Murat Bölükbaşı
Murat Bölükbaşı
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Milli birlik cephesi

Milli birlik cephesi

featured

Murat Bölükbaşı yazdı…

Geçmiş dönem Zafer Partisi ekonomi politikalarından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Dr. Aslan Yaman’ın Hebererk.com sitesinde yayınlanan “İhanet süreci nasıl durdurulur” başlıklı yazısını okumanızı tavsiye ederim. Yaman, makalesinde “Şer ittifakı’nın” meclis aritmetiğiyle referanduma götürmeden anayasanın değiştirilmesi tehlikesini ortaya koyduğu ve bu tehlikenin bertaraf edilmesi adına neler yapılması gerektiğiyle ilgili taktik ve stratejik bir eylem planı ortaya koymuş. Yazısında, Türk milliyetçiliğini iktidara taşıyabilmek adına kademeli bir ittifak modeline ihtiyaç duyulduğunu, kendisini Türk milliyetçisi olarak kabul eden partilerin büyük ya da küçük parti olduğuna bakmaksızın kendi tüzel kişiliklerini koruyarak ilkeler üzerinde anlaşıp ittifak yapmasını ve tek bir yapıymış gibi hareket etmesini önermiş. Sonrasında bu ittifakın CHP ile organik ittifak ve seçim ittifakı yaparak meclis hakimiyetini ele geçirecek bir sandalye sayısına ulaşabileceğini ifade etmiş. “Hemen neler yapılabilir”’ başlığıyla dikkat ve öneme haiz yol ve yöntem önerilerinde bulunmuş. Şahsen ben, Sayın Yaman’ın vatanın ve milletin bekası için milli şuura sahip vatanperver bir akademisyen olarak masaya koyduğu taktik ve stratejik eylem planını son derece samimi, doğru ve gerçekçi bulmakla birlikte, bu planı yönetecek ve sahaya sürülecek oyuncular konusunda son derece yüksek tereddüt ve itirazım olduğunu da, belirtmek istiyorum.

Şöyle ki; ülke, 23 yıldır AKP tarafından yönetilmektedir. Bunun sebebi sadece bilinç ve düşünceyi bir kenara koyup taraftar duygusuyla sandığa giden seçmen değildir. AKP hegemonyasına girmiş ve halkı seçeneksiz bırakmış olan ana muhalefet ve irili ufaklı muhalif partiler çıkışa ve kurtuluşa dönük bütün umudu ve ümidi tüketerek halka çok daha büyük zarar vermiş, kötülük etmiştir. 2003 yılında CHP’nin Deniz Baykal’la Siirt’te kurduğu “Bubi tuzaklı düzenek”’ 13 yıl süreyle Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde korunmuş; Özgür Özel liderliğinde “Allah padişahımıza uzun ömürler versin, onu başımızdan eksik etmesin” meali “Mesir macunu” ritüeliyle devam etmiştir. Halen Cumhuriyet Halk Partisi’nde kurucu iradenin kırıntısının kaldığını düşünen varsa, Anayasanın rahatça değiştirilebilmesi için CHP listesinden Meclis’e sokulan eski AKP vekilleri düzeneğini kendilerine hatırlatmak isterim. Hem bu Özgür Özel, Kılıçdaroğlu CHP grubunda Cumhurbaşkanı adaylığını açıkladığında grubun en ön safında Engin Özkoç’la birlikte sevinçten hüngür hüngür ağlamamış mıydı? Ne çabuk unuttunuz..! MHP’den kopan İYİ Parti’nin altılı masa kazığı gün gibi ortada dururken, grift ilişki ağlarıyla kurulmuş karmaşık ve güven vermeyen yapısını temizlemek belli ki Dervişoğlu’nun çözebileceği basit bir sorun değil! İYİ Parti’yi yöntenler bu güven bunalımından dolayı “Bir kesimin belki çaresizlikten ve alternatifsizlikten oyunu vereceğini ama ülke yönetme yetkisini vermeyeceğini, belki de meclise bile sokmayacağını bilmiyor mu..? Atatürk çizgisinde Türk milliyetçisi bir parti vizyonuyla siyasette sahne alan Zafer Partisi, parti kurullarının itirazına rağme Sinan Oğan tercihiyle ve sonrasında gelişen olaylar neticesinde, daha ilk düğmeyi iliklerken “Kendi kafasına sıkmış” bir parti ve liderliği olarak ülkeyi yönetmek adına halktan güvenoyu alabilir mi? Bugün sözüm ona, anketlerde 3-7 arasında gözüküyorsunuz diye kibir ve gurura kapılır, millete gitmek, milletle bütünleşmek yerine, “Gelin benimle birlikte, benim bahçemde oynayın, ama oyunu ben kuracağım”’ der ve milletten bir tokat da siz yerseniz bunun kime ne faydası olur; Söyler misiniz.

Ülke nesnel gerçeklik içinde “cayır cayır yanarken” yüreklerdeki vatan sevgisi, dürüstlük ve samimiyetle, ülkenin geldiği vahim durum adına duydukları endişe ve korkudan en ufak bir şüphe duymadığım; kurdukları cümlelerin altına imzamı atacağım, “Cam Tavan Sendromu’na maruz bırakılmış” içinde, ülkeyi ve devleti layığı ile yönetecek kabiliyete sahip olan, fakat matematiksel karşılığı bugün sahada olmak ve sahaya müdahale etmek adına “0” olan parti liderleri! “En milliyetçi, en Atatürkçü, en Cumhuriyetçi, en laik, en dürüst, en omurgalı parti ve lider benim” diyerek, iğrençliklerle dolu, anketlerde yüzde 2 güven oranıyla halk nezdinde meşruiyetini ve inandırıcılığını kaybetmiş sözde “Demokratik Siyaset” adına siyaset pazarında tezgah kurup, kendine ve onunla yol yürüyen bir avuç vatanseverin önüne bariyer kurmaktan, patinaj yapmaktan ve şahsına münhasır kişilik ve değerlerine haksızlık etmekten vazgeçmelidir.

Herhangi bir parti aidiyeti içinde olan veya olmayan, kendini Cumhuriyetçi, Atatürkçü, laik, mütedeyyin, milliyetçi, sağcı, solcu, deist, ateist, Türkçü, Ne mutlu Türküm diyen kamuoyunun takdir ettiği sözü dinlenen, kalemi beğenilen askeri, gazetecisi, sanatçısı, sporcusu, akademisyeni, doktoru işçisi, sendikacısı, sivil toplumcusu! Ülke elden gidiyor bilesiniz. Bugün değilse ne zaman bir araya gelecek, bir adım öne çıkacaksınız..?

Nacizane; Kıvırmadan, eğip bükmeden, “topu taca atmadan” meramı mı söyleyeyim! Derhal, partiler üstü bir “Milli Birlik Hareketi” altında birleşmeliyiz. Millet olmadan devletin olamayacağını, milletin içinde olmadığı, millete rağmen vatanın ve milletin bekasını tehlikeye sokacak hiçbir kararı kabul etmeyeceğimizi, tanımayacağımızı, meşru ve demokratik sınırlar içinde direneceğimizi beyan etmeliyiz. “Milli Birlik Hareketi” çatısı altında adayımızı emperyalizmin dayatması olmadan Türk milleti olarak biz belirlemeliyiz. Bugün TBMM’de alınan kararların Türk Milleti’nin yararına olmadığı ve meclisin adeta düşman hukukuna uygun kararlarlar verdiği ortadadır. Bugün TBMM’de, milli şuurunu ve millete olan aidiyetini kaybetmiş “Partivekilleri” yerine, milletin istiklalini yine milletin azim ve kararıyla koruyup temsil edecek milletvekillerini “Milli Birlik Hareketi” çatısı altında bizler meclise göndermeliyiz. Şimdi son sözüm şu ki; İktidar sahipleri şahsi çıkarlarını emperyalizmin çıkarlarıyla ortak ettiler ve biz bu uğurda zorunlu ve planlı olarak yoksullaştık, bölündük. Umudumuzu ve ümidimizi yitirmesek de, direnme ve mücadele gücümüzü büyük ölçüde yitirdik. Uzun lafın kısası; “Ya yok olacağız, ya da, son bir cüretle ayağa kalkacağız.” Ne Mutlu Türküm Diyene!

Gününüz kut, sabahına uyandığınız topraklar Türk yurdu olsun…

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. 23 Temmuz 2025, 20:59

    Ülkemizin içinde bulunduğu bölünme ve parçalanma planlarına karşı güzel bir çö züm önerisi.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!