Ahmet Müfit yazdı…
ABD’nin, İran’la ateşkes ve müzakere etme isteği açıklamasının büyük bir kandırmaca olduğu, müzakerelerin başlamasının üzerinde iki gün geçmeden ortaya çıktı. Görüşmelerin ve ateşkesin hemen başında Lübnan’daki İsrail katliamının ateşkes kapsamında olup olmadığı noktasında ortaya çıkan tartışma, ABD’nin, İran’ın egemen bir ülke olmaktan kendi isteğiyle çıkarak, ABD ve İsrail’in mandası olmayı kabul etmesi yönündeki, kabul edilmeyeceğini baştan bildiği koşulları öne sürmesi sonucunda bitti. Ateşkes ve barış adına müzakerelere aracılık eden, tartışmanın iki tarafına da aynı mesafede olduğunu iddia eden ama her nedense ABD adına, İran’ı müzakereye zorlamaya çalıştıkları görüntüsünü veren ülkeler işin böyle olacağını bilmiyorlar mıydı, sanmıyorum.
Nitekim görüşmeler kesilir kesilmez, ABD’nin bir sonraki amacının Hürmüz boğazı girişini ablukaya almak olduğu da birinci elden yani Trump’ın ağzından dünyaya ilan ediliverdi. Hürmüz’ü kapatmak ve petrol arzı sorunu yaratmak isteyenin gerçekte İran değil, ABD olduğu bütün açıklığıyla ortaya çıktı. Trump, bu hamlesinin ipucunu, görüşmelerin başladığı saatlerde yaptığı, boş tankerler akın akın ABD petrolü almaya geliyor açıklaması ile yapmış, görüşmelerin amacının, bir sonraki hamle için süre kazanmak olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuştu zaten.
Bu adımla Trump bir yandan kendi pahalı gaz ve petrolü için yeni pazarlar yaratmaya çalışırken, diğer yandan da Petro dolarları ile yoğun şekilde ABD varlıklarına yatırım yapan ve bu şekilde, kendilerine yönelik kararlarında ABD’yi kontrol edebileceğini zanneden körfez şeyhlikleri yanı sıra, İran savaşında kendisini yalnız bıraktığı için kızgın olduğu AB ülkelerine ve tabii ki en büyük düşmanı Çin’e zarar verme noktasında bir büyük ileri adım attı.
Bu noktadan bakıldığında, ABD’nin İran’a karşı başlatmış olduğu savaşın, 31 Ocak 2026 tarihli Kovboy Zorda başlıklı yazıda ayrıntılı olarak yazdığım gibi, Trump’ın çılgınca bir tercihi değil, özellikle Çin ekonomisi ve Avrupa’nın, NATO’yu da kullanarak doğuya doğru genişleme politikası karşısında gerileyen ABD liderliğindeki, Tek Kutuplu Dünya Düzeninin devamını arzu edenler açısından, kaçınılmaz bir hamle olduğu, bir kez daha ortaya çıkmış durumda.
https://www.veryansintv.com/yazar/ahmet-mufit/kose-yazisi/kovboy-zorda
Nitekim, iki yıl önce, Rus gazını Avrupa’ya götüren Kuzey Akım boru hattını patlatarak, Avrupa’yı pahalı ABD gazına mecbur eden operasyonun hedefinde bu gün, yine esas olarak Hürmüz’den geçmek zorunda olan petrolü ve doğal gazı -ABD doğal gazıyla birlikte- kullanmak zorunda kalan Avrupa’nın yanı sıra, ABD’nin küresel hegemonyası karşısındaki asıl büyük güç ve ucuz İran Petrolünün en büyük alıcısı Çin var. Bu gün itibarıyla ortaya çıkan şey, İran’ı teslim alarak Çin’i zayıflatmayı düşünen ABD/İsrail ortaklığının, artık doğrudan Çin’i hedef almak ve bu denkleme Avrupa’yı da doğrudan dahil etmek zorunda kalmış olmaları.
Şimdi esas soru, Hürmüz boğazını değil kapatmak, mühürlemek anlamına gelecek bu hamlenin başarı şansının ne olduğu, Küba ya da Venezuela’da, ambargo yoluyla başarılı olduğunu, amacına ulaştığını düşünen ABD’nin bu hamlesinin sonucunda da umduğu neticeyi alıp alamayacağı.
An itibarıyla savaş İran ve ABD/İsrail arasında olmaktan çıkıp, sonuçları itibarıyla, yukarıda da ifade ettiğim gibi, Avrupa ve Çin’i de kapsayan yeni bir boyut kazanmış durumda. Bu kapsamda Avrupa’dan beklenen şey, şimdiye kadar katılma konusunda nazlandıkları İran Operasyonuna en azından Hürmüz ablukasına katılarak katkı sağlamaları iken Çin, doğrudan ucuz petrolden vazgeçmeye, rakibinin ekonomisini petrodolarla beslerken, kendi ekonomisinde yüksek petrol faturasının sonucu olarak ortaya çıkacak maliyet artışlarını (rekabet üstünlüğü kayıplarını) sineye çekmeye zorlanıyor.
Sonuç olarak, ABD’nin bu hamlesi sonucunda an itibarıyla savaş, ABD/İsrail ile İran arasında bir savaş olmaktan çıkmış, bence ABD’nin de daha önce hesap etmediği şekilde AB ve Çin’i de kapsar hale gelmiş, küresel bir nitelik kazanmaya başlamış durumda. Bunun ABD açısından aceleye getirilmiş, tehlikeli bir karar olduğu kanısındayım. Gelinen noktada, ABD açısından, Kasım ayındaki kritik ara seçim düşünülerek mecburen atıldığını düşündüğüm bu riskli adımın, kendileri açısından umulan sonucu getirip getirmeyeceğini belirleyecek olan da, Çin ve Avrupa’nın bu ABD/İsrail oldubittisine ya da şantajına vereceği yanıt olacak.