Hüseyin Vodinalı yazdı…
İleride tarihçiler 4 Şubat 2022 tarihini bir dönüm noktası olarak kaydedecek.
4 Şubat 2022’de ne mi oldu?
Dünyanın yeni yüzyılına damgasını vuracak olan Asya’nın iki dev gücü, ilişkilerini “stratejik müttefiklik” boyutuna taşıdı.
ABD, kuzeni İngiltere ve parya müttefikleri ile tarihi bir hataya düştü.
Yorgun Emperyalist Sam Amca, Rusya ve Çin’i aynı anda kuşatmak, Ukrayna üzerinden Rusya’ya, Tayvan üzerinden Çin’e saldırmak gibi bir yanlış strateji kurdu.
Yanlış bir strateji ama liderliğini sürdürebilmesi için de bunu yapması gerekiyordu.
Son Roma İmparatorluğu, batmamak için umutsuz bir sefere çıktı yani.
Evet işte 4 Şubat 2022’de Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jinping, Pekin Kış Olimpiyatları açılışında ikili zirvede buluştu.
Her iki ülkenin dışişleri bakanlıkları bu buluşma öncesinde yaptıkları açıklamalarda, görüşmenin tarihi bir önemde olduğunu vurgulamak ihtiyacını duydu.
Çin lideri Xi, 2 yıllık pandemi sürecinde Putin ile ilk kez yüz yüze görüştü. İki lider 2013’ten bu yana 37 kez bir araya gelmiş oldu. Putin ise 2022’nin ilk resmi yurt dışı seyahatini Çin’i yaparak bu ülkeye verdiği önemi vurguladı.
Pekin’deki görüşme öncesi ve sonrası yapılan açıklamalara bakılınca gerçekten de yeni bir “Yalta” dönemine girdiğimiz ortadaydı.
Malumunuz İkinci Dünya savaşı sonrası Kırım’ın Yalta kentindeki üçlü konferans ile dünya batı (kapitalizm) ve doğu (komünizm) olarak ikiye ayrılmış, etki ve yetki alanları paylaşılmıştı.
Şimdi de yeni bir Yalta dönemine girdik ama büyük güçler arasındaki yeni yetki alanları henüz yerli yerine oturmuş değil.
ABD’nin Batı’da NATO ve Neo Naziler, Doğu’da AUKUS ve QUAD ile IŞİD ve El Kaide oluşumlarına karşı Çin ve Rusya daha önce işbirliği düzeyindeki ilişkilerini stratejik müttefiklik düzeyine yükseltti.
Bu şu demek oluyor; Rusya ile Çin, ABD tehditlerine artık ortak yanıt vermek üzere kesin bir anlaşmaya vardı.
Taraflar, görüşmenin sonunda ‘Yeni Bir Döneme Giren Uluslararası İlişkiler ve Sürdürülebilir Küresel Kalkınma Hakkında Rusya Federasyonu’nun ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ortak Bildirisi’ başlıklı bir belgeyi imzaladı.
“Yeni bir dönem” vurgusu bildirinin başlığında da yer aldı.
Bildiride, NATO’ya ve AUKUS’a karşı ortak mücadele, renkli devrimler, terörist vekalet savaşları ve ABD’nin ayrımcı azınlık oluşumlarına karşı birlikte hareket, BM ruhu ve hukukuna bağlılık, ABD’nin Avrupa ve Asya Pasifik’teki füze konuşlandırmalarına karşı birlikte karşı koyma ve elbette çok kutupluluk vurguları yapıldı.
ŞİÖ ile askeri ve savunma teknolojik işbirliklerinin yanı sıra, Ay’da bir ortak üs kurma başta olmak üzere uzayda işbirliği, yeni doğalgaz anlaşmaları, karşılıklı ticarette milli paraların yüzde 20’den daha üst seviyelerde kullanılması ve bunun gibi pek çok ekonomik işbirliği maddesi de karara bağlandı.
Xi, finans, tarım, yeşil ticaret, tıp, dijital ekonomi, altyapı tesisleri inşaası, enerji, yapay zeka, Nesnelerin İnterneti (IoT) dahil olmak üzere çeşitli alanlarda Rusya’yla iş birliğini güçlendireceklerini söyledi.
Çin halkının Çin Komünist Partisi liderliğinde büyük başarılar kaydettiğini dile getiren Putin de, Çin’i Rusya’nın en önemli stratejik dostu olarak gördüklerini ve iki ülke arasındaki ilişkilerin 21. yüzyılda uluslararası topluma güçlü bir örnek oluşturduğunu belirtti.
Zirve öncesinde ortak bildiri için birlikte çalışan Dışişleri Bakanları Sergey Lavrov ve Wang Yi, Kuşak ve Yol Girişimi’nin (BRI) Avrasya Ekonomik Birliği (EAEU) ile artan karşılıklı bağlantısının altını çizdi ve küresel güneyi kapsayacak olan BRICS işbirliği modelleri üzerinde duruldu.
Bu yeni dönemi en iyi özetleyen ise Rusya’nın 20 yıllık demirbaş Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un şu sözleri oldu: Rusya ve Çin olarak eylemlerimizi yakından koordine etme konusunda anlaştık. Buna, BM’yi sulandırma, evrensel uluslararası hukukun temelini bulanıklaştırma ve uluslararası ilişkilerde klikleşme ve ayrımcılığa karşı koymak da dahil.
Özetlersek;
Yeni Yalta düzeni, dünyayı soğuk savaş dönemindeki gibi ikiye bölerek değil, ABD’nin İngiltere gibi imparatorluktan bir ada devletine indirgenmesi ile çok kutupluluk ve eşitler arası, işbirliğine dayalı devlet ilişkileri temelinde kurulacak bir sistemle yeniden tasarlamayı hedefliyor.
Bildirideki güçlü Birleşmiş Milletler Hukuku vurgusu bunu anlatıyor.
Bana göre buna kısaca Asya Çağı da deniyor.
Son bir not, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Pekin’deki Zirve ile çakışan Kiev ziyaretini, ilk bakışta doğrudan NATO’cu bir yaklaşım olarak değerlendirmek mümkün ise de, esasen orada yaptığı (Rusya’yı memnun eden) Minsk Anlaşması’na dönülmesi vurgusu ile bir bakıma Yeni Yalta dönemine uygun savaş karşıtı bir tavır olarak nitelemek de mümkün. Buna, Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Montrö’ye bağlılık vurgusu yapan açıklamaları da eklenebilir.
Bu çok önemli bir dönem inşallah Türkiye hata yapmaz.
Dünya artık natonun ve birleşmiş milletlerin hukukunu kaldıramaz hale geldi