Mihriban Ünal
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Şahıslar, olaylar, ilkeler ve hukuk

Şahıslar, olaylar, ilkeler ve hukuk

featured

Mihriban Ünal yazdı

(Bireysel Toplumsal ve Bölgesel Cinnetimiz)

Hukuka bakışımızla birlikte hukuk eğitimimizde ciddi sorunlarımız var, oysa hukuk hayatın kaynağından, sosyal yaşamın içinden deneyimlerle çok farklı şekillerde de anlatılabilir ve böyle olunca gerçekten kanlı canlı vazgeçilmez bir “değer” olarak varlığı mümkün olur dediğimizde biraz da ince bir alayla soruyorlar: “Hukuk dediğin şey ne kadar farklı bir yöntemle anlatılabilir ki? Kanun maddesi ezberletmek ve olursa iki üç teori, yargı kararı tartıştırmak dışında ne yapılabilir?”

Diyelim bir hukuk akademisyeniyim, fakültenin birinci sınıfındaki öğrenciler ilk derse gelmiş beni bekliyorlar, gayet soğuk ve resmi şekilde sınıfa giriyorum, selam sabah vermeden sınıfa şöyle bir göz atıyorum, içlerinden en sessiz sedasız öğrenciyi seçip ona durduk yere ve herkesin içinde haksızlık ediyor sonra da sınıfı gözlemliyorum.

Sınıfta kimseden ses çıkmadığı ihtimalde, değerli arkadaşlar hepinizin gözü önünde arkadaşınıza haksızlık ettim, hiçbirinizden ses çıkmadı, en küçük bir tepki göstermediniz, ama ben büyük olduğum için, ama akademisyen olduğum için, ama not kaygısıyla, ama anne babanızın arkadaşı olduğum için, ama hemşeriniz olduğum için, ama kadın veya erkek olduğum için, ama hepinizden zengin olduğum için… Her neyse işte her biriniz bilinçaltınızdaki çok farklı gerekçelerle yaptığım haksızlık karşısında suskun kaldınız, işte bizler burda bunun tam tersini öğreneceğiz ve haksızlık kimden kime karşı yapılırsa yapılsın ses çıkarmayı, sorgulamayı, itiraz etmeyi öğreneceğiz ve bunu hep birlikte yapacağız, bugünlük ders bitti, diyorum.

Sınıftan az çok tepki verilen bir ihtimalde ise, tepki veren öğrencileri çağırarak tebrik ediyor ve bizler burada sizin az önce davranış olarak ortaya koyduğunuz ve kitapta da adı “hukuk”, “adalet” yazan şeyi öğreneceğiz zaten, sizler ise bu öğreneceğimiz şeylerin çoktan farkındasınız, bu sebeple bundan sonra derslere ister gelin ister gelmeyin ilk günden tüm sınavları en yüksek notla geçtiniz, diyorum.

Başka bir derste tüm öğrencileri fakültenin bahçesine çıkarıyor, içlerinden üç tanesini seçiyor, her birine yan yana dikmeleri için bir fidan veriyorum. Öğrenciler fidanları diktikten sonra, her gün sabah sekizde bu üç fidanın yanına birer litre su bırakacağım, sizler de sabah dokuzda gelip bu suları fidanlara dökeceksiniz, bu saatin dışında ve verdiğim sular hariç fidanlara dokunmayacaksınız, bu kuralları yazılı hale getiriyoruz, bunlar bizim fidan kanunumuz olsun ve herkes altına imzasını atsın, bir ay sonra hep birlikte gelip fidanlara bakacağız diyorum.

Bunu söyleyip dersi bitirdikten sonra fidan verdiğim öğrencilerden birini odama çağırarak sen her gün sekiz buçukta diğer iki öğrenciden önce gidecek, tüm suları kendi fidanına dökeceksin ve bundan kimsenin haberi olmayacak, sadece yaptığın tüm eylemleri kamerayla kayıt altına alacaksın diye söylüyorum ve böylece bir ay boyunca dikilen üç fidandan yalnızca biri her gün sulanmış oluyor.

Bu bir ayın sonunda hiçbir şeyden haberim yokmuş gibi öğrencilerle bahçeye gidip fidanlara bakıyoruz. Sulanan fidanın yeşerip büyüdüğüne, sulanmayan diğer iki fidanın ise kuruduğuna ve büyümediğine şahit oluyoruz. Bu durumu sorduğumuzda, fidanları kuruyan iki öğrenci, yazılı hale getirip imzaladığımız fidan kanunu gereği her sabah dokuzda fidanları sulamak için geldiklerini, ancak bidonlarda su olmadığını ve kanun gereği yasak olması nedeniyle de başka yerden su alıp fidanlara dökemediklerini söylüyorlar. Bunun üzerine diğer öğrenciye çektiği kamera kaydını açmasını söylüyorum ve tüm sınıf kaydı izliyoruz. Kaydı izledikten sonra herkes şaşkın birbirine bakıyor ve bir tartışma başlıyor.

Kuralları yazılı hale getirmemiz ve imzalamamız tek başına fidanları korumadı, her gün fazlasıyla sulanan fidanın sahibi hakkına razı olmayıp diğer iki fidan sahibinin de hakkını yediği için o fidanlar kurudu, acaba sadece fidan verilen o üç kişi değil de bizler de arada bir fidanlarla ilgili sorumluluk duyup onları kontrol etseydik veya kuralları koyarken biz de sürece dâhil olsaydık ve daha iyi düzenlemeler yapsaydık sonuç değişir miydi? Kurallara bazı kişilerin uyması bazılarının ise o kuralları ihlal etmesi haksızlığın önüne geçmiyor, bazen konulan kuralların kendisi haksızlığa neden olabiliyor, bazen de bu haksız kurallara uymamak veya onları değiştirmek adil sonuçlar doğuruyor, kamera kaydı olmasaydı haksızlık nasıl ortaya çıkacaktı? Bu saatten sonra fidanları kurutan kişiye ne tür bir ceza verirsek adil olur, ama böyle olsa da kuruyan fidanlar yerine gelir mi…? Ve buna benzer onlarca soru ve tartışma…

Bir başka derste öğrencilerle birlikte 7 Años (Yedi Yıl), Perfetti Sconosciuti (Kusursuz Yabancılar) gibi filmleri izleyip üzerinde tartışıyoruz.

 /></p>
<p> İlk filmde dört arkadaş, vergi kaçırıp kara para aklayan bir şirketin eşit hisselerle ortağı, bu sebeple haklarında başlatılan bir soruşturma var, soruşturma sonucunda yedi yıl hapis cezası alacaklarını öğreniyorlar, bunun üzerine suçu aralarından birine yıkıp diğerlerini işin içinden sıyırmak ve şirketin de devamını sağlamak adına kendilerine yardımcı olması için bir arabulucu çağırıyorlar ve yedi yıl hapis yatacak kişiyi o güne kadar birbirlerine hiç söylemedikleri duygu düşünceler ve iç hesaplaşmalarla birlikte seçmeye çalışıyorlar.</p>
<p>Film, para karşılığında kim hayatının yedi yılından vazgeçer gibi bir sorgulama yapmakla birlikte, aynı zamanda vergi sistemleri ve adaleti, zaman-emek ve para bağlantıları, özellikle hapishaneler üzerinden kadın-erkek ilişkileri, insanın sonsuz istek ve hırslarının onu nereye getirebileceği, işler sarpa sardığında genellikle ilk gözden çıkarılanın aramızdaki en temiz, vicdanlı, fedakâr ve masum kişiler olduğu, bazen sadece bir suça ortak olmanın insanları bir arada tutabileceği, arkadaşlık, güven, denge, adalet gibi çok sayıda hususu da  sorgulamamızı sağlıyor ve filmin sonunda bu dört arkadaş soruşturmayı yürüten makama rüşvet verilmesi nedeniyle haklarında dava açılmayacağını ve hapis cezası verilmeyeceğini, en fazla idari para cezası ile kurtulabileceklerini öğrenseler de iç hesaplaşmalarıyla baş başa bırakılıyor.</p>
<p>Aslında film boyunca ve hatta film bittikten sonra da devam eden bu sorgulamalar sınıf içinde ve öğrenciler arasında da yüzlerce soru sorulmasını ve tartışma yapılmasını sağlıyor. Ben olsam böyle bir konuda arabuluculuk rolü üstlenir miydim ve ne yapardım? Bu dört arkadaştan hangisine daha yakınım? Zaman-emek-para ilişkilerini dikkate aldığımızda bizim düzenimiz ve vergi sistemimiz ne kadar adil? Örgütlü suçlarda insanları bir arada tutan temel motivasyon kaynağı nedir? Ne miktarda para özgürlüğün bedeli olabilir veya olabilir mi, bu miktar kişiden kişiye koşuldan koşula değişir mi? Toplum olarak zor dönemlerde biz ilk neleri ve kimleri gözden çıkarıyoruz? İnsanın sonsuz istek ve hırsları bir yana bunu körükleyen bir uluslararası ekonomik sistem yaratılmasının evrene zararları nelerdir ve buna nasıl engel olunabilir?</p>
<p>İkinci film Perfetti Sconossciuti (Kusursuz Yabancılar )’da üç evli çift ve bir bekâr arkadaşları evli çiftlerden birinin evinde akşam yemeğinde buluşuyor. İçlerinden birinin önerisi üzerine herkes yemek boyunca telefonlarını masanın üzerine bırakıyor ve gelen mesajlar ile aramalara diğerlerinin görüp duyabileceği şekilde cevap vermeye başlıyor. Bunun üzerine film boyunca yakın arkadaş, iyi dost, mükemmel çift, dürüst insan imajlarının hepsi yerle bir oluyor ve insanların kendilerine bile söyleyemediği gerçekler, zoraki ilişkiler gün yüzüne çıkıyor.</p>
<p><img decoding=

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. süper bir yazı,parti kurun oy vereyim.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!