Gürcan Elbek
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Buzullar diyarı ‘Patagonya’

Buzullar diyarı ‘Patagonya’

featured

Arjantin-3

Bu hafta okuyacağınız yazı “Dünyanın sonu: Ateş Toprakları… ‘Tierra del Fuego yazısının devamıdır.

Ushuaia’dan El Calafate’ye 18 saatlik denilen otobüs yolculuğu…

Günün ağarmasına epey vakit vardı. Oldukça serindi gece. Kaldığım evden kaçarcasına ayrılıp beni almaya gelen taksi ile meydana gelmiştim. Yabancılar takımı olarak yarım yamalak İspanyolca ile muavin ve şoförlerle anlaşmaya çalıştıktan sonra otobüsümüze binmiştik.

 w=
Ushuaia-El CAlafate Otobüs Yolculuğu Haritası (18 saat)

Karanlıkta hareket eden otobüsün yarısı bile dolmamıştı. Dünyanın en güneyindeki insan yerleşimi olan Ushuaia kenti ağır ağır arkamızda kalıyordu. Boş otobüsün koltuklarında sağa sola dağılmış uyuyorduk otobüs ahalisi olarak. 18 saatlik bu yolculuk, en güneyden kuzeye yapmak istediğim Güney Amerika keşfimin ilk adımıydı. “Ushuaia-El Calafate” seferi başlamıştı.

Belli bir süre sonra ilk uyananlardan biri ben olmuştum otobüste. Sabahın ilk ışıkları çok soluk haliyle etrafı aydınlatmaya başlayamadan karanlığa uyanmıştım ama hava hızla ağarıyordu. Dünyanın bu bambaşka diyarını sabahın ilk ışıklarında seyrediyordum camdan. Bozkır gibi çorak arazilerde yol alıyorduk. Pampa diyorlar bu arazi ve bitki tipine. “Pampa”, İnka kökenli yerli Quechua (Keçhua) dilinde de “Düzlük” demekmiş. İlerlediğimiz yol denilen alan dozerle açılmış ve bir miktar mıcır dökülerek oluşturulmuş bir stabilize yol simülasyonuydu. Hoplaya zıplaya ilerliyorduk. Yine de herkes birşeyler okuyordu.

 w=
Düzlüklerde ilerlerken
 w=
Otobüsümüz
 w=
Wilko okuyor
 w=
Rienna okuyor

Otobüsün önünde tanıştığımız iki metre boylu Alman İtfaiyeci Wilko ve beraber gezdiği Rienna ile muhabbetimiz ilerledi hemen. Onlarla planlarımızı, gezi deneyimlerimizi, hayatla ilgili konuları konuşmaya başlamıştık. Kanımız kaynamıştı.

 w=
Rienna ile
 w=
Wilko ile

Sabahın Köründe Pampa Yollarında Anlam Arayışı…

Göz alabildiğine engin arazi, çalı ve otluk bitki örtüsü ile kaplanmıştı ve doğal olarak bir boşluk hissi veriyordu. Doğanın ortasında açılmış toprak yolun yanındaki düzlüklerde zaman zaman bir iş makinası, çok seyrek olarak da geçen araçlar görüyorduk. At üstünde bir ”Gauço” (Arjantin çobanı) ve benim o ilk günlerde bilmeden Lama sandığım “Guanaco” gördük bir iki kez.

 w=
Pampalar
 w=
Yollar
 w=
Bir gauço
 w=
Karşılaştığımız nadir otobüslerden biri
 w=
Pampalarda özgür Guanaco’lar

Otobüsün en önüne gidip şoförün yanında hoplaya zıplaya, ayakta fotoğraf ve videolar çekiyordum. Otobüs şoförü Pepe ile İspanyolca sohbete başlamıştık. Kalbinin sıcaklığı yüzüne vurmuş güzel gülen, kalender, dost canlısı bir adamdı. Çok mutlu oluyordum dediklerini anladığımı hissettiğimde. O da tatlı gülümsemesi ve büyük bir sıcaklıkla benimle sohbet ediyordu. Sanki ıssız bir kıtaya düşmüştüm. Dillerini sökmeye çalıştığım bu insanlarla anlaşmanın ucunu yakalamış olduğumu hissediyordum.

 w=
Şoförümüz Pepe.

İlk Durak Rio Grande…

Ateş Toprakları (Tierra del Fuego)’nın Macellan kanal geçişi sonrasında Patagonya başlıyor. Macellan Kanalı’nı geçeceğimiz yere gelmeden evvel otobüs, mola vereceği ilk durak Rio Grande’ye geliyordu. İspanyolca ile fazlaca haşır neşirdim. Rio Grande’nin “Büyük Irmak” demek olduğunu ilk kez düşündüğümde gülümsedim. Rio Grande benim için kovboy filmlerinden veya Tommiks, Teksas külliyatından aklımda kalmış havalı bir isimdi. Rio Grande, otogarına gelirken gördüğüm kadarıyla pek bir özelliği olmayan ufak bir yerleşimdi. Şoför 20 dakika mola vereceğimizi söyledi.

 w=
Rio Grande otogarı.

Bizimkilerden çok farklı olmayan otogarda, yiyecek birşeyler almak için büfeye gittim. Büfe içinde kapalı bir oturma salonu vardı. Hemen fotoğraf makinemin ve netbook bilgisayarımı şarj olması için bir prize taktım. Göz kulak olması için uzaktan pandomim hareketleriyle büfeciye mesajımı verdim. Sıra tuvalet işindeydi. Gezi öncesinde çok kötü olduğu söylenen tuvaletleri ilk kez deneyecektim. Hiç korktuğum gibi olmadı tuvalet konusu. Epey temiz bir tuvaletti. Ardından sandviçin yanına bir içecek aldım. Fiyatları kaba bir hesapla bizim paramıza çevirdiğimde çok makul olduğunu gördüm. Keyiflenmiştim. Galiba ufacık sandığım bütçemle bile para sorunu yaşamayacaktım. Kabaca aylık 1500 Amerikan dolarlık bütçemin bir gezgin için bir servet olduğunu o sırada bilmiyordum. Sandviçi yerken etrafı izlemeye başladım.

 w=
Rio Grande otogarının kafesi

Çocuklarını, tanıdıklarını yolcu edenlerin bizdekilere benzer görüntüleri vardı. Kucaklaştıklarını yolcu ederlerken “Vaya con dios!” diyorlardı. Benim için o ana kadar sadece bir müzik grubu ismi olmanın ötesinde anlam taşımayan bu deyiş, yavaş yavaş ilerleyen İspanyolcam ile anlam buluyordu. “Tanrı ile yürü” veya bizdeki yaygın karşılığı ile “Allaha emenet ol” dediklerini keşfettiğimde yine mutlu oldum. Hayatımda kalıp olarak bellediğim bazı ifadeler İspanyolca pratiği ile ilk kez elle tutulur anlamlar kazanıyordu. Her an bir şey öğreniyordum.

 w=
Rio GRande otogarında insanlar

Bir Arjantin Bir Şili, Sonra da Macellan Boğazı Geçişi…

Uzun ve sıkıcı bir yol olmaya başlamıştı Rio Grande sonrası. Hep tekrar eden, aynı bitki örtüsü ile kesintisiz engin boşluklar… Dünyanın terkedilmiş hissi veren bir yerinde kilometrelerce bozkır gibi pampalarda yol alıyordu otobüs.


Garip sınır geçişleri var bu bölgede. Arjantin ve Şili sınırları iç içe geçmiş durumda. Coğrafyanın dikte ettikleri yanında cetvelle çizilmiş sınırlar da var. Rio Grande sonrası Şili’ye giriş yapmak zorunda kaldık. Aynı ortamda bomboş arazilerde iki buçuk saatlik yol sonrası tekrar Arjantin’e geçecektik.

 

 w=
Macellan Boğazı yaklaşırken yol düzelmişti.
 w=
Macellan Boğazı geçişinde arabalı vapurda.
 w=
Macellan Boğazı geçiş sonrası fener

Malvinas Adalarını Vuran İngiliz Uçakları Şili’den kalkınca…

Bu iki ülkenin araları da pek iyi değil. Bölgede anlaşmazlığın tarihi nedenleri yanında temel nedenlerinden biri İspanyolcasıyla Malvinas, İngilizcesiyle Falkland Adaları anlaşmazlığı sırasında Arjantin gemilerini bombalayan ve ada üzerine saldırı uçuşu yapan uçakların bu bölgedeki Şili üslerinden ve havaalanlarından kalkmış olması.

Otobüste yayılan söylentiye göre yiyeceklerin Şili’ye geçmesine izin yokmuş. Şili’ye girmeden önceki saat boyunca ne kadar meyve ve yiyecek varsa yemeğe başladık. Mide fesadına ramak kala ulaştık sınıra. Türkiye’den taşıdığım bademleri riske atarak yemedim.

Bu iki ülke arasındaki sıkıntılar sınır geçişlerinde ayrıntılı arama ve geçiş işlemlerine neden oluyor diyorlardı ama öyle çok da fazla bir oyalanma yaşamadık. Neyse ki arama köpekleri “bademe duyarlı” değillermiş.

 w=
Otobüste köpekli kontrol.
 w=
Macellan Boğaz geçişinde çalışan arabalı vapurlar (Patagonya tarafı)

Bu sık sık sınır değişimlerinde çantayı açıp göstermek kolay olsun diye çek çek tipi sportif bir çantam vardı. Sırt çantasını boşaltıp yüklemek zor olabilirdi. Çok dağ bayır gezmediğimden bu kararım doğruydu. Kontrol olsaydı bu çantaları açıp göstermek sırt çantasından daha kolay. Ama çanta kontrolü yapılmamıştı.

Luc Besson’un şaşırtan filmi…

Rio Gallegos’a hareket ederken bir film koydu şoför Pepe. Ekranda şehir hatları vapurlarını ve İstanbul’un tanıdığım mekânlarını görünce, bu kıtanın ıssız bir noktasında memleketimi görmek mutlu ediyordu başlangıçta. Dünyanın öbür ucunda başka keşiflerin heyecanı içindeyken, otobüsteki ekranda Türkiye’yi izliyordum. Filmi izledikçe heyecanım can sıkıntısına dönüştü. Luc Besson’un İstanbul’da geçen filminde, genel olarak uyuşturucu kaçakçısı, serseri görünümlü ve mafya tipli kişileri, bir sürü kara çarşaflı kadınla çizilen Arap imajının öne çıkarmasından hoşlanmamıştım. Liam Neeson’un oynadığı filmin adı “Taken” idi. Filmde fon teşkil eden, suça yatkın, sürekli maç seyreden, kalitesiz ve örgütlü eşkıya topluluğu olarak sunulan Türk imajını sıkılarak izliyordum. Besson’un gözünden Türkiye böyle tanıtılıyordu. Bravo Luc Besson!

 w=
Luc Besson’un Taken filminde İstanbul manzaraları

Rio Gaşşegos…

Anlamsız bir bekleme noktasıydı Rio Gallegos. Otobüsten inip diğer otobüsü bekledik burada. Arjantin İspanyolcasında “Gaşşegos” olarak telaffuz ediyorlar. Kasaba otogarında değiştireceğimiz otobüsü bekleyecektik. Tabii ki bagajları almak için dile gelen İspanyolcaları duymanız lazımdı.

Bereket internet vardı otogarda. Bir de hemen yan taraftaki ülkemizde de bulunan dünya zinciri Fransız marketine gidince her yer tanıdık olmuştu bana. Ne mutlu! Arjantin’in Patagonya’sına kadar sirayet etmiş bir global arsızlık.

Otobüs geldi ve tekrar yola koyulduk. Bu otobüs tıka basa doluydu. Yanında oturduğum kızla İspanyolca pratiği iyiydi de artık 12 saati geçmiş yol sıkmıştı. Bir de polis kontrolleri başlamasın mı?

Sıkıcı Polis Kontrolleri…

Rio Gallegos çıkışı da yol boyunca başka bir yerde de kontroller yapıldı. Sıkılmıştım. Artık hava da karardığından, geçilen yerleri göremiyordum. Aceleyle yola çıktığım için ve tecrübesizlikten gece yarısı varacağımız El Calafate’de yer de ayırtmamıştım. Nasıl bir kaçışsa artık Ushuaia’dan çıkışım ya da nasıl bir gafletse internetten bir rezervasyon yapmamam? Gündüz olsa anlayacağım, bakıp bir yer bulurum ama gece yarısı. Desteklemek istemediğim internet rezervasyon siteleri yerine doğrudan hostele gidip yer istemek de mümkün değildi o saatte.

 w=
Kimlik kontrolu.

Hayatımda hiç hostelde kalmamışım. Nerede kalacağıma ilişkin bir fikrim de yoktu. Yanımdakilerin gittiği hostele gidip yer bulurum düşüncesindeydim. Gittiğimiz yer de dünyaca meşhur Perito Moreno Buzulu’nun olduğu yer El Calafate. Hem Arjantin için, hem de dünya çapında bir turistik nokta. Yine de şansımı deneyecektim. Tam El Calafate’ye girerken bir kimlik kontrolü daha olmasın mı? Tükenmiştim artık. Sinirlerim bozulmuştu. Hemen gidip uyku çekmek yatağa uzanmak istiyordum.

 w=
El Calafate girişi kimlik kontrolü

Wilko ve Rienna çadır kuracak uygun bir yer için ayrıldılar. Ne bir sözleşme, ne bir taahhüt olmadan kucaklaşarak elveda dedik. Ben de rezervasyonu olanlarla birlikte bitik bir şekilde otogara yakın olan Hostel Lago Argentina’ya yürüdüm.

İlk Hostelim Lago Argetino beni kabul etmeyince “Aman sabahlar Olsun!”…

Varmıştık El Calafate’ye ve hostele varmasına ama… Gece saat 01:00 olmuştu ve bana yer yoktu. Bingooo!!!

Rezervasyonlular yataklarına giderken ben 18 saatlik yolculuktan sonra çökmüştüm. Hava buz gibiydi. Dışarıda kalmam mümkün değildi. Resepsiyondaki kıza kalsa beni kapı dışarı edecekti. İnisiyatif kullanamayan ve o saatte de kimseyi arayamayan kızı biraz zorla da olsa ikna ettim. Hostelin ortak sosyal alanlarında sabahı bekleyecektim.

 w=
Hayatımdaki ilk Hostelim “Lago Argentino”
 w=
Hostelin ortak sosyal alanı
 w=
Hostelin ortak sosyal alanı

O yorgunlukla dakikalar değil saniyeleri sayar hale gelmiştim sabah olması için. Zamansa adeta durmuştu. Normalde geçmesin istediğimiz zaman beklemeye geçmişti. O gece, sabaha nasıl kavuştu bir Allah biliyor bir de ben. Herhangi bir nöbette geçmeyen dakikalar gibiydi anlar. Bir yatak bu kadar mı özlenir ve güzeldir. Koltuklarda, piknik masalarında kâh uzandım kâh yürüdüm. Hostel mutfağını inceledim. Hostellerde ortak kullanılan banyoda duş aldım. Duvar panolarını okudum. Kapı kilitlendiği için dışarı da çıkamıyordum. Çıksam da hava buz gibiydi zaten.

Uykusu kaçmış bir

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 Yorum

  1. 9 Temmuz 2020, 11:50

    Nihat#
    09.07.2020
    Muhtesem bir gezi. Zevk ve ilgiyle izledim.

  2. 4 Temmuz 2020, 20:55

    Çok değerli ilginiz ve yorumunuz için teşekkür ederim.

  3. Çok enteresan yerler gerçekten. Bu Farklı rotalar ile ilgili yazıların devamını sabırsızlıkla bekliyorum. Farklı yerlerde güzel insanlar

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!