Suikastler ve kilise savaşları

Nihat Genç yazdı...

Suikastler ve kilise savaşları

Tahran'da nükleer fizikçi Fahrizade'nin gün ortasında-yol ortasında öldürülmesi kimin gücünü ortaya koyuyor? İsrail'in! Bu 'kusursuz profesyonel' suikastlere yabancı değiliz, daha önce de Kasım Süleymani CIA tarafından öldürüldü. Ülkemizde de bir dizi Kemalist aydın öldürüldü ve failleri bulunamadı. Ve aydın cinayetleriyle ülkemizde 'rejim' değiştirildi. Mesela ülkemizde İslam'da olmayan 'ruhban' sınıfı kurularak cumhuriyet lağvedildi.

Bu saatten sonra CIA ve Mossad'ın ülkemizde işleyeceği cinayetler işte bu 'ruhban sınıfı'nın el-yer değiştirmesi, aralarındaki güç-iktidar kavgaları yüzünden olacaktır, yani yeni dönemin katillerini bulmak istiyorsanız FETÖ'cülerin Süleymancıların Menzilcilerin ve Mahmut Hocacıların vb. siyasi yerleşim ve çatışmalarını takip edin! Saray-Kilise siyaseti ötesinde kiliselerin kiliselerle savaşını!

Daha önce de Trump'un Suud kralıyla medyum küresine mesaj dolu büyücüler gibi dokunması pozundan sonra İran'da meclis baskını olmuş, 12 kişi öldürülmüştü, galiba medyumcular 12 değil yüzlerce ölü bekliyorlardı.

İsrail suikastleri ikinci faza geçmiştir, ilk fazın düşmanları Baas'dı, ikinci fazda Mossad, CIA ve Suudlar İran'ı devirmeye and içmişler. Üçüncü faza gelince, hadi diyelim İran'ın işini bitirdiler, Suud tahtı ve kutsal topraklar Mekke ve Medine'nin İsrail'in eline (kukla yönetimlerle) geçirilmesi an meselesi haline gelecek.

İstediği yerde kusursuz cinayeler işleyen Mossad ve CIA'nın Suud ve Körfez prenslerini filmin sonunda arkadan bıçaklaması hiç de şok ve sürpriz değil, ihtimal dahilindedir.

İçimizdeki her türlü cemaat ve tarikata duyurulur, irili ufaklı bölük pörçük mezhep tarikat hizipleri besleyip büyüten, CIA ve MOSSAD'a dokunan işbirliğine giren herkes cezasını ülkelerini teslim ederek coğrafyaları ellerinden alınarak ödediler, bu filmin başka türlü bitme şansı da yoktur. Tek şansımız eyvallahsız milli güçlerdir.

Akılçelen Yayınevi, Bernard Lewis'in günümüz okuyucusunun ulaşamayacağı yüzlerce Ortaçağ kaynağını kitap haline getirmiş, İslam, başlığında. Kitabı Binbir Gece Masalları gibi okuyorsun. Henüz İslam'ın birinci yüzyılındayız. Kitabın 30. sayfasında şu mektup dikkatinizi çeksin. Aşağıdaki mektubun özeti: henüz birinci yüzyılda hizipcilik iç çatışma had safhadadır ve dışardan bir kurtarıcı beklenmektedir:

'(kısaltarak), İbn Abdullah, elçilerini çeşitli eyaletlere gönderirken onlara dedi ki, Küfede ve etrafında Ali'nin taraftarları ve Şia soyundan gelenler var. Basra'da ve etrafında çekimser kalmak gerektiğine inanan ve 'katil Abdullah olmaktansa maktul Abdullah olmak yeğdir' diyen Osmaniyye var. Mezopotamya'da hizipçi hariciler. Bedevi benzeri kafir barbarlar ve Hristiyan gibi davranan müslümanlar var. Suriye'de Emevilere sadakatten diğerlerine karşı ölçüsüz bir nefretten ve muazzam bir cehaletten başka bir şey bilmiyorlar. Mekke ve Medine'de Ebu Bekir ve Ömer'e kafayı takmış durumdalar. Dikkatinizi Horasanlılara verin. Zira onlar güçlü göğüsleri ve adanmamış yürekleriyle kalabalık ve sadıklar, hırsları onları bölmemiş, fitne onları bozmamış. Korkunç bedenleri, omuzları, sırtları, kafaları, sakalları, bıyıkları ve tüyler ürpertici derinliklerden gelen korkutucu sesleri olan bir ordudurlar. Dünyanın ışığının ve insanlığın fenerinin yükseldiği Doğu'dan iyi alametler görüyorum'. (İbn el-Fakih, Kitab el Buldin, s.315.)

İbn Abdullah'ın bu öngörüsü çıktı ve Asya'dan gelen Türkler (Selçuklular, Memluklular ve Osmanlılar) İslamiyet'in hamisi ve kılıcı Moğol ve Haçlı saldırılarına kalkan oluverdi.

Araplar üçüncü faz tamamlanmadan büyük gerçeği-nihai sonlarını anlayamayacak, İsrail ve Batı'nın ilk büyük savaşı işte bu 'kalkan'ı ortadan kaldırıp Arapları kukla şeyhlerle petrollerine oturmaktı.

Osmanlı'ya ihanet sonrası İngilizlerin kuklası olan Arap şeyhleri, Körfez kralları şimdi Amerika ve İsrail'in oyuncağı haline geliverdi.

Bir, İsrail'le yanyana elli yıl milli-sosyalist rejimleri yıkmak için İslamcı örgütleri fonlayıp desteklediler. İki, Mısır, Irak, Suriye'de milli-sosyalist rejimler paramparça olduktan sonra şimdi İran'a odaklandılar. Irak ve Suriye'de milyonlarca müslüman öldürüldü milyonlar göç etti ve kurdukları IŞİD çok kanlı videolar yayınladı, Alevi ve Şii gençlerin kafalarını keserken.

Hadi İran'ı da patlattınız diyelim, sonra, İsrail elinizdeki kutsal yerleri ve petrolü tutmanıza müsaade edecek mi, eder mi, ettiği görülmüş mü?

Bir suikastlık haliniz var, neyinize güveniyorsunuz?

Mossad gelir, bir kaç prensi öldürür, milyon dolarlarınızı, kutsal beldeleri ve petrolünüze son verir. Zaten an itibariyle İsrail bu krallık ve şeyhliklerin içine yeterince sızmış.

Türkiye'de de II. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş bahanesiyle çok derine sızdı, içimizde kökleşti, Türk istihbaratını ele geçirdikleri açık bilgidir, istedikleri partileri medya düzenini ve tarikat ve cemaatlerin önlerini keyiflerince açtılar.

Türkiye'de milli ordunun-milli iradenin tasfiyesi kolay iş değildi, bu orduyu kimlere parçalattırdılar elli yıl çalışarak büyüterek cemaat ve tarikatlara.

Sonra Cumhuriyet'i yıkıp yerine SARAY VE KİLİSE İKTİDARI kurdular.

Cemaat ve tarikatlar bugün anayasaya aykırı şekilde, kendi başlarına bağımsız 'ayin' düzenliyor.

Belli camiileri ve bölgeleri sahipleniyor.

İstediklerini (aforoz) kafir ilan ediyor.

Allah'ın dostu kavramıyla Allah ve peygamberle kendi cismani ve ruhani vücutlarını kutsallaştırıp birleştiriyorlar.

Hangi emire-krala-devlet başkanına biat edileceğine karar veriyorlar.

Kendi cemaatlerin sapıklık ve günahlarını şefaat ya da dini törenle affediyorlar.

Ve TC yasaları bu insanların bu yasadışı faaliyetlerinden dolayı yargılayamıyor, aksine izin veriyor, büyütüyor, besliyor, işbirliğine giriyor. Mesela Milli Eğitim ve Diyanet, bir buçuk milyon tarikatlara bağlı okullara sessiz kalıyor ve bu cemaatlerin şirketlerine devasa ihaleler veriyor.

Ve cemaat dayanışması müslüman ve ümmet dayanışmasının dahi önüne geçmiştir. Cemaatleri bir nevi müjdelenmiş (kurtarılmış) muamelesi görmekte.

Kur'an ve sünnet dışında ikincil kaynaklar icad edilmiş, şu alim bu ulameya göre deyip kendi .iklerine göre fetva makamıyla Kur'an ve sünnetin üstünden atlanmış artık özgürlük içinde üfürüp salladıkları bir din peydah etmişlerdir.

Ruhban sınıfı çoğu yerde aile ya da eş dost hanedanlığına dönüşmüştür, yani bu yapılara seçimle ya da dışardan girebilmek mümkün değildir.

Ve FETÖ'cülük, Menzilcilik, gibi tarikatların, silahlı kuvvetlere odaklanması tesadüf müdür?

Hepsinin şeyhleri yakınları ve güvenilir kişiler üzerinden bağımsız ve denetlenmeyen kendi kasaları-mal varlıkları vardır.

Ve FETÖ'cüsü gibi Menzilcisi de Süleymancısı vb. kendi bağımsız alanlarını büyütmek için yarışırlar. Yani 'egemenlik alanları' için savaşırlar, mesela, alayı yasadışı olduğu halde aleyhlerine savcılar-hakimler dava açamaz.

Tek siyasi otorite olarak kendi tarikatlarını-cemaatlerini şeyhlerini görürler.

Aynen kitaplarda okuduğunuz gibi oldu, kilise yükseldi Roma çöktü.

Tarikat ve cemaatler çoğaldı Osmanlı dağıldı, Cumhuriyet parçalandı.

Sözün özeti, Türkiye çoktan saray-kilise iktidarına girmiştir, Türkiye'de tarikat ve cemaatler kelimenin tam anlamıyla batıdaki kilisenin muadili haline getirilmiştir.

Artık Türk ordusunda, Türk hukukunda, Türk ekonomisinde, Türk akademisinde, Diyanet İşleri'nde ve medyada vb. beleş yaşayan dokunulmaz ruhbanlar çok büyük güçtürler.

Ve halen her bir tarikat ve cemaat servetlerini geliştirmek için yarış-savaş halindedir.

Suç, günah, sapıklık ve yolsuzluklarını çok geniş bir hadis havuzuyla genişleterek çarpıtıp uydurup kendi din dışı ahlak dışı konumlarını çoktan meşrulaştırmışlardır.

Üstelik birbirlerini dışlamak için birbirleri hilafına iftira ve ithamları hiç korkmadan dillerine dolayıp en küçük gruplara kadar müslümanları düşmanlaştırmaktan hiç çekinmezler.

Ve Mehdi krallığına itirazları yoktur, yani Mesih'in kendi tarikat ve cemaatleri içinden geleceği fikrine imanları tamdır.

Yani, yukarıdaki satırların her harfi cümlesi yüzde yüz gerçektir!

Ve büyük gerçek: TÜRKİYE CUMHURİYETİ'ni artık bu RUHBAN SINIFI YÖNETMEKTEDİR.

Artistliği bırakın, İslam Tarihi'nde Ruhban Sınıfı ilk defa İsrail'in büyük gayretleriyle ülkemizde kurulmuş ve sadece iktidarı değil Milli Eğitim'den Silahlı Kuvvetler'e (Manastır gibi) sübyan mekteplerine, medreselere, hukuk kurumlarına kadar camii dışında her yerdeler.

Burada kafanız karışmasın, ancak şanslı ve gözde tarikatlar var, gözden çıkarılmış düşmanlaştırılmış şeytanları var.

Ve ağzının suyu akarak taklabaz siyasetçileriyle sırasını bekleyen cemaat ve tarikatlar var.

Yani bugünkü muhalefet-iktidar savaşı aslında gerçek bir 'kiliseler arası' savaştır.

Mesela dışlanan Süleymancılar gibi ya da FETÖ yerine Menzil'in geçmesi gibi, bu Ruhban Sınıfı içinde yepyeni bir iç savaş başlamıştır.

Ve sözde Atatürkçü yazarların da gayretiyle bu savaşı size özgürlük, demokrasi, hukuk, vs. başlıkları altında yutturmaya çalışıyorlar, bu yüzden yeni 'azizler' yeni 'kutsallar' inşa ediliyor, mesela İmamoğlu, Kaftancıoğlu, yüzlerce Atatürkçü yazarın onayıyla 'kutsanmadı mı?'

Uzun zamandır Türkiye'de muhalefet diye Batısı, Bıden'ı, AB'si, İsrail'in öncülüğünde yola çıkarılmış milliyetçi ve Atatürk maskesi takmış taklabaz siyasetçileri konuşuyoruz. Muhalefetin içinde gladyo FETÖ gırla gidiyor. Taklabaz siyasiler gladyo ve FETÖ unsurlarını örtmek için ekranlarda bin takla atıyor.

TAKLABAZ SİYASİLERİN tek görevi, ruhban sınıfı arasındaki el-yer değiştirmelere el-ayak olmak.

Bu saatten sonra Türkiye'de faili meçhul ya da suikastler, artık ne olacak neleri manipüle edeceklerse, hepsi bu cemaatler arasında-içinde olacaktır.

Yani Atatürk maskesi takmış taklabazlara aldırmayın, onlar, bu cemaatlerarası iç savaşların şovmenliğine soyunmuşlar. Ona suikast buna suikast? Bu kiliselerarası bir savaştır.

Sen kime oynuyorsun? Kimin adamısın? Menzil, FETÖ, Süleymancı, İsmailağacı vs. arasındaki iktidar savaşlarından bize ne?

Milli güçler kendine gelene kadar, uyuşturulmuş muhalif seçmenlere, cemaat ve tarikatların iç savaşlarını iktidar-muhalefet siyasetleri diye pazarlamaya doymayacaklar!

Cumhuriyetçiler, vatanseverler tarih sahnesine çıkana kadar, o tarikatın ya da bu kilisenin, adamı yazarı kuklası olarak sizleri yine birbirinize kırdırtacaklar.

Laik-şeriat kavgasını kimler çıkartmış, şeriatçıların önünü kim açmışa, bugün sizi o tarikatın adamından bu cemaatin kucağına atanlar aynı güçlerdir.

FETÖ'yü Babacan'ı ve Davutoğlu'nu ve HDP'yi dahi şirinleştirip yumuşatıp meşrulaştırıp 'muhalefet' adını kim veriyorsa suikastler ve faili meçhullerle bir otuz-elli yılınızı daha çalacak olan aynı aktörlerdir.

Gün itibariyle ülkemizde Mossad ve CIA 'taklabaz' siyasetçileri devreye sokmuştur.

Yukarıdaki tarihten alıntımız gibi milli güçler yerini alana kadar kilise savaşları bitmeyecektir.

Yabancı güçler her dönem iktidara keyiflerine uygun yeni bir kilise taşıyacaklar ve bu kilisenin de azizi-azizleri hep onlar ama şehidi-şehitleri ülkemin yoksul çocukları ve hep ben olacağım, yok öyle yağma!