Hüseyin Vodinalı yazdı…
Biden’a çok kızgındı.
Bir türlü görüşemiyordu.
Ne de olsa, Trump’tan sonra tam bir soğuk duştu o.
İşler giderek sarpa sarıyordu.
ABD derin devletinin resmi yayın organı Foreign Policy, henüz bir iki hafta önce Hulusi Akar’ı, “anlaşması en kolay Türk yetkili” ilan etmişti.
Dolar fırlamış, ekonomiye olan güven yerlerde sürünüyordu.
Batmakta olan ABD’nin belki de elinde kalan son başarı hikayesi Türkiye idi.
Yani her daim kontrol edebildiği, her şeyine karışabildiği ülke anlamında söylüyorum.
AKP’yi kurdurup, iktidara getirmek için siyaset mühendisliği yapan Sam Amca, 20 yıllık bir metal yorgunluğu ile karşı karşıyaydı.
İktidarın ilk yıllarında Erdoğan ile adeta şiir gibi olan uyum artık bir “aşk ve nefret” ilişkisine dönüşmüş, şiddetli geçimsizlik ortama hakim olmuştu.
ABD’nin Kürdistan ve Doğu Akdeniz projesine karşı, Rusya ve Çin ile bir tür ‘dans eden’ Erdoğan, Batı’ya çıpalı neoliberal ekonomik sistemde iplerin kimlerin elinde olduğunu unutmuşa benziyordu.
70 yıllık faşizan NATO düzeni, ülkede komprador bir kolpa (yolsuz) siyaset sistemi oluşturmuş, kılcal damarlara kadar girmiş ve bünyeyi enfekte etmişti.
İş bu ahval ve şerait içinde Reis zor durumda idi.
Hazine ve Merkez Bankası tamtakır, fiyatlar almış başını gitmiş, -Biden ve ekibinin çok tekrarladığı- “Kara Kış” (Dark Winter) edebiyatı muhalefetin ağzına pelesenk olmuştu.
ABD’nin her nedense (acaba hava savunma sistemimizin olmaması yüzünden, kolay lokma olarak kalmamızı istediği için mi) acayip biçimde karşı çıktığı Rus S-400 hava savunma sistemi pazarlık masasına yatırıldı.
Ha bir de Rusya’ya karşı Ukrayna’ya satılan SİHA’larla bir pazarlık alanı daha oluşturulmaya çalışıldı.
Mehmet Ali Güller buna isabetli olarak “Neo-Abdülhamitçilik” tanımı yaptı.
Aynen doğru, Osmanlı’nın tam bir çöküş ve fiyaskoyla sonuçlanan büyük güçler arasındaki “denge” politikası, bugün yine “Hasta Adam” konumuna girmiş bir Türkiye’deki AKP iktidarı tarafından yeniden sergileniyor.
Erdoğan’ın Roma’da Biden ile görüşmesi sonrası yandaş basının manşetleri gerçekten içler acısıydı.
Cumhurbaşkanı’nın bu ‘kutsal’ buluşma sonrası son derece mutlu bir fotoğrafını koyup yanına neler yazmadılar ki:
“Roma’da Taze Başlangıç”, “Sıkı Dost Mekanizması”, “Roma’da Mutabakat”, “Pozitif Görüşme” vs.
Halbuki New York’taki BM Zirvesi’nde görüşmeyi kabul etmeyen Biden’a neler denmişti.
Sadece bu bile, Türkiye’nin bir dış politikasının olmadığını ortaya koyuyor.
Türkiye’de en az 3 kez darbe düzenleyen ABD, Ordumuzu içinden FETÖ/NATO eliyle oyan ABD, Libya, Irak ve Suriye’de Türkiye’nin aleyhinde savaşlar çıkaran ABD, Türkiye’nin güneyinde topraklarımızı da hedef alan bir kukla devlet kurmak isteyen ABD, El Kaide, IŞİD ve benzeri dinci terörist ve İhvan vb tarikatları başımıza bela eden ABD, Akdeniz’de bizi Antalya Körfezi’ne hapsederek Kıbrıs’ı elimizden almak isteyen yine ABD.
Ama kısa bir görüşme ile “Biden ile Devam” kararı alınabilen bir ülkeyiz.
Burada alınan devam kararı, ülkenin selameti değil, iktidarın bir sürü tavizle sürdürülmesi içindir.
ABD’nin tüm yaptıkları yanına kar kalacağı gibi, artık Türkiye ile İran, Rusya, Suriye, Çin ve Yunanistan gibi ülkeler iyiden iyiye düşman hale gelecek ve yeniden Batı’nın ileri karakolu, 23 sentlik askeri mi olacağız yani?
Abdülhamit siyaseti, tarihte Marks’ın dediği gibi, “ilki trajedi, ikincisi komedi” olarak tezahür ediyor.
Dünya artık başka bir yerde.
Osmanlı zamanında İngiltere, Almanya, Fransa’nın belirlediği siyaset ve ekonomiyi artık Asya güçleri de belirliyor.
Yani mevcut konjonktür ve küresel şartlar buna izin vermiyor.
Ama bu topal emperyalist Amerika’dan medet uman kafa devam ettikçe, ödeyeceğimiz bedel ağırlaşıyor.
Bırakın Biden’a posta koymayı, sadece ve sadece Esad ile görüşmemek bile, bize olağanüstü insani ve mali yük getiriyor.
Amerika’dan aferin alacağız diye, çıkarlarımızın tersine Çin ve Rusya düşmanlığı yapmak da aynı şekilde.
Bunu sadece iktidar değil, muhalefet de bir durup düşünmeli bence.
Türkiye’yi kurtaracak şey eyyam ve sandık değil, milli ve halkçı siyasettir.
Kısaca Kemalizm’dir, Atatürk gibi yapmaktır.
(*) Yazının başlığı Akdeniz Marşı’ndan esinlenilmiştir. Askerde bölükle uygun adım çok söylemişliğim vardır. Gelibolu Marşı olarak da bilinir.
AKDENİZ MARŞI
Yaslı gittim şen geldim,
Aç koynunu ben geldim
Bana bir yudum su ver
Çok uzak yoldan geldim
Rüzgarlardan atım var
Şimşekten kanadım var
Göğsümde al yazılı,
Gazilik beratım var
Deniz, deniz Akdeniz,
Suları berrak deniz
Karşımda yar ağlıyor,
Gideyim bırak deniz
Söz: Leyla Saz
Beste: Semih Fırat
Kaleminize sağlık. Her türlü kaynağı olan bir ülkeyiz. Yeter ki bunları kullanmasını bilelim.
Türkiye, Batı/ABD’yle etle tırnak gibi ayrılamaz. Asya’ya yelken açmasını beklememeli.
abd, düşmandır bize. hâlâ onlarla konuşmak ve mekanizma kurmak tam bir felâkettir. abd güvenilir değildir. sözünü tutmaz. umarım f35 e dönmeyiz. bu yanlış olur. esad ile konuşmamız şart. tehdit abd’den geliyor bize ancak hâlâ nelerin peşinde bunlar.
abd ve batı ile ters düşmek iyidir. onlardan bize hayır gelmez. kendi yolumuzu çizmeliyiz. muhalefet ise çok daha kötü. ipleri tamamen sam amca da. abd bir an önce çökerse iyi olur yoksa bu kadar ihaneti seven insanı nasıl durduracağız.
Üstad,
Ne bu iktidardan ne de mevcut muhalefetten, ülke için zorunlu doğru politikaları yürütmelerini ben şahsen beklemiyorum. Mesela S-400 alımı gecikmiş/doğru bir karar ama alınma sebebi ülke ihtiyacı değil kendi politik ihtiyaçları, ikili görüşmelerde manivela olarak kullanmaktı. Bozuk saatin dahi günde iki kez doğru zamanı göstermesi misali, arda bir düşeş geliyor.
Not: Benim de çok sevdiğim, ilk annemden dinlediğim marşın bestecisi ve güftecisi tam tersi olacak.