Ya bölücülerin dediği ya da dış müdahale (mi?)

Ya bölücülerin dediği ya da dış müdahale (mi?)

Ülkemizin gündemi çok hızlı değişmeye, olaylar çok hızlı akmaya başladı. Bir yıl öncesinden küçük belirtileri görülen yeni PKK açılımının sesleri duyulmaya başladı. Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan adem-i merkeziyetçi yapılanma, anadilde eğitim gibi Türk Milletinin egemenliğini tehdit eden vaatleri her gün dile getirmeye başladılar. Bülent Arınç bir TV kanalında Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın tahliye edilmesi gerektiğini söyledi. 

Bütün bunların yanında, önemli bir röportaj dikkatlerden kaçtı. Röportajda hem geçmişe dair önemli bilgiler, hem bugünle ilgili uyarılar, hem de gelecekte egemenliğimize yönelen tehditler vardı. AKP kurucusu ve 2002-2011 yıllarında Diyarbakır milletvekili olan İhsan Aslan’la yapılmıştı. 

Röportajın başlangıcında “Gençliğinde ‘İslâm inkılabı’ dediği hedef için çalıştı” diye yazıyor. Aslan, AKP kuruculuğundan çok, uzun yıllar öncesinden tanıştığı ve ailece görüştüğü Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çok yakın bir isim. Hatta, “Bu sorun [Kürt sorunu(!)] mutlaka halledilmeli, halledilmek isteniyorsa da Kandil'dir, İmralı’dır mutlaka muhatap alınmalı” sözlerini söyleyebilecek, Erdoğan’dan da, “Tamam da sen görüşmediğimizi nereden biliyorsun” cevabını alacak kadar yakın. (El Cezire, 10 Kasım 2014, Türkiye Kürtlere 100 yıl borçlu)

İKİ KİTAP YÜZLERCE SORU 

İhsan Aslan’ın, Ekim (2020) ayında Aklımda Kalan ve Ardımda Kalan isimli iki kitabı çıkmış. Röportajlar bu kitaplar vesilesiyle yapılmış. Ardımda Kalan, 1992 yılında Dünya ve İslâm Dergisi’ne verdiği Müslümanlar ve Kürt Sorunu Üzerine başlıklı röportajla başlıyor. Kürt sorunu(!) için çözüm önerisi olarak “Türk’ün ve Arap’ın [Türkiye dışındaki Kürtler için HP] ne gibi siyasal hakları varsa, Kürt halkının da o kadar haklarının var olduğu anlayışı hâkim kılınmalıdır.” demekte.

Kitabında toparladığı bilgiler, yaşadığımız son 18 yıla projektör tutacak önemde. Bu röportaj da bu konuları içeriyor. 

Türk tarihine bir kara leke olarak geçecek olan 28 Şubat 2015’de Dolmabahçe Mutabakatı ile “Konunun siyaseten tanımlanması ve siyasi müzakerelere konu olması”ından korku yüzünden vazgeçildiğini belirtiyor. 

Dolmabahçe anlatılırken bugün için tehditler de var. “Farz edelim federasyon, özerklik gibi çözümler… Türkiye'de de eğer sorunun çözümü oradan geçiyorsa siyasi bir karardan geçiyorsa ne yapacağız? Maalesef Türkiye'de işte bu milliyetçilik ve devletçilik kavramı içinde müthiş bir hamaset var ve orada akıl pek rol almıyor.” 

EGEMENLİĞİMİZE ORTAK MI KABUL EDELİM YANİ?  

Görülen o ki, daha 2007’de, bölücübaşı ile yapılan görüşmelerin devletimize getirdiği beka problemi bu olsa gerek. Devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü duygusallık ve akıldışılık, bölünme veya özerklik yahut federasyon yani egemenlik yapısının ortaklık devletine dönüşmesi doğru ve olması gereken. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yoktur. Bu bölünme, zamanla bağımsızlık yani bugüne göre toprak ve nüfus kaybı demektir. 

Eğer Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimi, Suriye’de Fırat’ın doğusunda PYD/PKK devletçiği ve batısında ihvancı bir Arap devleti oluşturup bir federasyon oluşacaksa, bu yapıya Türkiye’den de bir bölge dâhil olacak demektir. Aksi takdirde bizim dışımızdaki yapılanma bizim meselemizi nasıl çözebilir? Zaten röportajın bütünü okunduğunda bu görülüyor da.

İdeolojik hedefler için her davranışı mubah görecek olursanız sonuçta buraya gelirsiniz. Kaldı ki röportajda “15 Temmuz kimyamızı bozdu” cümlelerinde ve devamında bu da var. Askerî vesayet kaldırırken FETÖ ile işbirliği yapılmış, ama altında kalındığında da “Onların yargıyı kullanırken kullandığı bütün taktikleri, araçları, biz kullanmaya başladık, can havliyle…” diyerek nelere başvurulduğunu ortaya koymaktadır. 

MÜRŞİDİNİZ AKIL DEĞİL İDEOLOJİ OLURSA 

Akıl, sosyolojik ve siyasî gerçeklerin dışına çıkarak Türk Milletinin şerefli ve eşit bireylerini ondan ayırmak için her yola başvurursanız sonuç da bugün geldiğimiz yerde “Türkiye'deki bütün sorunların temelinde bu Kürt Sorunu yatıyor. Eğer biz kendi içimizde bu sorunu çözemezsek dışarıdan büyük devletler müdahale ederler… Ama şimdi dış devletlerin müdahalesi zorunlu hâle geldi.” ifadeleri ile tehdit edilirsiniz.

Bu kadarı ile de kalmaz, “Ama işte iktidar insana zamanla, iktidar, servet ve çok şey bilmek insana yanlış da yaptırabiliyor. Derler ya, güçlü bir iktidar olduğunuz zaman daha çok hata yapma ihtimaliniz artıyor. Doğrularla muhatap olmada onları alma kabiliyeti azalıyor. Her şeyi biliyorsa o zaman kimden neyi alacak ki? Bilgi de güç de para da insanı şımartabiliyor. Bizi bir dönem iktidar şımarttı desem…” ifadeleri de karşınıza çıkar.

MAHALLENİN BASKISI (MI?)

Bu röportajdan beş gün sonra beş AKP il kongresine birden seslenen AKP Genel Başkanı Erdoğan konuşmasında: “Bunca yıldır iktidar gücünü kullanan bir parti olarak elbette eksiklerimiz olmuştur, hatta belki hatalarımız da olmuştur. Ama samimiyetimizi, hizmetlerimizi, vizyonumuzu kimse sorgulayamaz, aksini iddia edemez. İstikamet doğru olunca eksikleri tamamlamak mümkün hale geliyor. … Bizim için Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Abaza diye bir ayrım yoktur. Biriz, beraberiz, iriyiz, kardeşiz ve hep birlikte Türkiye'yiz.” dedi.

“Bugün de kendimizi Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Daima NATO başta olmak üzere batı ittifaklarının en güçlü üyesi olduk. Bizi başka arayışlara mecbur bırakmadıkları sürece savunmadan ticarete kadar tercihimizi hep batıdan yana kullandık. Bunun için Avrupa Birliği'ne tam üyelikten mülteciler meselesine kadar ülkemize verdiğiniz sözleri tutun, birlikte daha yakın, daha verimli bir iş birliği tesis edelim çağrısında bulunuyoruz.

Aynı temenniyi müttefikimiz Amerika ile olan ilişkilerimiz için de ifade ediyoruz. Türkiye'nin sınırlarının güvenliği ve savunma ihtiyaçları konusundaki hassasiyetine saygı gösteren bir Amerika ile bölgesel ve küresel düzeyde yapabilecek çok işimiz olduğunu düşünüyoruz.” sözlerini sarf etti.

Yukarıdaki sözlerle, Akdeniz’deki Alman Yunan küstahlığı (korsanlığı) ve İhsan Aslan’ın BBC Türkçe internet sitesine verdiği röportajın arasında bir ilişki olduğunu düşünmek istemem doğrusu. Daha çok küçük bir kısmını değerlendirdiğimiz bu röportaja kamuoyunun merceklerini yöneltmesi lazım. Galiba devam edeceğiz…