Yazıya çarpıcı bir örnek ile başlayalım.
Paris’teki Louvre Müzesi’nde sergilenen XV. Yüzyıla ait bir Atilla gravürü, “Vahşi Türklerin Korkunç Komutanı” olarak tanıtılmaktadır.
Başta Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde Türklere yönelik hiç bitmeyen önyargıların kaynaklarını ele alacağım 3 yazı yayınlayacağım.
Günümüzde Suriye, NATO, terör örgütü PKK/PYD, asla üye olamayacağımız Avrupa Birliği süreci, Ermeni Soykırımı iftirası ve daha benzer birçok konu gündeme geldiğinde özelde Avrupa genelde de batılı ülkelerin Türkiye karşıtı tutumlarını daha iyi anlamak için lütfen bu yazıları okuyun.
Fransa’daki Türk karşıtlığının ve önyargıların nedenlerini irdeleyen kimi araştırmacılar, sorunun başlangıcı olarak Haçlı Seferlerine işaret ederler.
Oysa olumsuz Türk imgesinin ve buna bağlı olarak Türk karşıtlığının temeli, 1096 yılındaki ilk Haçlı Seferi’nden çok önce, Milattan sonra 450’li yıllarda atılmıştı.
Tarihte, Türklerin Fransızlarla ilk ilişkileri, Hun Türkleri zamanında olmuştur.
Avrupa’yı kasıp kavuran Hun orduları Milattan sonra 451 yılında, o dönemdeki adıyla Gaule olarak bilinen Fransa’ya da geldiler.
Atilla komutasında 50 bin (Birçok kaynakta bu sayı 500 bine kadar çıkmaktadır) askerden oluşan Hun ordusu, yolunda bulunan Metz, Reims, Troyes kentleri başta olmak üzere birçok irili ufaklı yerleşim birimini yakıp yıktı.
Hun Ordusu Paris önlerine ulaştığında ise yoksul, pis ve sefaletin pençesindeki bir kentle karşılaştı.
Kentin güney cephesine yerleşen Atilla, herhangi bir zenginliği bulunmayan Paris’i almanın yararı olmayacağını, vakit kaybetmeksizin güneydeki zengin kentlere gitmek gerektiğini söyleyen komutanlardan etkilenmişti.
Bu nedenle de Paris’i almak için hiç acele etmedi.
Paris’te ise büyük bir panik havası egemendi.
Parisliler, Hunların geçtikleri her yeri kasıp kavurduklarını duymuş, son çare olarak kenti bırakıp gitmeyi düşünüyorlardı.
İşte o sırada Genéviéve adlı, genç bir rahibe ortaya çıktı ve kimsenin korkmaması gerektiğini, çünkü Hazreti İsa’nın vahşilere izin vermeyeceğini, kenti kurtaracağını söyleyerek, Hun Hakanı Atilla’yı çekilip gitmeye ikna edeceğini anlattı.
Karanlık çöktüğünde, gizlice Hun ordusunun yerleştiği bölgeye giden rahibe Genéviéve, askerlere Atilla’yı görmek istediğini söyledi.
Askerler, “Genç ve güzel bir kadının” görüşmek istediğini bildirince Hun Hakanı, rahibeyi kabul etti.
Sabahın ilk ışıklarına kadar çadırda kalan Genéviéve, kente döndüğünde, Parislilere, Hunların gideceğini ilan ediyordu.
Gerçekten de Atilla’nın orduları sessizce çekilip gitti.
O günden itibaren bu rahibe, “Saint” Genéviéve yani “Azize” Genéviéve olarak anıldı.
Bugün sadece Paris’te değil Fransa’nın birçok kentinde sokak, meydan ve caddelere rahibe Genéviéve’in adı verilmiştir.
Fransız arşivleri ve kaynakları bu konuda çelişkili bilgiler içermektedir.
Kimi belgelere göre Baltacı Mehmet Paşa-Çariçe Katarina olayının ilki Paris önlerinde, Atilla ile Genéviéve arasında yaşanmıştır.
Genéviéve’in sabaha kadar Atilla ile ne yaptığını, Hun Hakanını hangi yöntemle ikna ettiğini sorgulayan bu kaynaklara göre, çadırdan bir Azize değil, bakireliğini kaybetmiş, bu nedenle de kiliseye hizmet edemeyecek, din dışı kalmış bir kadın çıkmıştır.
Kimi belgeler ise Atilla’nın, bir kadının tek başına gelip karşısına çıkma ve Paris’e girmemesini söyleme cesaretinden etkilendiğini, bir tercüman aracılığıyla sabaha kadar onu dinlediğini savunmaktadır.
Bazı kilise kayıtlarında ise St Genéviéve’in en büyük desteği kadınlardan gördüğü, Baptistère kilisesine topladığı Parisli kadınlara, “Erkekler savaşmaktan korkup kaçmak istiyorlarsa, bırakın gitsinler. Biz kadınlar Paris’i Hunlardan koruması için sabaha kadar Tanri’ya dua edelim, yalvaralım. İsa bizi duyacaktır, barbarların önüne göremeyecekleri bir duvar örecektir” diyerek onları ikna ettiği yazar.
İşte bu girişim sonucudur ki, Atilla kente girmemiş ve yönünü 100 km güneydeki Orléans kentine çevirmiştir.
Bazı kaynaklar Genéviéve’in daha önceden bir azize olarak tanındığını söylese de, kimi kaynaklar da, özetlemeye çalıştığım türden yorumların dışına taşmadan, rahibeyi kahramanlaştırarak azize seviyesine yükseltmeyi öne çıkarmıştır.
Kimileri de St Genéviéve’i, Yüzyıl Savaşları sırasında İngilizlere karşı savaşırken esir düşen ve halkın gözünde küçültülmek için cadı olduğu iddia edilip, 13 Mayıs 1431 tarihinde Rouen kentinde yakılarak öldürülen, ulusal kadın kahraman Jean D’arc’a benzetirler.
Bugün Paris’in yakın bir banliyösü olan Nanterre’de doğan St Genéviéve’in kilise yaşamı, daha 7 yaşındayken, önde gelen Hıristiyan din adamlarının, ailesine, “Bu kızda önemli bir ışık var. Hıristiyanlara önderlik edecek. Bu nedenle yeri kilise” diyerek ikna etmelerinin ardından başlamıştır.
Aynı zamanda Nanterre kentinin ‘Koruyucu Meleği’ olarak da adlandırılan St Genéviéve’in azize mertebesine yükseleceği, mucizeler yaratacağı dönemin önde gelen din adamları tarafından öngörüldüğü de birçok kaynakta anlatılmaktadır.
Bu mucizelere en önemli örnek olarak ise günün birinde Lutece’i (Paris’in o dönemdeki adı) çok büyük bir felaketten kurtaracak olması gösterilmiştir.
St Genéviéve’in bir heykeli bugün Paris’teki Tournelle köprüsünün üstünde bulunmaktadır.
Paris’in de Koruyucu Meleği olan St Genéviéve’in, bulunduğu bu yerden kente yönelecek tehlikelere engel olmaya devam edeceğine inanılır.
İkinci ve üçüncü yazılarda önyargıları bugüne kadar taşıyan ağır ifadelerden örnekler paylaşacağım.
Değerli hocam…
Yazıda bahsettiğiniz konuların kaynakçasını da metne ekleme imkanınız var mı?
Ayrıca yazının diğer bölümlerinde de aynı şekilde kaynakça eklemeyi düşünür müsünüz?
Saygılar
Kolay gelsin
Bu yazıya hiç katılmıyorum yine belden aşağı birşey bulup yazmışsınız..nerdeyse tüm Türk liderleri uçkuruna düşkün anlamı mı çıkartalım bu yazıdan…uçkur olmasaydı avrupalılar ve ruslar yanmışmıydı? çok sığ bir yaklaşım…çok…Tarihi bu yüzden hiç sevmem..herkes kafasına göre takılır….gerçekler bambaşkadır….2019 kafasıyla geçmişi değerlendirip yazı döşeyenlerede ileri kafalı dememiz beklenmemelidir…hiç kimse azize de değildi,r olamaz…böyle hurafelerden tüm dinleri arındırmak yerine 2019 da bunu yazmak biraz ayıp olmuyormu? Gelin tüm dinlerden hurafeleri temizleyelim…cesaretiniz yok mu? oysa herkesin ortalama çalışan algılayabilecek bir beyni var…ama böyle yazı yazmak okuyucuya magazin tarih sunmak kolay…herkes uydursun yazsın…millete dedikodu lazım…rivayete göre başlığıyla başlayan çok kaynak var derya gibi…işte bu yüzden herşey değerini yitirdi….bende bir yazı yazacam Gürbüz Evren bu yazıları neden yazıyor acaba? başlığı bu….bu yorum yayınlanırmı görecem..