Dünyanın ‘süper gücü’ ABD, bugün giderek ağırlaşan toplumsal sorunların etkisi altında çözülmeye doğru gitmektedir. Üretimsizliğin ve mali sermaye ticaretinin yol açtığı ekonomik açmaz, kamusal yaşamın her alanını kalıcı biçimde bozmuştur. Bir zamanlar, yaşam biçimi ve varsıllığıyla göz kamaştıran ABD, bugün “ikinci sınıf bir ülke olma” durumuyla karşı karşıya. Başka uluslara “sermaye ve teknoloji bağımlılığı” artıyor. Nüfusun“yüzde 10’u açlık sınırında”. Her üç çocuktan birinin “17 yaşından önce bir kamu yardımına gereksinimi var”. 35 milyon Amerikalı “sağlık sigortasından yoksun”. Her yirmi beş dakikada bir cinayet işleniyor. Bütçe açıkları ve devlet borçları hızla artıyor. Eğitim düzeyi düşüyor… Bunları Amerikalı uzmanlar söylüyor.
‘İKİNCİ SINIF ÜLKE…’
Amerikalı yatırımcı, banker, eski hükümet görevlisi ve Massachuesetts Teknoloji Enstitüsü’nün (MIT) dekanlarından küreselleşmeci Profesör Jeffry E.Garten ABD’nin bugünkü durumunu kaygı ile şöyle açıklıyor: “ABD bugün ikinci sınıf bir ülke olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Yaşam standartı, sürekli düşmektedir, toplumsal karışıklık ve başka uluslara sermaye ve teknoloji bağımlılığı artmaktadır. Nüfusun yüzde 10’u açlık sınırındadır. Her üç çocuktan birinin on yedi yaşından önce bir kamu yardımına gereksinimi vardır. 35 milyon Amerikalı sağlık sigortasından yoksundur. Her yirmi beş dakikada, bir cinayet işlenmektedir. Federal bütçe açıkları hızla artmaktadır. Eğitim düzeyi düşmüştür, toplumun fiziksel alt yapısı çökmekte, teknoloji temellerimiz hızla aşınmaktadır. Bankalarımız karışıklık içindedir, siyasi kutuplaşma, sinizim yayılmakta (Sinizm: insanın erdem ve mutluluk için hiçbir değere sahip olmaması. y.n.), ulusal yönetim zayıflamaktadır”.1
CIA görevlisi Graham E.Fuller’in ABD için kaygıları Garten’den farklı değil: “ABD eğer, ekonomik ve toplumsal sorunlarını çözmede başarı gösteremezse, Birleşik Devletler’deki etnik yapı Amerikan Demokrasisi’ni tehlikeye düşürecek ölçülerde çatlatacaktır”.2
Bir başka Amerikalı ekonomist, J.Bradford De Long, ABD ekonomisinden, eskiye özleme dönüşen bir umutsuzlukla söz ediyor ve şöyle söylüyor: “Amerikan kapitalizminin kalp nakline gereksinimi var. Amerikan kapitalizminin can damarı haline gelen finansman ticareti yapanların tasfiye edilmesi ve Amerikan endüstrisinin yeniden doğuşunda can damarı işlevini üstlenebilecek olan gerçek kapitalistlerin onların yerini alması gerekiyor. Amerika’nın eksiği; eski tarz kapitalistlerden, yeni teknolojiler icat eden ve kişisel varlıklarını, kurdukları şirketlerden edinen büyük yatırımcılardan yoksun olmasıdır. Amerika artık onları yitirmiş durumda. Henry Ford, IBM’in Thomas J.Watson’ı ve J.P.Morgan gibi adamlar, tarihteki en büyük ekonomik gücü, en yüksek yaşam standartını yaratan sistemin can damarlarıydı”.3
‘KUMARHANE EKONOMİSİ’
De Long’ın, Amerika Birleşik Devletleri’ni “kalp nakline ihtiyaç duyulacak” düzeyde ölümcül hasta olarak görmesine yol açan ve üretimsizlikten kaynaklanan sorunlar; ABD kadar olmasa da tüm gelişmiş ülkeleri etkisi altına almıştır. “Parayla para kazanmak” global ekonominin temel özelliği haline gelmiştir. Bilgisayarlar, uluslararası para piyasalarında; döviz işlemleri, bonolar, master cardlar, “paranın yeniden paketlenip satılması” için olağanüstü becerikli araçlar haline getirildi. Günün yirmi dört saati, trilyonlarca dolar, dünyanın belli başlı döviz piyasalarında, saniyenin binde biri oranında hızlarla dönüp duruyor. Bu dolaşımda para, kendisini “iyi” kullanan sahibine “büyük bir bağlılıkla”, az riskli ve zahmetsiz yeni paralar getiriyor. John Maynard Keynes’in deyimiyle “kumarhane ekonomisi”, dünyanın en etkin gücü haline geliyor.
Amerikan Bank Of International Settlement’ın verilerine göre, dünya üzerinde bir ülke parasının bir başkasına çevrilmesi biçimindeki uluslararası mali dolaşımının günlük hacmi 1991 yılında 640 milyar dolardı. Bu miktar 1995 yılında 1,5 trilyon dolara çıktı. Şimdi 9,2 trilyon dolar. Bu muazzam para hacminin yalnızca yüzde 10’u, yabancı mal ve hizmet satın alma gereksinimlerinden doğan, normal döviz ticaretine aittir. Geri kalan yüzde 90 pay, hergün spekülatörler, borsa cambazları ve kredi uzmanları tarafından yönlendirilmektedir.4
‘GEREĞİNDEN ÇOK KÜRESELLEŞME’
ABD ekonomisinin temeli haline gelen mali sermaye egemenliği, Batılı ekonomistlerin deyimiyle, “gereğinden fazla küreselleşmiştir.” Bunun doğal sonucu, üretimsizlikten kaynaklanan; işsizlik, ücret düşüklüğü, alım gücündeki global düşüşler ve küresel bunalımlardır. Mali sermayenin ekonomi üzerindeki egemenliği ne ilginçtir ki artık, gelişmiş ülke yöneticilerini de rahatsız ediyor. İsviçre’nin kayak merkezi Davos’ta, 2 Şubat 1999 tarihinde toplanan “Dünya Ekonomik Forumu”’nda konuşan Almanya Başbakanı Gerhard Schröder şunları söylüyor: “Spekülatörler ulusal ekonomileri yıkıma sürüklüyorlar, binlerce insanın ümitlerinin yıkıldığını görüyoruz. Dünya ekonomisinde istikrarsızlığa yol açan; spekülatif sermaye hareketleri ve küresel finansal yapı üzerinde, zaman geçirmeden bağlayıcı önlemlerin alınması gerekmektedir”.5
Dünya Bankası Direktörü E.Stern’e göre; dünya ekonomisi bir “kumarhaneye” çevrilmiştir. Bu “kumarhanede” para çevirenler, artık finansal sermayeyle de sınırlı değildir. Bir zamanların “sanayi imparatorlukları” olan ülkeler; bugün, “çağdaş tefeciler” haline gelmişlerdir. Üretim alanında istihdam azalmıştır. İnsanlar kendilerine sanayi dallarında değil, özel beceri ve eğitim gerektirmeyen hizmet sektörünün alt birimlerinde iş bulabilmektedirler. Amerika Birleşik Devletleri’nde 1950 yılında toplam işgücü hacminin yüzde 50’si üretimle ilgili alanlarda çalışırken, 1991 yılında bu oran yüzde 16’ya düşmüştür.6 1980–1990 arasında, hizmet sektöründe çalışanların, üretim sektöründe çalışanlara göre artış oranı yüzde 1650’dir.7
AMERİKAN YAŞAM BİÇİMİ; YOK OLAN ‘MUTLULUK’
ABD, üretimden uzaklaşma oranında, işsizlik ve işsizlikten kaynaklanan sosyal sorunlarla karşılaşıyor. Yönetim sistemindeki çözülme ve “demokrasinin” çöküşü, Amerikan yaşam tarzının bilinen geleneklerini teker teker ortadan kaldırmaktadır. Dünyadaki benzerlerinden daha yüksek standartta yaşayan orta sınıftan Amerikalılar, eski “mutlu” günlerini artık yitiriyorlar ve kitleler halinde alta doğru sınıf değiştiriyorlar.
Ekonomik ve siyasal çözülme, büyük boyutlu yeni sosyal sorunlar yaratıyor. Düzensiz ve örgütsüz bir sosyal çatışma toplumun her kesimine yayılıyor. Cinayet olayları sürekli yükseliyor. 1990 yılında cinayete kurban gidenlerin sayısı bir yıl öncesine göre yüzde 30 daha fazlaydı. ABD o yıl, her yüzbin kişide 10.5 cinayet oranıyla dünya birincisiydi. 1980’ler boyunca adli işler için yapılan harcamalar; eğitim harcamalarından dört, sağlık harcamalarından iki kat daha fazla arttı. Suç oranları yükseliyor ve sanık sandalyesine oturan Amerikalıların sayısında sürekli artıyor. Birleşik Devletler, öteki ülkelerle kıyaslandığında nüfusun daha büyük bir bölümü cezaevinde yaşayan bir ülke haline geldi.8
Birçok azgelişmiş ülkede bile denetim altına alınmış olan tüberküloz hastalığı, hızlı yoksullaşma nedeniyle ABD’nde artmaktadır ve bu artış son yedi yıl içinde yüzde 18’e ulaşmıştır.9 Kriminal suçlarla ilgili araştırmalar yapan Andrew H.Malcolm, The New York Times’ta şunları yazıyor: “Birleşik Devletler’de yeni bir silahlanma yarışı başlamıştır. Bu kez yarış bir başka ülkeyle değil, Amerikan Polisi ile Amerikalı suçlular arasında sürüyor. Bu yarışta yalnızca tabancalar ve küçük çaplı silahlar değil, yarı otomatik silah çeşitleri de yer alıyor”.10
EĞİTİMDE ÇÖKÜŞ
Amerika’daki kolej ve üniversitelere dünyanın her yerinden yabancı öğrenci hâlâ geliyor ama bu okulları bitirmeden bırakan Amerikalı öğrencilerin oranı yüzde 25’e yakın. Kent merkezlerinde yeterli eğitim görmemiş gençler arasında işsizlik oranı yüzde 50’yi buluyor.11 Zenciler ve İspanyol asıllılar arasında bu oran daha fazla. Bu kesim, hiçbir mesleki eğitim görmüyor. Bunların yüzde 60’ının en az bir kez cezaevine girdiği, kızların yüzde 87’sinin küçük yaşta gebe kaldığı belirlenmiş.
17 yaşındaki Amerikalıların yüzde 13’ünün okuyamadığı, yazamadığı ve toplama çıkarma bilmediği açıklanmıştır. Yetişkin nüfus içinde bilisizlik (cehalet) daha da yüksektir. Amerika’daki işçilerin yüzde 30’dan fazlası okumayı bilmemektedirler.12 34 milyon Amerikalı işsiz. Bugün, ABD’nde 5 milyon evsiz insan her gece sokakta yatıyor.13 Bu saptamaları Amerikan kaynakları yapıyor.
GELİR DAĞILIMINDA ARA AÇILIYOR, HALK YOKSULLAŞIYOR
ABD’nin tarihsel sorunu gelir dağılımındaki aşırı dengesizlik, artmaya devam etmektedir. Nüfusun en düşük gelirli yüzde 20’lik kesimi ulusal gelir toplamından, 1970 yılında yüzde 5.4 pay alırken; bu pay 1990’da yüzde 4.6’ya, 20 19’da yüzde 3.9’a düştü. Aynı dönemde en zengin yüzde 20’nin payı ise yüzde 41.5’den yüzde 44.5’e ve yüzde 48’e yükseldi. 1970–1980 arasında yoksulluk sınırı altında yaşayan insan, sayısı yüzde 4 arttı. Bu 10 milyon yeni yoksul demektir.14 1990 yılı resmi verilerine göre Amerika’lıların yüzde 14’ü yani 32 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşıyordu. Bu sayı şimdi 44 milyon.15
SERMAYE GÖÇÜ: FABRİKALAR KAPANIYOR, İŞSİZLİK ARTIYOR
Amerikalı araştırmacılar; Amerika Birleşik Devletleri’nde 1969 ile 1976 arasında fabrikaların kapanması ya da üretimin denizaşırı ülkelere taşınması sonucu, 22.3 milyon kişinin işinden olduğunu hesaplamaktadır.16 Araştırma 70’li yılların tümüne uygulandığında on yıllık dönemde bu sayının 35 milyona çıktığı görülmektedir.17 Reagan, Bush ve Clinton yönetimleri, milyonlarca yeni işyeri açıldığını tekrarlayıp durdular ama bu işlerin büyük çoğunluğu, perakende satış elemanı, hemşire, sağlık hizmetlisi, hastabakıcı, hizmetçi ve garsonluk türünden işlerdi.18
Yapılan bir araştırmaya göre; işten çıkarılan otomotiv işçilerinden iş bulabilenler, çalışmaya devam eden arkadaşlarından yüzde 43 daha az ücret almaktadırlar. Bir bölümü; Kmart, Mc Donald’s gibi yerlerde iş bulmuşlardı. Oysa, küreselleşme ideologları; “bilgi çağına” ulaşan dünyada ölmekte olan “bacalı sanayide” çalışan işçilerin, yeni yüksek teknolojili endüstrilerde “iyi ücretli”, “temiz” işlerde çalışacaklarını söylüyordu. Fabrikaların kapatılması nedeniyle işsiz kalan New Englandlı 674 bin işçiden yalnızca yüzde 3’ü yüksek teknoloji sektöründe iş bulmuştu.19 Amerikalı işçilerin ücretleri 1992 yılında 1973’e göre enflasyon düşüldükten sonra net olarak yüzde 9 azalmıştı.20 ABD’nde 2.Dünya Savaşı’ndan sonra ilk kez 1991 yılında aile gelirleri enflasyonun gerisinde kalmıştı.21
Ücret düşüklüğüne karşın sürekli artan işsizlik sorunları, şimdiye dek 3. dünya ülkelerinde görülen manzaraların Amerika’da da yaşanmasına neden olmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde, “Politik platformların ve ulusal ekonomi politikasının oluşturulmasında yönlendirici bir ses” haline geldiği söylenen ve The New York Times’ın yayın kurulunda bulunan ekonomi profesörü Lester E.Thurow “The Future Of Capitalism” adlı kitabında şu bilgiyi veriyor: “Orta büyüklükteki bir metal–seramik firması, saat 17.00’de bülten panosuna on tane başlangıç düzeyinde iş olanağı açıldığını belirten bir not astığında, sabaha karşı 05.00’te bu on iş için başvurmayı bekleyen iki bin kişi sıra oluyordu”.22 Ford Motor Company, Kentucky’de açtığı yeni fabrikasına alacağı 1300 işçi için ilân verdiğinde, tam 110 bin kişi işe girmek için başvurmuştu.23
DİPNOTLAR
1 “Soğuk Barış” Jaffry E. Garten Sarmal Yay. sf.36
2 “The Democracy Trap: Theperils of the Postcold World War” Graham E. Fuller Newyork 1991
3 “Multinationales et Systemes de Communication” Armand Mattclard Anthropos, Paris 1976, ak. Serge Latovche,“Dünyanın Batılılaşması” Ayrıntı Yayınları 1995, sf.134
4 “Growth, Income Distribution and Household Welfare in the Indus-trialised Countries Since the First Oil Shock” A. Boltho, Innocenti Occasional Papers, (Floransa; UNICEF) ak. Rence Prendergast ve Frances Stewart, “Piyasa Güçleri ve Küresel Kalkınma” Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1995, sf.57–58
5 “Ulusal Ekonomiler Yıkıma Sürükleniyor” Cumhuriyet 03.02.1999
6 “Manufacturing Mattes” Stephen S. Cohen–J.Zysman, New York Basic Books 1987, sf. 4, ak. R.J. Barnet–J.Cavamagh “Küresel Düşler” sf.180
7 “US Department of Labor” Employment and Earning 12.01.1991 sf.10, ak. Lester Thurow, “Kıran Kırana” Ata Yayınları, sf. 184
8 “U.S. Expands Its Lead in the Rate of Imprisonment” Fox Butterfield, The New York Times, 11.02.1992, , ak. J. E. Garten “Soğuk Barış” sf.219
9 “Dipsiz Kuyu” Umur Talu, Milliyet 31.12.1999
10 “Many Police Forces Rearm to Counter Criminals Guns”, The New York Times, 04.09.1990, ak. J. E. Garten “Soğuk Barış” Sarmal Yay. sf.219
11 “Soğuk Barış” Jeffry E.Garten, Sarmal Yay. sf.219
12 “A Nation in Crisis: The Dropout Dilemma” Byron N. Kunisawa, National Education Association Today, Ocak 1988, sf. 61; The Congress of the United States, The 1990 Joint Economic Committee Report (Washington, D.C.: U.S. Goverment Printing Office, 1990 sf. 6; “Losing the War of Letters” Ezra Bowen Time, 05.05.1986, ak. J.E. Garten, a.g.e. sf.219)
13 “Report to Clinton Sees Vast Extent of Homelessness” John De Parle, New York Times 17.02.1994 sf.20 ak. Lester C. Thurow, “Kapitalizmin Geleceği” Sabah Kitapları sf.25
14 “Macroeconomic Performance and the Disadvantaged” D. Culter–L. Katz (1991) Brooking Papers On Economic Activity (Washington D.C. Brooking Institution, ak. Dharam Ghai, “Yapısal Uyum, Küresel Bütünleşme ve Sosyal Demokrasi” “Piyasa Güçleri ve Küresel Kalkınma” Rence Prendergast–Frances Stewart Yapı Kredi Yayınları, sf.57
15 “Küresel Düşler” Richard Barnet–John Cavanagh Sabah Kit., sf.233
16 “Küresel Düşler” Richard J. Barnet–Cohn Cavenagh Sabah Kit., sf.232
17 “Deindustrialization and Unemployment in America” Barry Bluestone sf.31, ak. R. J. Barnet–J. Cavangh, “Küresel Düşler” Sabah Yay. sf.232
18 “Küresel Düşler” Richard J. Barnet–Cohn Cavanagh Sabah Kit., sf.233
19 “Küresel Düşler” Richard J. Barnet–Cohn Cavangth, Sabah Kit., sf.232
20 “Senato Çalışma Alt Komitesi Önünde Tanıklık” Jeff Faut ABD Senatosu, 07.04.1992, sf. 2 ak. a.g.e. sf.2
21 “Küresel Düşler” Richard J. Barnet–John Cavanagh, Sabah Kit., sf.233
22 “Carpenter Technology” Nicholas Fiore, at Conference on Leveraging Taiwanese Resources MITEPOCH Foundation, 12–14.10.1995, ak. Lester E. Thurow “Kapitalizmin Geleceği”, Sabah Kitapları sf.138
23 “Generating Inequality” Thorow, ak. Lester E. Thurow, a.g.e. sf.148
Hapishane kaçkınlarıyla kurulmuştu yahudi sermayesinin kalbi oldu şimdi yine hapishanede bitecek hikaye heralde …bir varmış yokmuş gibi…asıl sahipleri yerliler yok edilmişti..bütün bunlara ne gerek vardı?
330 milyonluk amerikada %3 işsizlik olduğu söyleniyor, bu rakam oransal olarak hiç de çok sayılmaz.
Bizdeki gibi gerçek işsizlii mi saklıyorlar acaba?
https://www.amerikaninsesi.com/a/abd-de-i%CC%87%C5%9Fsizlik-son-49-y%C4%B1l%C4%B1n-en-d%C3%BC%C5%9F%C3%BC%C4%9F%C3%BC-/4902513.html
Sn. Aydoğan,
Bu yazıyı 2000 senesinde yazsaydınız tesbitleriniz doğru olurdu. Dipnotta faydalandığınız kitapların en yenisi 1999. Eskide kalmışsınız. Eski yazılarınızı, öngörülerinizin yanlış çıktığı görülen yazılarınızı Facebook sayfanızda da yazıyorsunuz. Güncel değerlendirmeleriniz de az sayıda ve yanlış. Atatürk hikayeleri anlatın, hetkes dinler o zaman. İtiraz da etmez.
Selam,
Yaklaşık 30 yıldır aynı hikayeyi dinliyorum. Küresel finans sistemi bir kredi balonundan ibaret, türev piyasalar ve piyasa değerleri gerçekçi değil, basılan bir dolar 16 kat kredi yaratıyor, herşey ponzi gibi borçlanmadan ibaret, bu balonun patlaması kaçınılmaz falan filan. Şimdi de coin paraya geçilirse, bütün nakit sistemde kalacağı için negatif faiz bile sağlanır hikayeleri.
Sonra Zeitgeist hareketi çıktı, bu aşırı derecede karmaşıklaşan finans sistemini hap haline getirip, tabi dinlerin kökeni olgusunu da işleyerek servis etti, baktık bir etki sağlayamadı.
Tam da Mortgage krizi gibi bir kriz öngörülmüştü ABD rüyasının kıyameti olarak, baktık ki öyle olmadığı ortaya çıktı, zira kumarhanenin matbaası olduğu ve kuralları onların yazdıkları, bu kuralları devasa bir mafyanın koruduğu gerçeği göz ardı edilmişti. Freni patlamış şarampole koşan bankalara para basıldı, resmen kamulaştırma yapildı, tarihinde hiç bu kadar bollaşmayan dolar ülke dışına sıcak para olarak itildi, özetle krizin faturası küresel finans sistemine ihale edildi, sonuç?, sonuç yok oyuna kaldığımız yerden devam.
ABD’de de üretimden uzaklaşma, finansal hegamonya uzun zamandır dillendiriliyor, Trump Apple’ı zorladı Çin’deki fabrikaları kapatıp ABD’ye taşıması için. Bugün Roubini yazısı vardı medyada, ABD siyaseti müttefiklerini uzaklaştırıyor, yeniden üretime dönmeli v.s.
Kısa vadede oluşan krizin etkilerini aşmak için derebeylik de yaptılar. Önce petrol üretimini arttırdılar, Suudiler yakarız gemileri diye bağrışsalar da, Rus ve Çin’e büyük bir finansal darbe oldu bu. İlk fırsatta da milli çıkarlarını ABD pahasına dillendiren Suud hanedanına çaktılar, kimmiş o trilyon dolarlık tahvilleri satmaktan bahseden aşırı dincileri el altından destekleyen hanedan üyeleri diye otelde toplayıp bunlara resmen sopa çektiler. Malını mülkünü bağışlama karşılığında da affettiler, yetti mi, yetmedi tek kalemde, 70 milyar dolarlık silah sattılar, yer gök silah oldu, yetti mi yetmedi, bi de düşman komşu ülke denklemi yarattılar, yetmedi Aramcoyu sözüm ona hibrit savaş, dronelarla bombalattılar, hemen ardından da halka açtırdılar. Garip bir şekilde bu halka arz şekilleniyor, göreceğiz.
Petrol üretiminin arttırılarak Rus, Çin ve Suudlara verilen ayar, ardından devasa silah satışları, yanına ilaveler de gerekti, kimde para var Almanya’da, bir Deutche Banka, bir de VW’ne haraç kesildi, ardından Çin’e karşı hamlelere başlandı.
Kısaca bu düzen, 2.Dünya savaşı sonrası kurulan model çatırdıyor. Bence bunu yıkan ne Çin, ne Rusya, ne de kontrolden çıkan 3.dünya ülkelerinin kaosu olacak, bu düzeni Avrupa ve Japonya yıkacak. Korkum bu öngörüyü yapan ABD’nin, yanına Rusya ve AB’yi de alarak Çin’le savaş çıkarmasıdır, yoksa AB’nin ABD’ye başkaldırması bence sadece bir zaman meselesi. AB ve Rus ilişkilerini sürekli gerecek adımlar atıyor, hala soğuk savaş ruhunu yelliyor da AB bence bunu yemiyor, sabır tükeniyor.
Bizim cephede değişen birşey yok, ABD’yle ters, AB’yle ters, bütün komşularla ters, Rusya’yla flört haddimizi aşınca tokat, Çin’le kararsız ticaret, ekonomi bitik, ordu tokat manyağı, eğitim sistemi bitik sermayeden yiyiyor, halkta ya Osmanlı hikayeleri, ya da ah Atatürk olaydı goygoyları, 1920 Kurucu Meclisinde tartışılan aynı sorunlar, aynı hikayeler, ve bu goygoyu yaparken solcusu da sağcısı da Mersedese binecek, trilyonluk evde oturacak, bir iki garsoniyerde ikinci bir hayatı olacak, çocuklarını kapitalist empertalizmin beşiğinde okutacak, bedelli askere gönderecek.
Asiye nasıl kurtulurdaki gibi. Bakmışız kurtuluş yok, ya düzen ya da düzülen olmak bu ülkede kader, bari düzerek goygoy yapalımı tercih etmiş herkes. Atatürk’ün partisi FETÖ’yle, PKK’yla kolkola, sonra, Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa. Elektrik faturası 300, doğalgaz 500, bi bira 10 TL, bi paket sigara 15 TL, en kıytırık araba 100 bin, bütün sokaklar fahişe kartları dolu, bi tarikate girmeyeni dövüyorlar, bi miting 150 TL+kumanya, patatesli tavuk dürüm+ayran 6 TL.
Sahi bizim geleceğimiz ne, biz kaçıncı sınıf bir halkız.
Saygılar
Sayın ilker, Size bir tavsiyede bulunmalıyım. Herhangi bir yerde, herhangi bir konuda yazı yazarken her şeyden önce ciddi olunuz. Hiçbir zaman ve koşulda kahvehane üslubuyla, argo sözcükler kullanarak yazı yazmayınız. Görüşünüz ne ise, bilime ve saygıya dayalı bir biçem kullanınız. Ayrıca şunu biliniz, Türkiye’yi sizin saygısızca ‘goygoyculuk’ dediğiniz Kemalizm kurtaracaktır. Aynı, 1978’den sonra Kemalist kalkınma yöntemini uygulayan Çin gibi.
Saın İlker, şu yazımı okuyunuz; http://kuramsalaktarim.blogspot.com/2019/01/ataturkun-kalkinma-yontemi-ve-cin.html
Sayın Kara bu yazıyı zaten 2000’de yazdım. Olumsuzluğu genişleten rakamlardaki artışları yenilemeye gerek görmedim, çünkü nitelikte bir değişiklik yok. Siz, bence sayı güncellemelerine (ki bunu siz de yapabilirsiniz) değil, Amerikalılaın yani kendilerinin yaptığı saptamalara önem verin. Doğru mu yanlış mı ona bakın.
Sayın Anonim,
Kemalizm goygoyculuktur demedim, demem de zaten, ben Kemalistim. Bence siz ‘yanlış anlama kolaycılığını’ bilinçli olarak tercih etmişsiniz, ki bu durumda bu birçok anlama gelebilirse de, ben sizin gerçekten yanlış anladığınıza inanmayı tercih ediyorum.
Okumayacağım, Atatürkçülük ile ilgili kütüphanem var benim. Yazmayacağım da, hayatımda Kemalizme saygısızlık ediyorsun lafını duyacağım aklıma gelmezdi.
Ben de size bir tavsiyede bulunmalıyım, yazıyı yazanın, aslında size katılmakla ve sizinle aynı fikirde olmakla birlikte, kendini aynı cenahta hissetmenin verdiği yakınlıkla, özeleştiri kıvamında bir serzenişte bulunduğunu fark edebiliyor olmanız lazım. Yani ben acı söyleyenlerdenim, ayırt ediniz lütfen.
Ve kalın selametle