Mustafa Özgür Sancar yazdı…
NATO Zirvesi 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak. Geniş katılımlı olması beklenen zirve nedeniyle başkent felç olmuş durumda… Yollar, parklar, kamusal alanlar kapatılıyor, kamu kurumları dâhil pek çok iş yeri zorunlu tatil yapıyor.
HÜKÜMET VE ”MUHALEFET” NATOCULUK’TA BİRLEŞİYOR
Erdoğan, ”İttifak çapında Teksas’tan Ankara’ya uzanan amasız, fakatsız bir güvenlik ve savunma ağı oluşturmalıyız” dedi. AKP içindeki genel kanaat de aynı; hattâ muhalefet olarak tanımlanan parti ve gruplar nezdinde de üç aşağı beş yukarı aynı fikir seslendiriliyor.
”NATO’dan kopamayız” demekle, ”NATO’nun uç karakolu olmayalım; ama etkin üyesi olalım” demek arasında bir fark yok.
BİR UKRAYNA MESELESİ: ÇÜRÜYEN AB – ABD İLİŞKİLERİ
NATO, teoride bile bir savunma örgütü değil; Soğuk Savaş’ın ürünü Varşova Paktı varken, belki bir savunma gerekçesi uyduruluyordu; ancak şimdi NATO üyelerini hangi tehdide karşı koruyor; koruyor mu (?) Türkiye’ye yaptığı gibi Batı Trakya, Meriç’ten, Doğu Akdeniz’den tehdit mi ediyor (?). Çok açık ki NATO bir savunma örgütü değil; karar verme mekanizmalarına sahip olan ABD’nin saldırı örgütüdür.
Dünya bunu Ukrayna örneğinde yakından izledi. Ukrayna üzerinden Rusya’yı çerçeveleme politikası, Rus-Ukrayna savaşı ve binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Rusya ile enerji ve ticaret ilişkisi sekteye uğrayan Avrupa, Ukrayna’yı kullanışlı aparat olarak değerlendiren NATO plânını desteklemiş olmanın bedelini bugün milyar dolarları bulan ticari açıkla, ağır ödüyor. AB ile ABD arasındaki çatlağın büyümesinde Ukrayna fiyaskosu başat etken…
ANTİ-EMPERYALİZM İLE NATOCULUK BİR ARADA OLMAZ
Teksas’tan Ankara’ya uzanan güvenlik zinciri ütopyası nasıl gerçekleşecek ve kimi karşısına alacak (?).
Beyaz Saray’ın başını çektiği Atlantik sistemi, Çin, Rusya, İran ve çok kutupluluğu savunan Güneyli ülkeleri hedef alıyor. Yani Türkiye’nin gelecek inşaa edeceği dünyayı düşman ilân ediyor.
Bir düz mantığın ötesinde, pratikte Türkiye’nin çıkarları NATO ile çatışıyor.
Ayrıca savunma hattının başlatıldığı Teksas bile gerçekte bir Birleşik Devletler toprağı değil. Burası Meksika’nın işgal edilen toprağı. ABD zor kullanarak, işgalle elde ettiği toprakları NATO eliyle korumanın peşinde.
Anti-emperyalist bir büyük zaferin sonucu olan Türkiye Cumhuriyet’i, bu ABD saldırı örgütünün parçası olamaz.
ABD, 1845 yılında Teksas ve Kaliforniya’nın Meksika’ya ait olan bölgelerini zaptetmiş, uygarlık adına bölgeye köleciliği getirmişti. Bununla yetinmeyen Birleşik Devletler, Meksika’ya ait olan Colorado, Arizona, New Mexico Nevada, ve Utah gibi bugün eyalet konumundaki yerleri de ele geçirdi. Bu topraklar bugün Meksika yüzölçümünün yarıdan fazlası kadar, hattâ Arjantin topraklarına denk büyüklüktedir.
”ZAVALLI MEKSİKA! TANRI’DAN ÖYLESİNE UZAK, ABD’YE O DENLİ YAKIN!”
Bu nedenle Latin Amerika’da, ”Zavallı Meksika! Tanrı’dan öylesine uzak, ABD’ye o denli yakındır” denir. Bir ince nükte olmaktan çok, derin bir siyasî analizi içerir bu söz.
Meksika’dan aldığı topraklar sayesinde ABD; bakır, petrol, kauçuk, şeker gibi tarım ürünlerinin üretimi, ulaştırma ve bankacılık sektöründe zenginlik patlaması yaşadı.
Bölge Amerikan yatırımlarının istilasına uğradı; Maya ve Yaki yerlileri ise başta Standard Oil olmak üzere Kuzeyli şirketlerin kölesi hâline geldi.
Güneyin Atillası olarak tanımlanan, köylü lideri Emiliano Zapata, Kuzey’den gelen sömürücüler ve ülke içindeki oligarşiye karşı, köleleştirilen Meksika halkını savunduğu için tarih sahnesine çıktı.
Atilla, Roma’nın dünya egemenliğine karşı Türk’ün özgürleşmesi için savaşmıştı.
Zapata da benzer bir yolla, Latin Amerika’nın mutlak teslimiyetini isteyen Kuzeyli sömürücüler ve onların içerideki uzantılarına karşı yerli halkın özgürlüğünü savundu.
Meksika’dan Türkiye’ye, tarihin derinlerindeki Türk komutan Atilla’dan devrimci Zapata’ya kadar özgürlüğü arzulayan hiç kimse, hiçbir devlet NATO parçası olamaz. İşgal edilmiş Teksas’ın savunması olamaz. Ancak onu alır ve gerçek sahibine verirsin.
GİTTİKÇE FAKİRLEŞEN TÜRK HALKI, 5. MADDE: GAYRİ SAFÎ MİLLÎ HASILA’DAN ÇALINAN YÜZDE 5
Beyaz Saray, 2025 Haziran ayından bu yana, üyelerin Gayri Safi Millî harcamalarının yüzde 5’lik kısmını NATO savunması için harcamaları şartını dayatıyor. Ankara zirvesinde öncelikli olarak bu konu görüşülecek. Böylece trilyon doları bulacak bir bütçeye hükmetmeyi hesaplıyor.
NATO’nun 1 yıl önce Hollanda Lahey’deki zirvesinde, birliğin üye ülkeleri bağlayan sözleşmesindeki 5. maddenin korunması konusu ön plana çıkartılmıştı.
5. madde, NATO ülkelerinin güvenliği için yüzde 5’lik bir bütçe planlaması içeriyor; GSMH’dan çıkartılacak bu oran ulusal ekonomi açısından son derece ağır bir yük oluşturacak. Türkiye’nin NATO için ayırdığı 22.8 milyar dolar, 70 milyar dolara çıkıyor. Yani mâliyeye 47 milyar 200 milyon dolarlık yeni ek yük anlamına geliyor. Türk halkı bu yükü daha fazla pahalılık, işsizlik, alım gücünde dayanılmaz azalma şeklinde ödemek zorunda kalacak.
İspanya’nın sosyalist başbakanı Pedro Sánchez, yüzde beşi kabul etmedi, bu konudaki muhalif tavrını tutarlı biçimde sürdürüyor. Sánchez bu kaynağı emeklilere, eğitim ve sağlığa ayıracağını ilân etti. Avrupa kapitalizminin merkezlerinden bile buna benzer korumacı sesler yükselirken, Erdoğan ve AKP, NATO hiyerarşisinin başında yer alan Amerika’nın dayatmasını koşulsuz kabul ediyor.
ANKARA, ALASKA, PEKİN ZİRVESİ, RUSYA DÜŞMANLIĞI
Ankara’daki zirvede Ukrayna ikinci öncelikli konu yapılacak. İran’a yenilen ABD, tekrar Ukrayna’ya oynamaya başlayacak. Buraya destek vererek, Rusya’yı çerçeveleme, çok kutuplu dünyanın en önemli iki aktöründen bir tanesini, bir süreliğine de olsa sahne dışında tutma plânını devreye sokacak. Putin’in Pekin ziyaretinde ortaya çıktığı şekli ile doğal Çin-Rus yakınlaşması, Trump ekibinin Alaska zirvesindeki taktikleri ile önlenemedi.
”Barış” söylemleri ile Trump, Moskova’yı tavlayarak Pekin yönetimiyle stratejik ortaklıktan vazgeçirmeye yeltense de Putin bu tuzağa düşmedi. Alaska’da plânını işletemeyen Beyaz Saray, Ankara’da yeniden Rusya düşmanlığını körükleyecek.
NATO 3.0, ORİJİNAL OLMAYAN BİR ABD YALANI
Ankara’daki zirvenin üçüncü konusu, NATO 3.0. Buna göre ABD, Avrupa’daki konvansiyonel askerî gücünü kademeli olarak çekecek; sadece nükleer şemsiye marifetiyle Avrupa için bir koruma görevi üstlenmesinden bahsediliyor.
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Brüksel’deki savunma bakanları toplantısında NATO 3.0’ı, Soğuk Savaş dönemi (NATO 1.0) ve sonrasındaki genişleme (NATO 2.0) süreçlerinin geride bırakılarak, ittifakın daha yapısal bir askeri güce ve Avrupa merkezli bir caydırıcılığa odaklanmasını sağlamak olarak açıklamıştı.
Hiç de orijinal olmayan bir Amerika yalanı ile karşı karşıyayız.
Almanya yıllardır, ülkesindeki ABD üsleri ve askerlerini tasfiye etmek için uğraşıyor; geçen kış tasfiye plânının büyük bir kısmı gerçekleşince bayram havası yaşamışlardı. Aynı durum İtalya, İspanya ve Fransa için de geçerli. AB artık NATO ve onun hiyerarşik üstü ABD ile asimetrik ilişki içerisinde olmak istemiyor; mesafeli ve bir adım ötesinde pek çok Avrupalı siyasetçi Washington yönetimi ile örgütsel olan birlikteliklerden kurtulmayı arzuluyor.
NATO ortasından çatlayan bir örgüt ve Washington’un orijinal olmayan, alışıldık, yalanları ile ayakta tutulmaya çalışılıyor.
Çöken ve bir saldırı aygıtı hâline gelen NATO, Türkiye’yi kimden, neden koruyacak (?).
TÜRKİYE’YE TEHDİT RUSYA’DAN DEĞİL, NATO’DAN GELİYOR
NATO, Türkiye’yi kimden koruyor (?). Ege ve Akdeniz’deki kayalık ve adalarımızı, 2004 yılından başlayarak ilhâk, 2009’dan sonra da işgal eden Yunanistan’dan mı koruyor? Yunanistan, 22’den fazla adamızı işgal etti. Yoksa namlusu Anadolu’ya dönük silahlarla dolu Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Güneydoğu Akdeniz’deki ABD/NATO üstlerinden mi? Ya da Batı Trakya’da Meriç Nehri’ni geçip, Türk sınırına dayanma tatbikatı yapan kendisinden mi (?)!
Sanırım kimse ”Rusya’dan koruyor” da diyemez.
Rusya Türkiye’ye ya da tam tersi biçimde Türkiye Rusya’ya düşman olamaz. İki ülke enerji başta olmak üzere, güçlü uluslararası ticari bağlarla birbirine bağlı. Türkiye elektrik enerjisini çok büyük ölçüde Rus doğalgazı ile üretiyor.
Düşman kim sorusunun bir tek yanıtı var: NATO’nun kendisi… Bir soğuk savaş ürünü olan NATO, esas itibarıyla, Sovyet tarzı sosyalizm ihracına karşı kurulmuştu. Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı artık olmadığına göre, NATO’nun dünya ölçeğinde hiçbir meşru zemini yok demektedir. Ya da tek ”meşruiyeti” Amerika başta olmak üzere, -Batı yayılmacılığından- menkuldür.
SÜPER NATO, SİVAS VE AYDIN KATLİAMI
Türkiye, NATO’ya 1952’de üye oldu. Bizim gibi mazlumlar cephesinde yer alan her ülkede, üyelik süreci ile birlikte içeride ”Komünizmle Mücadele” adı altında paramiliter bir örgüt, ”Süper NATO” ve bunun siyasetteki uzantısı bir parti kuruldu.
Önceki gün 2 Temmuz’du; 1993’te Sivas’ta Türkiye’nin laik, aydınlanmacı önderleri, sanatçıları Süper NATO’cuların güdümündeki gerici güruh tarafından yakılarak katledildi. Bu katliam laik Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelikti.
12 Mart, 12 Eylül darbeleri ile ve bunların öncesinde sonrasında binlerce masum insan öldürüldü. NATO, ülkeler arası ilişkilerde kan ve barut getirirken, ülke içinde bölünme ve çatışma, katliamların, katledilen aydınların azmettiricisi oldu.
ÜÇ KARARGÂH, TRUVA ATI, NATO’DAN ÇIKMAK TÜRKİYE’Yİ ABD’DEN KORUR
ABD, NATO’ya 3 karargâh arıyor. Birincisi Brüksel merkezli batı Avrupa, ikincisi Türkiye merkezli Asya, üçüncüsü Pasifik merkezli uç yapılanması… Uluslararası savunma örgütü olarak pazarlanan NATO’nun bir Amerikan örgütü olduğu gerçeğini bu sahte plân bile değiştiremez.
Türkiye, komşuları ve stratejik müttefikleri ile kendisini çatışmalı hâle getirmeye çalışan bir örgüte ev sahipliği yapamaz. NATO içi düşmanla dolu bir Truva Atı’dır.
NATO, Türkiye düşmanıdır. İzafi olan değil, olgular bu savaş örgütünün, koruma yalanının ardında, Türkiye’yi bölme/parçalama hedefine odaklandığını gösteriyor. İran’a yönelik ABD-İsrail saldırısından önce bürokrasi ve hükümet çevreleri bile ”İran’dan sonra hedefte Türkiye mi var?” kaygısını taşımaktan geri duramadılar.
“NATO’dan çıkarsak ABD bize karşı daha saldırgan olur” türünden argümanlar, Amerikancılığın farklı bir ifadesinden öteye gitmiyor. Arka planda ise Türkiye’nin ulusal çıkarları ile taban tabana zıt olan Rus-Çin-İran düşmanlığını besliyor.
Türkiye, ancak, NATO gibi Batı’nın emperyalist amaçları için kurulmuş bir örgütten çıkarak, İncirlik ve Kürecik radar üstlerini kapatarak güvenliğini sağlayabilir. Ancak bunu yaparak çok kutupluluğun güvencesi olan Küresel Güney ile ittifak kurabilir. Bu türden bir ittifak Amerikan saldırganlığına karşı alınan en etkili idari ve stratejik tedbir olur.
Türkiye’nin güvenliği ve özgürlüğü NATO dışında olmaktan geçiyor.