Konuyu anlatabilmek için makaleme bir soru sorarak başlayacağım. Soru şu: İnsan sağlığı, pozitif bir bilim dalı mıdır, değil midir? Yani insan sağlığı, matematik, fizik gibi pozitif bir bilim dalı statüsünde değerlendirebilir mi? Emperyalizm insan sağlığını bu statüye indirgemeye çalışsa, halkımız da bu statüde düşünse de insan sağlığı pozitif bir bilim dalı değildir.
Neden mi? Söyle açıklayacağım: Dünya’da 7.5 milyar insan varsa 7.5 milyar insanın tamamının metabolizması, fizyolojisi, psikolojisi ve hatta varsa ruhu farklı farklıdır. Her insan tek başına aynen bir parmak izi gibidir ve her birinin patojenlere yani hastalık yapan etkenlere cevabı ya da daha doğru bir ifadeyle tepkisi farklıdır. Bu farklı tepkilerin nedeni ise karmaşık genetik yapısıdır. Aslında insan yüzen proteinlerden ibarettir ve genetik kodlarındaki sonsuz olasılıklar üzerinden değişen tek bir aminoasit yapısı bile insanın hastalığını, sağlığını, mutluluğunu, mutsuzluğunu, direncini ya da kırılganlığını ve hatta inananların tabiriyle kaderini belirlemektedir.
Her bireyin farklı olduğu bir genetik zeminde, bir değişkenin tek bir insan üzerine etkisinin neticesi bir anlam ifade etmez. Yani bir ilacın bir hastaya etkisini düşündüğümüzde ya da bir mikrobun insana etkisini tahayyül ettiğimizde sayısız farklı neticeler olduğunu biliriz. Yani tek bir insan üzerinden alacağımız çıktının rakamsal değerinin bir önemi yoktur. İşte tam bu nedenle insan sağlığı pozitif bir bilim dalı değildir.
Bu noktada insanlık sağlık konusunda istatistik biliminin pozitif bilim yönünden katkısından faydalanır. Söylediğim nedenlerle istatistik tek bir insana uyarlanan çıktılarla uğraşmaz. İstatistik değişkenlerin etkisini test etmek için toplumları hedef alır; buna rağmen yine de tek bir rakam veremez ve artı, eksi sapmalarını mutlaka vererek sınırlı da olsa pozitif bir bilim dalı olarak sağlık alanında insanlığa hizmet eder.
Sağlık istatistiklerinde dar grupların da sonuç yönünden anlamsal değeri düşüktür. Anlamlı sonuç için bir toplumu, bir ülkeyi, bir kıtayı ve hatta dünyanın önemli bir bölümünü hedef alması gereklidir. İncelenen veriler sonunda bizlere reele yakın gerçekleri açıklar. Bu gerçekler insanlık için son derece anlamlıdır ve bu sonuçlar üzerinden insan sağlığını etkileyen faktörler teker teker sıralanır.
Asırlar geçse de bu faktörlerin değişmemesi istatistik ve sağlık biliminin birbirini bütünleyici olduğunu kabul eder, sağlıkta sadece bu değerler üzerinden konuşuruz. Bu değerler üzerinden bireyin değil toplumun sağlığının pozitif bir bilim dalı olduğunu anlarız. Tabii ki değişkenlerin bilim etiğine uygun ve istatistik hesapların manüplasyonsuz olması koşuluyla. Peki nedir bu çağımızda toplum sağlığını belirleyen, dolayısıyla da insan sağlığını belirleyen faktörler?
- Obezite yani şişmanlık ya da zayıflık (bilimsel karşılığı beslenme yetersizliği),
- Sigara,
- Alkol,
- Hava Kirliliği,
- Gıda Güvenliği,
- Trafik Kazaları ve Savaşlar,
- İçme Suyu Güvenliği,
- Sanitasyon ve hijyen,
- Eğitim ve Cinsiyet Ayrımcılığı,
- Toplumsal Stres,
- Kişi başı milli gelir.
Aslında bu listeyi çok daha fazla belirleyici yazarak uzatabiliriz. Ancak listenin uzaması sağlık hakkı mücadelesinin özünü atlamamıza neden olabilir. Liste uzadıkça kaos derinleşebilir. Zaten temel alınacak bu on bir belirleyicinin hedef alınarak düzeltilmesi toplum sağlığının çok büyük oranda düzeltilmesi anlamına gelir. Bu faktörlerin düzeltilmesi bulaşıcı hastalıkların kökünün kazınması, kronik hastalıkların sadece yaşlılığa indirgenmesi, daha uzun yaşam, daha az sağlık harcaması, barışçıl mutlu bir toplum, barışçıl bir dünya, yaşanası bir çevre anlamına gelir. İşte o zaman emperyalist sağlık düzeninin bütün temel direkleri çatırdar, ilaç satışları düşer, aşı tartışması minimuma iner, silahlar susar, insan onuruna layık yaşanası bir dünyada pozitif bilim egemen olur.
Emperyalist dünyanın sağlık baronları da temel stratejilerini bu ölçütler üzerinden kurgularlar. Çünkü bu ölçütler onların beslenme zincirlerinin devamlılığı için bozulması hedeflenen yegane ölçütlerdir. Sadece bozmak mı? Toplumun sağlık hakkı mücadelesinde rehber alması gerekli bu ölçütleri toplum bilincinden silerek sanal bir dünya kurgularlar. Bu dünyada sağlık alınan ve satılan bir metadır; hastalık ise ilaçlarla düzelen, aşılarla korunan bir olgudur.
Sağlık baronlarının hedef aldığı en önemli toplumsal bellek ise medyadır. Medyanın görselliği ön plana çıkararak anlattığı hikayeler, filmler, diziler, kitaplar ve romanlar ise alçaklık edebiyatıdır. Bu alçak edebiyatçılar sınır tanımazlar. Kanseri ilaçla veya operasyonla yenmiş bir insanın dramatik öyküsü, trafik kazasında kolu kopmuş veya patlamada yüzü yanmış bir insana yapılan kol nakli, yüz nakli gibi hikayelerle toplumu afyonlar, gerçek hedefleri gizlerler.
Sağlık ne siyasetçilerin ahlaki veya ahlaksız değişkenlerine ne de medyanın alçaklık öyküleri yazarlarına bırakılacak bir konudur. Sağlık hakkı mücadelesi bilimsel bir akıl, milli bir tavır ve elbette sağlık emekçilerinin varlığıyla başarılır. Sağlık emekçilerini mücadeleden dışlamak, mücadeleyi askersiz bırakmaktır. Askersiz kazanılan bir mücadelenin tarihte örneği yoktur.
Tam da bu nedenle sağlık işçilerini yani hekimleri ve sağlık personelini hedef alarak yapılan analizler, yazılan kitaplar, sağlık baronlarının arayıp bulamadığı bir ortamdır. Sayın Soner Yalçın’ın mücadele stratejisi yıkılmış barajda bekçiyi hedef gösterecek kadar gayrinizamidir. Bu gayrinizami harpte sağlık baronlarının halen ellerini oğuşturması boşa değildir. Baronlar satışlarını devam ederken sürecin ahlaki sorumluluğu ise sağlık emekçilerinin sırtına bırakılmıştır. İşte bu nokta ancak şeytanın görebileceği bir ayrıntıdır. Ancak toplumun sağlık hakkı mücadelesinde bilimsel bir rehber olarak da milli bir tavır olarak da kıymeti harbiyesi yoktur.
Tam inşallah istatistik veriler konuşularak sağlık sorunlarına girilmez diyordum ki; istatistiğin sağlığa pozitif bilim katkısında bulunduğu söylendi ya ne demeli acaba…
Tıp biliminin pozitifliğine en negatif etkiyi yapan şey nedir diye sorulsa ilk sırada istatistik akla gelmelidir. Çünkü istatistiğin en manipülatif kullanımı Tıp dünyasında denilse yalan olmaz. Hele hele büyük verili tıp istatistiklerinde çoğu zaman “big data” ve “complex system” kavramlarını kaale almadan yapılan hesaplamaların ne kadar güvenilir olabileceği çok tartışılır.
Şunu unutmamalıdır ki yukarıda sayılan maddelerin yarıdan çoğu 150 yıl önce söz konusu bile değildi.
Ayrıca medya hiçbir zaman toplumları manipüle etmek için söylendiği kadar etkili değildir.