Gülümser Heper
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Bir totaliter rejime dönüşün dramatik hikâyesi

Bir totaliter rejime dönüşün dramatik hikâyesi

featured

Kendi adıma konuşmak istiyorum. Samimi bir yürek ve saf bir dille yazmaya çalışıyorum. Mesleğimde insanlığın bin bir halini gördüm. Saldırganlıktan tutun da minnettarlığa kadar değişen geniş bir spektrumda tüm duygularla tanıştım. Gördüklerim şunlardı. İnsan yerine konulmadığını düşünen insanlar saldırganlaşıyorlardı. Hastalığını, acizliğini paylaştığımda minnet duyuyorlardı. Sağlıkta Değişim Programıyla (SDP) birlikte insanlar popülist siyasi kültüre teslim oldular. Siyaset onlara muhbirci, ihbarcı bir insan profili çiziyordu ve onlar da kendi sınıfından insanlara saldırmakta, burun kıvırmakta, horlamakta bir sakınca görmüyorlardı. Siyasi popülizmin onlara çizdiği insan profili züppelikti. Birçokları bu rolün hakkını vermekte hiç de zorlanmıyordu.

Gelgelelim bugüne! Bugün insanlığın gözünde okuduğum yegane duygu KORKU. İnsanlar korku duygusunun altında ezilmişler. Niye? Covid varmış; pandemi olmuş. Tevekküllü kesim olayları kendi haline bırakmış ve bu onların yaşam prensibi olduğu için her şey eşyanın tabiatına uygun. Ancak kendini eğitimli diyerek lanse eden adamlar ağzında maskeyle dolaşıyorlar. Cebinden, çantasından çıkardıkları artık bir bakteri yuvasına dönüşmüş maskeleri ağızlarına geçirmekte sakınca görmüyorlar. İnsanlıkları da bitmiş! Bu insanların bir dostuna, bir komşusuna, bir arkadaşına su vermek için sokağa çıkmaktan dahi imtina ettiklerini gördüğümde kahroluyorum. İster istemez biz bu adamlarla mı insanlıkta, yönetimde devrim yapacağız diye düşünüyorum. Ne yazık ki devrimin önünde koca bir engelimiz var! İNSANLIK!

Franklin D. Roosvelt’in meşhur bir sözü vardır. Derki: “Korktuğumuz şey, korkunun kendisidir”. Muhteşem bir tespit! İnsanı çok iyi tanıyor. Biliyor ki korku insanları kuşattığında insanlık haklarından kolayca vazgeçebilir. Totaliter bir rejime eyvallah da diyebilir; arkadaşını da satabilir. Bugün insanlığın yegane korkusu ne kılıç, ne bomba. Bugünün dünyasında totaliter bir rejime evrilmek için geçerli tek akçe global pandemi! Nasıl da biliyorlar insanın içindeki korkak tavşanı, sinmiş fareyi…

Bugün geçmişin tiranları değişti. Tiranlık yöntemleri de değişti. Yöntem TEKNOLOJİ. Takip et, iz sür, yakala, kontrol et, manüple et, bin kafasına! Hepimiz elektronik cihazların, kablosuz telleriyle önce birbirimize, sonra merkezi hükümete sonra da küresel çetelere bağlandık.

İnsanlar ölüyormuş, biz de ölebilirmişiz! Öleceğiz kardeşim, insan ölümlü! Kimimiz açlıktan, kimimiz insansızlıktan, kimimiz hastalıktan, kimimiz bombalardan ölmüyor muyduk zati! Bu sefer virüsten ölecekmişiz. Ölümü klasifiye etmenin yaşarken sana faydası ne? Ya da insanlığa! Ha bombaya ölmüşsün, ha da virüsle. Haklarını teslim etmenin gereği ne? Yaşarken ölmüşsün zati. Ruhun bedeninden utanmış, kaçmış! Bir et ve kemik yığını gibi dolaşıyorsun ortada! Görmüyor musun adamlar bir tiranlık kuruyor!    

Diyeceksiniz ki hastalık da mı yok! Hiç öyle bir şey söylemedim. Eyvallah bir hastalık var! Ancak bir de HİSTERİ var. Histeri ağır bir enfeksiyon türü. Kardeşim dur da bir sorsana. Ya bu virüsün tedavisi hastalığın kendisinden daha ağırsa ne olacak diye! Yok abi soran! Yecuc mecuc kavminin tiranlarından tut da Amerikan conisinin her sözüne inan, eğ başını, uzat kolunu, öde parayı, yarın Allah kerim, öteki güne bakarız… Bu mu insanlığın birikimi? Peh Peh…

Alman Corona Sorgulama Komitesi başkanı Dr. Reiner Fuellmich bakın ne diyor: “Tarihin en büyük sınıfsal kontrol yasalarını hazırlıyorlar. Bilim adamları, avukatlar, tıp adamları, akademisyenler kasten bir Covid-19 korkusu pompalıyorlar. İnsanlığın birikimini harcayacaklar. Hükümetler artık faşist totaliter rejimlere dönüşecek”.

Geçmiş yıllarda, bioterörizm ve virüsler insanlığın en ciddi tehlikelerinden birisi olarak tanımlandı. Pandemiler için yatırım yapan ve aşı üreten Bill Gates, yıllardır öldürücü bir hastalığın başlayacağı korkusunu insanlığa empoze etti. 2015 yılında aynen şöyle dedi: “İnsanlığın gelecekte en büyük tehlikesi yüksek bulaşıcılık özelliği olan virüsler olacaktır ancak bizler hazır değiliz”. 2017’de milyonların biyolojik silahlarla öldürüleceğini tahmin etti. Bakın şöyle dedi: “Gelecek epidemi, smallpox virüslerin genetik mühendislikle yaratılmış sentetik versiyonları veya öldürücü süper bulaşıcı grip virüslerinin bazı türlerinin terörist amaçla kullanılmasıyla oluşacak”.

Çok kısa süre sonra tam Kasım 2019 tarihinde Event 201 adıyla Johns Hopkins Halk Sağlığı Merkezi ve Dünya Ekonomik Forum işbirliğinde bir pandemi hazırlığı paneli gerçekleştirildi. Ne tesadüftür ki tam on hafta sonra gelişecek Covid-19 pandemisi başladı ve insanlık bu akla şapka çıkarıp “pes” dedi. Naifçe kolunu uzattı. Kolunu uzatırken sıranın kafasına geleceğini tahmin dahi edemedi; öngöremedi.

Düşünebiliyor musunuz? Elin adamı pandemi olacağını tahmin edebiliyor ancak bizi akademisyenlerimiz bile “Hayırdır la, müneccim misin; Tanrı mısın?” diye sormayı akıl edemiyor. Yoksa biliyor da tiranların köpekliğini mi yapıyor?  

Uzun uzun yazdım. Ben sizden atla deve istemiyorum. Kaldıysa eğer en temel içgüdülerinizi harekete geçirin diyorum. Nedir? İnsanlık, insani duruş! Nasıl yapacaksınız? Size, geleceğinize, hayatınıza, özel hayatınıza, çocuğunuza, torununuza uzanan elleri kırarak! Ülkemin tam göbeğine kurulan, dokunulmazlık verilen tiranlık merkezlerini yıkarak!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

21 Yorum

  1. 28 Ekim 2020, 19:18

    Bu yazısı için Gülümser Heper’i, bunu yayınladığı için Veryansın’ı tebrik ediyorum.
    Kahrolsun Üst Çete’nin korona faşizmi!

  2. 28 Ekim 2020, 05:54

    lütfen bu bağlantıyı gülümser heper’e ulaştırır mısınız
    https://azizkerim.com/

  3. Kusura bakmayın ama yazı bu kadar gereksiz ve saçma olabilir!

  4. 27 Ekim 2020, 10:51

    Sn. Heper,
    1990 lar öncesinde her ne kadar batılı emperyalist ülkeler Sovyetler karşıtlığında birleşmiş olsalar, onu çökertmek için bir araya gelmiş olsalar da kendi aralarında da zaman zaman anlaşmazlığa düşüyor ve bazı konularda zıt tutumlara sahip oluyorlardı. Bloğun yıkılması ile bir yandan o zamana kadar öğrendiklerini sistematize etmeleri, diğer yandan dünyayı şekillendirmede küreselcilikten sağlayacakları yararları keşfetmeleri neredeyse at başı ilerledi. Varşova bloğu pek çok yönden eleştirilse de inkar edilemez bir biçimde yurttaşlarına sağladığı eğitim, sağlık, iş güvencesi , 8 saatlik iş günü ve benzeri açılardan uluslar arası ölçekte yüksek bir standart oluşturmaktaydı. Öte yandan devşirilmemiş üçüncü dünya liderleri için ulusunun çıkarları gerektirdiğinde için saf değiştirirse destek ve yardım alabileceği bir seçeneği oluşturuyordu. Bloğun darmadağın olmasıyla birlikte emperyalistler “küresel köy” söylemi ve sözüm ona “yükselen değerleri “için ittifak halinde saldırılarını arttırdılar. Tek kutuplu dünyada gideceği yer artık olmayan Ulus devletleri yok etmek, meclislerini, yasalarını, gümrük duvarlarını etkisiz kılacak uluslar arası düzenlemeleri, anlaşmaları devreye soktular. Rockefeller’in dile getidiği üzere kendilerine hiç bir açıdan tehdit oluşturmayacak binin üzerinde devletçiği amaçlıyorlardı. Aynı zamanda yeni bir silah edinmişlerdi. Her ülkede bu amaca yönelik çalışacak, gündem oluşturacak insan ve aydın devşirecek ulus devletin maddi ve manevi temellerine saldıracak Soros vakıfları, dernekleri ve benzerleri gibi bir beşinci kol. Sonuç “Turuncu Devrim” ler, “Arap Baharları” idi. Yugoslavya, Ukrayna, Gürcistan, Kuzey Afrika ülkeleri alt üst oldu. Şimdi sıra Belaru’ta.
    Kendi içlerinde ise bu günlere kadar fazla rahatsız etmedikleri, gelirlerine, sosyal imkanlarına dokunmadıkları yurttaşlarına, kusura bakmayın o eski güzel günler bitti dediler. Bundan sonra verdiğimizle yetineceksiniz. Sosyal tepkilere karşı iç güvenlik sistemlerini de giderek ABD gibi militer yapılara dönüştürmekle meşguller.
    Şimdi bakın Suriye, Türkiye, İran ve benzeri Ulus devletlerin içinde bulunduğu duruma. Neden bu ülkelere karşı aralarında neredeyse hiç bir çatlağın olmadığı, geçmişte benzeri görülmeyen yekpare bir emperyalist blok ve çoğu zaman İsrail var (elbette bu tür ülkelerin iktidar ve liderlerinin, ittifaklarının bu durumu öne çeken pek çok yanlışlarının olduğunu kabul ediyorum)?
    Dolayısıyla ekonomik, siyasi, askeri, medya gücü bu güne kadar hiç olmadığı ölçüde merkezileşiyor. Sözünü ettiğiniz değerli Alman bilim adamının işaret ettiği de çok öncelerden başlayan bu eğilimin bugün vardığı aşamadır. Uluslar arası arenada mevcut olan İki yüzden fazla devletin yerine binin üzerinde küçük devletçik, iç cephede her geçen gün ekonomik, siyasi, sosyal haklarından mahrum edilen yurttaşlar ve üzerlerinde sallanan devletin sopası.
    Ancak iş aşı ve salgınlara gelince bu söz ettiğimiz merkezi yapının bunların sonuçlarını en azından kendi ülkeleri, ekonomileri, devasa şirketleri için sınırlayacak tedbirleri almadan bir bombanın fitilini ateşleyip ortaya atacak kadar acemi olabileceklerini sanmıyorum. Tıpkı savunma önlemlerini geliştirmeden hiç bir silahı piyasaya sürmedikleri gibi. Gates ve Rockefeller gibileri elbette dünya nüfusunu azaltmak, çiplemek isterler kuşku yok. Peki ya neredeyse aylarca kapanan üretim şirketleri, bozulan tedarik zincirleri, taşımacılık ve turizm şirketleri , iflaslar,? Bunların maliyeti, milyarlarca dolarlık destek fonları? Kanımca çoğu yazıya dökülen kuramlar olanları makul ve mantıklı şekilde açıklayamıyor. Belki bir yolu var ancak henüz yazıya dökülmedi.

  5. Tuna Erdoğan, Emir neyi yanlış anlamış neyi dğru anlamış kendisi anlatır. Ama Burdaki diğer arkadaşların da anlama sorunu var. DSÖ Abd’nin kontrolünde bir örgüt ve bunlar üzerinden diğer ülkeler tahakküm altına alınmaya çalışılıyor. Virüs bir araç. BM falan bunlara çalışıyor.Ben bunu söylüyorum.Sen de buna yakın şeyler söylüyorsun. Daha doğrusu niyet okuyarak. Ama yazar bunu söylemiyor. Tehlikeli bir işe kalkışıyor. Tam da muktedirlerin amaçladıkları şeye.

  6. Veryansın, bu yazıyı koyarak kendisiyle çeliştiği gibi, yapılan düzeltici yorumları da burada oluşan bir grup karalamasına mecra açıyor. Nihat Genç’i Erdem Atay’ı okumaz mı bu yazar. Ya da diyelim o okumuyor, editörler okumuyor mu koydukları yazıyı? Sadece dış basının sınırlı kaynağını okuyup yorum yazmak aydın olmaya yetmiyor, en azından artık yetmiyor..

  7. Doktor Hanım siz iyice modern bilimsel tıpbı terkedip istihbarat gazeteciliğine soyunmuş gibi görünüyorsunuz. Ancak istihbarat kaynağı olarak İngiliz gizli servisinin tüm dinlerdeki tarikatların kulaklarına üflediği manipülatif bilgiler olduğundan bu işlerde çok toy olduğunuz ve safiyane duygularla kötü bir amaç olmadan inandığınız bariz şekilde görülüyor. Her şey bir yana gerçek bilimsel analizlere geri döndüğünüzde özellikle Pandemide yegane korunma yöntemi olan herkesin maske kullanması hususunda yaptığınız yorumlardan mutlaka utanç duyacaksınız. Gerçek bilim dünyasında 2 binli yılların başındaki Sars hadisesi sonrası yeni bir pandemi riski olduğu ve gerçek pandemi ortaya çıktığında tüm dünyanın hazırlıksız olabileceği tahmin ediliyordu. Nitekim yanlış alarmlarda devletler çok agresif davranarak büyük masraflar yaptılar ve hepsi boşa gitti. 2015 yılında Bill Gates’in söylediğini belirttiğiniz cümleyi gerçek bilim insanları 2004 yılından itibaren söyleyip duruyorlardı. Neticede olan oldu ve adeta yalancının evi yanmış hiç kimse inanmamış hadisesi gibi pandemi ortaya çıktığında yine gerçek bilim insanları Ocak ayı ortasında uyardıkları halde başta şu salak dünya sağlık örgütü olmak üzere hiçbir ülke ciddiye almadı. Bir gün geri dönüp bilimsel verilere göz atmayı düşünürseniz olayı daha net şekilde görebileceksiniz. Ben bile burada Ocak sonlarında pandemi riskinin ortaya çıktığını ve keşke Hıfsı Sıhha kurumunun ortadan kaldırılmamış olmasını söylemiştim. Nitekim sizin daha sonra bu konudaki yazınızı da desteklemiştik. O zamanlar ilk tedbir olarak herkesin belli bir süre evlere kapanarak salgının sönümlenmesi tavsiye ediliyordu. Ancak geçen süre ve o arada edinilen bulgu ve bilgiler gösterdi ki herkes bir şekilde yüzünü kapatarak dışarı çıkarsa ekonomik müesseselerin tamamen kapatılmasına gerek yok. Kullanılan maddenin tıbbi cerrahi maske olmasına hiç gerek yok sadece herhangi bir malzeme ile özellikle ağız burun tamamen kapatılacak şekilde yüzün kapatılması yeterli. En önemli mevzu maske ve muadilinin mutlaka istisnasız HERKES tarafından kulanılmasıdır. Siz de lütfen kendiniz için istemesenizde başkalarını korumak için mutlaka maske kullanınız. Sağlıcakla kalınız

  8. 26 Ekim 2020, 23:59

    İşte kendimizi emanet edebileceğimiz Doktorumuz! …İyi ki varsınız.

  9. Sayın hocam siz bir bilim insanısınız. Eğer bir virüs insan yapısı ise, yapısı değiştirilmiş ise bu laboratuvar ortamında kanıtlanmaz mı? Ama hayır bilim adamları virologlar bunun doğal bir virüs olduğunu söylüyor. Sars gibi mers gibi bir koronavirüs. Neden bu komplolara inanmamızı bekliyorsunuz

  10. 26 Ekim 2020, 18:29

    peki Mehmet bey, zayıf ülkeler size göre emperyalistler karşısında ne yapmalı? mukadderat deyip boyun mu eğmeli?

  11. 26 Ekim 2020, 15:25

    Yazıyı anlamamışsın, o yüzden siyasi sanıp, Erdoğan’a laf attı ön yargısıyla bu yorumu yapmışsın ama alakası yok. Yazar Covid19’dan kaynaklı değişen insani davranışları ele almış. İnsanlığı virüs ile tehdit eden kişilerden bahsetmiş. Yıkılması gereken yer ise yakın zamanda İstanbul’da açılan ve kendilerine dokunulmazlık ile her sene 2 milyon dolar verdiğimiz DSÖ şubesi…

  12. Elleri kirilmasi gereken tiranlarin kim oldugu biliniyor sizde biliyorsunuz neden soruyorsunuz ki?

  13. 26 Ekim 2020, 08:27

    görünen insanda anatomi-fizyoloji bilinmiyor
    ama nasılsa
    görünmeyen şeyde anatomi-fizyoloji biliniyor

  14. 26 Ekim 2020, 07:50

    Bu yeni sömürgecilik stratejisidir. Ezbere hareket etmeyin. Güçlülerin kırılgan ülkeleri virüsle ele geçirme oyunudur. Zayıf ülke halklarıının, tiranlık oluşturuluyor, haydi kalkın ayağa demesi de bu oyuna hizmet edecektir.

  15. Sayin hocam bu ulke onca darbede demokratik idi de bilmem kaç tane seçimi kazanan Erdoğan totaliter mi oluyor.yaziniz bastan aşağı karma karışık zaten.yazinizin sonunda nereyi yıkıyorsunuz mesela? Bu yazıyı nere çekerseniz oraya uzar.

  16. Yecuc mecuc kavminin tiranlarından tut da Amerikan conisinin.. derken yazar, kıraathane sohbetinin kıvamını bulması için ırkçılığı da ilave ediyor ki tam olsun.

  17. 26 Ekim 2020, 07:07

    Eyvallah, elinize sağlık, güzel yazmışsınız da Sayın Heper, çok soyut şeyle söylemişsiniz, biz basit halkız, etrak-i bi idrakiz, bizim anlayacağımız dille ve somut söyleseydiniz tiranların merkezini nasıl yıkacağımızı daha iyi olurdu.

  18. 25 Ekim 2020, 23:22

    Saraydaki amerikan büyük elçiliği!?

  19. 25 Ekim 2020, 20:53

    Son zamanlarda okuduğum en güzel makale, elinize sağlık Sn. Heper.

    Ülkemizde açık havada maske yasağından HES uygulamasına kadar pek çok değişiklik herhangi bir inceleme, tartışma konusu yapılmadan çok hızlı alınan kararlarla hayatımıza girdi. Bunun yanlışlığı da konuşulmuyor; bundan sonra neler olabileceği de konuşulmuyor. İktidar kafasına göre takılıyor. Danıştığı tek merci olan Bilim Kurulu’nun hali ortada. Muhalefet ortada yok, ya sufli işlerle uğraşıyor ya da iç çekişmelerine boğulmuş vaziyette.

    Ve lakin Veryansin mecrasının da son dönemde bu korku pompalama kervanına katılmış olduğunu üzülerek gözlüyoruz. “Corona’da korkutan gidişat”, “endişe veren sayılar”, “Avrupa’da büyük tecrit”, “İşte aşı bulundu”, “aşı geliyor kurtuluyoruz”, vb. manşetleriniz neye veya hangi odağa hizmet ettiği anlaşılmıyor?

    Millet ayağa kalkmadan bu işin çözüleceği yok. Ey güzel milletim, neredesin?

  20. 25 Ekim 2020, 20:16

    son sözleriniz tam net değil. ülkemizin merkezindeki ellerini kırmamız gereken tiranlar kimler? Saray mı, Amerikan büyük elçiliği mi?

  21. 25 Ekim 2020, 15:12

    Sn Heper Araştıran sorgulayan yazınız güzeldi TEŞEKKÜRLER

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!