Gülümser Heper
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Daha öldürücü bir pandemi dalgası geliyor: Açlık!

Daha öldürücü bir pandemi dalgası geliyor: Açlık!

featured

Arkadaşlarımla sık sık modern hayatın trajedileri üzerinde konuşur, trajedinin zemininde yatan komik şeylere gülüşürüz. Geçenlerde bir arkadaşım altı yaşındaki çocuğunun domatesin, biberin, patlıcanın, ekmeğin, peynirin marketlerde üretildiğini düşündüğünü söyledi. Aslında çoğumuz bu komik ayrıntının bilen tarafında görünsek de çocukların gerçeküstü düşüncelerini bizler besledik. Elimizde ederi hıyar, domates, ekmek olan para isimli bir kağıt parçasını cebimize koyup marketlere koştuğumuzda, ne ürün ne de üretim süreci hakkında düşündük. Hıyarın kütürtüsü ve lezzeti damağımızda patladığında, kokusu olfactor traktustan (koku yolağı) beynimize ulaştığında, içimizdeki insanı ilkel insanın duyusal ve duygusal kontrolüne esir verdik. Bize neydi mazot fiyatından, tarımsal destekten, gübreden, ilaçtan, selden, erozyondan…

Covid salgını tüm gerçekçiliği ile gerçek dünyaya hızlı bir düşüşle inmemizi sağladı. Kafamızı, kolumuzu, kaburgalarımızı şöyle bir elimizle kontrol ettikten sonra etrafımıza bakınmaya başladık. Bu domatesin, biberin, hıyarın da bir üreteni varmış! Yok ya! Biz maaşla çalışanlar ya da emekliler için elimizdeki para hıyarın bedelini ödeyemiyorsa hıyarın suçu ne? Ya da markette artık domates kalmadıysa marketin suçu ne? Ya da elimizde para kalmadıysa kağıdın suçu ne?

Uluslararası İş Örgütü (ILO) diyor ki, Dünya çapında işsizlik oranı o kadar yükseldi ki dünyanın iş gücünün yaklaşık yarısı artık çalışmıyor. Tam 1.6 milyar kişi işsiz. COVID-19 pandemisi sonrası Nisan 2020 itibarıyla rakamlarına göre, kayıt dışı işçilerin kazançlarında %60 düşüş meydana geldi.

Peki ya çalışmayanlar, işini kaybedenler ya da atılanlar! Gerçek yaşamda bu insanların yiyebileceği bir lokma ekmek bulabilmesi, kirasını ödeyebilmesi için sokağa çıkması gerekiyor. Salgını yönetenler diyor ki dışarı çıkamazsın kardeşim. Bunu şöyle okuyabiliriz. Bu insanların, korunma, gıda bulma, ilaç temin etme hakları artık yok; açlığa ve ölüme mahkumlar…

Dünya’nın güney yarımküresinde milyonlarca insan mega şehirlerin kaldırımlarında açlık, sefalet ve hastalıklardan ölüyor. Bu ölümlerin Corona ile ilişkisi dolaylı. Bu insanlar hiçbir istatistik rakamının içine dahi girmiyorlar; hatta insan bile değiller, onlar dünyanın bir zaman diliminde yaşayanlar…

Dünya Gıda Programı (WFP) yöneticisi David Beasley, BM güvenlik konseyinde yaptığı konuşmada diyor ki “Virüsün yaşattığı sağlık riskleri bir yana birkaç ay içinde Dünya’da bir açlık pandemisi başlayacak ve günde 300.000 insan açlıktan ölecek. Dünya Covid öncesinde dahi 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan en büyük insani kriz içerisinde idi, açlığın tek nedeni Covid değildir, iç içe geçmiş sorunların devamıdır. Suriye, Yemen, Güney Sudan ve özellikle Afrika’nın doğusunda savaşlar, fırtınalar, sel felaketlerinin getirdiği ekonomik ve sosyal yıkımlar, coronavirüs salgınıyla birleşince açlık başladı, açlık artık üç düzine ülkeyi tehdit ediyor”.

Sadece üretim değil, hizmet sektörü ve gıda temin yolları da durma noktasına geldi. Taşımacılık sektörünün durmasıyla şehirler arası hayati önemli malların nakil sorunu başladı. Güvenlik sadece kişiler kendilerini koruyabildikleri sürece mevcut. Her yerde görünmeyen bir düşmanın adı ve korkusu. Korku insan ruhunu esir aldı. Herkes bağırmaya başladı; “lütfen artık aşıyı bulun, yalvarırım bulun”. İşte tam bu noktada Bill Gates’in rüyaları gerçek oldu. Milyarlar aşılara teslim edilirken onun gücü yükselmeye başladı.

Bill Gates ve satın aldığı DSÖ, Dünya’yı Covid’den de yeni pandemilerden de koruyacak! Dünyayı kurtaran adam Bill Gates belki Nobel alacak belki biten ABD imparatorluğunun yeni başkanı olacak. 7 milyar insan aşılanacak, aşıların ne yan etkisini soracak, ne de öldürücü olup olmadığını bilecek.

Hükümetler ekonomi defterini kapatmak üzere olduklarının farkında ve yüklü miktarda paraya ihtiyaç duyduklarını açıklıyorlar. Sorular ise bu noktada başlıyor. Bu para nereden gelecek? Sonra esas soru! Alınan paralar nerelere gidecek?

Henry Kissinger’ın 1970 yılında sarf ettiği önemli sözü hatırlayalım. Diyor ki: “Kim gıda kaynaklarının kontrolünü elinde tutarsa insanları da kontrolünde tutar. Kim enerjinin kontrolünü ele geçirirse tüm kıtaları ve kim paranın kontrolünü ele geçirirse tüm dünyayı elinde tutar…”. İşte şimdi de toplumların sağlığını birilerinin ellerinde tutma siyasi hamlesi. Kapitalizmin insanların yumuşak karnını iyi bilmesi, insanlığın zaafları üzerinden hareket etmesi başlı başına iyi bir teorik bilginin pratiğe dökülmüş eylemler zinciri. Şaşıracak bir durum yok…

Ekonominin soğuk kanlı katili IMF dünya ekonomisinin geleceğine dair tahminlerine başladı. Dünya ekonomisinin durumuna, sosyal krizlerden çıkarımına ve insan tabiatının kırılganlığına bağlı olarak IMF’nin sahneye çıkma zamanı geldi. IMF soruyor: “Kim borç ister?”

Bu kurumdan merhamet dilenmek ulusların kaderini ABD ve politikalarına sermaye bırakmak için yeterlidir. Sebep oldukları ekonomik krizler sonrası yaşadığımız ekonomik çöküşte IMF ve Dünya Bankası’nın merhametine mi sığınacağız? Sığınırsak pavyona sermaye olmak için borç kağıdına imza atan zavallı bir kadının ya da adamın durumuna düşmeyecek miyiz? Bağımsız olma umudu olan ulusal hareketimizi, ekonomi politikamızı, iç ekonominin düzelmesi için yapılacak girişimlerimizi, ulusal paramızı, bankacılık sistemimizi, merkez bankamızı, iş imkânı oluşturma, gıda sağlık ve eğitim politikamızı IMF’ye teslim etmeyecek miyiz?

Diyeceksiniz ki ne yapalım? Tüm bu kirli senaryonun para ve egemenlik için yapıldığını algılamak, medyanın bilinç altı, üstü, yanı saldırılarını insan bilinciyle yenmek zorundayız. Dünya’nın sahibi olmaya çalışan psikopat elitlerin elinden özgürlüğümüzü geri almak zorundayız. Zihni korkuya esir bırakılan insanların bedenlerinin esaretten kurtulamayacağını bilmek ve ona göre davranmak zorundayız. Kısacası bir devrim yapmak zorundayız…

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

12 Yorum

  1. 11 Mayıs 2020, 09:25

    Çekirge istilası Türkiye için de büyük risk, meteoroloji tahminlerine göre bu yıl mevsim normallerinin üstünde yaşanacak olan sıcaklıklar çekirgelerin üremesi için elverişli ortamı Türkiyede yaratacak. Zaten Türkiye sınırlarında ki ülkelerde ve kısmende türkiye’de bulunan çekirgelerin üremesi ile tarım alanları diye birşey kalmaz. Pakistan bu gün bu yüzden açlık riski ile karşı karşıya. Yaz gelmeden bu konuda önlemler acilen alınmalı. Biyolojik mücadele veya kimyasal mücadele için şimdiden gerekli malzemeler tedarik edilmeli.

  2. Sayin Ali tuncarslan, aynen katiliyorum size..Fakat bir atasozu vardir….”Bir defa ete alismis kopek, kuru ekmege donemez artik”….Basimiza ne gelirse bu ete alismis kopeklerden gelecek…Bahsettiginiz surec dogru ama cok zorlu bu yuzden.

  3. 10 Mayıs 2020, 15:06

    H. Atilla UĞUR: Elinize ve aklınıza sağlık hocam. Son cümleniz her şeyi özetlemiş.
    Bu devrim önce zihinlerde olmalı. Para sadece bir sonuç, asla bir neden olmamalı. B. Franklin şunu der. “Parayla insan arasında şöyle bir ilişki vardır. İnsan paranın sahtesini yapar, para da insanın.” Naçizane şunu da eklemek isterim.
    Oku, ilmin artsın
    İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir
    Sen kendin bilmezsin, Ya nice okumaktır
    Kendin bilen, fikri hür vicdanı hür olandır

  4. 10 Mayıs 2020, 09:51

    Türkiyenin yüz akı kadınlardan birisi.Devamlı okuyorum ve çok yararlanıyorum.Gıdada ithalat akıl dışı bir tutumdur,bir kriz anında kimse size bir kilo buğday vermez.Üstelik bu ithalatı borç aldığımız yabancı para ile yapıyoruz.Ailemizden ilk öğrendiğimiz şey “borç para ile yiyecek alınmaz,bir süre aç oturursan ölmezsin,doğadan toplayabildiklerin seni hayatta tutar.”

  5. 10 Mayıs 2020, 09:49

    amerikan başkanlığını nobele veya eurovisiona benzetiyorum kazanan verimli olamıyor! bill gays abd başkanı olsa windows’la yarattığı etkinini binde birine ulaşamaz! başkanlık dışındaki kurumlar çok mu güçlü 4 yıl yeterli gelmiyor mu var bir sorunları! ha belki de bu bir sorun değildir! niye? çünkü bugüne kadar böyle gitmişler altından kalkmışlar süper güç olmuşlar bu sayede şahısların hezeyanları tayipinkiler gibi ülkeyi felakete sürükleyen maceraperest hayalleri değil akılcı sistem hakim olageldi diyorlarsa o kadarını benim de bilmem mümkün değil!
    lakin burada telegram devam ediyor!
    telegram’ı youtube’a düşen 60 hz. 50 hz. bilmemkaç hz. ses homurtusu sanan sandırmaya çalışan dümbükler var! hertz hürtz uğraşmasa sürekli darbuka çalsa o da insanı gürültüsüyle taciz eder! canlı organizma üzerinde olumsuz etkiler yaratır!
    ama telegram dediğimde ben bunu uzaktan zihin kontrolü zihne veri gönderme hatta rüyaya girme anlamında kullanıyorum ve hatta düşünce okuma evet düşünce okuma anlamında kullanıyorum! kastettiğim asıl telegram budur!
    youtube homurtusu değil!
    fizik laboratuvarlarında osilatörler falan vardır! mesela onlarla ileri düzeyde zihin kontrolü yapılmaz!
    işte bu şekildeki telegram’ın bireyler veya toplum üzerinde kullanımı sorun yaratacaktır!
    uygun biçimde kullanılsa toplumun fikirlerini eğilimlerini seçimlerini tercihlerini tamamen etkilemek mümkün olabilir!
    buna maruz kalırsa zombi olur insanlar başka bir şey olmazlar!
    https://www.youtube.com/watch?v=TfygyWcD4OA
    bunu kulaklıka dinleyiniz! ya da büyücek bir hoparlörde dinleyiniz! bunu itoğlu it üst katından alt katından habire çalarsa tabiî ki rahatsız eder!
    ama bunu işkence ettiği kişinin kalbine böbreğine kafasına sıradan hoparlörle odaklayamaz!
    ses dalgalarını lazer gibi toplayan “kişiye özel anons”a imkan tanıyan bazı cihazlardan bahsediliyor!
    o da başka bir olay olsa gerek!
    ben ertan özyiğitin rahlei tedrisinden geçercesine karşısına oturmuş yalan yanlış ne sallarsa tasdik edip kafa sallayan cansu canan değilim ki o ne derse he dayı he dayı edeyim!
    ne yapıldığını biliyorum ya!
    https://www.youtube.com/watch?v=fLiHNdL3hHw
    mesela bu! hiç bir bilimsel yönü yok! ama bütün gece tepesinde çalsınlar tayip’in bunu bir sene devam ettirsinler
    geberir!
    her biri birbirinden farklı hadiseler bunlar!
    eeg cihazları biliyorsunuz saçlı kafa derisi üzerinden edinilen elektrik aktivitesini grafiğe döker!
    bu düşünce okuma mı?
    değil!
    her biri başka bir şey! ben okuduğuma araştırdığıma duyduğuma ertan öz yi it’in salladığına göre değil tamamen bana yaşattıklarına dayanarak konuşuyorum!
    burda işkence altındayım! sözün özü budur!

  6. 10 Mayıs 2020, 04:08

    Çok sade, anlaşılması kolay, dolu ve güzel yazınız için teşekkürler.
    Bu kavramları çok güzel bir Türkçe anlatımla yazdığınız için de ayrıca tebrik ederim.
    COVID öncesinde de işsizlikle ilgili durumun bu olduğunu vurgulamanız harika.
    Tarım, para, politika, paylaşım…
    İş dönüp dolaşıp bireysel aydınlanmaya ve doğru yönetime geliyor.
    Ancak gördüğüm ve algıladığım kadarıyla insan portreleri bu yöne doğru bir bilinçlenmeyi pek işaret etmiyor.
    Umarım insanlık bu olumlu dönüşüme yönelir. Tekrar teşekkürler.

  7. Siz türkiyenin imf ile yaşadıhı günleri bilen birisiniz heralde bas etihiniz topraklar o imefeli yıllarda cokgüzel ekilipdikiliyordu yine o günlerimi özledik yoksa

  8. 9 Mayıs 2020, 15:20

    Guzel yaziniz icin tesekkurler! Elimizde sermaye ne varsa sadece onla baslamak, borc batagina dusmemek,kaynaklarimizi israf etmeden kullanmak, tassaruf etmek, Bilincli sulamali tarim, hayvancilik ve donusebilir enerjilerin altyapisinin acilen atilmasi ve petrol ve kati yatiklarin bagimliligindan ayrilmayi saglayacak kalkinma politikalarinin acilen hayata gecirilmesi gerekli! Cok zor degil mi bunlari yapmak! Yapiyorduk da nedense durduk

  9. 9 Mayıs 2020, 15:09

    devrimin gerçekleşmesi dünya nüfusunun çoğunun bilinçlenmesiyle mümkün olur.

  10. Evet, salgın sınırlandıktan sonra bazılarına sizin işaret ettiğiniz bazı etkilerini ise belirlemek için yeterli bilginin henüz olmadığı bir dönem yaklaşıyor. Kanımca üçüncü dünya ülkelerini çok zorlu zamanlar bekliyor ne yazık ki.

  11. 80 yıldır , Cumhuriyet felsefesi ile hareket edilmedi..elbette çok güzel işler de başarıldı ama , ülkenin kolonları ile oynandı..Kamu kurumları özelleştirildiği gib, Özel sektör kuruluşları da yabancı sermayeye peşkeş çekildi..gidin Fransızın yoğurt üreten Danone firmasını yabancı olarak satın alın bakalım..stratejik kuruluş diye Fransızın dışında kimseye satmazlar..ya da Japon Mitsubishi firmasını Amerikalı olarak satın alın..vermezler…! Bu Krizde Rusya buğdayını kendi insanına saklar biz de bakınır dururuz..Borç alan emir alır..IMF son darbeyi vurmak için bekliyor…uçsuz bucaksız verimli topraklarımız da hamarat eller bekliyor üretim yaptıracak…!!

  12. 9 Mayıs 2020, 10:01

    Elinize ve aklınıza sağlık hocam. Son cümleniz her şeyi özetlemiş.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!