Mihriban Ünal yazdı
(Bireysel Toplumsal ve Bölgesel Cinnetimiz)
Hukuka bakışımızla birlikte hukuk eğitimimizde ciddi sorunlarımız var, oysa hukuk hayatın kaynağından, sosyal yaşamın içinden deneyimlerle çok farklı şekillerde de anlatılabilir ve böyle olunca gerçekten kanlı canlı vazgeçilmez bir “değer” olarak varlığı mümkün olur dediğimizde biraz da ince bir alayla soruyorlar: “Hukuk dediğin şey ne kadar farklı bir yöntemle anlatılabilir ki? Kanun maddesi ezberletmek ve olursa iki üç teori, yargı kararı tartıştırmak dışında ne yapılabilir?”
Diyelim bir hukuk akademisyeniyim, fakültenin birinci sınıfındaki öğrenciler ilk derse gelmiş beni bekliyorlar, gayet soğuk ve resmi şekilde sınıfa giriyorum, selam sabah vermeden sınıfa şöyle bir göz atıyorum, içlerinden en sessiz sedasız öğrenciyi seçip ona durduk yere ve herkesin içinde haksızlık ediyor sonra da sınıfı gözlemliyorum.
Sınıfta kimseden ses çıkmadığı ihtimalde, değerli arkadaşlar hepinizin gözü önünde arkadaşınıza haksızlık ettim, hiçbirinizden ses çıkmadı, en küçük bir tepki göstermediniz, ama ben büyük olduğum için, ama akademisyen olduğum için, ama not kaygısıyla, ama anne babanızın arkadaşı olduğum için, ama hemşeriniz olduğum için, ama kadın veya erkek olduğum için, ama hepinizden zengin olduğum için… Her neyse işte her biriniz bilinçaltınızdaki çok farklı gerekçelerle yaptığım haksızlık karşısında suskun kaldınız, işte bizler burda bunun tam tersini öğreneceğiz ve haksızlık kimden kime karşı yapılırsa yapılsın ses çıkarmayı, sorgulamayı, itiraz etmeyi öğreneceğiz ve bunu hep birlikte yapacağız, bugünlük ders bitti, diyorum.
Sınıftan az çok tepki verilen bir ihtimalde ise, tepki veren öğrencileri çağırarak tebrik ediyor ve bizler burada sizin az önce davranış olarak ortaya koyduğunuz ve kitapta da adı “hukuk”, “adalet” yazan şeyi öğreneceğiz zaten, sizler ise bu öğreneceğimiz şeylerin çoktan farkındasınız, bu sebeple bundan sonra derslere ister gelin ister gelmeyin ilk günden tüm sınavları en yüksek notla geçtiniz, diyorum.
Başka bir derste tüm öğrencileri fakültenin bahçesine çıkarıyor, içlerinden üç tanesini seçiyor, her birine yan yana dikmeleri için bir fidan veriyorum. Öğrenciler fidanları diktikten sonra, her gün sabah sekizde bu üç fidanın yanına birer litre su bırakacağım, sizler de sabah dokuzda gelip bu suları fidanlara dökeceksiniz, bu saatin dışında ve verdiğim sular hariç fidanlara dokunmayacaksınız, bu kuralları yazılı hale getiriyoruz, bunlar bizim fidan kanunumuz olsun ve herkes altına imzasını atsın, bir ay sonra hep birlikte gelip fidanlara bakacağız diyorum.
Bunu söyleyip dersi bitirdikten sonra fidan verdiğim öğrencilerden birini odama çağırarak sen her gün sekiz buçukta diğer iki öğrenciden önce gidecek, tüm suları kendi fidanına dökeceksin ve bundan kimsenin haberi olmayacak, sadece yaptığın tüm eylemleri kamerayla kayıt altına alacaksın diye söylüyorum ve böylece bir ay boyunca dikilen üç fidandan yalnızca biri her gün sulanmış oluyor.
Bu bir ayın sonunda hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi öğrencilerle bahçeye gidip fidanlara bakıyoruz. Sulanan fidanın yeşerip büyüdüğüne, sulanmayan diğer iki fidanın ise kuruduğuna ve büyümediğine şahit oluyoruz. Bu durumu sorduğumuzda, fidanları kuruyan iki öğrenci, yazılı hale getirip imzaladığımız fidan kanunu gereği her sabah dokuzda fidanları sulamak için geldiklerini, ancak bidonlarda su olmadığını ve kanun gereği yasak olması nedeniyle de başka yerden su alıp fidanlara dökemediklerini söylüyorlar. Bunun üzerine diğer öğrenciye çektiği kamera kaydını açmasını söylüyorum ve tüm sınıf kaydı izliyoruz. Kaydı izledikten sonra herkes şaşkın birbirine bakıyor ve bir tartışma başlıyor.
Kuralları yazılı hale getirmemiz ve imzalamamız tek başına fidanları korumadı, her gün fazlasıyla sulanan fidanın sahibi hakkına razı olmayıp diğer iki fidan sahibinin de hakkını yediği için o fidanlar kurudu, acaba sadece fidan verilen o üç kişi değil de bizler de arada bir fidanlarla ilgili sorumluluk duyup onları kontrol etseydik veya kuralları koyarken biz de sürece dâhil olsaydık ve daha iyi düzenlemeler yapsaydık sonuç değişir miydi? Kurallara bazı kişilerin uyması bazılarının ise o kuralları ihlal etmesi haksızlığın önüne geçmiyor, bazen konulan kuralların kendisi haksızlığa neden olabiliyor, bazen de bu haksız kurallara uymamak veya onları değiştirmek adil sonuçlar doğuruyor, kamera kaydı olmasaydı haksızlık nasıl ortaya çıkacaktı? Bu saatten sonra fidanları kurutan kişiye ne tür bir ceza verirsek adil olur, ama böyle olsa da kuruyan fidanlar yerine gelir mi…? Ve buna benzer onlarca soru ve tartışma…
Bir başka derste öğrencilerle birlikte 7 Años (Yedi Yıl), Perfetti Sconosciuti (Kusursuz Yabancılar) gibi filmleri izleyip üzerinde tartışıyoruz.
1 Yorum
- Yorumların Sıralanışı
- Yeniden Eskiye
- Eskiden Yeniye
süper bir yazı,parti kurun oy vereyim.