerçek trajedileri karşısında dehşete düşüp kayıtsız ya da lakayt kalırlar. Ve bu korkularını aşmak için hayatın gerçek trajedilerini mucize ve kerametlere ve öte dünyaya bağlarlar, liderimiz de falan konuşmasında burayı ima etmişti böyle öngörmüştü, derler, ya da, bu depremlerin kazaların arkasında öte dünyadan bize gönderilen bir mesaj ders var, derler!

Yani sebep-sonuç ilişkileri iflas eder! Olayların normal sonuçlarına kör kalırlar! Yani korkunç bir kazaya sebep olarak, sarhoş şöförü, bozuk yolu, bakımsız arabalarını suçlu görmezler. Kılıçdaroğlu gibi, sosyal sebepleri ve sosyal sonuçları göremez hale gelirler. Yani insanlar aç ve işsiz, sebebini, iddia ettikleri kendilerine dayatılan Kürt Sorunu olarak isimlendirirler! Yani, bir daha kaza olmaması için içimizdeki Kürtler'i tek tek ayıklayıp onlara ayrı bir yol yapalım!

Sebep-sonuç ilişkileri iflas eden bu şizofren paranoidler tarikatlarımızda ve ilkel etnik yapılarda milyonlarıyla oy vermekte siyaseti belirlemektedir!

Bir sosyal demokrat partinin bu insanlara yapacağı en büyük iyilik, bu insanları işle üretimle sosyaliteyle toplumu rehabiliteye çalışmaktır!

Acı gerçeğimiz: başta Kılıçdaroğlu ve CHP ve HDP dayatmasına sessiz kalan aydınlar artık rehabilite edilemez! Çünkü HDP kendi paranoyasını Atatürkçü denilen aydınlara da bulaştırmış bu ortak paranoya artık ittifak-muhalefete dönüşmüştür!

ALTI

İlkel etnik yapılar ve tarikatlar kendilerine karşı 'uysal' dışarı karşı saldırgandır!

Dergahları ya da militan yapıları onlara yapay korkular şırınga eder ve hepsini dışarıya karşı saldırgan hale getirir. Bizi yok edecekler, bizi asacaklar, bizi tarihten silecekler, bizi hapse atacaklar, bize düşmanlar, bizi bir kaşık suda boğacaklar, gibi, yüzlerce asılsız iftirayı ciddi ciddi ders ve vaazlarında müridlerine-militanlarına aşılarlar!

Bu yapılara etnik mezhebi haklar özgürlükler vererek saldırganlıklarını bitiremezsin!

Çünkü 'toplum' ve 'yasa' bilinçleri yoktur!

Bir sosyal demokrat partinin yapacağı tek şey, bu tür ilkel etnik ve cemaat yapılarına asla müsaade etmemek, aksine ayrıştırmak değil toplumsal ortak değerleri öne çıkartmak, bu yapılara sıkışmış kula kulluk köpeklik edenlere geniş sosyal imkanlar sunmaktır!

YEDİ

İlkel etnik yapılar ve dergahlar, insanların sosyal statülerini becerilerini sanatlarını hiç ciddiye almazlar. Onların hiyerarşisinde başka ilahi makamlar vardır. Tarikatlar mesela kendi çavuş, halife ve şeyhlerini dünyanın en üstünde tutarlar. Dünya çapında kalp ameliyatı yapmış çok başarılı bir doktor bu tarikattaki çavuşu yanında bir hiçtir.

Ve bu yapılar toplumun yasal ast-üst ilişkilerini bozar, şöyle, mesela, bir general dahi ağbisi ya da imamından emir alır, mesela, bir PKK militanı bir HDP'li belediye başkanına emir verir...

Ayrıca, hepsi kendilerini 'farklı' 'seçilmiş' ve 'ayrıcalıklı' ve 'çok özel' görürler!

Toplum değerlerinin ve kültürünün üstünde başka bir hiyerarşiye hizmet ederler, Fetö örneğinde olduğu gibi.

İşte sayın Kılıçdaroğlu, bunların hepsi ciddi beyin hasarlarıdır!

Beyin hasarı demek, travma yaşamış demek, anti-sosyal tipler, hatta sapıklar, hatta pedofili manyaklar dahi bu hasarın çocuklarıdır!

Bir sosyal demokrat partiye düşen, beyin hasarını sosyaliteyle işle imkanla ve zamanla rehabilite etmektir!

Yani, toplum ve hukuk düzenini sapıkça bozan bu yapılara 'özgürlük' vererek ya da 'hak vererek' ya da dayatmayla olmayacak dualarına amin diyerek, hiç değil!

SEKİZ

Konumuz, felaketimiz: şeytan tarafından ele geçirilen 'partiler'!

ABD, etnik ve tarikat yapılarını, partileri, militan ve sivil örgütleri bir dış politika sopası olarak maşa olarak kullanıyor ve tabii bu yapıların güya eylemlerinden sorumlu olmuyor ve bu yapıların arkasında da dolaylı olarak aleni-açık Amerika var dediğinizde de sizi 'paranoyak' olarak suçluyor!

Mesela 'vekil savaşları' ne demek? Batı kendi adına savaşları beslediği-desteklediği partiler-örgütler üstünden yürütüyor!

Yabancı güçlerin ülkemizde bu denli arıza-sapık bulması zor olmasa gerek!

Ortaçağlarda halk ve kilise epilepsi nöbeti geçirenleri içine iblis girmiş cadı diye avlar ve diri diri yakardı!

Bugün nörobiyoloji bize öğretti ki yakılanlar epilepsi hastası 'şeytan' değil..

Yani cadı değil 'hasta'!

Türkiye'de yetmez ama evet anayasasıyla iktidarı ele geçiren Fetö cemaati'nin ilk işi Türk Ordusu'nun içine 'şeytan' girdi deyip Türk Ordusu tarihte görülmemiş şekilde yakıp ortadan kaldırdılar!

Oysa bugün gayet açıklıkla öğrendik ki 'şeytan' olan Türk Ordusu değil, şeytan olan, Türk Ordusu'nu 'şeytan' gösteren yapının kendisi!

İlkel etnik yapılar ve tarikatlar doğaları gereği hep banacı bencil yapılardır, hepsi istisnasız tek kişi tarafından yönetilir, hepsi istisnasız beyin hasarı-travma kaynaklıdır!

Şeytanlık şurada, bu sosyal ve siyasi yapılar içinde tedavi edilemez bireyleri kullaştıran köleleştiren militanlaştıran bu ağır hasta yapıları fırsat bilip bulup atom bombası gibi kullanıyorlar!

Etnik milliyetçilik ve tarikat yapıları, beyin hasarı yaşamış anti-sosyal, kriminal, pedofil, canilik, sapıklık gibi potansiyel manyakların beslendiği-büyüdüğü-toplaştığı yerlerdir! En hafifiyle kendini dergah ve örgüt dışına atacak güçte bulamayan sahipsiz kimsesiz açıkta çıplak kalmış torpilsiz avukatsız ya da ciddi yaralar almış insanların toplaştığı yerdir!

Hastadır bu adamlar, istediğiniz yerde istediğiniz zaman kullanıma açıktırlar!

Amerika ve batılılar, bu hasta yapıları, istedikleri zaman aktifleştirir istedikleri zaman pasifleştirip dinlendirir-bekletir! Bugün itibariyle siyasi islamcı iktidara iliştirilmişler bekletiliyor-dinlendiriliyor, bir hükümet değişikliğinde bu yapıların hızla aktifleşip yer değiştirdiğine şahit olacağımız kimse için sürpriz olmayacak!

Ya muhalefet? PKK, kitlesinden ve bizden şiddette ve çatışmada 'işbirliği' istiyor ve etnik çatışmasına siyasal bir meşruiyet arıyor, kimden?

Süleymancı ve Fetöcüler'in ve PKK'nın son sığınağı olmuş CHP ve İyi Parti'den...

Tekrar edelim, PKK ve tarikatlar, sizden tarlada, atelyede, fabrikada, üretimde bir 'işbirliği' istemiyor, bir taraf sizden dehşete varan bir iç savaşta işbirliği istiyor, diğeri, bütün yasaların üstünde kendini dokunulmaz gören 'biz' dediği tarikatına bağlılıkta 'işbirliği' istiyor!

'Biz'-'siz' ayrımı yapan bu yapılar sosyolojik ve siyasal olarak 'hastadır!'

Bu hastalar istisnasız anayasa ve toplum değerleri tanımaz!

Şöyle. İnsanlar, atelyede, tarlada, sokakta, kahvede, sohbet toplantılarında, sinemada, maçlarda, tatillerde, vs. birbirleriyle tarikat dergahlarından ve PKK örgütlerinden daha hızlı kardeşleşir, sosyalleşir, birbirine ısınır ve ekmeğini bölüşecek kadar iyi geçinir!

Yani ekonomik iyileşme ve dolayımıyla 'sosyaleşme' şarttır!

İnsanlar hangi din ve etnik yapıdan olursa olsun, atelyede, tarlada, sokakta, kahvede, maç seyrederken, oyun oynarken, vs. bu örgüt yapılarından daha 'hızlı' kardeşleşir, birbirlerini daha az suçlar, birbirlerini daha sıcak ve samimi görür.

Ekmeğini kendi bilekleriyle kazandıkça kendini güven gelen insanlar hangi travma ve hasarları yaşarsa yaşasın kendilerini tedavisi mümkündür!

Her sosyal hastalığı aşmanın yolu, kendine güven, kendi işi, kendi sigorta garantisidir!

PKK illegal mafyatik yollarda işbirliğine girer, ve tarikatlar da insanlarla 'üretim'de işbirliğine girmez, tarikatlar yağmada ve talanda işbirliğine girerler.

Bu yapıların müridleri-militanları bilerek ülkeye kastetmiyor, sadece 'özgür iradeleri' yok, bu insanlar kalpsiz de değiller, ama işte hepsinde ağır beyin hasarı, epilepsi nöbeti.

Akşener de Kılıçdaroğlu da ittifak uğruna 'epilepsi' nöbeti geçiriyor!

Çok açık bedenlerine iblis girdi!

Yoksa parti yönetim kademelerini dolduran Fetöcü, Süleymancı yapıları bilmiyor-tanımıyor ve onların dayatmalarını bu denli meydan okurcasına seslendirmeleri hayra alamet hiç değil!

Tepedeki siyasi iktidar tarikat-cemaat yapıları yasa dışı kollayarak ve ama medya ve iktidar imkanlarıyla baskın gelerek kendini 'haklı' göstermeye çalışıyor, aynı şekilde, muhalefet de, iktidarı alt etmenin başka bir yolu yoktur gerekçesiyle bu etnik ve tarikat yapılarını 'normal' ve 'meşru' göstermeye çalışıyor!

Oysa, ayaklarımızın altında zeminimiz anayasa olmadan iman sahibi dahi olamayız.

Ayaklarımızın altında anayasa olmadan kutsallara dahi saygı gösteremeyiz.

Ayaklarımızın altında toplumsal ve insani değerler olmadan bir ülke-toplum hiç olamayız!

İnsanlar, bu şöyle olmalı, bu böyle olmalı, ne var canım tartışalım, gibi cümleler kurmadan önce 'bu budur, şu böyledir' diyen anayasal varlığı gözardı edemez!

Gözardı ettiğinizde canavarların sülüklerin yağmacıların talancıların işgalcilerin kumpascıların şeyhlerin bu ülkeye kastı olanların istilasına açık hale getirir, örnek: Fetö ve sonra iktidar!

Özgür bireyler 'anayasa' olmadan her şeyi 'özgürce' tartışamaz!

Özgürlüğün sınırları 'anayasadır!'

Özgürlüğün sınırları toplum değerleridir!

Kula kulluk yapan lideri ve şeyhi için ölen öldüren yapılara tarihlerde görülmemiş bir ihanetle ülkenin bir yarısı armağan etmek hiç değildir!

Mesela sosyal demokratlar, bütün ciddi bireysel ve sosyal hastalıkların kökeninde ekonomik dengesizlik eşitsizlik haksızlık güvensizlik olduğunu düşünür, öyle yapın.

O insanların zorla şiddetle imkansızlıklarla sıkıştığı kullanıldığı yapıları değil o insanların tek tek kendileri için projeler geliştirin!