Tepişme ve egomani olarak siyaset

featured

Kuralların ve yasaların yetersiz olduğu, teamüllerin terk edildiği, normların aşındığı yerde, egomanik, yani hastalık derecesinde kendini beğenen, anormal derecede kendini önemseyen insanlar dar alanda kendilerine yer açmak için birbirlerini tekmelerler, itişip tepişirler.

Siyasî partilerin tepesine tünemiş yöneticiler delegeleri avuçlarının içinde tuttukları sürece yerlerinde kalırlar. Delege denilen yaratık, bağımsız düşünebilen bir politik özne olarak değil, parti merkezi ve genel başkan tarafından özenle seçilip beslenen, kurultay zamanı geldiğinde etinden ve sütünden istifade edilen bir koyun cinsi olarak tasarlanmıştır.

Partilerin içinde genel merkez ve taşra yöneticilerine hesap soracak, gerektiğinde onları “geri çağıracak,” yani görevden alacak hiçbir mekanizma yoktur. Sıradan partililer bu duruma alışmışlardır, önlerine konulan ya da bizzat yarattıkları liderlik totemine tapınmayı, onu her durumda savunmayı normal zannederler, görev addederler. Sürekli tepişen egomanik kişilerin çevresinde toplanırlar, tabanda onları taklit ederek itişip tepişirler ya da “Dur bakalım n’olacak?” diyerek sessizce olup biteni seyrederler.

Ezemediği insana önderlik etmekten aciz parti şefi, kendisini eleştireni rahatlıkla vatan haini ilan ederken, en uğursuz yalaka zorbayı sırf kendisini övdü diye bağrına basıp vatansever ilan edebilir. Bu kadar geniş bir lider özgürlüğü, böylesine patavatsız bir rahatlık, sahici zaferler kazanmış liderlere bile nasip olmamıştır.

Bağımlı iktisadi yapının bir icabı olarak Türkiye’de siyasetin dışarıdan yönlendirildiğini, biçimlendirildiğini, siyasî alanda bir boşluk oluştuğu zaman Marangoz Geppetto Usta’nın keresteden bir Pinokyo yontup onu güzelce cilaladıktan sonra arkasına destek, cebine para koyarak ortalığa saldığını biliyoruz, görüyoruz. Sanırım bunu herkes görüyor, en azından hissediyor. Ancak bilmek ile idrak etmek farklı şeylerdir.

Bir şeyin nasıl gerçekleştiğini bilirsiniz. Görüyorsunuz çünkü. Mesela İmamoğlu ve Babacan gibi karakterlerin mevcut anayasal rejimin potansiyel başkanları olarak nasıl imal edildiklerini, cilâlandıklarını, küresel kredi kuruluşlarının bunların cebine nasıl para koyduğunu, usta “image maker”larla imajlarının nasıl parlatıldığını, yabancı haber ajansları ve yorumcular marifetiyle bu şahısların nasıl şişirildiğini, pist başına çekilerek uçuşa hazır hâle getirilip alkışlatıldığını görüyorsunuz.

Sayın Reis gibi küresel güçlerin verdiği bütün görevleri tamamladığı hâlde yerini korumakta ısrar eden hırçın dava adamlarının ya da Kılıçdaroğlu ve Muharrem İnce gibi yeterli performans gösteremeyen unsurların yerine hemen yenilerinin nasıl ikame edildiğini ve insanların gözüne sokulup kurtarıcı diye pazarlandığını; küçük provokasyonlarla partilerin içinin nasıl karıştırıldığını herhalde görüyorsunuz, biliyorsunuz.

Fakat idrak etmek başka bir şey. Bir olayı idrak ettiğiniz, yani müdrik olduğunuz zaman, onu anlamış, sebep ve sonuçlarıyla birlikte kavramış, sırrına ulaşmış ve olayı çözmüş olursunuz. Bu da size bir sorumluluk yükler. Sorumluluk duygusu sizi doğruca önünüzdeki seçeneklere götürür: sorgulayacak mısınız, kabul mü edeceksiniz, razı mı olacaksınız, isyan mı edeceksiniz? Bunları düşünmeye başlarsınız. Dolayısıyla görmek ve bilmek yetmez, idrak etmek ve davranmak gerekir.

Gelelim günün en önemli sorusuna: Saray’a kim gitti? Bence sisli bir Ankara gecesinde camları karartılmış sahte plakalı bir arabanın arka koltuğunda yüzünü bir şapkayla gizleyerek Saray’ın avlusuna süzülen kişi Kılıçdaroğlu’ndan başkası değildi. Sağır ve dilsiz baltacılar onu arabadan alarak başına bir külâh geçirdiler ve doğruca Reis’in huzuruna çıkardılar. Mahrem ortamda CHP’nin iç sorunları konuşuldu.

Reis ona, “Senden çok memnunum, Kemal,” dedi. “Kaset komplosuyla biraz müstehcen biçimde partinin başına geçmiş olmana rağmen, çok iyi hizmet ettin. Partinin merkez yönetiminde ne kadar yurtsever, Kemalist, ulusalcı, deneyim ve birikim sahibi insan varsa hepsini tasfiye ettin. Böylece bizi CHP’nin altı okundan, sert laik ve ulusalcı muhalefetinden kurtarmış oldun. Ben rejimi değiştirirken CHP’nin içinde yolumu kesecek kimse bırakmadın. Şimdi köpek balıklarıyla boğuşacaksın. Böylece dikkatleri dağıtan yepyeni bir gündemin parçası olacaksın. Fakat merak etme, yerini koruyabilirsen yine yüzde yirmilerde kalırsın, muhalefet rolünü oynarsın…”

Her malın bir raf ömrü olur, kullanım değeri zamanla azalır. Batı medyasının Sayın Kılıçdaroğlu’na Gandi rolünü vermesi gayet manidardır. Pasif direnişi, sivil itaatsizliği savunan Gandi, bilindiği gibi, anarşizm ailesine mensuptur. Ben kendisini pek tutmam; Errico Malatesta gibi eylemci, Naçayev gibi komplocu, Proudhon gibi felsefî anarşistler daha çok ilgimi çeker. Fakat CHP’nin başında Mustafa Kemal gibi biri değilse de, en azından Devrim Kanunları’nı savunan, millî şuuru ve gururu olan vicdanlı birinin olması gerekirdi.

İnsanların önlerine konulan ya da bizzat yarattıkları bir totemin etrafında toplanmaları bana her zaman çok tuhaf gelmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu CHP’nin başına konulduğunda partililer koro halinde “Kılıçdaroğlu, hem temiz hem de dürüst bir insan oğlu” diye şarkı söylemişlerdi. Bunu işittiğimde bir gülme krizine yakalandığımı hatırlıyorum.

Bir keresinde kendisine sordular: “Seyyit Rıza kimdir?” Şöyle cevap verdi: “O bir insandır.” Muharrem İnce de sekiz köşeli kasketiyle Cumhurbaşkanı olmak için sahneye çıktığında beni çok güldürmüştü. Allah da onu güldürsün. Bir tv programında kendisine sormuşlardı: “ABD ve İsrail, İran’a saldırırsa tavrınız ne olur?” Şöyle cevap vermişti: “Önce yargıyı düzeltmek gerekir.” O sırada çay içiyordum, gülmekten neredeyse boğulacaktım.

Her şeyi ama her şeyi tartışan toplum, bu komediye, bu “lider” çapsızlığına katlanmak zorunda değildir.

Türkiye’nin esas sorunu rejim sorunudur. Saray da dahil olmak üzere herkes mevcut anayasanın ülkeye fazla dar geldiğini idrak etmiş olmalıdır. Siyasî partilerle ilgili en temel sorun ise Siyasî Partiler Kanunu’dur (SPK). Bu kanun partilerin başındaki şahıslara ve parti yönetimlerine aşırı yetkiler vermiştir ve partilerin tabanını boğmaktadır.

Bütün partilerin dikişleri patlamakta; parti hayatı, zekâ seviyesi ortalamanın üzerinde ve birikimli olan insanların siyasetten uzaklaşmalarına ya da ayrılmalarına neden olmaktadır. Bütün siyasî partilerde sürekli bir negatif seleksiyon (olumsuz seçilim) yaşanmaktadır. Siyasette hesap verebilirliğin olmaması, siyasî partilerin giderek mafya benzeri kapalı gruplar tarafından yönetilmesi, ülke siyasetinin dışarıdan yönlendirilmesini, parti şeflerinin şahsi menfaatlerini ABD’den Çin’e, Avrupa’dan Rusya’ya kadar değişen müstevlinin siyasî emelleriyle tevhit etmelerini kolaylaştırmıştır.

Siyasetin tepişme ve egomaniden, her türlü menfaat ilişkisinden arındırılması; idealist bir kadro faaliyeti olarak yeniden tanımlanması gerekir. Tabanın, başarısız parti yönetimini sorgulamasına ve gerektiğinde görevden almasına imkân veren mekanizmalar getirilmelidir. Bütün bunlar ancak yeni bir anayasa ve SPK’yla mümkün olabilir. [email protected]

Tepişme ve egomani olarak siyaset

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

20 Yorum

  1. 3 sene önce

    Ha bu yapılan muhalefet midir? Avrupa demokrasilerinde, muhalefet, saray soytarılığı ile başlamıştır (operası yazıldı: Rigoletto). Bizde de yapılan odur. Gerçek muhalefet yapmaktan, “şoför iyi sürüyor, aman âsâbını bozmayalım, kazâ yapar” düşüncesi ile kaçınılmaktadır. Sn. ERDOĞAN’ın canı eğer bir gün bir şeye gerçekten sıkılmışsa, neşesini, akşam ÇL^Ş^N’ı okuyarak buluyordur.

    Cevapla
  2. 3 sene önce

    Ha bu yapılan muhalefet midir? Avrupa demokrasilerinde, muhalefet, saray soytarılığı ile başlamıştır (operası yazıldı: Rigoletto). Bizde de yapılan odur. Gerçek muhalefet yapmaktan, “şoför iyi sürüyor, aman âsâbını bozmayalım, kazâ yapar” düşüncesi ile kaçınılmaktadır. Sn. ERDOĞAN’ın canı eğer bir gün bir şeye gerçekten sıkılmışsa, neşesini, akşam ÇL^Ş^N’ı okuyarak buluyordur.

    Cevapla
  3. 3 sene önce

    Sadece parti yöneticileri değil toplum da çıkarı için her şeyi yapan bir özne konumuna geldi ki insan beyninin 3 temel bilinçdışı saikle hareket ettiği düşünülürse ( beslenme,barınma,neslini devam ettirme-haz alma) hiçbir çıkış ve kurtuluş yolu göremiyorum. Ege, Akdeniz sahilleri ve İstabul’un elit yerleri hariç Türkiye’nin 10 yıla kalmadan Suriye vari parçalanmaya uğrayacağını düşünüyorum ve saydığım yerler dışında insanları kötü bir gelecek bekliyor olacak.

    Cevapla
  4. 3 sene önce

    Sadece parti yöneticileri değil toplum da çıkarı için her şeyi yapan bir özne konumuna geldi ki insan beyninin 3 temel bilinçdışı saikle hareket ettiği düşünülürse ( beslenme,barınma,neslini devam ettirme-haz alma) hiçbir çıkış ve kurtuluş yolu göremiyorum. Ege, Akdeniz sahilleri ve İstabul’un elit yerleri hariç Türkiye’nin 10 yıla kalmadan Suriye vari parçalanmaya uğrayacağını düşünüyorum ve saydığım yerler dışında insanları kötü bir gelecek bekliyor olacak.

    Cevapla
  5. 3 sene önce

    Mevcut durumu çok güzel özetlemişsiniz. Kaleminize sağlık

    Cevapla
  6. 3 sene önce

    Mevcut durumu çok güzel özetlemişsiniz. Kaleminize sağlık

    Cevapla
  7. 3 sene önce

    Vatandaşların ülke içinde önceliği hep kişisel çıkarlar olmuş kendi durumu iyiyse toplum ve millet umrunda olmuyor hep söylenir siyasi partiler yasası ve seçim yasası değişmesi gerektiği ama çoğunluk umursamıyor o yüzden hep aynı tiyatro oynanıyor her bir türban tartışması kim daha imanlı tekerleme gibi izleyici böyle olunca hep aynı oyun sahneleniyor sadece bazen oyuncu değişikliği oluyor eğer uyanma isteği olmazsa vatandaş da daha kötüsünü yaşayacak

    Cevapla
  8. 3 sene önce

    Vatandaşların ülke içinde önceliği hep kişisel çıkarlar olmuş kendi durumu iyiyse toplum ve millet umrunda olmuyor hep söylenir siyasi partiler yasası ve seçim yasası değişmesi gerektiği ama çoğunluk umursamıyor o yüzden hep aynı tiyatro oynanıyor her bir türban tartışması kim daha imanlı tekerleme gibi izleyici böyle olunca hep aynı oyun sahneleniyor sadece bazen oyuncu değişikliği oluyor eğer uyanma isteği olmazsa vatandaş da daha kötüsünü yaşayacak

    Cevapla
  9. 3 sene önce

    Devrik kanunlarına kadar gitmişsiniz ama çıkar odaklı çok patili politik sistemin işlemediğine değinmemiş, makyaj ile (Partiler kanunu değişimi) yetinmişsiniz. Anayasayı aşındıran kaflara isyasi partiler kanununu da aşındırdılar, yine yaparlar…
    Çıkış yolu tam bağımsız vekilleden oluşan bir meclistir, halkın seçtiği halktan başka kimseye gebe olmayan, yargı karşısında zırhı olmayan vekillerden oluşan bir meclis. Başbakanı da başkanı da, bakanları da aralarında liyakata dayalı seçerler. Her hangi an itibarıyla verilen bir gensoru ile de görevden meclis kararı ile alınabilirler.
    500 kişi arasında çete oluşturmak da kolay değildir,250 kişi olsalar bile diğer 250 kişi bunu engelleyebilir.

    Cevapla
  10. 3 sene önce

    Devrik kanunlarına kadar gitmişsiniz ama çıkar odaklı çok patili politik sistemin işlemediğine değinmemiş, makyaj ile (Partiler kanunu değişimi) yetinmişsiniz. Anayasayı aşındıran kaflara isyasi partiler kanununu da aşındırdılar, yine yaparlar…
    Çıkış yolu tam bağımsız vekilleden oluşan bir meclistir, halkın seçtiği halktan başka kimseye gebe olmayan, yargı karşısında zırhı olmayan vekillerden oluşan bir meclis. Başbakanı da başkanı da, bakanları da aralarında liyakata dayalı seçerler. Her hangi an itibarıyla verilen bir gensoru ile de görevden meclis kararı ile alınabilirler.
    500 kişi arasında çete oluşturmak da kolay değildir,250 kişi olsalar bile diğer 250 kişi bunu engelleyebilir.

    Cevapla
  11. 3 sene önce

    Ne kadar geri zekalı,cahil ve ahlaksız kişi varsa siyasi partilerde kümelenmiştir!!!

    Cevapla
  12. 3 sene önce

    Ne kadar geri zekalı,cahil ve ahlaksız kişi varsa siyasi partilerde kümelenmiştir!!!

    Cevapla
  13. 3 sene önce

    Eğer ilçelerde bu delege oyunlarının nasıl oynandığını somut gerçeklerle anlatabilseydik idrak sahibi olanların çaresizliği de gün yüzüne çıkardı.

    Cevapla
  14. 3 sene önce

    Eğer ilçelerde bu delege oyunlarının nasıl oynandığını somut gerçeklerle anlatabilseydik idrak sahibi olanların çaresizliği de gün yüzüne çıkardı.

    Cevapla
  15. 3 sene önce

    Aşağıda yorum yazan bazı arkadaşların da dikkat çektiği gibi, doğruları olanca çıplaklığıyla alt alta sıralayıp, son satırda işi “siyasi partiler kanununa” bağlamışsınız.
    Oysa sorun bunun çok ötesinde. Bu iş siyasi partileri falan çoktan aştı. Bizde sorun tamamen seçmenle ilgili.
    Siyasi partiler kanununa atıfta bulunarak; “Tabanın, başarısız parti yönetimini sorgulamasına ve gerektiğinde görevden almasına imkân veren mekanizmalar getirilmelidir.” diyorsunuz.
    Tamam doğru, çok doğru da.. Velev ki bu mekanizmaların olmadığı bir durumda, sandık başına giden Mehmet bey’in; Yönetimini beğenmediği ve yöneticilerini kendi eliyle değiştirmesine de imkan olmayan partisi yerine, mevcut seçenekler arasında kendi görüşlerine yakın bulduğu başka bir siyasi partiye oy vermesini engelleyen ne?
    Mehmet beyin elini kim tutuyor?
    Kimse bana seçenek mi var demesin.. Evet var.. Her zaman vardır.
    Kimse bana baraj var, oyumuz çöpe gider demesin.. Oy hiç bir zaman çöp olmaz da, haydi bir beş yıllığına çöpe gitti diyelim, bu durumda bile, bir sonraki seçimde; Ya oy vermeyerek cezalandırdığın partinin yöneticileri akıllarını başlarına toplarlar, veya oy vererek desteklediğin parti barajı aşacak güce ulaşırdı.
    Mehmet bey tam onyedi yıldır açık tımarhaneye dönmüş bir memlekette yaşıyor ama, bunları düşünemiyor öyle mi?
    Parti başkanı “tıpış tıpış” oy vereceksin diyor.. veriyor. “Hesap ortada” PKK’ya her aileden birer oy verdik mi bunları deviririz diyor.. Veriyor.
    Ama PKK’ya bile verdiği o bir oyu, meclis dışındaki gerçek muhalefet partilerinden birine vermeye bir türlü eli varmıyor Mehmet beyin…
    Sıkıldık artık bu sahtekârlıklardan, kimse bizi aptal yerine koymasın… Mehmet beyin meşrebi bu.. Mehmet bey bu düzeni seviyor beyler!
    Hay ben böyle Mehmet beyin sülâlesini…

    Cevapla
  16. 3 sene önce

    Aşağıda yorum yazan bazı arkadaşların da dikkat çektiği gibi, doğruları olanca çıplaklığıyla alt alta sıralayıp, son satırda işi “siyasi partiler kanununa” bağlamışsınız.
    Oysa sorun bunun çok ötesinde. Bu iş siyasi partileri falan çoktan aştı. Bizde sorun tamamen seçmenle ilgili.
    Siyasi partiler kanununa atıfta bulunarak; “Tabanın, başarısız parti yönetimini sorgulamasına ve gerektiğinde görevden almasına imkân veren mekanizmalar getirilmelidir.” diyorsunuz.
    Tamam doğru, çok doğru da.. Velev ki bu mekanizmaların olmadığı bir durumda, sandık başına giden Mehmet bey’in; Yönetimini beğenmediği ve yöneticilerini kendi eliyle değiştirmesine de imkan olmayan partisi yerine, mevcut seçenekler arasında kendi görüşlerine yakın bulduğu başka bir siyasi partiye oy vermesini engelleyen ne?
    Mehmet beyin elini kim tutuyor?
    Kimse bana seçenek mi var demesin.. Evet var.. Her zaman vardır.
    Kimse bana baraj var, oyumuz çöpe gider demesin.. Oy hiç bir zaman çöp olmaz da, haydi bir beş yıllığına çöpe gitti diyelim, bu durumda bile, bir sonraki seçimde; Ya oy vermeyerek cezalandırdığın partinin yöneticileri akıllarını başlarına toplarlar, veya oy vererek desteklediğin parti barajı aşacak güce ulaşırdı.
    Mehmet bey tam onyedi yıldır açık tımarhaneye dönmüş bir memlekette yaşıyor ama, bunları düşünemiyor öyle mi?
    Parti başkanı “tıpış tıpış” oy vereceksin diyor.. veriyor. “Hesap ortada” PKK’ya her aileden birer oy verdik mi bunları deviririz diyor.. Veriyor.
    Ama PKK’ya bile verdiği o bir oyu, meclis dışındaki gerçek muhalefet partilerinden birine vermeye bir türlü eli varmıyor Mehmet beyin…
    Sıkıldık artık bu sahtekârlıklardan, kimse bizi aptal yerine koymasın… Mehmet beyin meşrebi bu.. Mehmet bey bu düzeni seviyor beyler!
    Hay ben böyle Mehmet beyin sülâlesini…

    Cevapla
  17. 3 sene önce

    “Bütün bunlar ancak yeni bir anayasa ve SPK’yla mümkün olabilir”
    Asil neden Neo-liberal sistem’in Turkiye’yi icine soktugu durumdur. Kureselcilik dunyanin basina neo-liberalismi sarmistir. Evren ve Ozal ile gazina basilmis, bugunlere kadar gelmistir. Normale donmek once neoliberalismin ve kureselcilerin defedilmesi ile olur. Bu surec sadece Turkiye’yi baglamiyor. Korperatism (sirketlerin yonetimi) kureselciligin temel nedenidir. Belli bir zumrenin elinde dunyaya hukmedebilecegini sanan bu yapilanmanin cokmekten baska caresi kalmamistir. Bu degisimle birlikte Turkiye’de degisecektir. Milli duygularin Turkiye’de Rusya’da Cin’de, Fransa’da artmasi bu donusumu gostermektedir. Yeni anayasa ve SPK gecici cozumlerdir. Dogal cozum kendisini degisimle beraber getirecektir. 1688 Ingiliz sanli ihtilali (glorious revolution) ve 1789 Fransiz ihtilalleri sosyolojinin dogal sonucudur ve dunyayi degistirmistir. Yine benzeri olacaktir ama bu sefer dunya genelinde.

    Cevapla
  18. 3 sene önce

    “Bütün bunlar ancak yeni bir anayasa ve SPK’yla mümkün olabilir”
    Asil neden Neo-liberal sistem’in Turkiye’yi icine soktugu durumdur. Kureselcilik dunyanin basina neo-liberalismi sarmistir. Evren ve Ozal ile gazina basilmis, bugunlere kadar gelmistir. Normale donmek once neoliberalismin ve kureselcilerin defedilmesi ile olur. Bu surec sadece Turkiye’yi baglamiyor. Korperatism (sirketlerin yonetimi) kureselciligin temel nedenidir. Belli bir zumrenin elinde dunyaya hukmedebilecegini sanan bu yapilanmanin cokmekten baska caresi kalmamistir. Bu degisimle birlikte Turkiye’de degisecektir. Milli duygularin Turkiye’de Rusya’da Cin’de, Fransa’da artmasi bu donusumu gostermektedir. Yeni anayasa ve SPK gecici cozumlerdir. Dogal cozum kendisini degisimle beraber getirecektir. 1688 Ingiliz sanli ihtilali (glorious revolution) ve 1789 Fransiz ihtilalleri sosyolojinin dogal sonucudur ve dunyayi degistirmistir. Yine benzeri olacaktir ama bu sefer dunya genelinde.

    Cevapla
  19. 3 sene önce

    Çok güzel yorum yazan arkadaşlar var,lakin; sorunu ve çözümü somuta indirgemek lazım.şöyle basit bir örnek vermek gerekirse; mağaza vitrininde sergilenecek bir meta yani ürün olmazsa müşteri eşikten içeri adımını atmaz..en basitinden bir fırının bile albenisi olmalı ekmek kokusu müşterileri çekmeli..raftaki ekmek taze imajı vermeli ki müşteri fırından içeri girsin..yani bir Chp yıllardır %30 ‘a ulaşamadıysa vitrinin boşluğuna ve partinin ideolojisini yansıtan söylemlerdeki eksikliğe ve somut proje noksanlığında aramalıdır suçunu..Cumhuriyeti tekrar ayağa kaldıracak kadroların vitrine konması, parti tüzüğünün yeniden tanımlanması,21.yüzyıla uyum sağlamış Cumhuriyet söylemleri ve projeleri ile İzmir İktisat Kongresi temelinde ve özünde hazırlanmış iktidara hazırlık belgesi bellji bu toplumda CHP ya da başka bir partinin yeniden umutların aşılanması açısından bir kapı aralayabilir..bu güzel ülkeyi yeniden çağdaş, demokratik bir yapıya büründürebilir,toplumda “altı ok” kapsamında kurucu fabrika ayarlarına ulaşmamızı sağlayabilir diye düşünmekteyim.

    Cevapla
  20. 3 sene önce

    Çok güzel yorum yazan arkadaşlar var,lakin; sorunu ve çözümü somuta indirgemek lazım.şöyle basit bir örnek vermek gerekirse; mağaza vitrininde sergilenecek bir meta yani ürün olmazsa müşteri eşikten içeri adımını atmaz..en basitinden bir fırının bile albenisi olmalı ekmek kokusu müşterileri çekmeli..raftaki ekmek taze imajı vermeli ki müşteri fırından içeri girsin..yani bir Chp yıllardır %30 ‘a ulaşamadıysa vitrinin boşluğuna ve partinin ideolojisini yansıtan söylemlerdeki eksikliğe ve somut proje noksanlığında aramalıdır suçunu..Cumhuriyeti tekrar ayağa kaldıracak kadroların vitrine konması, parti tüzüğünün yeniden tanımlanması,21.yüzyıla uyum sağlamış Cumhuriyet söylemleri ve projeleri ile İzmir İktisat Kongresi temelinde ve özünde hazırlanmış iktidara hazırlık belgesi bellji bu toplumda CHP ya da başka bir partinin yeniden umutların aşılanması açısından bir kapı aralayabilir..bu güzel ülkeyi yeniden çağdaş, demokratik bir yapıya büründürebilir,toplumda “altı ok” kapsamında kurucu fabrika ayarlarına ulaşmamızı sağlayabilir diye düşünmekteyim.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!