Epidemik hastalıkların oluş mekanizmasını anlamak için salgın başlamadan önceki biyolojik, ekolojik ve sosyal ortamı iyi değerlendirmek ve bilmek gerekiyor. Biz bunu salgın hastalıkların biyoekolojik çevresi olarak isimlendiriyoruz. Biyoekolojik çevre ile insan arasındaki dinamik ilişki, hastalıkların ortaya çıkması, yayılması ve özgün sağlık problemlerine neden olması gerekçesiyle son derece önemli. Yani bu ilişkileri anlamak hastalıkların ve salgınların nedenlerini anlamak için zorunlu.
Şimdi sorular şunlar: Acaba COVİD-19 virüsleri, bir çeşit ekolojik dengesizlikten dolayı saldırıya geçtiler de insanlığa hesap mı soruyorlar? Öyleyse bu biyoekolojik dengesizliğin nedeni ne? Yoksa bu sadece bir biyolojik saldırı mı? Saldırıysa eğer karşı dünya neden susuyor? Yoksa suyun karşısındaki efendiler, sabırla, tevekkülle cevap vereceği günü mü bekliyorlar?
Anlaşıldığı üzere virüslerle insanlık arasında topyekun bir savaş başlamıştır! Ancak bilinmeli ki virüslerle masada anlaşma şansı yoktur. Nedeni anlaşılmadan yapılan toplumsal hastalık mücadelesi, karanlığa kurşun sıkmaya benzer; plansız, amaçsız ve hedefsiz bir şekilde kulağımızın dibinden kurşunlar vızıldar; herkes sırtını kollar. Dramatik olsa da dünya şu anda tam da bu halde.
Biyoekolojik çevre doğada bir canlı türü olan insanlar için de geçerli. İnsanların kendi biyolojik ve sosyal yapısına uygun bir çevrede rahat ettiğini, büyüdüğünü, çoğaldığını biliyoruz. İnsanlar genetik yapılarında taşıdıkları şifrelerine göre hem bireysel hem de kitlesel bir yaşam birikimi oluşturuyorlar. Kendilerini yaşadıkları çevreye ve toprağa ait hissediyorlar. Misal üç nesil boyu dağlık bölgelerde yaşayan bir neslin temsilcisini getirip deniz kenarında bir yere yerleştirirseniz, hayatı altüst oluyor, nefes dahi alamıyor. Ya da hayatı deniz kenarında geçmiş birini getirip Anadolu’nun bozkır bir köyüne koyduğunuzda, yaşamın anlamını kaybediyor, dünyaya küsüyor, neslini dahi devam ettirmekte zorlanıyor.
Bunları niye anlatıyorum? Canlıların biyolojik ve ekolojik çevresinin insan için de hayvan için de bitki için de mikrop için de geçerli olduğunu söylemek için. Bundan yola çıkarak hastalıkların biyolojik ve ekolojik bir dengesizlikten kaynaklandığını düşünenlere sonuna kadar katılıyorum. İnsanlar gibi bakteriler, virüsler ve mantarlar da kendine uygun ekolojik bir çevrede ürüyor, semiriyor ve yayılıyorlar. Mikropların konakçı olarak insanı tercih etmesinin şartları da misafir geldiği insanın biyolojik özellikleri de hep bu kapsamda değerlendirilebilir.
Şimdi konuyu daha da açacağım. Misal HIV virüsü. Afrika’da ortaya çıkmış bir virüsün, ABD’de yayıldığını ve bazı grup insanları tercih ettiğini biliyoruz. Bir grup biyolojik faktör belki viral mutasyonları da tetikleyerek, virüsün ABD’de bazı insan gruplarına yerleşmesine neden oldu. Bu uygun ekolojik konakçı insan türü, genellikle homoseksüeller ve ilaç kullananlardı. Her iki davranış kalıbı da insan fizyolojisine uygun değildi; normalden bir sapmaydı ve biyolojik sapmalar insanı HIV virüsüne açtı. İnsanların HIV virüsüne karşı gösterdiği epidemiyolojik cevaplar da önemliydi. Bu hastalığı kapanların çoğunluğu damgalandı, hastalığı kapanların sosyal ve insani haklarına dair ciddi problemler ortaya çıktı. HIV isimli bir virüsün hastalığı tarihe belli konakçı türlerinin hastalığı olarak geçti.
Misal Veba! Veba tarihsel kayıtları iyi tutulmuş bir hastalık. 16. yy’da hastalığın insanlarla etkileşimi zirve yapmış. Rönesans döneminde geliştirilen yöntemlerle mücadele edilmeye çalışılmış. Veba ile mücadele geleneği olan İtalya’nın mücadele yöntemleri Avrupa’nın tamamında kullanılmaya başlamış. Veba’nın tarihsel kayıtları incelendiğinde hızlı şehirleşme, ülkeler arasında artmış ticari ilişki, yerleşik ticari merkezler, infekte gemiler ve öldürücü kargolar olarak bilinir. Tarihsel kaydı, ticaretin gelişmesi ve hızlı şehirleşme diye özetlenebilir.
Vebanın aracılarının infekte kemirgenler olduğunu biliyoruz. 7. yy’dan itibaren Avrupa’da ciddi çevresel değişimler, vebanın ekolojisini etkiledi. En önemli değişim, yabani kemirgenler içeren kırsal alan bölgelerinin, şehir merkezlerinden ayrılmasıydı. Odun ihtiyacı nedeniyle ormanlar kesiliyor, bataklıklar kurutuluyor, topraklar sürülüyor, her şey insanların beslenmesi ve korunması için dizayn ediliyordu. Bu eylemler, yabani sıçan familyasını yok ediyor ve onların bir bakıma kuzenleri olan şehir sıçanlarının artışına neden oluyordu. Şehirdeki sıçanlar, veba mikrobuna dirençli değildi.
Misal kolera! Yine 16. yy’dan başlayarak hem Avrupa hem de ABD yeni bir salgın hastalıkla tanıştı. Adı kolera idi. Kökeni konusunda çok farklı spekülasyonlar olmakla birlikte, son hipotez, zararsız ve mide asidiyle kolayca parçalanan suda yaşayan bir bakterinin 19. yy’da Hindistan’da mutasyona uğrayarak şiddetli ishal yaratacak bir toksin üretmesiydi. O kadar ciddi su ve tuz kaybına neden oluyordu ki yüksek ölüm riski taşıyordu. Kolera mikrobunun suşları arasındaki toksisite farklılığı olduğunu şimdi de gayet iyi biliyoruz. Aynı suyun içerisinde patojen suşları artıran faktörün suyun biyolojik yapısının değişmesi olduğu mutlaktır. Suyun biyolojik yapısını değiştiren de yine çevredeki ekolojinin değişmesidir.
Örnekler sayısız kez çoğaltılabilir. İnsanoğlu buralardan birtakım sonuçlar çıkarmak zorundadır. İlk tespit olarak, epidemilerin, tarih boyu uygun ekolojik ortam sağlanmasıyla hastalığın yeniden canlandığı ve insanlığı yok etmek üzere harekete geçtiğini, bu uygun ekolojik ortamın da biyolojik ve sosyal faktörlerle belirlendiğini kabul etmek zorundayız. Misal toplu yaşam, şehirleşme, kitlesel göçler, deprem, sel, savaşlar, sınıflaşma gibi doğa ve sosyal olaylar bulaşıcı hastalıkları tetikler. İnsanın insan doğasına uygun olmayan yaşam tarzları, ilişkiler, kimyasallar da bulaşıcı hastalıkları tetikler. Misal durmadan mide asidini bloke eden ilaçlar alan insanların vücudu elbette mikroplara açılacaktır. Çok enerji tepecektir, ekstremitelerini kullanmama sakat bırakacaktır, aklını kullanmama insan ruhunu da hasta edecektir.
Tüm bu ilişkiler yani sebep sonuç ilişkisi bugün dahi yeterince anlaşılamamıştır. Geçmişteki enfeksiyonların sosyal ve ekolojik ortamları belli oranlarda anlaşılmıştır. Ancak Ebola, Corona gibi salgınlar düzensiz ve kuralsız salgınlardır. Bu nedenle her türlü iddia spekülatif olsa da ciddiye alınmak zorundadır. Şu ana kadar hastalığın patladığı yerin Wuhan olduğu tespitlidir. Peki Wuhan’daki ekolojik veya sosyal dengedeki değişim nedir de bu hastalık oradan patlak vermiştir?
Hastalığın ortaya çıkması ayrı, yayılması ayrı platformda değerlendirilir. Corona salgınında yayılma virüsün kendi saldırgan karakterinden kaynaklanmakta. Virülansı yüksek yani yayılmacı bir karektere sahip olduğu mutlak. Her mikrop gibi genetik, kültürel ve siyasi yönden hassas grupları hedef almakta.
Şimdi makalenin yazılma amacını algılamayanlar için bir kez daha açıkça vurgulamak istiyorum. Çin, ABD, İsrail, İngiltere, hangi emperyal suçlanırsa suçlansın farketmez; zira konu insanlığı ilgilendiriyor. COVID-19’un bir biyolojik silah olduğunu açıkça dile getiren uluslararası bir isim var. Yıllardır biyolojik silahlara karşı savaş vermiş, bir insan hakları avukatı ve İllionis Üniversitesi Hukuk Fakültesi profesörü olan Francis Boyle diyor ki; COVID-19 bir savaş virüsüdür ve Wuhan şehrindeki biyogüvenlik seviyesi 4 olan ve özellikle Coronavirüs ve SARS için dizayn edilmiş laboratuvardan dışarı çıkmıştır. Boyle’ye göre COVID-19 kurgulanmış bir virüs. İçerisinde coronavirüs, HIV ve muhtemel başka bir grip virüsünün genetik materyali var. Virüsün genetik kombinasyonu, çok uzak bölgelere yayılmaya uygun. COVID-19’un kuluçka süresi hala tam bilinmemekle birlikte 14-30 gün arası. ABD hükümeti, 2011’den beri biyolojik savaş programına 100 milyar dolar harcadı. ABD’de halen sınırlı sayıda COVID-19 enfeksiyonu mevcut; ABD, vatandaşlarına tüm ülkede yoğun karantina programı uygulamasa da durum kötüleşirse salgına karşı farklı pozisyonlar alınacak.
Doğal salgın hastalıkların uygun biyoekolojik çevrede geliştiğini vurgulamıştım. Çin’de gelişen bu salgında aracıların hayvanlar, hele hele yarasalar olmadığı ispatlandı. Wuhan’da sanitasyon eksikliği, açlık, toplumsal göç, sel, deprem, cehalet gibi sosyokültürel ve biyolojik bir değişim de yok. Virüslerin hatta insanların genetik yapısını değiştirebilecek kadar bilimsel gelişmiş bir ortam var. Öyleyse nedir Wuhan’daki bu salgının uygun biyoekolojik zemini diye sormak gerekmez mi?
Çin için iddialar yenilir yutulur cinsten değil. Çin’den salgına dair bilimsel zeminde virüsün Wuhan’dan neden başladığına dair biyoekolojik temelli bir açıklama bekleme hakkımız var. Ancak Çin ısrarla yaptığı mücadeleyi ön plana çekerken kaynağı konusunda susuyor. Belki on yıl sonra belki daha da geç, Dünya bu salgının Çin’in 11 Eylül’ü olduğunu söyleyebilir. Heyhat ne çare! İnsanlık kaybediyor ve kaybedecek. Yaşama hakkını Tanrı’dan devralan bu ülkelere insanlığın cevabını vermesi umuduyla…
Evrim sürecinin bilinçli olduğu konusunda yapılan araştırmalarda pozitif bulgular var.
Bir ihtimal dünyayı işgal eden yoğun insan nüfusunu azaltmak için evrimin ürettiği bir çözüm denemesidir. Yine de tahminde bulunmam gerekirse biyolojik silah olması daha yüksek ihtimal diye düşünüyorum.
Doktor Hanım bu soruyu siz sorduktan sonra Sn. Soner Yalçın’a, dünyadan haberi olmayan komplo teorisyenlerine ve tarikatlara ne diyebiliriz ki…
Lütfen ilimden bilimden uzaklaşmayınız
19 yy.da olsaydık, Çin’i vuran yıkıcı bir salgın olarak dünya tarihine geçerdi. Dediğiniz gibi ana faktör yayılma hızı, uçaklarla havayolu ile dünyayı kolayca dolaşan tüccarlar, gezginler, genel anlamda küreselleşme diyelim.
Faraziye, ilk görüldüğü anda, havayolu ulaşımı durdurulsaydı, yayılma hızı ciddi darbe yerdi, salgın lokal merkezli kalırdı, bu tüm dünyaya 2-3 yıl zaman kazandırırdı, aşısı bulunurdu, heryere ulaştığında çoktan hedef kitle aşılanmış olurdu.
Öte yandan biyolojik silahsa, iki açılımlı, bilinçli salındı, kazaen sızdı.
Neden üretildi? Buradan sonrası komplo teorisi, ABD tarafından Çin nüfusuna ve artan nüfuzuna karşı üretildi veya ters pencereden, kendi katı sistemine güvenen Çin tarafından, – şu anki haliyle de görüldüğü üzere, serbest sistemleri çökertmek üzere üretildi.
Üçüncü seçenek, aslında insan doğa için bir virüstür, evrimi kendini yok etmeye angajedir/yönündedir, ahlaken yozlaşmasından başka hiçbir açıklama bunun bilimadamlarınca laboratuvarda üretilmesini açıklayamaz. İstanbul’da kiralar düşsün diye, su kaynaklarını zehirleyip, İstanbul nüfusunun yarısını öldürmek ne kadar ahlaklıysa, bir zeka sonucuysa, bu da ancak o kadar ahlak ve kriminal zeka belirtisi olabilir.
Tahminim, bu kriminal zekalar için bile öngörülebilir değil, hastalığı burdan salalım, bir sene sonra da aşıyı piyasaya duyurup voleyi vuralım, olamaz, kaza sonucu sızma bu, kuluçka süresi, yayılmacılığı ilgili laboratuvar genetik mühendislerini bike yanıltmış olmalı.
@editöre, kısa yazamıyorum, görüldüğü gibi, X kuşağıyım ben, tweet atamıyorum mesela, affedin.
Saygılar
Bu pandemi ekolojiden ote Cin yemek kulturunun yaygin havacilik agiyla bulusmasindan oldu. Ekolojik temelleri pek zayif. Hong Kong’da 2007 de yayinlanan bir makalede yarasalardaki zengin coronavirus cesitliligi ve Cinlilerin bu hayvanlari tuketmelerinin ileride bir pandemi yaratacagini soyluyordu.
Bir de su cumleniz Istanbul’daki Kurt ve Sivasli populasyonunu aciklamiyor.
“Misal üç nesil boyu dağlık bölgelerde yaşayan bir neslin temsilcisini getirip deniz kenarında bir yere yerleştirirseniz, hayatı altüst oluyor, nefes dahi alamıyor. “
Gülümser Hanım,
Aşağıdaki linkteki yazıyı okumanızı tavsiye ediyorum.
https://www.globalresearch.ca/coronavirus-covid-19-made-in-china-or-made-in-america/5706272
Amerika kendi yaptığı 11 eylül ile nasıl müalüman ülkeleri işgal edip kontrolüne aldıysa bu corona ile de aynısını Çine yapacak. Bu tesadüf değil. Sabahattin Önkibarın youtube kanalında bu konu ile ilgili video var.
Gürcistanda Amerikanın biyokimyasal silah tesisi var. 2019 da rusya açıkladı. Videoları var. Suriye çin gibi ülkelerde kullanılan biyolojik ya da kimyasal silahlar burada üretiliyor. Amerika 3000- 5000 vatandaşını kaybetme pahasına Çinin hegamonyasını kırmak için başlattı. Aynı 11 eylülde ölenleri feda edip tüm ortadoğuyu ve petrolleri BOP projesi ile kontrol ettiği gibi. O zaman da Saddam nükleer silah üretiyor yalanı ile ıraka girildi pkk barzanistanı kuruldu. Simdi de amaç Çini zayıflatmak. Trump 1 senedir Huawei Çin vs ile uğraşıyordu. Tesadüf mü? Hayır
gulumser hnm iyi hos da cdc nin kabul ettigi cin dis isleri bakanin israrla aciklama bekledigi wuhan daki olaylardan once abd topraklarinda ve askerleri arasinda da gripten oldugu sanilan ancak olaylardan sonra covid19 testi pozitif cikan vakalar varken (20bin max), japon v e tayvan bilim adamlarinin cin kaynakli bir komploya borclari olamayacagi ortadayken virusun suslarinin anasinin abd kaynakli oldugunu aciklamalari da ortadayken sizin kelaminizi anlamak hayli guc..onlarinki (cin disisleri bakanligi, japon tayvan bilimadamlari, bu haberleri gecen aydinlik terori vs. hepsi ) komploculuksa ancak sozden ibaret olan sizin uazdiklariniz da aynisi degil midir? neden sizin teziniz gercek ama onlar degil?
Sn Dr’nin verdiği linkteki bilgiler yansımıştı kamuoyuna. Yani ABD’de geçen sene ölen grip/solunum yetmezliği tanılı hastaların covid19 dan kaynaklandığını üst düzey bir sağlık bürokratı kabul etmişti. Bu da şu an yaşananın ikinci dalga olduğunu ortaya koyar. Lakin virüs kaynağı hakkında katkı sağlamaz. Daha gerilere gidilmeli ki, bu ortamda bunun yapılması da artık imkansızlaştı. Ancak covid19 daki protein eklentilerinin doğal yolla edinilmiş olma ihtimalinin çok düşük olduğu iddiaları da yaygın. Malesef kısa vadede bunun bir anlamı kalmadı, atlatılırsa, nükleer silahların sınırlandırılması meselesi gibi, genetik araştırmaların sınırlandırılması, şeffaflaştırılması, karşılıklı denetime açılması gibi bir sürecin de nedeni olur covid19 inşallah, demekten başka şu an ne dense anlamsız.
Saygılar
Karşı tezi destekleyen bir yazı.
https://www.nature.com/articles/s41591-020-0820-9