Abdullah Akat
Abdullah Akat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Volkan Konak’ın ardından…

Volkan Konak’ın ardından…

featured

Abdullah Akat[1] yazdı…

ÖNSÖZ

Nisan ayının ilk günleri Volkan abiyi yeni kaybetmişiz, sevgili amcam Nihat Genç ise Keçiören’deki Sanatoryum Hastanesi’nde kanser tedavisi görüyor… Ailece ziyaretine gittik Ankara’ya, konu konuyu açtı, derken “Apo, oğlum, Volkan için bir yazı yaz…” diye başladı amcam, ve bu benden son isteği oldu. Aralarında son dönemde bir görüş ihtilafı olduğunu ama dönüp şöyle bir geçmişe iç geçirerek ölümünden sonra ne kadar üzüldüğünü anlattı. Hatta bu üzüntüsü şekerinin ani olarak yükselmesi ve bir koma durumu yaşamasının nedeni olarak görülebilecek düzeydeydi. Sonra, “Sana yakışır oğlum, Apo, Trabzonlu bir sanatçı, bir müzikolog olarak, Volkan için bir şey yazmalısın!” dedi. “Tamam amca, yazacağım söz, sana da göndereceğim” diye karşılık verdim.

Volkan Konak ile henüz 10 yaşındayken Trabzon’da faaliyet gösteren TV61’de davet edildiğim bir bayram programında tanışmıştım. O günlerde Trabzon’da Müzik ve Halk Oyunları Derneği’nde müzik eğitimi görüyor, yaşıma uygun yerlerde sahne alarak ud çalıp şarkılar söylüyordum. “Trabzon’un harika çocuğu” olarak anons edildiğim programın ana konuğu ise dönemin gerçek harikası Volkan Konak’tı. O günden sonra Volkan abiyle değerli bir bağımız oldu. Onu yazmak için çok sebebim vardı, birikmiş onca hatıra, hatta akademik yaşantım boyunca kendisiyle ilgili yazdığım kısa bölümler ve müzikal özelliklerini belirttiğim bazı hususlar da. Fakat amcam Nihat Genç’in bana yüklediği sorumluluk daha farklıydı, konuşmamız esnasında benden ne beklediğini elbette anlayabiliyordum. Bu sebeple bu yazıda Volkan Konak ile olan ilişkimiz, hatıralarımız vb. duygusal bir anlatı yerine, onun müziğinin tarihsel arka planı, bağlamı ve daha öz biçimde Volkan Konak müziğinin ne olduğu yer almalıydı.

İşte bu saiklerle İstanbul’a döner dönmez yazıyı hazırlamaya başladığım esnada Trabzon’dan Veysel Usta hoca arayıp orada yayın hayatına devam eden BKS – Bilim Kültür Sanat dergisinden bahsetti ve Volkan Konak için bir yazı istedi. Ben de ona bu olayı anlatarak yazıyı tamamlama ve gönderme sözü verdim. Nihayetinde yazı Haziran ayında BKS’de yayınlandı, ama artık durumu ağırlaşmaya başladığı için amcama gönderme şansım ne yazık ki olamadı. Yine de Ankara Gazi Hastanesi’nde yoğun bakıma alındığı dönem boyunca devam eden bekleme nöbetinde aramızdaki konuşmanın tanığı olan kıymetli yengem Nuriye Genç hanıma amcamın son isteğini yerine getirdiğimi söylediğimde duyduğu memnuniyeti görebiliyordum, bunu amcamın da hissettiğine inanıyorum. Bu yüzden içim biraz buruk ama huzurlu; hem amcam Nihat Genç’in benden son isteğini yerine getirmiş hem de anne tarafından köylümüz, konservatuvardan abimiz ve elbette önemli bir değerimiz Volkan Konak’ın ardından son görevimi yapmış oldum.

Bu vesileyle 4 Temmuz günü kaybettiğimiz ve 6 Temmuz’da Ankara Kocatepe Camii’nde eşine rastlanmayacak bir büyük millet töreniyle ebediyete uğurladığımız sevgili amcam Nihat Genç’i rahmetle yad ediyor, Türk milletine ve Cumhuriyet değerlerine kattıkları için duyduğum minneti bir kez daha vurgulamak istiyorum.

GİRİŞ

“Karadeniz müziği”, Anadolu’nun kültürel zenginliğini yansıtan, yerel kimliklerin ve toplumsal hikayelerin bir aynası olarak yüzyıllardır varlığını sürdüren Türk halk müziğinin coğrafi, tarihsel ve sosyo-kültürel dinamiklerini güçlü bir şekilde ifade eden özgün kollarından biridir. “Kuzeyin Oğlu” lakabıyla tanınan ve Karadeniz müziğini hem yerel hem de evrensel bir düzlemde yeniden şekillendiren Volkan Konak, bu türün en önemli sanatçılardan biri olmakla birlikte geleneksel Karadeniz ezgilerini farklı müzik formlarıyla harmanlaması, şiirsel anlatımı ve toplumsal duyarlılığı ile bölge müzik üretim biçimini kendi dönemine dek aktarılanın ötesine taşıyarak zamanla önemli büyüklükteki bir kitlesel ağı oluşturan “eyleyen” haline dönüşmüştür. 31 Mart 2025 tarihinde ani vefatıyla Türk müziğinde derin bir boşluk bırakan sanatçı, şüphesiz ki geride bıraktığı eserleriyle Karadeniz’in ruhunu ve Anadolu’nun ortak hafızasını yaşatmaya devam edecektir. Volkan Konak’ın ardından özellikle sevenleri, sanatçı dostları ve hatta siyasetçiler ve topluma mal olmuş bir çok kişi tarafından kendisine yönelik sevgi, saygı ve farklı temalarda duygusal yoğunluğu yüklü yazılar bir çok medya organında yer aldı, sanatçının hayat hikayesi ve sanat yaşamından genel hatlarıyla çokça bahsedildi. Bu yazının temel odak noktaları ise Volkan Konak’ın Karadeniz müziğindeki yeri, müzikal üretim biçiminin yenilikçi yönleri ve kültürel mirasa katkılarından oluşmaktadır. Bu bağlamda, Konak’ın yöre müziğinin yerel dinamiklerinden nasıl etkilendiği ve kendi müziğini yeni bir ifade biçimi olarak nasıl şekillendirdiği ele alınmakta, yarattığı toplumsal etki değerlendirilmektedir.

VOLKAN KONAK’IN MÜZİĞİ: BAĞLAMI VE KÖKLERİ

Tarihten günümüze nesilden nesile taşınarak gelen ve doğal ortamlarında şekillenen Doğu Karadeniz Bölgesi müzikleri ilk defa 1910’lu yıllarda çıkan taş plaklar ve 1920’li yılların sonlarında radyo programları ve halk arasında radyonun yaygınlaşması süreciyle doğal ortamının dışında duyulmaya başlanmıştır. Cumhuriyet döneminin ulus-devlet anlayışından kaynaklı olan ve Doğu Karadeniz Bölgesi’ni Karadenizli kimliği altında tutarak bütünleştirmek isteyen politikaların bir sonucu olarak “Karadeniz türküsü” kavramı 1940 ve 50’li yıllarda Radyo marifetiyle oluşturulmuştur. Ankara Devlet Konservatuarı’nın Muzaffer Sarısözen liderliğinde 1937 ve 1943 yıllarında bölgede yapmış olduğu derleme çalışmalarının ardından Radyo’da Doğu Karadeniz Bölgesi müziklerinden oluşan bir repertuvar oluşturulmuş ve yöre ağzının taklit edilmesiyle koro tarafından icra edilmiştir. İstanbul’da ise İstanbul Radyo’sunun kurulduğu dönemlerden itibaren Rizeli kemençe sanatçısı Hasan Sözeri tarafından “Karadeniz’den Sesler” topluluğu kurulmuştur.[2] Karadeniz kemençesini ilk olarak bir topluluk bünyesinde buluşturan Hasan Sözeri, 1950 yılında Cemile Cevher’in akitli olarak Radyo’ya girmesi ile özlemini duyduğu Karadenizli bir üsluba kavuşmuştur. Cemile Cevher, İstanbul Radyosu’nda “Karadeniz’den Sesler Topluluğu”nda 1952 yılına kadar çalışmış, Hasan Sözeri’nin Ankara Radyosu’na geçmesi ile topluluk dağılınca, Maçkalı kemençeci Hasan Tunç ile birlikte uzun yıllar sürecek bir çalışmaya başlamışlardır. Bu yıllarda Radyo’daki diğer toplulukların şeflerinden birlikte çalışmak için teklifler alan Cemile Cevher, bunları da geri çevirmeyerek sırası ile Necati Başara’nın yönettiği “Şen Türküler Kümesi”; Sadi Yaver Ataman’ın yönettiği “Memleket Havaları Ses ve Tel (Saz) Birliği” ve Nedim V. Otyam’ın yönettiği “Yurdun Her Köşesinden Deyişler ve Söyleyişler” topluluklarının çalışmalarına da katılarak radyo emisyonlarında görev almıştır. 1955 yılında Radyo’da yetişmiş sanatçı kadrosu alarak “Yurttan Sesler Topluluğu”na katılan Cemile Cevher, bundan sonra halk arasında iyice tanınmış ve Doğu Karadeniz Bölgesi türkülerini bazen kemençenin de içinde bulunduğu topluluklar ile bazen de kemençenin veya herhangi bir yöresel çalgının olmadığı topluluklar ile söyleyerek sevdirmiştir. Eski eşi Ali Ekber Çiçek’e göre: “Cemile Cevher, Karadeniz türkülerinin Zeki Müren’idir.”[3] Cemile Cevher’den önce başlayan ancak onunla halk arasında kabul gören Karadeniz türkülerini topluluk halinde veya saz grubuyla icra edilme hadisesi “Karadeniz türküsü” olgusunu insanların hafızalarına iyice yerleştirmiştir.

Bu dönemde ilk kez Karadeniz’i bütün olarak ele alan türkülerin icra edilmesi ve bu yolda Cemile Cevher’in ardından gelen Ziynet Sönmez, Süreyya Davulcuoğlu, Ümit Tokcan, Kamil Sönmez ve İbrahim Can gibi sanatçıların da Radyo icra geleneğini devam ettirmiş olması “Karadeniz Müziği” kavramının oluşmasına ve halk tabanında yerleşmesine öncülük etmiştir. Şöyle ki, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde şehir ve köy nüfusunun sosyal olaylar ve göçler dolayısıyla yer değiştirmeye başladığı 1950’li yıllardan itibaren 70’lere gelindiğinde göç tüm yoğunluğuyla devam etmektedir. Gurbetçilik artık Karadeniz insanının yaşam şekli haline dönüşmüş göç, gurbetçilik, geçim sıkıntısı, isyan gibi konular bu yıllarda ülkenin tamamını etkileyen toplumsal unsurlara dönüşmüştür. Bu durum iyice gelişen müzik yapım sektöründe arabesk türünü popüler hale getirmiş, bununla birlikte diğerleri gibi Karadeniz türküleri üzerinde de yeni eklektik denemeler yapılmaya başlanmış ve Karadeniz müziği kavramının oluşması için uygun bir ortam ortaya çıkmıştır. Gurbette pekişen Karadenizli kimliği ve Karadenizlilerin bütünsel hareketlerinin pazar için önemli bir yığın oluşturması bu ortamı daha da büyütmüş ve müzik yapımcılarının iştahını kabartmıştır.

Karadeniz türkülerine rağbet gören müziklerle yapılan eklektik denemeler sonucunda oluşan “Karadeniz müziği” 1970’li yıllarda arabesk müziğin Türkiye’deki popülerliğinden dolayı o dönemde bir nevi arabeskleşmiş Karadeniz türküsüne de karşılık gelmiştir. Günümüze dek Karadeniz müziği kavram ve içerik olarak arabeskleşmiş Karadeniz türküsünü tam olarak yansıtmamış ve taşımamışsa da müzik piyasasının dönemsel popüler türlerini içinde barındıran Karadeniz türküsü kıvamında süregelmiştir. Yani kabaca günümüzde rock tabanlı, pop tabanlı, caz tabanlı vb. şekillerde icra edilen Karadeniz türküleri, Karadeniz müziği olarak adlandırılmaktadır.

Karadeniz müziğinin değişimine yön veren ilk sanatçı 70’li yıllardan itibaren Erkan Ocaklı olmuştur. Özellikle arabeskin etkilerini içinde taşıyan bu müzik üretim tarzına bir süre sonra ilgi azalmış, popüler müzik piyasası Karadeniz müziğine yatırım yapmayı durdurmuş ve bir dönemin rekortmen şarkıcıları da popülerliğini yitirmeye başlamıştır. İşte böyle bir ortamda kendi müzik üslubunu oluşturmaya başlayan Volkan Konak, günün diğer popüler müzikleriyle uyumlu ve onlarla rekabet edebilecek düzeyde işler ortaya koymuş ve 1990’lı yıllarda Karadeniz müziğine önemli bir ivme kazandırarak yeniden gündeme gelmesini sağlamıştır.

Volkan Konak müzik hayatına 1987 yılında, doğduğu ve bugün bağrında yattığı Maçka yöresinde yaptığı derleme çalışmalarını topladığı, “Suların Horon Yeri” adlı albümüyle başlamıştır.

“Doğanın toprağa, toprağın mahsüle, mahsülün insana, insanın duyguya, duygunun türkülere yansıdığı yerdir Maçka. Karadeniz’i düşlerken aklınıza ilk gelen, dilinize ilk dolanan türkülerden birçoğunun kaynağı olan; Hamsiköy’den, Örnekalan’dan, Ormanüstü’nden, Ocaklı’dan, Çatak’tan, Hacevera’dan, Mataracı’dan, Soldoy’dan kopan ezgileriyle kulağımızı okşayan, gönüllerimizi ferahlatan, dertlerimizi anlayan, özlemimizi paylaşan, ruhlarımızı gençleştiren ve kimi zaman da coşkumuzu pekiştiren yerdir Maçka. […] Kimler geldi kimler geçti Maçka’dan, sanki toprağına tonlarca yetenek tohumu ekilmişçesine, hemen hemen her alanda sayısız sanatçılar yetişti bu topraklardan. Her türlü duyguya, düşünceye, istendik veya istenmedik davranışa hayat verdi bu sanatçılar, kimi kemençesiyle, kimi kalemiyle, kimi boyasıyla, kimi sesiyle, kimi sözüyle…”[4]

Maçka’da türkü demek hayatın akışı demektir. Karadeniz türkülerinin bugün hala dilimize dolanmasında emeği olanların başında gelen Cemile Cevher’den, yine aynı dönemde kemençesinin yanı sıra türküleriyle de öne çıkan Hasan Tunç’a, İspelalı Fehmi Alan’dan (Kuru Fehmi) Saffet Genç’e Kara Haydar Eyüboğlu’na, Erkan Ocaklı’dan Volkan Konak’a kadar her biri zamanına damgasını vurmuş büyük sanatçılar Maçka’nın yerel dinamikleri ve değerlerinden beslenmiş ve ürettikleriyle Karadeniz bölgesinin yüz akı olmuşlardır. Başka bir deyişle, Maçkalılar adeta bunu bir gelenek haline getirmiş ve bu silsilede bayrağı son devralan Volkan Konak olmuştur. Müzik kariyerinin ilk günlerinden 31 Mart 2025 akşamındaki son konserine kadar yorulmak bilmeden yöre müziğinden beslenen özgün üslubuyla geleneği geleceğe taşımaya devam etmiştir.

ÜSLUBU VE KARADENİZ MÜZİĞİNE YENİLİKÇİ KATKILARI

Volkan Konak, Karadeniz müziğini geleneksel sınırlarından çıkarıp farklı bir sanat formuna dönüştürerek Türk müzik tarihinde eşsiz bir yer edinmiştir. Yaklaşık 20 yıl kadar önce kendisine “ağabey bu müziği nasıl tanımlamak gerekir?” diye sorduğumda kendini başka bir form içinde tanımlamak istememiş “bu Volkan Konak’ın müziği işte!” demişti. Gerçekten de bu müziği başka bir şekilde tanımlamak mümkün değildi. Çünkü o getirdiği yeniliklerle Karadeniz’in yerel kimliğini taşımaya devam ederken bu müziği daha geniş kitlelere ulaştıran ve çağdaş estetikle zenginleştiren bir vizyonu yansıtmaktaydı. Evet bu Karadeniz müziğini farklı bir boyuta taşıyan yenilikçi bir üsluptu. Volkan Konak’ın müziğindeki bu yenilikçi unsurlar ‘edebi derinlik ve şiirsel anlatım’, ‘müzikal füzyon ve enstrümantal çeşitlilik’, ‘kültürel kapsayıcılık’, ‘toplumsal duyarlılık ve sosyal bilinç’, ‘hikâye anlatıcılığı ve sahne performansı’ olmak üzere beş temel eksende analiz edilebilir.

EDEBİ DERİNLİK VE ŞİİRSEL ANLATIM

Volkan Konak, Karadeniz müziğini edebi bir düzleme taşıyarak, şarkılarını yalnızca melodik bir ifade olmaktan çıkarıp bir anlatı sanatına dönüştürmüştür. Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Ömer Kayaoğlu, Yaşar Miraç ve Sunay Akın gibi büyük şairlerin eserlerini besteleyerek, müziğine güçlü bir entelektüel boyut katmıştır. Örneğin, “Cerrahpaşa” şarkısı, babasının kanser mücadelesini evrensel bir kayıp ve hüzün temasıyla işlerken, Maçka türkülerinden ilham alan melankolik tonuyla bölgenin duygusal derinliğini yansıtır. Şarkı, kişisel bir trajediyi, Karadeniz’in kolektif hafızasıyla buluşturarak, müziği bir duygu aktarımı aracı haline getirir. Benzer şekilde, Kazım Koyuncu’ya ithaf edilen “Gardaş” şarkısı, dostluk ve vefanın evrensel duygularını, Karadeniz’in yerel melodileriyle harmanlar. Konak’ın bu yaklaşımı, Karadeniz müziğini yalnızca bölgesel bir form olmaktan çıkararak, daha geniş bir kültürel ve duygusal yankı uyandıran bir sanat formuna dönüştürmüştür. Maçka’nın uzun havaları ve türkü söyleme biçimi, bu edebi anlatımın temel taşlarından biridir; Konak, bu geleneksel formu modern şiirsel duyarlılıklarla zenginleştirerek Karadeniz’in ruhunu geniş bir dinleyici kitlesine taşımıştır.

MÜZİKAL FÜZYON VE ENSTRÜMANTAL ÇEŞİTLİLİK

Hem Karadeniz müziğinin geleneksel enstrümanlarının sınırlarını zorlamış, hem de akordeon, klarnet, yaylı ve bakır üflemeli gruplar gibi farklı enstrümanları ve enstruman gruplarını müziğine entegre etmiştir. Bu müzikal füzyon, Karadeniz müziğine zengin bir akustik doku katmış ve müziği global bir dille buluşturmuştur. Örneğin, ilk albümü olan Suların Horon Yeri’nde, Maçka yöresine ait geleneksel türküleri düzenlemeli bir şekilde sunarak geleneksel müziğin genç nesiller tarafından yeniden keşfedilmesine olanak tanımıştır. Ancak 1993’te yayımlanan Efulim ve özellikle 1998’deki Pedaliza albümleri, bu füzyonun çok daha ileri örnekleridir.

KÜLTÜREL KAPSAYICILIK

1998’den itibaren albümlerinde Karadeniz dışındaki Anadolu türkülerine yer vererek, Karadeniz müziğini Türkiye’nin genel müzik mirasıyla buluşturmuştur. İç Anadolu, Ege, Doğu Anadolu ve Kıbrıs yörelerinden türküleri kendine özgü bir yorumla seslendiren Konak, Karadeniz müziğini bölgesel bir çerçeveden çıkararak ulusal bir kültürel diyalog aracı haline getirmiştir. Pedaliza albümü, bu kapsayıcılığın en belirgin örneğidir; albümde yer alan çeşitlilik, Konak’ın müzikal vizyonunun genişliğini ve Anadolu’nun kültürel birikimini kucaklama çabasını yansıtır. Bu yaklaşım, Karadeniz müziğini yalnızca bir bölgesel ifade olmaktan çıkarıp, Türkiye’nin kolektif kimliğinin bir parçası haline getirmiştir. Ama burada yine çok hassas bir denge vardır, onu çocukluk yıllarından itibaren besleyen Maçka türküleri, bu kapsayıcı vizyonun önemli parçalarından birini oluşturarak sanatçının yorumunda Anadolu’nun diğer renkleriyle uyum içinde yer almıştır.

TOPLUMSAL DUYARLILIK VE SOSYAL BİLİNÇ

Volkan Konak, tıpkı Karadeniz kültürünün temel türkü söyleme biçimlerinden biri olan bir konuya dikkat çekme veya türkü yoluyla bir konuyu uzun uzun anlatma geleneğini kendi müziği içerisinde yeniden işlemiş ve bunu toplumsal meselelere dikkat çekmek için bir platform olarak da kullanmıştır. Örneğin, Çernobil felaketinin Karadeniz Bölgesi’nde artan kanser vakalarına etkisini, Maçka’nın, Karadeniz’in ve ülke genelinin çevresel ve toplumsal sorunlarını ele alarak müziğin sosyal bir işlev üstlenmesini sağlamıştır. Konak’ın bu yaklaşımı, Karadeniz müziğini sadece bir eğlence aracı olmaktan çıkarıp toplumsal sorunlara duyarlı bir müzik türüne dönüşmesine katkı sağlamıştır.

HİKAYE ANLATICILIĞI VE SAHNE PERFORMANSI

Sahne performansları ile Karadeniz müziğini bir konser deneyiminden öte, bir hikâye anlatımına dönüştürmüştür. Esprili anlatıları, şiir okumaları ve seyirciyle kurduğu samimi bağ, Maçka’nın ve Karadeniz’in zaman zaman coşkulu ve bazen de melankolik ruhunu sahneye taşımıştır. Bir yandan Karadeniz’in kültürel mirasını dinleyicilere aktararak, bölgenin yaylalarını ve insanlarını sahneye taşımış, diğer yandan büyük şairlerin şiirlerinden dizeler okuyarak edebi derinliği arttırmıştır. Bazen de konserlerinde yaşanmış hikayeleri anlatarak ve hatta canlandırarak, müziği yalnızca işitsel bir deneyim değil, aynı zamanda görsel ve duygusal bir anlatı haline getirmiştir. Bu yaklaşım, Karadeniz müziğini bir kültür aktarımı aracı olarak yeniden tanımlamış ve onu dinleyicileri Karadeniz’in ruhuna yolculuğa çıkaran bir hikâye anlatıcısı konumuna yükseltmiştir.

SON SÖZ

Volkan Konak, Maçka’nın ve Trabzon’un yetenekli bir evladı olarak devraldığı kültürel mirasın ve sorumluluğun bilincinde olmuş, bölgenin türkülerini, uzun havalarını, hikayelerini eserlerine taşımış, Karadeniz müziğinin maddi ve manevi devamlılığını sağlamıştır. Oluşturduğu üslubu ve getirdiği yenilikleriyle Karadeniz müziğini bölgesel dinleyici kitlesinin ötesine taşıyarak Karadeniz’in sesini, insanını, ruhunu geniş kitlelere ulaştırmış ve bir sanatçı olarak yerel kimliğini küresel bir vizyonla buluşturmuştur. Onun müziği, Karadeniz’in ruhunu sonsuza dek yaşatacak; Maçka’nın yaylalarında, Karadeniz’in dalgalarında, Anadolu’nun bozkırlarında, uçsuz bucaksız ovalarında, yani memleketin dört yanında ama en çok da Kıbrıs’ın ufuklarında sonsuza dek yankılanmaya devam edecektir.

[1] Prof. Dr., İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Müzikoloji Bölüm Başkanı.

[2] “Hasan Sözeri, topluluk elemanlarına, bilhassa kendi repertuvarından Karadeniz Bölgesi türkülerini, kemençe eşliğinde ve notaya bağlı olmaksızın, kulak dolgunluğu yolu ile öğretiyor ve yayın zamanları da hem türkülerin anonsunu yapıyor hem kemençe çalarak topluluğa eşlik ediyor ve hem de yönetiyordu. Yayınlarda, toplu okuma yanında, solo okumalar da yapılıyor ve solo okuyacak sanatçılara, yine Hasan Sözeri kemençesi ile eşlik ediyordu. Topluluk içinde, kemençe yerine saz/bağlama da kullanılıyordu.” Süleyman Şenel, Cemile Cevher, Hayatı – Sanat Hayatı, Anadolu Sanat Yayınları, 2000, s.15.

[3] Süleyman Şenel, Cemile Cevher, Hayatı – Sanat Hayatı, Anadolu Sanat Yayınları, 2000, s.31.

[4] Abdullah Akat, Şu Maçka’nın Yolları, Trabzon Kültür-Sanat-Yaşam Dergisi, Sayı 6, Maçka Özel Eki, 2008. s.14.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. Özlüyoruz… elinize yüreğinize sağlık. Çok güzel bir yazıyla yad ettiniz.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!