Türk milleti kenetleniyor

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı

featured

Milletçe yaşadığımız fiili durumlar artık halkımızın büyük çoğunluğu tarafından iyiden iyiye fark edilmeye başlamıştır. Ekonomik sıkıntılar ve siyasi çalkantılar ülkemizde hemen her alanda bulanık bir ortam oluşturmakta; iç cepheyi çökertmeye çalışan Türk düşmanı aktörler grileşen sosyal ve kültürel atmosferi bulunmaz fırsat olarak görmektedir. İktidar-muhalefet benzeşmesi, halkımızı çaresizlik duygularına hapsederek ruhen ve zihnen hırpalamaya başlamıştır. Gidecek olanla gelecek olanlar arasında sağlıklı bir seçim yapmayı zorlaştıran bu benzeşme, bir tarafı iktidar bir tarafı muhalefet olan aynı bloğun ilke ve uygulamalarda da koşut davranmaları döngüsünü perçinlenmiş bulunmaktadır.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın yerinde benzetmesiyle Sarı Muhalefet, daha önceki yazılarımda da vurguladığım gibi, bu sıfatı, iktidara değil, Türk milletine muhalefet ettiği için almaya hak kazanmıştır.

Sarı Muhalefet sıfatı, Türk Milletinin bu iktidar-muhalefet benzeşmesini fark etmeye başlamasıyla yalnız bir adlandırma değil, var olanın doğal olarak dillendirilmesi anlamına gelmektedir.

Bu benzeşmeyi hiç kimsenin inkar edemeyeceği somutlukta ortaya koyan bir takım gelişmeler yaşadık.

İlki, ilk kez Veryansıntv, Erzincan Iliç’teki ölüm madenine dikkat çekmişti. Neredeyse hiçbir basın kuruluşu, Iliç çernobiline tek bir satır ayırmamıştı. Nihayet siyanür borularından biri patlayıp Fırat Nehri’ne karışınca, bazıları ses vermek durumunda kaldı. Bakanlık en yüksek cezayı kesti. Madenin faaliyetleri şimdilik durduruldu. Ama tamamen kapatılıncaya kadar, Türk milletini zehirleyen, sessiz katliama neden olan bu ölüm kuyusunu kökten kurutmak kaçınılmaz olacaktır. Zafer Partisi dışında, birbirine benzeyen malum siyasi partiler bu vahim soruna kör, sağır ve dilsiz kaldılar. Faaliyetleri ne zaman durduruldu, ceza kesildi, bunlar da birer kahraman edasıyla arz-ı endam etmeye başladılar. Bu zafer, Veryansıntv ve Zafer Partisi’nin hanesine çoktan yazılmış oldu.

İkincisi, sığınmacı ve kaçaklar sorunudur. Yalnız Suriye’den değil, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen sığınmacılar ve kaçaklar, Türkiye’nin ekonomik, demografik, siyasal, kültürel ve toplumsal yapısını daha şimdiden tehdit etmeye başladı. Özellikle Suriye’den gelen sığınmacıları, Suriye’deki iç savaştan kaçıp geldikleri için Türk Milleti dostça ve konukseverce karşıladı. Tarihte olduğu gibi yine bu millet ali cenaplığını gösterdi ve onları mağdur etmedi. Ancak yaklaşık 10 yıldır ülkemizde konuk ettiğimiz bu sığınmacılar için doğal olarak yol görünmeye başladı. Vatanlarında iç savaş sona erdi ve kendi topraklarına dönmemeleri için hiçbir neden kalmadı. “Ensar-Muhacir” yakıştırması tutmadı; “ümmet birliği” söyleminin köksüz ve anlamsız olduğu görüldü. Avrupa bugün bile sınırlarını açsa, “Muhacir” kardeşlerimizden hiç birisi Türkiye’de kalmayacaktır, bunu hepimiz biliyoruz. Ümmetiz” kavramının ne Suriyelilerde ne de İslam dünyasında artık hiçbir karşılığı bulunmuyor. Kendi kendimize gelin-güvey olduğumuzu görmeliyiz.

Suriyeli dostlarımız kendi vatanlarına döneceklerdir.  Bu geri dönüş, milli politikalarla gerçekleşmelidir. Türk gençleri Suriye topraklarında birer birer toprağa düşüp can vermesin, herkes gidip kendi ülkesini, vatanını korusun. Bu kadar açık ve rasyonel bir durumu yadsımak aklından zoru olmak demektir.

Diğer yandan, Ukrayna-Rusya savaşının da belli bir oranda sığınmacı yükünü taşıyoruz. Gıda, barınma, eğitim ve ulaşım gibi temel kalemlerde geçimi gittikçe imkânsızlaştıran pahalılıktan, bu sığınmacı istilasının hiç mi rolü yoktur? Birçok kentimizde 6 ay içinde kiraların 4-5 kat artmasında kuşkusuz bu başıboş sığınmacıların büyük rolü vardır ve Türk ekonomisine ağır bir yük getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının önce 250, daha sonra 400 bin dolara yükselen bir rayiçle adeta satılığa çıkarılması, meselenin “savaştan kaçıp mağdur sığınmacı” meselesi olmadığını gözler önüne sermektedir.

Benzeşenler, bu konularda da aynı suskunlukta ya da aynı pratikte birleşebilmektedir.

Üçüncüsü, “açılım” adlı bölücü uygulamanın sarı muhalefet cephesinde de  dillendiriliyor olmasıdır. Bunun nasıl iç ve dış aktörlerce ülkemizin başına musallat edilen ve 800’e yakın şehit vererek kurtulduğumuz bir tuzak olduğunu unutmak için aradan fazla zaman geçmedi. Tekrar konuşuluyor ve özellikle sığınmacı sorunu büyüdükçe, Fetö ve PKK terör örgütlerini sevince boğanTürk düşmanlığına endeksli  ırkçı ve dinci söylemler çare diye gösteriliyor.

Oysa 84 milyonluk Türk Milleti, açılım istemiyor; Kürt’ünü sorun olarak görmek aklından geçmiyor. Zaten bu çevreler “Kürt Sorunu” yalanını, iç cepheyi çökertmek isteyen aktörlerin ağzından sufle yaparak iki de bir dillendiriyor. Şimdi düşünün: Türk Milleti sığınmacı sorunu ile burun buruna iken, bunca ekonomik ve kültürel sorunlar altında ezilirken, neden “Kürt Sorunu” yalanını ciddiye alsın? Kürt’ü sorun edenler, Kürt’e tuzak kuranlarla aynıdır. Artık Kürt, hele bu sığınmacı sorunu karşısında Türk Milletinin şerefli bir üyesi olduğunu çok daha derinden fark etmektedir. Kürt’ü sorun edenlerin neden sığınmacılar konusunda hiçbir sorun yokmuş gibi davrandıklarını Kürt çok iyi biliyor. Artık Türk Milleti olarak hepimiz bütün bu tehlikelere ve bölücü kandırmacalara karşı müteyakkız vaziyetteyiz.

Taşnakçı çeteler, İslam düşmanı Fetöcüler ve bilumum din işportacıları Türk milletini sığınmacılar üzerinden vurmaya; vatanını ve milletini sevenlere ırkçı yaftası yapıştırmaya kalkıyor, suç bastırıyorlar. Şunu biliniz ki ne dincilerin dindarlık; ne de Taşnakçı ırkçıların Kürt diye bir derdi, kaygısı vardır. Aksine biri dine, ötekisi de Kürt’e, daha doğrusu tüm Türk Milletine düşmandır. Bu oyunları fark edildikçe içeride ve dışarıdaki Fetö ve PKK yandaşları hop oturup hop kalkmaktadır. Oyun bozulmuştur. Türk milleti gittikçe kenetlenmektedir.

Dördüncüsü, Türk milletine Anadolu’yu dar etmeye ant içmiş her türlü şer odaklarına “helalleşme” adı altında göz yummak, hukuki, ahlaki ve insani bir suçtur. Herkesin yaptığı yanına kalacaksa o zaman hukukun, ahlakın ve devlet olmanın ne anlamı kalır?  Ergenekon kumpaslarında, 15 Temmuz darbe girişiminde ve açılım ihanetinde askerimize, polisimize, halkımıza, Cumhuriyetimizin kurum ve kuruluşlarına suikast düzenleyenlerle helalleşme, olsa olsa haramzadelik demektir.

Beşincisi, Diyanet İşleri Başkanlığı makamını, Türk milletinin yüksek çıkarlarına uygun olmayan bir takım yanlış, bilgisiz ve kışkırtıcı dinsel söylemlerin aracı gibi kullananlara karşı, bu teşkilatın asıl amacına uygun düzenlemelerle yeniden yapılandırılması gerektiği yine benzeşenlerin aklına bile gelmemektedir.  Diyanet’e milli bir neşter vurulmalıdır ve Türkiye bunu istemektedir. Diyanet, özerk ve laik bir Cumhuriyet Kurumu olarak anayasal sorumluluğunun bir gereği olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne ve Türk Milletinin birlik ve beraberlik ülküsüne sahip çıkacak şekilde Türk İslam’ı ile halkı aydınlatmak zorundadır. Bu anayasal zorunluluğu yerine getirecek şekilde, kuruluş ilke ve amaçlarına uygun olarak yeniden yapılandırılacak Diyanet, cemaat ve tarikatların varlığına son verecektir. Bu kayıt dışı dinsel oluşum ve yapılar, Diyanet’in aslından ve asli görevinden  uzaklaşmasından cesaret alarak semirmektedir.

Benzeşenler, Diyanet’e bu görevini hatırlatmamakta; cemaat ve tarikatların Diyanet karşısında illegal olarak semirmesini izlemektedirler.

Türk milleti kenetleniyor.

Şeyh Said, İskilipli Atıf, Said-i Nursi, Seyyit Rıza gibi gerici ve bölücü ırkçıları iki de bir piyasaya sürüp marjinal kesimlerin oylarını dev aynasında gören benzeşenleri Türk milleti artık anlamaya başlamıştır. Her fırsatta din ve etnisite tüccarlığına sığınan sözde siyasiler,  beceriksiz olduğu kadar kötü niyetli aktörlerdir.

Türk milleti dosdoğru ve kesin bir milli duruş beklemekte ve bu duruşu gösteren milli muhalefeti bağrına basmaktadır.

Kürt sorunu yalanı bitmiştir. Dincilik para etmeyecek kıvama gelmektedir. Irkçılığın adının Türk düşmanlığı olduğunu artık halkımız kavramaya başlamıştır. Ümmet ya da Ensar-Muhacir uydurmasının ne tarihsel ne de güncel hiçbir tutar tarafı olmadığı anlaşılmıştır. Hakkari’den Edirne’ye, tüm Türk milleti kenetleniyor.  Ülkesinin ve milletinin refahını, huzur ve mutluluğunu yegâne ülkü olarak kabul ediyor. Hiç bir millete ya da ırka düşmanlık etmeyecek kadar asil bir millet olduğunu sığınmacılara gösterdiği hoşgörü ile kanıtlıyor ama vatanını kimseyle paylaşmayacak kadar da onurlu olduğunu ilan ediyor.

Asker Hastaneleri, Hıfzıssıha Enstitüsü yeniden açılmalıdır.

Diyanet, milli bir teşkilat olarak yeniden düzenlenmelidir.

Artık savaş bittiğine göre sığınmacı dostlarımız vatanlarına bir an önce kavuşmalıdır.

Milli  İlaç ve Milli Aşı Programları uygulamaya konulmalıdır.

Eğitim, Anaokulundan doktoraya kadar millileştirilmelidir.

Devlet okulları tercih edilir seviyeye getirilmelidir.

Vatana ve millete kasteden kişi, kurum ve örgütler en ağır hukuki cezalara çarptırılmalıdır.

Etnik ve dinci her türlü söylemin, Türk Milleti kavramının benimsenmiş olması nedeniyle, müşterisi azalmıştır, daha da azalacaktır. Bunlardan medet umanlar hayalleri ile baş başa kalacaktır.

Liste, “milli neşter”in uygulanabileceği her alanı içerek şekilde uzatılabilir.

Türk Milleti, kenetleniyor.

Dinci ve bölücü kumpasları fark ediyor.

Türk milleti kenetleniyor

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

4 Yorum

  1. 2 ay önce

    Kendi aralarında “Kürdistan sorunu var” diye konuşanlar Türk ulusuna seslenirken korkularından “Kürt sorunu var” diyor.. Ama biz işkembelerinde yatanı biliyoruz.

  2. 2 ay önce

    Sizler gibi Türk milletinin bağrından çıkmış, bizi birliğe,dirliğe sevk eden aydınlarımız olduğu için çok şanslıyız. Tespitlerinize, yorumlarınıza sağlık. Sağ olun var olun Şahin hocam.

  3. 2 ay önce

    Yüreginize, Nefesinize ve kaleminize saglik.
    Iyiki Varsiniz

  4. 2 ay önce

    Yunan din adamlarının tamamına yakını Yunan milliyetçisidir. Osmanlı’dan ayrılarak ayrı bir devlet kurulması sırasında en ön safta yer almışlardır. Ermeni din adamlarının çoğunluğu Ermeni milliyetçisidir. Rus din adamlarının çoğunluğu Rus milliyetçisidir. Bizde ise din adına konuşanların çoğu Türk milliyetçiliğinin ırkçılık olduğu propagandasını yapıyorlar. Bu zihniyet değişmelidir.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!