Ali Sadi Ünsal
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. ‘Beni bana anlatmayın, fikri olan konuşsun…’

‘Beni bana anlatmayın, fikri olan konuşsun…’

featured

1985-1989 yılları arasında üsteğmen rütbesi ile TCG Gayret (D-352) muhribinde önce Savaş Harekât Merkezi Subayı sonra da Seyir Harekât Subayı olarak görev yaptım.  

Seyir Harekât Subayı olarak görev yaptığım süreçte sınıf arkadaşım şimdiki Donanma Komutanımız Koramiral Ercüment Tatlıoğlu da Silah Subayı idi.  

O kadar çok tatbikat, rotasyon ve özel görevlere gidiyorduk ki…  

1987 kış aylarında “Distant Hammer” isimli NATO tatbikatına katılacaktık. Tatbikat hiç limana uğramadan üç hafta sürecekti. 

Harekât subayı olduğum TCG Gayret, İtalya’dan Saros Körfezi’ne intikal edecek amfibi konvoyun korumasını sağlayacak unsurlar arasında görev yapacaktı. Görev Birliğinin Komutanı ise Deniz Kurmay Albay Özden Örnek idi. 

 w=

Komutanımızın emrinde ilk kez o tatbikatta görev yapmıştım.  

Tatbikat günlerinde Adriyatik Denizi’nde başlayan fırtına Ege’de adeta çıldırmıştı.  

İtalyan konvoyu Ege’deki fırtınanın etkisiyle Saros Körfezi’ne kadar saatte 3 mil sürat ile intikal etmek zorunda kalınca, etrafında dans eder gibi koruma sağlayan muhrip ve firkateynler dönüşlerde 50 derecelere varan yalpalara düşüyor ve dalga tepeleri arasında uçurumdan aşağıya düşercesine manevralar yapmak zorunda kalıyordu.  

Hava buz gibi soğuktu. 

Sancak ve iskele kaportaları çok sık açmak zorunda kaldığımızdan köprüüstünde bile rüzgâr bıçak gibi bedenimizi kesiyordu. 

Komutanımızın o seyirdeki görüntüsünü hiç unutamadım.  

Sırtında battaniyesi ve yüzünde her zamanki hafif tebessüm eden bir ifade ile köprüüstünde koltukta oturuyordu. 

O gün, yaklaşık 25 yıl sonra -hafif tebessüm eden bir yüz ifadesi ile değil, üzgün bir yüz ifadesi ile- komutanımızın bir minibüsün içerisinde Silivri Cezaevine gönderileceğini tahmin edebilir miydik? 

* * * 

2001 yılında Donanma Komutanlığı Plan ve Teşkilat Müdürü olarak atandım.  

Donanma Komutanımız Oramiral Özden Örnek, Kurmay Başkanı Tümamiral Aydın Gürül, Harekât Başkanı Deniz Kurmay Kıdemli Albay Deniz Cora idi.  

Donanma Komutanı göreve başlar başlamaz karargâhına Karargâhın görevleri bellidir. O görevler yerine getirilecek. Ancak ben, 350 projeyi takip edeceğim. Mesainizi buna göre planlayın” emrini verdi. 

Her biri devasa 350 proje…  

Karargâhın bütün alt yapısı bu projelerin her aşamasının takip ve kontrolüne uygun hale getirildi.  

MİLGEM, yeni tip deniz karakol uçakları, donanma bağlılarının eğitim ve denetleme sisteminin yenilenmesi, Erdek üssünün mayın harbinin kampusu haline getirilmesi, İkinci Dünya Savaşından kalma tüm mayınların tespiti, deniz harp tarihi araştırmaları ve seminerleri, toplam kalite yönetiminin bahriyenin kültürü haline getirilmesi, ders alınması gereken olayların tespiti ve analizi… 

Adeta seferberlik ilan edilmişti.  

Her hafta projelerin ilerleyişi denetleniyor, nerede takılıyorsa sebepleri sorgulanıyor, harekât-eğitim faaliyetleri hız kesmeden devam ediyordu. 

* * * 

Bugün kimileri için önemi olmayan ancak bilinmesi gerekip bugüne kadar hiç gündeme gelmeyen bir gerçek var. 

FETÖ ve onların işbirlikçilerinin “Balyoz Semineri” dedikleri, 1. Ordu Komutanlığı’nda 5-7 Mart 2003 tarihlerinde icra edilen plan seminerine Donanma Komutanlığı temsilcisi olarak sadece ben katılacaktım.  

Ancak faaliyetler o kadar yoğundu ki, Komutanımızın emri ile mesaj çekildi ve Donanma Komutanlığı temsilcisinin seminere iştirak edemeyeceği bildirildi. Ben de seminere katılmadım.  

Ancak sözde savcı –FETÖ’nün beslemesi Hüseyin Ayar isimli firari çete üyesi- iddianame kisvesi altında yazdırdığı paçavrasına yüzlerce denizcinin bu seminere katıldığı yalanını yazdı.  

 w=
Özden Örnek gözaltına alınırken…

* * * 

Özden Örnek Amiral, Donanma Komutanı olduğu dönemde öğle tatilinde spor kıyafetlerini giyerek yürüyüşe çıkar ve yürüyüşü de düşünmeye ayırırdı.  

Toplantılarda düşüncesini açıklamaz, herkesin fikrini özgürce açıklamasını ister ve bu yöntemi asla formalite olsun diye uygulamazdı.  

Samimiydi…  

Bir toplantı esnasında katılımcılardan birinin “Komutanım, benzer konularda daha önce buyurduğunuz gibi…” diye başladığı konuşmayı nazikçe durdurarak Arkadaşlar bana beni anlatmayın. Fikrinizi açıklayın” diyerek ikaz etmiş, arkasından kimi konuşmaları da durdurarak “Fikri olan varsa o konuşsun” demişti.  

Bu son ikazı ile yaklaşık 1-2 dakika salonda herkes susmuş, sonrasında da gerçek fikir sahipleri sahneyi almıştı. 

Sayın Komutanımız, Deniz Kuvvetleri Komutanı olarak atanması sonrası Donanma Komutanlığı karargâhında yapılan devir teslim töreni ise unutulmayacak kadar zarifti. 

* * * 

2011 yılıydı.  

Ayrı cezaevlerinde olmamız nedeniyle kendisini duruşma salonunda görebiliyordum. 

Bir gün, duruşma arasında çay ocağına giderken sohbet etme imkânı buldum.  

Komutanım, çok önemli makamlarda bulundunuz ve görevler yaptınız. Geriye dönüp baktığınızda böyle bir pusunun kurgulandığına dair bir emare tespit ettiğinizi düşünüyor musunuz?” diye sordum.  

Bana, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevinde iken karargâhta yaşanan bir olayın kumpaslar sürecinin ilk işareti olabileceğine dair izlenimlerini anlattı.  

Anlattığı olayı belki bir gün yazarım. 

* * * 

Tarih yaprakları 23 Ocak 2013’ü gösterdiğinde 656 sayfalık bir kitap yayınladı. Kitabın adı “Cambazı Bırak Balyoz’a Bak” (*) idi.  

Kitabın ön sözünde yer alan;  

Bu kitabı çok zor şartlarda yazdım. El yazımı iki gün sonra kendim de okuyamıyor, bazen eski Türkçe zannediyordum. O nedenle kitabı bir araya getiren kişilere sonsuz minnettarlık duyuyorum ve teşekkür ediyorum. (…)  

Hayat arkadaşım ve biricik eşim Sevil Örnek’e… Seni çok üzdüler…”  

ifadeleri bu kitabın hangi koşullarda yazıldığını yeterince gösterdiği gibi saygıdeğer eşi Sevil Hanım’a olan zarif duygularını da göstermektedir.  

Kitabı okur okumaz 7 Haziran 2013 tarihinde kendisine aşağıdaki düşünce ve duygularımı içeren bir mektup yazdım. 

Sayın Komutanım, 

Bu süreçte toplumun her kesiminde yaşanan adaletsizlik ve hukuksuzluktan doğal olarak bizler de nasibimizi aldık. (…)  

Balyoz tertibi büyük resmin en önemli parçalarından biridir. Kanımca, bu davaya yönelik gerçeklerin süratle ortaya çıkarılması ve topluma anlatılması birilerinin planını ve moralini oldukça bozdu. Çünkü ön plandaki tetikçilerin algı düzeyi ve zekâsı çok yetersizdi. Yazmış olduğunuz kitap balyoz davasının en derli toplu dokümanı oldu. Bu kitap gelecekte de bu dönemde yaşananları öğrenmek isteyenlerin ilk başvuracağı bir kaynak olacaktır. Ayrıca bu kitabın sizin tarafınızdan yazılmış olması da çok önemlidir. (…)  

Siz 2000’li yılların başından itibaren Deniz Kuvvetlerimizin en az 20 yılına imza atmış bir komutansınız. (…)  

Bu düşüncelere yeni sahip olmadım. Sadece şu andaki konumum itibarıyla düşüncelerimi daha rahat ifade edebiliyorum. (…) 

Siz benim için çok değerli komutansınız. Ve hep öyle kalacaksınız. (…)  

Sizin ve sizinle birlikte kalan komutanlarımızın bir an önce özgürlüğe ve sevdiklerine kavuşmalarını diler, kitabınız için kutlar, en içten saygılarımı sunarım.” 

Mektubu, kitabın tarihi değeri nedeniyle mümkün ise Komutanın imzalaması için avukatım ve sınıf arkadaşım Mitat Tombak aracılığı ile Silivri Cezaevine yolladım.  

Avukatım Mitat Tombak, Komutanımızı 6 Ağustos 2013 tarihinde ziyaret edebilmiş ve kitabı imzalatmayı da başarmış. 

Kitaptaki imzasının üstündeki şu ifadeler hala canımı acıtmaya devam ediyor: 

Değerli Kardeşim Sadi Ünsal’a, 

Bu kitabı diri diri gömülmekten kurtulmak için yazdım. Sana özgür ve başarı dolu bir ömür dilerim.” 

* * * 

Komutanımız sükûnetini 19 Haziran 2013 tarihine kadar korudu.  

Bu tarihte Yargıtay sözde kararları onadı. Karar sonrası Komutanımız Özden Örnek’in Sayın Emin Çölaşan’a gönderdiği ve yargıç kılığına girmiş örgüt elemanlarına hitaben yazdığı mektubunda yer alan şu ifadeleri öncelikle anlaması gerekenler anlasaydı sonrasında neler olur, neler olmazdı? 

 w=

Bu topraklar üzerinde en az üç imparatorluk kuruldu ve hepsi de adalet dağıtamadıkları ve rüşvete göz yumdukları için tarihe göçtüler. Son 10 yıldır yaşadığımız olaylar da öyle bir başlangıcı işaret ediyor.  

Bu aşamayı durdurmak elinizdeydi ama siz yangına benzin döktünüz.  

Bizim size söylediğimiz tek konu vardı: ‘Bu deliller sahtedir.’ Siz gerekçeli kararınızda buna yanıt vermediniz, zaten de veremezdiniz.  

Gerekçeli kararınızda birçok konu var. Sanki hepsi suç ve cezanın gerekçesiymiş gibi. Ama hepsi laf kalabalığı. Deliller sahte olduktan sonra hukuk tartışmak ne işe yarar? (…)  

Sayenizde bu ülkede yargı intihar etti.  

Biz gerçekten size umut bağlamıştık. Çünkü bütün hukuk insanları ‘Yargıtay başkadır’ diyordu. Gerçekten Yargıtay’ın başka olduğunu gördük!  

(Haklarında ağır hapis cezaları verilen) 236 masum insan tarihe kahraman olarak geçecekler. Siz acaba nasıl geçeceğinizi hiç düşündünüz mü? Ben de bilmiyorum ama tahmin ediyorum!” (**) 

* * * 

Komutanımız ile son olarak vefatından kısa bir süre önce hastanedeki odasında görüştük. Ziyarete değerli büyüğüm ve cezaevi yoldaşım Amiral Caner Bener ile birlikte gittik.  

Çok kısa bir süre görüşme izni verilmişti. Ancak kendisinin ve değerli ailesinin arzusu üzerine bir saate yakın süren bir görüşme oldu. Kendisine, bütün duygularımızı iletme imkânını bulduk.  

Görüşme bitiminde vedalaştık. 

Kapıdan çıktık, biraz uzaklaştık ve gayri ihtiyari dönüp oda kapısına baktık. Saygıdeğer eşi kapının yanında ayakta duruyordu. 

Döndük… Tekrar sarılıp vedalaştık. 

 w=

* * * 

Yirminci Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek 29 Nisan 2018 tarihinde hayata veda etti ve kısa bir süre önce 43 yaşında vefat eden sevgili evladı Burak Örnek’e kavuştu… 

Vefatından önce üç kitap daha yazdı: Sözde Darbe Günlükleri (***), MİLGEM’in Öyküsü (****) ve Heybeliada’da Bir Işık (*****). 

Her bahriyeli özellikle “MİLGEM’in Öyküsü” ve “Heybeliada’da Bir Işık” kitaplarını okumalıdır. Özellikle görevde olanlar… Değerli Komutanımızı anlamak ve bahriyenin değerlerini yaşatmak adına… 

Böylesine değerli bir Komutanın emrinde görev yapmak bir ayrıcalıktı. Bu ayrıcalığa sahip olduğum için çok şanslıyım. 

Böylesine bir değere kumpaslar sürecini yaşatmak ise utanılması gereken bir durumdur. Ülkemizin tarihinde kapkara bir lekedir.  

Ülkemiz bu lekeyi bir nebze de olsa temizleyecek adımları atacak asker ve sivil kadroları bir gün mutlaka görecektir. Mutlaka… 

Değerli Komutanımız, Yirminci Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’i rahmet ve saygıyla anıyor, saygıdeğer ailesine sağlık ve huzur dolu bir yaşam diliyorum. Son sözü saygıyla Sayın Komutanımıza bırakıyorum:  

Aile yuvamdan sonra benim ve pek çok deniz subayı için ikinci bir yuva olan Deniz Harp Okulu ve Deniz Lisesi mezunu olduğum için her zaman gurur duydum ve ölünceye kadar da duyacağım.” 

 w=

(**) Cambazı Bırak Balyoz’a Bak / Özden Örnek / Nergiz Yayınları 

(**) Sözcü Gazetesi / Emin Çölaşan / 22 Ekim 2013 

(***) Sözde Darbe Günlükleri / Özden Örnek / Nergiz Yayınları 

(****) MİLGEM’in Öyküsü / Özden Örnek / Kırmızı Kedi 

(*****) Heybeliada’da Bir Işık / Özden Örnek / Kırmızı Kedi 



 

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

13 Yorum

  1. 4 Mayıs 2020, 00:05

    Sayın Ali Sadi Ünsal,
    Rica ederim, benim açımdan kusura bakılacak bir şey yok. Benim de sizi üzen ifâdelerim olduysa, lütfen siz de benim kusuruma bakmayın.
    Asker doğmuş ve hayatının bir döneminde sizinle aynı şerefli üniformayı onurla taşımış her Türk evlâdı gibi, kuşkusuz benim de, TSK’ya dâir eleştiri ve söz hakkım bâkidir.
    Elbette benim tarafımdan kelimelere dökülmüş en sert eleştirilerin bile, aynı zamanda en dostça sevgiyle söylenmiş olduğundan emin olabilirsiniz.
    Size, yaşadığınız sıkıntılı günleri unutturacak kadar güzel ve sağlıklı bir ömür dilerim.
    Saygılarımla.

  2. 3 Mayıs 2020, 15:24

    Sayın Cyrano De Bergerac,
    Elbette yıllarca TSK görev yapmış olanlara sorulması, eleştirilmesi ve onlarında cevaplaması gereken hususlar vardır. Sizlerin bunca yaşananlar karşısında tepki göstermenizi sorgulamak kimsenin haddine de değildir. İfade ettiğiniz hususlar ve eleştirilerinize yönelik olarak oldukça “dolu” olduğumuzu tahmin ederseniz. Ancak biraz temkinli ifadelerle konuları açıklama çabalarımızın nedeni birilerinden çekinmek veya korkmak değildir. Askeri cezaevlerinin duvarlarında “vız gelir bunlar… vızz” ifadeleri kazılarak yazıldı… Yıllardır bunca ihanet ve alçakça saldırılar karşısında yalnız bırakılmış ve bugün Karada, Denizde, Havada her türlü “siyasi cambazlık ve vıcık vıcık çıkar ilişkilerinin” ötesinde kahramanca mücadele eden TSK personelinin moralinin ne kadar değerli ve önemli olduğunun bilincinde olmamızdandır. Sanırım yazdıklarınıza aşırı hassasiyet gösterdim. Sizi üzen ifadelerim olduysa kusura bakmayın. Teknik bir hatanın sebep olduğu aşırı hassasiyet… Nezaketinize ve ilginize çok teşekkürler…
    Saygılarımla

  3. 2 Mayıs 2020, 19:17

    Sayın Ali Sadi Ünsal,
    Öncelikle sizin şahsınızla ilgili en küçük bir rahatsızlığımın olmadığını belirtmek isterim. Ben sadece rütbeniz itibâriyle (resmen olmasa da en azından fahri olarak) kurumunuzu temsil yeterliliği ve sorumluluğuna sahip olmanız dolayısıyla, sizin şahsınızda kurumunuzu eleştirdim.
    Maalesef sayın editörün yayınlamadığı asıl yorumumu da; “Herşeye rağmen kendi adıma, sizleri çok seviyor ve bu soruların en mâsum muhataplarının sizler olduğunu biliyorum. Bu yüzden de, nasıl olup da kendinizi ve Cumhuriyeti koruyamadığınıza olan isyânım damarlarımda kudurmadıkça bu soruları sorarak sizleri üzmek istemiyorum elbette.” sözleriyle tamamlamıştım, ancak maalesef yayınlanmadı.
    Ayrıca çok haklı olarak, “yetti artık!” bâbında değerlendirdiğiniz aşağıdaki yorumumun “yetti artık” kısmı da size değil, içinde bulunduğumuz “ileri demokrasi ortamında”, bütün vatanseverlerin boğazlarında düğümlenen gerçekleri, sıradan bir vatandaş olarak, bir medya platformunun gözlerden uzak bir köşeciğinde bile dile getirememenin verdiği öfkeyle, sayın editöre olan sitemimdi.
    Sonuç olarak, sizin yazdıklarınıza olan eleştirilerimi içeren yorum, benim yayınlanmayan yorumumdu. Yayınlanmadığı için yapabileceğim bir şey yok. Dilerseniz ve eğer teknik olarak mümkünse, sayın editörden temin edebilirsiniz. Eğer mail adresiniz olsaydı, ben de memnuniyetle size gönderebilirdim.
    Saygılarımla.

  4. 1 Mayıs 2020, 16:56

    Sayın Cyrano De Bergerac,
    SGK kayıtlarına göre 44 yıl 6 ay görev sürem var. Deniz Lisesini de dahil edersek 47 yıl 6 ay bahriye hayatım var. Bu sürenin 3 yılı ceza evinde geçti. Bu sürede, özellikle hapiste iken yazılı ve görsel basında “önüne gelen” konuştu, yazdı… Bizde izledik, okuduk… İyi de ben yazınca niye rahatsız oluyorsunuz? On yedi yıldır beni mi dinlediniz? On yedi yıldır kimleri dinlediyseniz bu sözlerinizin muhatabı onlar olmalı… Ben mağdur hikayeleri de yazmıyorum… Emekli bir bahriye subayının gözlemleri, yaşadıkları, tespitleri olarak görebilirsiniz… Ben bir vatandaşım ve ifade hakkımı kullanıyorum. Yazdıklarımın her boyuttaki sorumluluğu bana aittir. Ben size karşı “kendi” yazdıklarımdan sorumluyum. Yazdıklarımı eleştirebilirsiniz ama “yetti artık!” yaklaşımınızı eleştiri olarak görmem…
    Çok üzüldüğünüz için kızgınlıkla yazdığınıza inandığım asıl konuya gelince …TSK’leri kumpaslar sürecinde iyi bir sınav verememiştir. İlk yazım olan “Donanma Baskınında” bu konuya yer verdiğim gibi, önümüzdeki süreçte de çok yazılarım olacak… Bu nedenle düşüncelerimi “şimdilik” özet ifade edeceğim.
    1. 2000’li yılların başından itibaren Hukuk sistemi ve devlet güvenliği TSK hariç her boyutta FETÖ kontrolüne geçmiştir.
    2. TSK ise zaman içerisinde artan oranda büyük ölçüde FETÖ kontrolü ele geçirmiştir. Bu konuda en dirençli kuvvet DzK. olmuştur. Bu nedenle en ağır saldırıya denizciler maruz kalmıştır.
    3. TSK’de bu konuda gereğini yapmak büyük oranda Genelkurmay Başkanlığının görevidir. Kısmen de Kuvvet Komutanlıklarının… Bu yapılmamıştır. Yapılamama nedenleri TBMM başta olmak üzere ilgili ve sorumlu makamlar tarafından sorgulanmamıştır. Kamuoyu büyük ölçüde bu konuya “magazin” boyutunda yaklaşmıştır.
    4. TSK’nin komuta kademesinde sadece dönemin Genelkurmay Başkanı Sayın Işık Koşaner ve Kuvvet Komutanları gereğini yapmıştır. Diğer komutanlar gereğini yapmadığı için astlarının onların yerine istifa ettiği dönemler olmuştur. Örneğin Ora.Nusret Güner, Kora. Atilla Kezek, Tuğa. Gündüz Demirus…
    5. TSK’nin bu duruma fiili müdahalesini beklemek, düşünmek ise… felaket olur. 15 Temmuz kalkışmasında da gördünüz. Askerin fiili müdahalesi ülkenin intiharıdır. Bu nedenle ifadelerinizde yer alan “tank, top, gemi vs” sadece dış düşman için kullanılır.
    6. Sayın Yılmaz Özdil, biz hapiste iken çok sık kullandığı bir ifade vardı. TSK vatanı korur, TSK’yı millet korur… Sorunun çözümü bu eksendedir. Esas bu sorgulanmalı…
    7. Bizler Türk Milletini olacaklar konusunda her zeminde aydınlatmaya çalıştık. TBMM’ne bile iki defa bizi sorgulayın diye toplu dilekçe ile başvurduk… 200 üstünde kitap. Sayısız yazılı makale…. Bunlar vatandaşa gerçekleri bilin iradenizi buna göre kullanın diye idi. Bunun sizin tarafınızdan mağduriyet edebiyatı olarak görülmesine üzüldüm.
    8. Ayrıca… istenen Askeri bildiri, muhtıra vs. idi. Olmayınca “sapanca toplantılarında” kurguyu hayata geçirelim kararı alındı. Netice de alındı… Genelkurmay ve KK’ları görevlerini yapmadıkları gibi, biri de e-muhtıra vererek imdada yetişti, güzel bir makam aracı sahibi oldu. Onları o makamlara ben getirmedim. Ben yaptıklarımın ve yapmadıklarımın hesabını vermekten sorumluyum.
    9. Şehit ve gazilerimizin yanında yaşadıklarımız okyanusta damla bile değil. Yaşadıklarımız üzücü de olsa milletimizin “gerçeklik zemininde” adım atmasına küçücük bir katkımız olduysa ne mutlu… Emekli bir bahriye subayı olarak yazıyorum… yazdıklarıma katılmayabilirsiniz ama saygı duymanızı beklerdim…
    Saygılarımla

  5. 1 Mayıs 2020, 14:59

    Sayın Jülide hanım, Vatansever1923 ve Erdal Menteşe, yorumlarınız için teşekkür ederim.
    Rauf bey, tepkilerinizin gerekçesine katılıyorum. Teşekkür ederim.
    Değerli Kardeşim Metin… Her zaman doğru tarafta olmanın asaletini, nezaketini her koşulda kaybetmeden, “samimi ve karşılık beklemeden” gösterdiğin için çok teşekkür ederim. Bahriyede seninle aynı koşullarda görev yapmak benim için çok değerliydi… Çok teşekkür ederim…
    Sayın Togliatti…
    Bende sizi tanımıyorum ama örneğin isminize bakıp çok kolay çıkarımlarda ve imalarda bulunabilir, sonra da “Allah yardım etsin!” ile ifadelerimi tamamlayabilirdim. Ama bunu yapmam çok yanlış olurdu… Etik olmazdı… Sözde darbe günlüklerini Fetö’nün sözde savcıları bile pusu kapsamına almadı. Onlar bile… sadece Fetö’nün basınında ve orada ki kiralık elemanları tarafından kamuoyu algısı için kullanıldı. Rahmetli Komutanımız, bu konuda dahil kitaplar yazdı. Bu yazıda kitapların isimleri de var. Dışarıdan bakarak yorum yapmak yerine okuyarak yorum yapmanız doğru olur. Ticari ilişkilere gelince… Bu konuda yorum yapmak bana düşmez… Doğruluğunu bilmediğim gibi, ticari ilişkilere bakarak senaryo yazmanın doğru olmayacağına inanıyorum….

  6. Hatta oglu tolga, esi benzeri olmayan canakkale destanimizi, ingiliz ve anzaklarin gozunden galipoli ismiyle filmini cekip, isgalcilerin aslinda ne kadar sevgi pitirciklari oldugunu Turk askerlerinin de tek derdinin yemeklerinin sogumasi oldugunu gozumuze sokmustur. Kendisine minnettariz. Babasina Allah rahmet eylesin.

  7. Allah rahmet eylesin. Tanımam etmem. Ama dışardan bakınca, darbe günlüklerinin ergenekon ve balyoz tutuklamalarında kullanılması ve oğlunun kendisini tutuklayan akp iktidarına yakin çalık holding ile ilşkileri başka bir ilişkiler ağının olduğunu da gösteriyor.

  8. 30 Nisan 2020, 12:21

    Benim yazdıklarımı neden yayınlamıyorsunuz sayın admin?
    Biz tam onyedi yıldır, tankıyla, topuyla, uçağı, gemisiyle ve emrinde ölmeye hazır yarım milyon Mehmetçiğiyle “mağdur olmuş” bir ordunun mağduriyet hikayelerini dinliyoruz hiç sıkılmadan.
    Ama kırk yılda bir benim gibi bu işten sıkılan biri isyan edip mealen; “Neden mağdur oldunuz kardeşim? Türk Milleti sizlere o yukarıda saydığım gücü, mağdur olasınız diye mi, yoksa sizin ve Türk Milletinin karşısına dikilenleri mağdur edesiniz diye mi verdi? Mağdur olacağınıza mağdur etseydiniz. Sırf siz “mağdurlara” güvendiği için Türk Milleti de sizin mağduriyetinizle birlikte yobaz karanlıkları yaşıyor. Bizim derdimiz bize yetiyor…”
    ..
    Dedi diye sansürlüyorsunuz.
    Bu mu sizin “vatansever yazar, yorumcu ve uzmanların özgürce yazacağı bir fikir meydanı” olma iddianız?

  9. 30 Nisan 2020, 07:01

    Değerli komutanımız Sayın Özden Örnek ışıklar içinde uyusun. Emrinde çalışmaktan onur duyduğum. Dünya görüşüme yön veren tam bir Vatanseverdir.

  10. 29 Nisan 2020, 22:41

    Mavi Vatanımız için yaptığı başta Milgem ve diğer başarılı çalışmalarından dolayı Komutanımızdan binlerce kez Allah Razı Olsun,Mekanı Cennet Olsun İnşallah.
    Bugün Mavi Vatanımızdan bahsedebiliyorsak çok değerli komutanlarımız sayesindedir,zaten onlarda Vatansever oldukları için hedefe koyuldular ve sağlıklarını kaybettiler.
    Komutanlarımızın içerilerde yıllarca kalmasında kimlerin parmağı varsa Allah onlara daha beterini yaşatsın.
    Tekrar Komutanımızı Rahmetle Minnetle ve Fatihalarla anıyorum….

  11. 29 Nisan 2020, 16:22

    Değerli Sadi Ağabey, Yazınızı keyifle ve biraz da nostaljik anıları tazeleyerek okudum. Emeğinize kaleminize sağlık. Başlık cümlesi harika. Komutan ile beraber çalışma fırsatımız olmadı ama her zaman saygı ve sevgiyle andığımız, soyismi gibi örnek bir asker ve komutandı. Komutanı yeniden bizlere anımsattığınız için size de sonsuz teşekkürler.

  12. Değerli komutanımız Sayın Özden Örnek ışıklar içinde uyusun.Okurken üzen, yürek burkan, iç acıtan bir yazı.Evladınıda kendisinden çok kısa bir süre önce kaybetmişti.Ama bir yandan da böyle vatansever, bilgili, çok iyi yetişmiş askerlerimiz olduğu içinde göğsümüzün kabarmasına vesile olmuşlardır. Varlıklarıyla gurur duyduğumuz askerlerimiz oldukça ülkemizin geleceğide aydınlık olacaktır.Gerçekten böyle degerlerine sahip çıkmayan, onları hapse attıran, seslerini duyurmalarına mani olan, bu yapılan haksızlıklara sessiz kalan, bu durumdan sorumlu olan herkes bir gün bunun hesabını verir.Emeğinize sağlık.

  13. Tarihin gordugu bu en asagilik vatan hainleriyle is tutmus, gormezden gelmis, bunca yasananlara ragmen hala siyasi cikar, demokrasi ozgurluk hukuk insan haklari ayagina israrla gostere gostere is tutmaya devam eden tum insansilara binlerce kez lanet olsun…Bu saatten sonra tek gercek olan, kisilerin icraatidir, yoksa lafa bakacak olursak bu hainlerden ve firarilerden daha vatansever daha kemalist daha dindar daha solcu daha milliyetci daha yandas daha muhalif kimseyi bulamayiz..Baskasina gene birsey birakmazlar, eminim…Birakmiyorlarda zaten.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!