Gürbüz Evren yazdı…
Ankara’da, Esenboğa Havalimanı’na gitmek için sabah 4’de kalkıp, 7 uçağıyla İstanbul’a gelip, buradan da yaklaşık 13 saatlik bir uçuşla Brezilya’nın Sao Paulo kentindeki Guarulhos Uluslararası Havalimanı’na ulaştığımda, yerel saat 17.30’u gösteriyordu. Hatırlatmakta yarar var, Brezilya, Türkiye’ye göre 6 saat geri. Sürekli batıya yolculuk ettiğim için geceyi yaşayamadım ve hiç uyuyamadım.
Pasaportun yanı sıra aşı ve PCR testi belgeleri kontrollerinden geçtikten sonra valizimi almak için beklerken, arkamdan birinin “Anaaa Gürbüz abi napıyon sen burada” demesiyle kendimi bir garip hissettim. Seslenen TRT’den bir kameraman arkadaştı. Sorusuna, “Sen napıyon” sorusuyla yanıt verdim. TRT’den bir arkadaşıyla birlikte, belgesel çekimi için gelmişler. Bolivya ve Peru’ya geçeceklermiş. Aynı uçakta birbirimizi 11 bin km boyunca görmemişiz. Brezilya’da değil de sanki Ankara Kızılay’da, dolmuş beklerken karşılamış gibiydik. İşin tuhaf yanı, ayak üstü TRT’de çalışan ortak tanıdıklarımız hakkında konuşurken, bazı şeylerin hiç gizli kalamayacağını, duymak istemediğim bazı konuları öğrenmekten Brezilya’da bile kaçamadığımı gördüm.
Arkadaşlarla, belki Bolivya’da da karşılaşırız diyerek ayrıldık. Valizimi alıp, dışarı çıktım ve beni bekleyen Brezilyalı akademisyen arkadaşlarımla buluştum. Ardından da Sao Paulo’ya yaklaşık 45 dakika uzaklıktaki, yaklaşık 1 milyon nüfuslu Campinas kentine doğru yola çıktık.
Güney Amerika’nın nüfus ve yüz ölçümü bakımından en büyük ülkesini, havalimanı otoparkından çıktığımız andan itibaren gözlemlemeye başladım.
Sao Paulo, ülkenin 26 eyaleti arasında en zengin ve en kalabalık olanı. Arkadaşlarımın, burada yapacağım birçok gözlemin diğer eyaletler için geçerli olamayacağı uyarısını da bir köşeye not ettim.
Türkiye ile birçok benzerliği olduğunu bu ülkeyi daha önce ziyaret edenler söylemişti, ama birkaç konu dışında bana hiç öyle gelmedi. Brezilya hakkındaki ilk yazımda öncelikle dikkatimi çekenlere yer vermeye çalışacağım.
Arkadaşlarımın evleri, ‘Condomınıo’ adı verilen sitelerin içinde. Kapıdaki güvenlikçiler, içeri girenleri ciddi bir şekilde kontrol ediyor. Sitelerin etrafı yüksek ve kalın beton duvarlarla çevrili. Duvarların üstünde tel örgüler var. Bunların üstüne de ayrıca elektrikli teller çekilmiş. Meraklı bir Türk olarak, tellere gerçekten elektrik vermişler mi diye yaptığım denemelerde, başıma dert açmaktan birkaç kıvılcımla ve son anda elimdeki çubuğu atarak kurtuldum.
Arkadaşlarıma, bunca önlemin nedenini sorduğumda, “çok fazla hırsızlık ve şiddet var” yanıtını verdiler. Durumun vahametini göstermek için sıraladıkları örnekler, başka soru yöneltmemi gerektirmedi.
AVM gerçeği Brezilya’da da var. Ye, iç, dolaş, alışveriş yap ya da yapmadan öylesine zaman geçir, dövmelerini, atletik vücudunu sergile ve olabiliyorsan bu şekilde mutlu ol durumunu Brezilyalılar da sonuna kadar yaşıyorlar. Ancak buradaki AVM ve süpermarketlerin otoparklarında, sanki parasını ben veriyormuşum gibi isyan ettiğim bir uygulama var. Alışveriş yapmaya, yani para harcamaya geldiğiniz bu yerlerin otoparkları ücretli. Brezilya’nın para biriminin adı Real. Hemen belirtelim, 1 Real, 2,55 TL civarında. Müşteriler, çıkışta 12 Real otopark ücreti ödüyorlar. Bazı semtlerde bu rakam 20 Real’a kadar çıkıyor. Duruma başından beri karşı çıkan ve tepkilerini sürdüren AVM çalışanları ise para ödememek için araçlarını çevre yollara bırakıyorlar.
AVM ve süpermarketlerde poşetler ücretsiz. Ama kimse, nasıl olsa bedava diye birçok poşeti alıp çantaya doldurmuyor.
Brezilya’da trafik bizdekine benziyor mu diye merak ediyordum. Benzer yanımız yok denecek kadar az. Burada sürücülerin saygılı ve dikkatli araç kullandıklarını, kornaya basma ihtiyacı duymadıklarını gördüm. Adım başı desem abartılı olur, ama o kadar çok yavaşlatıcı var ki, bunlar kent içi trafiğine büyük katkı sağlıyor. Bizdeki gibi sağdan sollayanların, makas atanların, sinyal vermeden gezenlerin, selektör yapanların, el kol hareketiyle çevreyi uyaranların olmaması ne büyük zenginlikmiş meğer dedim kendi kendime.
Trafikte dikkatimi çeken bir diğer güzellikse, yayalara büyük saygı gösterilmesi. Sürücüler, yaya ne yapacağını belli edinceye kadar bekliyor, ona göre harekete geçiyorlar. Kadın sürücüler de trafikte çok rahatlar.
Motorlu kuryeler hemen her ülkede olduğu gibi Brezilya’da da buldukları her boşluktan çıkıyorlar, ama kaldırımdan giden kurye görmedim.
Kuryelerle ilgili çok dikkatimi çeken bir farklılığı da aktarmak isterim. Siparişleri içine koydukları kasa gibi kocaman bagajlarını, motorların arkasında değil kollarından sıkıca geçirdikleri askılıklarla sürekli sırtlarında taşıyorlar. Bu da onlara tuhaf bir görüntü veriyor. Nedeni ise kutuların motorun üstünde kalması durumunda çalınma riskinin artmasıymış. Yani yiyecek kutusunu çalacaksan, kuryeyi de birlikte çalacaksın durumu. Ayrıca kuryeler sitelerin kapısında, getirdikleri yemek paketlerini açıp içindekini güvenlik görevlisine göstermek, üstlerindeki tulumları çıkarmak ve motorlarını da dışarıda bırakmak zorundalar. Tüm bunlar, hırsızların kurye kılığında siteye girmelerine karşı alınan önlemlermiş.
‘Los Turcos’ konulu doktora tezi ve kitap çalışması için buradaki farklı üniversitelerde belge, bilgi ve anlaşabileceğim akademisyenler bulma çalışmalarını sürdürürken, kütüphaneleri araştırırken, sizlere bu ülkenin ilginç yanlarını aktarmaya gayret edeceğim.
Brezilya’daki siyaseti, sosyal yaşamı, kültürü, zenginliği, yoksulluğu, geçim derdini, eğitim sektörünü, özellikle yoksul semtlerdeki, hemen her sokakta farklı cemaate, tarikata ait kiliseleri, Osmanlı pasaportuyla yaklaşık 150 öncesinden Lübnan, Suriye, Ürdün, Filistin’den gelmiş ve Müslüman kimliklerini koruyabilmiş, ilginç kolonyal mimariye sahip camiler yapmış ‘Los Turcos’ lakaplı Brezilyalıları da yazacağım.
Bizde sadece futbol ve Rio Karnavalı ile akla gelen bu devasa ülke Brezilya ve Latin Amerika’nın tamamı hakkında bilmeniz gereken çok ama çok şey var.
İlgiyle okuyup bilgileneceğiz.