Murat Bölükbaşı yazdı…
Biraz futbolla ilgisi olanlar ne demek istediğimi çok iyi bilirler. Ben yine de hikayesiyle anlatayım. Şekerspor Süper Lig’den düşmüş, iki yabancı futbolcusunun mukavelesi sürdüğü için o günün birinci liginde oynamaya devam ediyordu. Bu oyunculardan biri, bugün Kosova süper liginde Dukakgjini takımını çalıştıran İsmet Munishi’ydi. İsmet, hücuma yakın bölgede oynayan bir oyuncu olmasına rağmen gol yollarında üretkenlik konusunda oldukça zayıftı. Lakin Teknik Direktörümüz Behzat Çınar onu ısrarla oynatıyordu. Gerçi, “oynatsa bir dert oynatmasa başka bir dert” yaratıyordu İsmet. Antrenmanda öyle bir performans sergiliyor ki, “Al Galatasaray’ın göbeğine koy” desen kimse hayır demezdi ama, maça gelince ara ki bulasın İsmet’i!
Kötü biten bir maç sonrasında yeni haftanın ilk antrenmanına çıkmadan önce beni evladı gibi gören, güvenen ve gittiği her takıma transfer etmek için çaba sarf eden Behzat hocayla odasında sohbet ederken kapı çaldı. Gelen İsmet’ti. İsmet, üzgün bir ifadeyle hocanın elini sıktı, boynuna sarıldı. Yarım yamalak Türkçesiyle, “Hocam ben çok özür; sana söz, İsmet bu hafta bir gol bir asist sen karışma” dedi ve çıktı gitti. Behzat Hoca o ara banyoda traş olmak için izin istedi. Bir ara yüzü köpüklü ve bir kısmı jilet görmüş halde yanıma geldi ve hiddetle, Bu o.ç her hafta odama gelip “Hocam, sen karışma bana bırak” diye diye beni kandırıyor. Eğer oynatırsam benim …. deyip traş olmaya devam etti. Hafta sonu ne mi oldu! Antrenmanda uçan İsmet yine oynadı.
Hep derim ya, siyaset ve sporun dinamikleri birbirine çok benzer diye; Nasıl ki, Futbolda antrenman topçusu varsa, maalesef siyaset sahnemizde de antrenman siyasetçilerimiz var. Bunun en başında olanlardan biri de, ana muhalefet partisi lideri Özgür Özel! 2024 yerel seçimlerinde halkın verdiği emanet oylarla (%37,81) çok partili dönemin en yüksek ikinci oyunu alarak yerel yönetimlerde iktidar oldu. Lakin, Özel, devam eden süreçte sandıkta kazandığını sahada kaybetmek için elinden geleni yaptı ve halen yapmaya devam ediyor. Bu konuda Gandi Kemal’den aşağı kalır bir yanı olmamakla birlikte, boynuzun kulağı geçtiği çok açık ve net bir şekilde görülüyor. Türk milleti, “Al, sana yetkiyi verdim, kır şu AKP’nin belini” diyor; sen: “Yok! Ben normalleşeceğim, saraya gidip zat-ı Ali’lerine mesir macunu hediye edeceğim reisi canlı ve diri tutacağım” diyorsun! Türk milleti, sözüm ona adı, ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ olan o masadan devlete millete fayda gelmez! “O masa emperyalizmin değirmenine su taşıma masasıdır. Oturma o masaya, terör örgütüne meşruiyet kazandırma!” diyor; Sen: ‘Siz, benden daha mı iyi bileceksiniz’ edasıyla ‘’İhanet komisyonuna” en yakışır parti vekillerini atayıp Türk milletiyle maytap geçiyorsun!
Erdoğan, Özgür Özel’in halkı uyutma siyasetinden ve il il gezip artı hiçbir şey üretmeden gaz çıkarma mitinglerinden çok memnun ki, sözüm ona, “Şehir şehir gezip durma! Çok korkuyorum; gel siyaseti Ankara merkezli yap” eleştirisiyle subliminal mesajlar vererek aslında memnuniyetini gösteriyor. O da yetmiyor, emperyalizmin kuklası ve sözcüsü olmuş sözde gazeteciler, tv yorumcusu siyaset bakiyeleri Özgür Özel’in CHP tarihinin en muhteşem genel başkanı olduğu konusunda algı mühendisliğini başarıyla yerine getiriyor. Ancak ben, CHP’nin tutuklanan belediye başkanı sayısını unuttum, saymaya yetiştiremiyorum! “Topuklayan efe” Özlem Çerçioğlu’yla birlikte AKP rozeti takan belediye başkanı sayısı şu an yedi ve devamının geleceği siyasi kulislerde ve basında dillendiriliyor. Özel, sarı öküzü vermekte o kadar mahir ki, saray yargısı, 9 değil, 99 değil, 999 dalga operasyon yapsa, yasaları ve hukuku eğip bükerek yapılan hukuk dışı uygulamalarla esaret altına alınan belediye başkanlarını kurtarmak için yapılması gereken siyasi hamleleri asla yapamayacağını da biliyorum. Halk AKP’yi çoktan sildi ve hesabı görmek istiyor ancak CHP Genel Başkanı adeta şikeci ring hakemi gibi Erdoğan nakavt olmasın diye boyuna araya girip maçı soğutuyor ve ihtarı hep halka yapıyor. Bunun sonu nereye varır bilmiyorum ama, Kılıçdaroğlu döneminde CHP listesinden 39 vekili AKP’ye veren üst akıl, Özgür Özel döneminde belediye başkanlarını “Tek Adam” yargı mekanizmasına teslim ederek CHP’nin sonunu getirmeye ve tasfiyesini gerçekleştirmeye çalışıyor desek yanlış olmaz diye düşünüyorum.
Yani demem o dur ki, iki çalım atıp seyirciyi ayağa kaldıran ama sonuca katkısı olmayıp tribünleri kandıran oyuncuyla, mitinglerde iki slogan atıp halkı coşturan ama siyaseten hiçbir kazanımı koruyamayan ve halksız siyaset yaparak halktan aldığı gücü sahada etkisiz kılan siyasetçi arasında doğrusal bir bağ olduğu aşikardır. Ne dersiniz! Özgür Özel, tribünleri (halkı) kandırmaya devam eder mi? Ya da halk, bu kandırma siyasetine ‘yeter artık dur!’ der mi?
Dün, 17 Ağustos depreminin yıl dönümüydü. Unutmadık! Yitip giden canlarımızı… Kimimiz anasını, babasını, çocuğunu, kimimiz çok sevdiği amcası, halası, dayısını, kimimiz aile ocağıyla birlikte tüm yaşam hikayesini moloz yığınları içine gömüp gitti. Bu büyük afetlerden ders çıkarılmadıysa, geçen 26 yılda en ufak bir tedbir alınmadıysa, depremin yaralarını sarabilmek ve bir daha aynı acıları yaşamamak adına alınan geçici deprem vergileri devamlı vergi haline geldiyse, deprem toplanma alanları AVM yapıldıysa, Türk Silahlı Kuvvetleri afetlerde ana kuvvet değil, yedek kuvvet gücüne evrildiyse, demirden çalan müteahhit, kontrol eden mühendis, ruhsat veren bürokrat elini kolunu sallayarak geziyorsa, tüm Avrupa’da 50 bin müteahhit varken, bizde müteahhit sayısı bunun 9 katıysa, oy için imar barışıyla 6 şubat ölümlerine sebep olanlar hala bu ülkeyi yönetiyor ve biz hala onları seçiyor, başımıza taç ediyorsak; Onur, namus, ahlak, etik, ilke, dürüstlük gibi kavramları unuttuk ama, “Her 17 Ağustos’da UNUTMADIK..!”