Hava oldukça serindi. Milford Sound Fiyort’unda yüzlerce metre yukarıdan aşağı çağlayarak dökülen suların heybetli gürültüsünü dinliyordum. Az önce sağanak halde yağan yağmur şiddetini azalttığından, teknenin açık güvertesine çıkıp etrafı izlerken yüzüme vuran yağmur damlalarının altında tertemiz havayı solumanın keyfini yaşıyordum. Özgürlük duygusuyla coşkulu ve yaşam sevinci doluydum.
Milford Sound Fiyordu, Güney Adası, Yeni Zelanda.
Yeni Zelanda’nın Güney Adası, yemyeşil doğası, dağları, akarsuları, buzulları, fiyortlarıyla bambaşka bir dünya. Dünyanın gerçekten dibinde, tertemiz, doğal ortamıyla harika bir ülke. İnsanları da genelde huzurlu. Somut nedenlere dayanmasa da, İrlanda kökenli insanların ağırlıkta olduğu yerler bana sıcak ve samimi geliyor. Yeni Zelanda’da da oldukça yüksek sayıda İrlanda göçmeni var. Bana göre Avustralya’da insan ilişkileri biraz donuk ve mesafeli; ancak Yeni Zelanda’da kaldığım iki hafta süresince insanlarla temaslarım daha sıcak ve samimiydi. Özetle, bakir ve yeşil doğası yanında samimi insanlarıyla Yeni Zelanda gezmek ve yaşamak için güzel bir ülke. Geçen hafta Christchurh’ten Güney Adası gezimize başlamış, hokitika’ya varmıştık.
İlgili yazı: Kia ora! Polinezya’nın güney ucunda Maorilerin bakir ülkesinde
Bu hafta Güney Adası’ndaki gezimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Hokitika sonrası rotam, Güney Adası, Yeni Zelanda.
Neredeyse her yeri milli parklarla kaplı Güney Adası’nın batı kısmında yapacağım gezim, bu rotadaki son noktam, fiyortların olduğu meşhur Milford Sound’ta son bulacaktı. Hokitika sonrası ilk durağım bir buzul oluyordu.
Franz Joseph Buzulu…
Franz Joseph Buzulu, 1865 yılında Haast isimli bir jeolog tarafından bulunmuş. Tabii ki yıllardır oralarda yaşamakta olan yerli halkın bildiği bir yer. Yerli dilinde “Kā Roimata o Hine Hukatere”, çevirisiyle “Hine Hukatere’nin gözyaşları” diyorlar. Söylenceye göre, sevdiği erkekle dağa tırmanırken düşen bir çığ, genç adamın ölümüne sebep olmuş. Hine’nin sel olan gözyaşları, gök tanrı tarafından ona acıyarak dondurulunca da, bu buzul oluşmuş. Haast, zamanın Avusturya imparatoruna ithafen buzula Franz Joseph adını koymuş. Aynı isimli yerleşim olan Franz Joseph’ten 5 km uzaklıkta olan buzulu izleyebileceğiniz seyir noktaları bulunuyor.
Franz Joseph Buzulu ve çevreden görüntüler.
Buzulun uç noktasına ulaşmak isterseniz 1,5 kilometrelik bir yürüyüş yapmanız gerekiyor. Buzul üzerinde kramponlarla yapılan rehberli yürüyüş turları veya daha yükseklerden izlemek istiyorsanız helikopterlerle yapılan turlar da satın alınabilir. Zevkinize ve para durumunuza göre etkinlikler mevcut. Adrenalin meraklıları için uçaktan paraşütle atlamak (skydive) gibi etkinlikler de bulunuyor. Benim için seyir noktalarından bu buzulu izlemek yeterli oluyordu. Günün yorgunluğunu çıkarmak isteyenler için doğal sıcak su kaynaklarından beslenen kaplıca benzeri tesisler de var.
Franz Joseph Buzulu ve çevreden görüntüler.

Franz Joseph Buzul yürüyüşü ve kaplıca görüntüleri.
Buradaki ilginç başka bir doğal yapı da geceleri ve ışıksız ortamlarda yıldızlar gibi parlayan ateş böcekleriydi (Glow worm). Karanlıkta parlama yeteneği anlamına gelen, biyolüminesans özelliğe sahip bu canlıların mağara içinde, ormanın ışık almayan yerlerinde ve karanlıkta görünümleri bir peri masalı içinde geziyormuş hissi veriyordu.
Ateşböceği (Glow worm) anlatımlı levha.
Yol üzerindeki bir diğer buzul da Fox Buzulu idi. Ancak ben Fox Buzulu’na uğramadan güneye doğru yoluma devam edecektim. Yemyeşil arazilerin, pırıl pırıl nehirlerin, derelerin yanından geçiyordum. Zaman zaman karaya doğru yönelen yol, bazen deniz kenarından devam ediyordu. Duraklarımdan biri de Bruce Körfezi’ydi.
Yollardan görünümler.
Maori mitolojisine göre, Bruce Körfezi bu adaya ilk polinezyalı grupların çıkış yaptığı yermiş. Bugün bile, neredeyse hemen sahilin dibinden başlayan upuzun ve yoğun ağaçlardan oluşan ormanlık arazi, tekne ve ev yapımı için her türlü malzeme imkanları sağlayabilecek bir yapı. Bu nedenle de çok uygun bir yerleşim yeri gibi görünüyor. Maoriler, bereketli denizin kıyısında, hemen yanında uzanan tarım alanlarının varlığıyla cennet gibi bir yaşam alanı oluşturulmuşlar olsa gerek.
Bruce Körfezi.
Bu bölgeler, yani Avustralya ve Yeni Zelanda zaman zaman bana vahşi coğrafyalar olarak geliyor. Bakir sayılabilecek bu bölgeler, dünyanın geri kalanından oldukça farklı tipte hayvanlara evsahipliği yapıyormuş diyorum, çünkü bir kısmı denizde yaşayan bu canlıları bizzat göremedim. Buraya özgü penguenler, yunuslar, balinaları sadece panolardan ve broşürlerden okuyacaktım.
Sahilde kısa süreli yürüyüş esnasında yerdeki büyük beyaz çakıl taşları çok güzel görünüyordu. Bunların devasa kuvars taşları olduğunu gezi sonrasında okuduklarımdan öğrenecektim. Bu denizin ve rüzgarın şekil verdiği çoğunluğu beyaz taşlar, herkesin ilgisini çekmiş olacak ki, düzgün yüzeylerine, varoluşlarının nişanesi olarak adlarını ve burada bulundukları tarihleri yazmışlar.
Bruce Körfezi ve körfezin beyaz kuvars taşlar.
Azgın dalgaların dövdüğü sahilleri karadan izleyip, temiz havayı içime çekiyordum. Aslında oldukça süratli hareket ettiğimi anlıyorum şimdi. Sabırla ağzımızda çiğneyip tat almak yerine, bir anda yuttuğumuz gıdalar gibi, bir sonraki noktaya ulaşmak için yola devam ederken payıma düşen bu sahillerde kısa sürelerle duraklıyorum.
Yol kenarı görüntüleri.
Zaman, sağlık gibi ilahi bir hazine. Durmadığı gibi, gittikçe hızlanıyor sanki. Gezilerde zaman kullanımı hayati bir konu. İlgi alanınız ve birtakım şartlar, bir yerde ne kadar kalacağınızı belirleyen ana etkenler. Yeni Zelanda gibi sınırsız doğa etkinliği yapabileceğiniz bir yerde dolaşırken, ister istemez her yeri göremiyorsunuz. Bu her yer için böyle, ama doğa tutkunuysanız, Yeni Zelanda için daha fazla geçerli. Zira yürüyecek yüzlerce parkur, tırmanılacak, kayılacak dağlar, kano veya sularda salla yapılacak doğa gezintileri (rafting) yapılacak nehirler, uzun bisiklet, motosiklet rotaları, milli parkların içinde harika kamp alanları şeklinde uzayıp gidecek bir listeniz olacak. İşte bu nedenle gezgin gençler bu ülkeye altı ay veya bir yıl arasında değişen uzun süreler ayırıyorlar.
Buralar, uzun süreleri rahatlıkla geçirebileceğiniz yerler. Hep aynı benzetmeyi kullanıyorum ama, geziler de hayat gibi; yapacaklarınıza veya vazgeçeceklerinize karar vermeniz gerekiyor bu yolculuklar esnasında. Vazgeçişler de, daha çok zaman geçirmek istediğiniz yerler için size huzurlu bir imkan sunuyor. Bu bağlamda kişinin ne istediğini bilmesi çok önemli. Yani her şeyde olduğu gibi top sizde.
Yollardan harika manzaralar, Güney Adası, Yeni Zelanda.
Birçok göl ve nehrin kenarından geçiyordum. Bunlardan biri de Wanaka idi. Wanaka, Maori dilinde o bölgedeki bir bilgenin ismiymiş. 10.000 yıl evvel son buzul çağının sonunda oluşmuş bir yapı. Bu gölün ve etrafının manzarasına bakıp da mest olmamak mümkün değildi. Wanaka’nın civarında yaz ayları başta olmak üzere kalınabilecek turistik tesisler var. Bu konaklama sırasında, tekne gezintileri, balığa çıkış turları ve yüzme gibi etkinliklere katılmak mümkün.
Wanaka Gölü civarından harika manzaralar.
Meme kanserine dikkat çekmek isteseniz ne yapardınız?
Bu konuda sanırım en ilginç gösterimlerden birini Cardrona isimli yerleşimi geçerken yol kenarında gördüm. Bir çiftlik çitinin üzerine renk renk, model model yüzlerce sütyen asılmıştı. Önce doğru görüp görmediğimden emin olamadım. Ardından çitin yanına gittiğimde levhasından bunun meme kanserine dikkat çekmek için yapılan bir yerleştirme (enstalasyon) olduğunu anlayacaktım. Yoldan geçenlerin sütyenlerini asarak katkı sağladıkları bu kollektif gösterim, oldukça ilginç bir fikirdi.
Bradrano’daki meme kanserine dikkat çekmek için yapılan sütyenli bir yerleştirme (enstalasyon).
Birçok yere doyamadan ardımda bırakacağım iki haftalık Yeni Zelanda yolculuğumda, meşhur fiyortlara doğru hızlıca yol alıyordum. Benim gideceğim turistik fiyordun adı, Milford Sound idi. Oraya gidebilmek için konaklanabilecek yakın kent Queenstown’a vardığımda belki de en hoşlandığım Yeni Zelanda şehrinde olduğumu hissetmiştim.
Queenstown…
Queenstown, bana kendimi huzurlu hissettiren bir yer oldu. Fiyortlara gitmeden önce kısa süreli konaklamak için kalsam da, sokaklarında geçirdiğim vakitten, yediğim burgerden, içtiğim kahvelerden, kentin etrafına kurulduğu Wakatipu Gölü’nün kenarında dolaşmalarımdan ve beni güneşle karşılayan aydınlık yüzünden memnun kalmıştım.
Queenstown, Güney Adası, Yeni Zelanda.
Bu denli yeşil bir ülke, yağmursuz, yağışsız olamaz tabii ki. Zaten coğrafi olarak oldukça güneyde yer alıyor Yeni Zelanda. Bu bölge Antarktika’ya Güney Amerika’nın en dip noktası olan Patagonya kadar yakın olmasa da, sıklıkla yağış alan bir yer. On binlerce yıl önce oluşan buzullar var bu ülkede. Yüzüklerin Efendisi filminin çekilebildiği karlı ve dağlık arazileri, her yerde gördüğünüz akarsuları düşündüğünüzde, yağışlar çok doğal burada. Bu da aralıklı olarak yüzünü gösteren güneş ile onu perdeleyen bulutların boğuşması gibi, sürekli değişen geçişler yaratıyor gökyüzünde. Önce güneş, sonra ardından grileşen bir hava, çiseleyen yağmur, bindiren bir sağanak derken tekrar yüzünü gösteren güneş şeklinde yineleniyor havanın halleri.
Yollar ve değişken hava.
Milford Sound, Queenstown’a yaklaşık 300 kilometre mesafede. Fiyortlara uzanan günlük gezi için sabah erken saatte tur otobüsüne bindim. Ulaşım için bindiğim araçlardan çektiğim fotoğraf ve videolar genelde çok nitelikli olmuyor. Yine de bu tip gezilerde, görüşün daha geniş olduğu ön tarafa yakın bir koltuğa oturmayı tercih ediyorum. Aynı şekilde hemen sürücünün ardındaki koltukta yerimi almış, otobüsten dışarıyı izleyip, fotoğraf çekiyordum.
Tipik Yeni Zelanda mevsim değişikliklerini ve çevreyi seyrede seyrede ilerliyorduk. Yeşil çayırların, otlakların, nehirlerin yanından geçerken gördüğüm manzaralardan mutluydum. Güneş sonrası kapatan hava, yağmur ve tekrar aydınlanan ortamdaki değişikliklerle birlikte yol alıyorduk.
Milford Sound’a doğru.
Milford Sound’ta, fiyortları denizden seyretmek için tur kapsamında olan bir tekneye bindik. Vardığımızda hava iyice kararmıştı. Yağışlı bir gündü. Şelalelerden akan su miktarı güneşli günlerde az oluyormuş. O gün ise yağmur adına bereketli bir gündü. Yağışlı ve gri bir ortamda şelalelerden akan sular artmıştı. Akan suların çıkardığı heybetli sesler eşliğinde, bu denize dik inen yüksek uçurumlardan oluşan etkileyici manzaraları izliyordum. Tekne içindeydik genelde. Korumalı kısımları olan teknenin güvertesine çıkıp fotoğraflar çekiyor, ses düzeniyle yapılan rehber açıklamalarını dinliyordum. Kapalı bir havaya rağmen çok keyif aldığım bir tekne turu oluyordu.
Milford Sound tekne turu.
Hemen uçurumların dibinde, kayaların üzerindeki fok balıklarını görmek harikaydı. Yaklaşık bir buçuk saat süren bu gezi sonrasında limana doğru dönerken de bu görüntüleri doya doya izlemek keyifliydi. Rıhtıma indikten sonra otobüsün bulunduğu park yerine giderken, azgınlaşmış suların aktığı bir nehrin üzerindeki köprüde, suyun heybetini, belki de on yıllardır şekil verdiği yumuşattığı kayaları izledim. Sonra tekrar aynı yoldan Queenstown’a dönüşe başladık.
Milford Sound rıhtımı ve otobüs park yerine giderken görüntüler.
Ben kapalı bir günde gezsem de güneşli bir günde çekilmiş harika görünümler sunan bir Milford Sound videosunu aşağıda izleyebilirsiniz.
Koyun sürüleri eşliğinde Queenstown’a dönüş…
Yeni Zelanda, nüfusu 5 milyon civarında olan bir ülke. Bu ufak nüfusa karşın koyun yetiştiriciliğinde dünyada ilk on ülke arasında. Bu yeşil ülkede her insana karşılık 7 ila 8 koyun düşüyor.
Queenstown’a dönüş yolunda görüntüler.
Cook Dağı, milli parklar içinde yer alan çok güzel bir nokta. Ben bu dağı sadece uzaktan seyrettim. Gezi günceme bir kaynaktan şunları yazmışım:
“Yeni Zelanda’nın en büyük buzulu olan Tasman Glacier bu dağda bulunuyor. Dağın zirvesine ulaşan ilk kişi, Yeni Zelanda’nın milli kahramanı Edmund Hillary olmuş. 1948 yılında zirve yapan Hillary, aynı zamanda Everest Dağı’na tırmanmış ilk kişi olmasıyla da ünlü. Everest öncesi hazırlıklarını Aoraki/Cook dağında yapmış. Yüzüklerin Efendisi üçlemesinde, The Two Towers filminde, Orta dünyanın dumanlı dağları olarak fonda kullanılan Cook Dağı, ister dağcı olun, ister doğasever bir maceracı, ister bir gezgin, Yeni Zelanda gezilecek yerler listesine tepeden girmeyi hak ediyor.”
Cook Dağı, Tekapo Gölü ve Queenstown’a dönüş yolundan manzaralar.
Yüzüklerin Efendisi’nin çekildiği mekanlarından Cook Dağı Milli Parkından harika görüntüler sunan bir videoyu aşağıdaizleyebilirsiniz.
Geldiğimize benzer görüntüler eşliğinde bir iki özel noktada durarak Queenstown’a döndüğümde çok mutluydum.
Yeni Zelanda’da gezgin gençlerin ufak karavanları…
Yeni Zelanda, Avustralya kadar olmasa da, oldukça pahalı bir ülke. Bu doğal ülkeyi gezen gençler genelde ufak karavan tarzı araçları ya kiralıyorlar ya da kaldıkları süre için satın alıyorlar. Karavan kiralayan veya satan birçok firma var. Ben normal arabayla gezip konaklamayı hostellerde yapsam da, bu gençler küçücük karavanlarında rüya gibi tatiller geçiriyorlar. Bu firmalardan biri olan Jucy’nin araçları, pek çok yerde dikkatimi çekti. Sempatik görünümü ve birçok değişik tipteki araçlarıyla gezginlere çok sayıda seçenek sunuyorlar. Jucy haricinde de değişik moto-karavan sağlayan şirketler var Yeni Zelanda’da. Gelişen teknolojiyle oldukça kullanışlı imkanlar sunan bu tip araçlarla uzun süreli ve görece ekonomik geziler yapmak mümkün. Bunların yanı sıra bazı minibüsleri karavana dönüştürenler de var.
Motokaravanlardan örnekler.
Bu minibüsten karavana dönüştürme işlemi amatör denemeyecek dikkatle Türkiye’de de yapılıyor. Benim takip ettiklerimden biri https://www.instagram.com/ruzgarinizinde/ instagram adresine sahip Serkan S&O
Teşekkür ederim Arda Bey. Kendim ve aktaracağım yerler için birçok fotoğraf ve video çekiyorum. Bunlar anıların olabildiğince gerçekçi aktarımı için görsel hafızamda depoladığım bilgiler. Düzgün ve gerçekçi bakış açılarıyla bölgeleri olabildiğince doğru yansıtmak amacındayım.
Akıcı bir yazı okudum. Üslubunuz diğer yazılarınıza da göz atmama neden oldu. Teşekkür ederim, keyifli vakitler dilerim. Bir soru takıldı aklıma: Yazıya eşlik eden fotoğraflarda herhangi birisinin gittiğinde bakacağı açıları yakalamışsınız gibime geldi, bilinçli bir tercih mi? Ya da şöyle bir şekilde sorayım, çektiğiniz fotoğraflardaki manzaraya sizinle mi bakıyoruz?
Çok teşekkür ederim. Saygılar.
Ben teşekkür ederim Ahmet Bey. Fiziki anlamda bu salgın yüzünden gezmek için epey bekleyeceğiz sanırım. Sevgilerimle.
yazı cok guzel resimler muhteşemdi her zamanki gibikeyifle okudum okurken orada dolaştım sayende kalemine yüreğine sağlık bizlerle paylaştığın için tskederim saygılar
harika yerler teşekkür ederim sayenizde sanal da olsa gezi yapmış gibi oluyorum
Düzeltme icin çok teşekkürler.
Harika bir katkı oldu.
Dikkatiniz için de tebrikler.
Abi glowworm’un ateş böceği (firefly) olmadığı yazıyor tabelada, sen türkçesinde öyle demişsin. Yıldız kurdu deniyormuş…
Çok mutlu oldum. Saygı ve sevgilerimle.
Çok doğru yazmışsınız.
Kaçınılmaz gibi gözüken bu kötü gidiş ve durumları en azından görmek gerek.
Yaşama olumlu katkı vermek için farkındalık şart.
İlginiz ve düşüncelerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.
Merhaba Mahmut Bey,
Yeni Zelanda doğal güzellikleriyle beni kendine hayran bırakan bir ülke oldu. Sakinlik ve huzur hissettim.
Orada yaşamak hali birçok etkene bağlı. Sizin hayatla olan öz bağlarınızla çok ilgili.
Doğmaktan ziyade büyüdüğünüz ülke harici bir yerde yaşama durumu, yaşınız, büyüyüp yetiştiğiniz ortam ve kültür, psikolojik yapınız, ilişkileriniz dahil daha başka birçok konuyla ilgili öznel bir durum.
İnsanlarının geneli, yazıda da belirttiğim biçimde oldukça samimi insanlar.
Devam eden yazılarda da bu açıdan gözlemlerimi ayrıntılı olarak yazmama vesile oldunuz.
İlginiz için ben teşekkür ederim. Saygı ve sevgilerimle.
Gözlemlerimi aktarabilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Bu yorumunuz ve duygularınızı ilettiğiniz için teşekkür ederim.
Gidilmesi zor bu yerleri, güzel anlatımın ve fotoğraflar sayesinde gezmiş gibi hissediyorum.
Teşekkür ederim
Dünya üzerinde hala bakir kalabilen yerler olduğunu duymak çok güzel. Umarım böyle kalır çünkü ne kadar bakir o kadar medeni . Ne kadar sanayileşmiş ve pazarlanmış o kadar suni
Gürcan hocam teşekkürler,
Yeni Zelanda size ne hissettirdi? Orada yaşamak ister misiniz? İnsanları size nasıl geldi, birkaç cümle ile anlatırsanız sevinirim.
Yabancisi olmadigim bir ülke.
Benden bir parcanin oldugu ülke.
Her ölümlümün görmesi gerekli bir ülke.
Bir tarafta Yeni Zelanda öbür tarafta Patagonya!
Siz benim gezmek isteyipte sadece rüyasini gördügüm yerleri geziyor ve yaziyorsunuz.
Rüya görmekten öte bir sey.
Koronayi unutturuyor !