Tarihi kökeninden, mimariye, flamenkodan, gastronomiye “Yanık Ezgili, Seyri Keyifli ve Lezzetli” Bir Endülüs Masalı…
Çoğu melez çekicidir. Farklı özellikleri benliğinde, görünümünde, genlerinde taşır çünkü. Farklılığı algıyı üzerine çeker. Çoğu melezde vardır bu çekim. Endülüs, bu melezliğin birçok güzel, gizemli, keyifli ve hüzünlü özelliklerini taşıyor.
Endülüs’te İspanyolca Öğrenmeye Gidiş…
2009 yılında Ankara’da 5 ay boyunca dost meclisi sayılacak bir grupla İspanyolca öğreniyorduk. Salı akşamları iki saat, pasta börek, muhabbet ile İspanyolcanın temelleri, ana diyaloglar ve pratik konuşma alıştırmaları çalışıyorduk. Her hafta da ödev vardı. “Haftada 2 saatte ne öğrenilir ki?” demeyin. İlk kelimeleri öğrenip, ilk cümlelerimi kurmaya başladığım andan itibaren bu dille aramda çok yakın bir bağlantı yaşamaya başlamıştım. Bunun nasıl olduğunu bilemesem de fiil çekimlerini doğru yapıyor, cümle dizgisini doğru kuruyordum. Bu dili sanki biliyormuşçasına bir duyguyu derinden hissediyordum.
Çalışma grubumuz gezmeyi de seviyordu. İspanyolcayı yerinde geliştirmek adına Granada’da bir haftalık bir gezi düzenlenmişti grupça. “Instituto Mediterráneo Sol (iNMSOL)”de dersler ve gezilerle birlikte düzenlenmiş bir kurs olacaktı. İspanyolca öğrenimimize de müthiş bir ivme kazandıran harika bir deneyim oldu bu gezi.
Granada’da kursa katılacak, El Hamra Sarayı’nı, Flamenko gösterilerini, Cordoba’yı, Sevilla’yı, Malaga’yı görecektik
Çek havayollarından neredeyse bedava denecek 150 Euro’ya aldığımız gidiş geliş biletimiz gidişte ve gelişte de bize birer gün de Prag’da konaklama imkanı sağlamıştı.


Madrid’den Granada’ya trenle gitmeyi seçtim ben. Trenden seyrettiğim gözalabildiğine ve neredeyse aralıksız devam eden asker gibi dizilmiş sıra sıra zeytin ağaçlarını izleyerek geçti tüm yol.

Şimdi Endülüs tarihine bir göz atalım istiyorum.
Yaktım Gemilerimi Dönüş Yok Artık Geri…
Berberi kökenli eski bir köle olan ve adı “Sabah Yıldızı” anlamına gelen Emevi komutan Tarık bin Ziyad’ın, M.S. 711 yılında Kuzey Afrika’dan gelip Avrupa’ya çıktığı noktada tüm gemileri yaktırdığı rivayet edilir. Fetih amaçlı geldiği bu topraklarda tutunmaktan başka düşüncesi olmayan gözü pek liderin askerlerine tek yolun zafer olduğunu göstermek için, “Artık gemiler yok, işte ardınız deniz, önünüz düşman, seçme hakkı sizin!.. Ya kaçar denizde boğulursunuz ya da düşmanla savaşıp cihad ederek devlet olursunuz” dediği de söylenceler arasında.
Vizigot kralı Rodrigo’yu sayıca az bir kuvvetle günümüzdeki Cadiz kenti yakınlarında İslam kaynaklarında “Lekke” olarak geçen “Guadate” savaşında mağlup eden Tarık bin Ziyad, Avrupa’da yaklaşık 800 yıl sürecek bir İslam kültürü ve yaşantısının kurucusu oluyordu. Endülüs Emevi varlığı sadece günümüzdeki alanla sınırlı kalmayıp tüm İspanya, Portekiz ve güney Fransa topraklarına kadar uzanacaktı o dönemde.


Mağribi Kültürün İber Yarımadasındaki Harmanı…
Döneminin çok ilerisinde eğitim, teknoloji ve bilim müesseselerine sahip Endülüs Emevilerinin gelişi ile bambaşka bir görüntüye bürünen Akdeniz iklimine sahip bu güzel ve verimli topraklar, güvenlik başta olmak üzere düzenli şehirleşme, sulu ve susuz tarımın uygulanması sonucu kısa sürede gelişecekti. Sağlık ve eğitim alanındaki reformların etkisiyle dünyanın bilim ve kültür merkezi haline gelen Kurtuba (Córdoba) 10. Yüzyılda bir milyona yaklaşan nüfusu, 3000 camisi, 300’den fazla hamamı ile dünyanın en kalabalık kültürel, politik, finans ve ekonomik merkezlerinden biriydi. Kütüphanelerinde bulundurduğu bir milyon adede ulaşan kitap ve belge sayısıyla dünyada en fazla kitabın bulunduğu kentti. Heybetli, göz kamaştıran bir süreç yaşanıyordu Endülüs’te.
Her yükseliş sonrası yaşanan rehavet ve kötü yönetimler örneği, gücünü kaybeden Emevi’lerin yerini Isabel ve Ferdinand’ın kurmaya başladığı Katolik İspanya birliği almaya başlamıştı. Gerileme sürecindeki birçok olay sonunda 2 Ocak 1492 tarihinde “Alhambra” (Elhamra) Sarayı’nı bırakmak zorunda kalan Nasri Hanedanı’nın bölgeden ayrılmasından kısa bir süre sonra da tüm Müslüman, Yahudi ve Flaman topluluklar büyük baskılar ve katliamlar sonrasında yarımadayı terk etmek zorunda kalmışlardı. Katolik İspanya Güney Amerika işgali ile maddi açıdan zenginleşen dönemler sonrasında bugüne kadar gelirken Endülüs de terk eden topluluklardan kalanlarla birlikte İspanyol tarihinde harmanlanarak günümüze kadar yaşantısını sürdürmüş. Tarih nehrinin zorlu, kaçınılmaz doğal parkurlarında ilerleyen zaman sonunda geçtiği her yerden izler taşıyan farklı bir harmanı günümüze kadar ulaştırmış böylelikle.
İspanya’nın güneyinde “Costa del Sol” (Güneş Kıyıları), “Costa del Luz” (Işık Kıyıları) ve “Sierra Nevada” dağlarıyla çevrelenmiş; Granada (Gırnata), Córdoba, Sevilla, Málaga, Huelva, Cadiz, Jaén, Ronda ve Almeira kentlerinin yer aldığı “Andalusia” Türkçeye “Endülüs” olarak geçmiş tarihi ve turistik bir bölge.
Mudejar Mimarisi…
İspanyolcada Mudejar (Mudehar) olarak geçen kelime Katolik İspanyol hükmünden sonra İber Yarımadasında yaşayan Müslümanlara verilen isim. Endülüs mimarisindeki “Mudehar” tarzın en temel örneğini müstakil binalar ve evler oluşturuyor. Mahremiyete önem veren Mağribi kökenli insanlarının sokağın gürültüsünden uzak odaları yaşam yeri olarak seçtikleri bu yapıların sadece İspanya ile sınırlı kalmadığını Güney Amerika’da gezdiğim yerlerde de gördüm.
Sokak tarafındaki giriş kapısının hemen ardından başlayan saklı bir vaha gibi karşınıza çıkan bu avlulu yapı ilk görüşte içinize ferahlık veren bir tarz olarak hemen dikkatinizi çekiyor. Bu müstakil tipteki yapıların içindeki avlu, avlunun ortasında çeşme, türlü türlü bitki ve çiçek süslemeleri, avluya açılan her katta bulunan kemerli sütunlu yapıları var. Duvarları süsleyen çinilerin ve taş işçiliğinin dantelâ gibi örneklerinin hala yaşamakta olduğu zarif ve özel yapısıyla birçok ev, resmi kurum ve otel olarak kullanılan mekânda karşınıza çıkıyor bu mimari yapı.





Orijinalinde cami olarak inşa edilen ve sonraki dönemlerde eklemelerle bugünkü halini alan “Córdoba Katedrali” ve Elhamra Sarayında bu Mudehar etkiyi taşıyan mimarinin estetik detaylarının baş döndüren etkisini nefeslerinizi tutarak izliyorsunuz.
El Hamra Sarayı…
Granada’daki Elhamra Sarayının sayısız ayrıntı ve güzellikteki salonları, bahçeleri, surları, ağaç ve bitkileri ile muhteşem su elemanları başlı başına güzelliklerle dolu bir masal dünyası gibi.
Granada “Nar” demek. Her yer nar dolu bu sarayın bahçesinde. Dantela gibi işlenmiş duvarlar, kapılar, seramikler, sütunlu yapıların seyrine doyum olmuyor El Hamra’da bir zamanlar nasıl zevk ve huzur içinde bir uygarlığın yaşandığının ihtişamını sergiliyor her ayrıntı. İspanyolların elinde geçmesi sonrasında da korunan bu yapıların yanlarına katoliklik etkisinde kiliseler, saraylar, çeşmeler ve yapılar da ilave edilmiş. Bir yanda İslami diğer yanda Katolik etkilerle harmanlaşmış harika bir bölge El Hamra sarayının içi.











Endülüs’ün Ruhu; “Flamenko Müziği” …
Flâmenko müziğinin özel gırtlağa sahip şarkıcılarının hayata tutunan, çığlıklara benzer şarkılarını duyarken gitar titreşimlerinde bize tanıdık gelen, geneli hüzünlü bir yakarış gibi akan canlı ritimleri ruhunuzu farklı bir âleme götürüyor sizi Endülüs’te. Bu güzel müziğe eşlik eden alkışlı tempolar, bölge tarihinin ruhunu yansıtan melodilerle dansçıların uyumu sizi mest ediyor.
Gitar ve Ud’un birlikte kullanıldığı müzikler duyuyorsunuz. Paco de Lucia’yı ve efsanevi şarkıcısı Camerón’u göremeyecek olsanız da “Arap-İspanyol-Çingene” etkileşimini pek de fazla kanıta ihtiyaç duymayacak biçimde anlatan müzik ve dansın acı soslu harmanını içinizde hissediyorsunuz. Profesyonel bir performans yahut mahalle aralarındaki küçük ev avlularında, sokak çalgıcılarının gösterilerinde bu duyguyu ve genetik mirası büyük bir beceriyle sunuyorlar size.
Ben hemen El Hamra’nın karşısında yer alan yerel mahalle Albaicin’de izlemiştim bu gösterilerden birini. Bu mahallede mağara-oyuk anlamındaki “Cueva” denilen evlerinde bahçelerinden girilen ufak oyuk mekanlarda yapılıyordu bu dans. Bu tip mağara evlerden biri olan “Roico’nun Mağarası”nda izlemiştim benzer bir gösteriyi. Yukarıdaki video böyle bir yerde yapılan dansın, müziğin ve ortamın havasını size tam anlamıyla yaşatabilecek bir aktarım.



Cordoba ve Seville…
Cordoba tarihin tüm zamanları içinde yerleşme kurulmuş bir bölge ve şehir. Roma döneminden, Endülüs Emevi izlerine kadar bir çok ören yeri ve yapıyı görmek mümkün bu kentte. Cordoba Katedrali eski camiye eklentilerle değiştirilmiş bir mimari güzelllik. Endülüsteki her şey gibi o da bu karışımı mimari açıdan size sergiliyor. Minareler üzerine de çan kuleleri inşa edilmiş.




5 Yorum
- Yorumların Sıralanışı
- Yeniden Eskiye
- Eskiden Yeniye
Yazdıklarınıza göre Endülüs rüya gibi bir yer olmalı. Endülüs ardından birleştirerek bir gezi planlasak ardından Fas’ı mı yoksa Akdeniz sahilinden başka bir yer mi önerirdiniz?
Endülüs gezmek ve görmek gereken bir bölge . Umarım yeniden hepimiz için gezebilmek öğrenebilmek için uygun zamanlar ve sağlık kısa zamanda geri gelir. Endülüs gezisinin ardına Fas gezisi mi yoksa Akdeniz sahilinde mi devam etmeyi tavsiye edersiniz
Vay nasıl etkileyici mimarlık. Birde bizimkilerin 2020 yılında yaptığı camilere bakın kötü eserin kötü kopyaları keşke yapıları kopyalasalardı bari
Merhaba sevgili Aslıhan,
Gezi kendi rotasını sizin ruhunuza ve o anki durumunuza göre çizmeli.
Bütçe, zaman, mevsim veya başka etkenlere göre değişiklik gösterir sorunuzun cevabı olacak rota.
Ancak ben, şu anki hislerimle kesinlikle Fas’dan devam etmeli derim.
Hem Endülüs geçişini hissetmek hem de yılların getirdiği iki yaka arasındaki farklılığı görmek adına.
Gerek müzik, gerek sanat geçişini izlemek de farklı ve güzel bir deneyim olacaktır.
Sevgi ve saygılarımla.
Gürcan bey anlatımınız daki üslup çok sade çok sürükleyici sanki sizinle birilkte geziyormuş gibi oluyorum sağ olun keyifle bu güzelikleri arzu ettiğiniz sürece yaşayın unutmadan söyliyeyim haritalar çok işe yarıyor .