Nihat Genç yazdı…
Önce bir gemi lazım!
Mide bulandıran siyasi kerhanelerden kurtulmak lazım!
Yeni bir başlangıç, sıfırdan lekesiz günahsız kaynak suları gibi tertemiz bir ‘milli irade’ şarttır!
Bismillah deyip yola koyulmak lazım!
Mevcut eldeki siyasi malzeme sadece yorgun etkisiz heyecansız bitik değil vatan hainleriyle iş tutup çürümüş ve tarihten düşmüştür!
Cumhuriyet’imiz son seksen yılda yıpratılmış sonra milli kurumlarını kaybetmiştir!
Önce.
Soğuk savaş dönemi!
Milli ve sol hareketleri karşılıklı yıpratmış ve hatta yabancı istihbaratlara açık hale getirmiştir!
İç savaşın ve katliamların ve suikastlerin şaibe altında bırakmadığı yapı kalmamış ve halkın sıtkı sıyrılıp Özal’a oy verilmiş sahneye yeni sürülen İslamcı yapıların ülkeyi istilasına kapı açmıştır!
İkincisi, 1980’li yıllarda hayatlarımıza resmen giren neo-liberal politikaların (özelleştirmeler ve sendikal hakların kaybı, vs.) yıpratmadığı siyasi yapı kalmamıştır!
Ve bu dönemde yolsuzluk bataklığına düşüp Cumhuriyet’in kurumları akıllarına hiç gelmeyen merkez partiler özelleştirme ve etnik tartışmalar karşısında güvensiz tutumlarıyla tabanlarını kaybetmiştir!
Ve bu dönemde, on milyonlarca insanın şehre inmesi. Sosyal göçler ve önce gecekondulaşma ve sonra şehirleşme memleketin işsizlikten sigortadan su elektrik kanalizasyona çöplere kadar büyük yükler getirmiş ülkeyi dipsiz bir çaresizliğe sürüklemiştir!
Yani büyük nüfus hareketleri ülkenin merkez siyasetini çok köklü şekilde bertaraf edip önce hemşeri dernekleri sonra tarikatlar cemaatler vasıtasıyla siyaset dışına itmiştir!
Önce laik/şeriat sonra AB tartışmaları sonra da özelleştirmelere seyirci ve etkisiz kalınmış ve Cumhuriyet kazanımları bu süreçte tarikat ve sağcı yapıların yağmasına açılıp çar çur edilmesine eşlik edilmiş. Hile ve gasp ile yepyeni bir İslamcı burjuva oluşturulmuş ve medya, akademi ve siyaset ve Cumhuriyet kazanımları, bu yeni sınıfın avı haline gelmiştir!
Cumhuriyet tarihimizin en sert laik-şeriat, din, tarikat, mezhep ve etnik vs. tartışmalarının ve dayatmaların bu dönemde kumpasla operasyonla yıpratmadığı çökertmediği tasfiye etmediği kurum kalmamıştır!
Sonuç olarak, Cumhuriyet’in en temel kurumlarını savunması gereken, başta akademisi, merkez medyası ve merkez partileri, Fetö operasyonları ve iftira kumpaslarıyla bu amansız tarihi sürece karşı dayanamamış, operasyonlarla çürütülmüş çökertilmiş parçalanmış, sağcı tarikatçı yapılar tarafından işgal edilip anayasa ihlalleriyle tesirsiz hale getirilmiştir!
Cumhuriyet’in ordusu ve hukuku ve akademisi ve sonra Cumhuriyet’i kuran parti, sağcı tarikatçı istiladan payını almış, milli düşmanlarla işbirliğine girip kimliğini ve altı ok’unu inkar edip, tarihten düşmüştür!
Cumhuriyet kurumlarının içi boşaltılıp Türk Milleti’nin egemenliği ve varlığı pamuk ipliğine bağlanmış ve hazinelerinin yağmalanması süreci başlamıştır!
Cumhuriyet kurumları başta yargısı, en temel hayati görevi eşitlik ve adalet’i yerine getirecek bağımsızlık ve tarafsızlığını, kaybetmiş, ve tek kişiye (saraya) bağlı keyfi bir irade dünden daha rahat ve cesaret içinde altın çağını yaşamaktadır!
Son seçimler açık şekilde ortaya koydu ki Cumhuriyetçiler siyasetten ve ekranlardan kovulmuş ve dışlanmıştır!
Seçimler bir nevi sağcı tarikatçı dinci mezhepçi etnik yapılar arasında bir yarışa dönüşmüş ve Cumhuriyetçi kitleler, gönül rahatlığıyla içine sindirip oyunu vereceği tek bir aday dahi, sözde ve güya, sinsi, posterci rakıcı balocu küstah kifayetsiz şöhret meraklısı yazarları sayesinde bulamamıştır!
Muhalefet, ağır bir seçim yenilgisinden daha fazlası ‘kendini inkar etmiş’ ve sonuçta iktidarın amansız imkanları ve gücü karşısında teslim alınıp tesirsiz-zararsız hale getirilmiştir!
Yenilgiden daha fazlası, seslerini heyecanlarını ve bir umut ve çare olma ve milli iradeyi temsil iddialarını kaybetmişlerdir!
Birbirlerinin saçını başını yolarak debelenerek dalaşarak ayak oyunlarıyla hiç ders alınmamış gibi kişiliksiz güvensiz bir cümle dahi kuramayan basiretsiz şişme balon şaibeli insanları bir daha siyasete sürerek umutsuzca halen siyaset bataklığında çırpınmaktalar!
Kardeşlerim, manzarai umumiye budur, tersaneler işgal edilmiştir!
Cumhuriyet’in bağımsızlığına ve temel kazanımlarına bağlı memleketini seven ve haksızlık karşısında susmayan eşitlikçi genç bir vatansever heyecanla buluşmamız yepyeni sıfırdan kaynak suları gibi temiz bir sayfa açmak zorundayız!
Siyaset, münzevilik inziva küsmüşlük, kararsızlık ve yılgınlık kaldırmaz!
Her insan evladı siyasi ve sosyal yalnızlığını gidermek için sokakta okulda kahvede iş yerinde sosyal ilişkilere muhtaçtır, ancak bize daha fazlası lazım!
Aynı ideale aynı davaya inanmış ‘fikir’ arkadaşlıkları, ancak bize daha fazlası lazım!
Ömrümüz oldukça arkadaşlığımızın süreceği aynı ideale baş koymuş kaderlerini birbirlerine lehimlemiş leziz dostluklar kurmak, ancak bize daha fazlası lazım!
Aynı ülkü etrafında yan yana gelmek, birbirimizi tanımak, aynı hedefe kilitlenmek ve aynı rüyalar hayaller görmek, ancak bize daha fazlası lazım!
Dava arkadaşı olmak!
İnsanları aynı idealler peşinde birbirine yakınlaştırıp kardeşleyen ömrümüz oldukça sürecek, kader ortaklığı!
Bir insan olarak dünyaya geliş sebebimiz üzerinde konuşarak işe başlamalıyız!
‘İnsan’ derken, mesela, Atatürk hiç olmasaydı, bugünkü eşitsizliklere, kayırmaya, imtiyazlılara, sömürüye, işgale ve yıkıma vs. karşı kendimizi sorumlu tutmayacak mıydık?
Şüphe yok, Japonya’da Macaristan’da Yunanistan’da Romanya’da vs. dünyaya gelseydik yine insan olabilmenin görevlerini endişelerini dert edinir amansız politik mücadelesini verir, insanlık şarkılarını el ele birlikte söylerdik!
Ancak bizler Türkiye Cumhuriyeti’nde doğduk, yolumuzu aydınlatacak, kişiliğimiz ve kimliğimiz olacak, bağımsızlık savaşı vermiş İstiklal Savaşımız ve Cumhuriyet’i inşa etmiş Atatürk ve dava arkadaşları ve arkamızda tarihi kültürü ve gelenekleriyle Türk Milleti var!
Sanayi çağı öncesi Tarım Toplumu’nun iki büyük gücü vardır, bütün ağır işleri yavaş yavaş yapan Manda ve Öküz!
Manda ve Öküz sabrın gücüdür!
Sabrın gücü sadece tarlada değil, İstiklal Savaşı’nda Yunanlılar’ın 1500 kamyonu varken Türk ordusunun elinde mühimmatını taşıyacak sadece manda ve öküz vardı!
Manda ve Öküz’den sabrın gücünü öğrenmeyenler sanayi sonrası çağın hızın süratin elektroniğin bilgisayarın dijitalin, vs. gücüne ve büyüsüne ve sayılara ve algıya ve anket şirketlerine vs. kapılıp telef olurlar, oldular!
Ki, büyük seçmen kitlesi, seçim öncesi, sabırla ve zahmetle inşa edilmiş bir milli bir irade bulamayınca, beşinci sınıf düşük zekalı sanatçı ve youtuber ve twitter fenomenlerin algısına baskısına kıskacına kurban gidiverdi, milli düşmanların ihanet suçlarına ortak oluverdi!
İnsan utanır, beşinci sınıf sanatçı ve twitter fenomenleri bir ülkenin bekası üzerine karar veriyor ve sele kapılıp sürüye katılıyorsunuz!
Kırk yıl aralıksız manda sabrıyla yazıp çizen bizleri linç edip kovdunuz!
Okuyucunun bu toprakların çocuklarının güvenini kazanmak vicdanına beynine girebilmek için kırk atla atıyor ve hikayelerimizde makalelerimizde bilgimizi kültürümüzü felsefeden sosyolojiye yaşanmış kırk yılın tecrüesini, vs. ortaya koyuyoruz, ve siz yine de gidip tıpış tıpış oy verin, terlik’e olsa veririm, deyip, beyninizi, anayasanızı, meclisinizi başınızda patlatacak kumpas balyozlarına tröllerin sık boğazına kanıp tercihte bulunup oy veriyorsunuz!
Bir gecede ansızın Sinan Ogan ismini paraşütle kim hangi gizemli eller attı ortaya! Demek ki, ‘ortak karar alıcı’ milli iradenin bir yapısı yoksa, çok daha, maaşını kimin verdiğini bilmediğiniz istihbarat ve tröllerin oyunlarına geleceksiniz, bir fikri, inadla sabırla lekesiz ve şaibesiz kırk yıldır savunan nice dünya güzeli bağımsız yazarların yüzüne hiç bakmayacaksınız!
Kardeşlerim, manda sabrıyla koklaya yoklaya ilgiyi tepkiyi nabzı ölçe ölçe milli iradeyi milli kararlar alabilecek bir platform-hareket bir yapı ortaya koymamız artık vatan görevidir, gelen gelir, ben dönmezem yolumdan!
O halde sabırla yola çıkmak lazım!
İnsanları hukuk önünde eşitlediğine inandığımız siyasi ve ekonomik bir plan ve organizasyonu hedefe koyarak, açarsak, milli iradenin oluşturduğu milli bir anayasa ve sonra anayasanın oluşturduğu bağımsız kurumları vazgeçilmezimiz olarak önümüze koyup, sabırla, yavaş yavaş, yaza çize, anlata anlata, savunmasız ve çaresiz kalmış kitlelere cesaretle sabırla bir daha toprağımızı işlemek!
Milli irade, şudur, savaş ve kaos içindeysek önce öncü bir ‘kurucu irade’, sonra kurucu meclise dönüşen, savaşta değilsek, milli irade, şaibesiz tertemiz vatansever milli adaylarını milli bir program ve kadroyla halkın oylarıyla seçip, siyaseti ve milli meclisi inşa etmek, sabırla!
Yasama, yürütme, yargı, yani birbirinden tarafsız kurumları ve yine etki ve baskı altında kalmayacak tarafsız şeyhini değil insanlığı ve memleketini seven insanlarla inşa etmek, hiç değilse harekete geçirici önce rüyasını hayalini planını kadrosunun önünü açmak!
Dava arkadaşlığı, inandığı siyasi ve iktisadi program etrafında kenetlenen insanlardır!
Türk Milleti’nin ve Devleti’nin ‘bağımsızlığına’ inanmış!
Devletin egemenlik kurduğu topraklar üzerinde hiçbir yurttaşını ayırt etmeden yasalar önünde din, mezhep, etnik, vs. ayrım tanımayan ve insanları dini ve sosyal aidiyetlerinden soyutlayıp ‘herkes’ diyebilen!
Bir Cumhuriyetçi için ‘herkes’ kelimesi anahtar kavramdır, bölgesine, soyuna, dinine, mezhebine, vs. bakmadan bu topraklar üzerinde yaşayanlara imtiyazsız ve eşit davranabilmek için ‘herkes’ deriz!
Türk Milleti’nin, tarihin kadim günlerinden beri kurduğu medeniyet ve kültür, şarkılar türküler, destanlar, masallar, şiiri, mimari, tasavvuf kültürü, sosyal kültürü ve yaşayan canlı maddi manevi gelenekler, vs. bizlerin her şeyidir.
Ancak, bir Cumhuriyetçi için İstiklal Savaşı ve sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bağımsızlığı, yasaları, devrimleri, vs. titreyip kendimize döndüğümüz çıkış ve başlangıç noktamızdır!
Çünkü İstiklal Savaşı’yla yedi düvele karşı anti-emperyalist bir savaş verilmiş ve hilafet kaldırılmış ve saray yerine ‘meclis’ getirilmiş ve soyluluk ve efendilik yani imtiyazlar kaldırılmış! Türk Milleti Aydınlanma ve Sanayileşmeyle kökünden değişip yeniden kurulan Modern dünyada varlığı ve onuru ve kültürüyle yerini Türkiye Cumhuriyeti Devleti’yle almıştır!
Mesela, bugün, bir Cumhuriyetçi olarak, yoksul halk çocuklarının okuyamadığı ancak parası olanların iyi okullarda okuyabildiği bu sınıfçı düzene karşı mıyız değil miyiz, mesela, yolsuzluk hırsızlık yapanların mezhebi partisi ve saraya yakınlığı vs. yüzünden yargılanamaması hepimiz için çok kahredici büyük bir utanç değil midir?
Mesela devlet adil bir seçim hatta bir ‘sınav’ dahi yapamıyor, mesela, Türk Milleti’ne ait sahiller yaylalar köprüler ihaleler yağmalanıyor ve saraya ya da iktidar partisinin yakınlarına peşkeş çekiliyor!
Ve tüm bu haksızlıkları eleştirilmesi ve tartışması ve adaleti yerine getirmesi gereken halkın iradesiyle seçilmiş meclis, siyasi güç olarak yok edilmiş ve yerine ‘keyfi yönetim’ –tek kişiye bağlı- inşa edilmiş, bu vahim tablo ağrımıza gitmiyor mu?
O halde, bir Cumhuriyetçi olarak, odaklandığımız ilk büyük sorun, Cumhuriyet’in meclisi, bağımsız yargısı ve adaletinin ‘kurumsal’ olarak yeniden inşası!
Yargının hukukun ordunun ve meclisin ve Cumhuriyet’i kuran partinin tarikatçı mezhepçi ve etnikçi yapıların işgali ve istilasına açık hale getirilmesi Cumhuriyet Rejimi’nin varlık ve hayat damarları kökünden kesilmiş demek değil mi?
O halde, siyasete dokunmanın, değiştirmenin, düzeltmenin, taraf olmanın artık sözle değil eylemle hareketle daha içinde kendimize bir yol inşa edeceğiz!
Muazzam güç, dava arkadaşlığıdır!
Memleketimiz, tarikatçılar, yağmacılar, sığınmacılar, yabancı altın şirketleri, ve turistler ve etnik bölücüler ve mezhepler açısından cazip hale getirilirken ülke siyasetinde tek bir Cumhuriyetçinin olmaması tesadüf müdür?
Mevcut siyaset sahnesinde işte bir seçime şahit oldunuz, tarikat müridinden kuvvet komutanı ve baş yargıç olamaz diyebilen tek bir siyasetçi dahi göremeyişimiz, tesadüf müdür?
Kendine ve toprağına güvenen bir gençlik, şarttır!
Bir fikirde herkes başrolde oynayamaz, kimi uzaktan sever, kiminin kişisel şartları kısıtlı ve sınırlıdır, kiminin çevresi imkanları müsait değildir, kimi aktif kimi platonik kimi sessiz katkı verir, ama herkes az çok mensubiyet ve aidiyet hissedip Cumhuriyet’in kazanımları ve vatanı dert edinir!
Öküz ve Manda sabrıyla yavaş yavaş tarlalarımıza çıkmak zorundayız, Cumhuriyet’e bağlı çocuklarla tohumlarla yaza çize ve programlayarak ve hepimiz birbirimizle artık dava arkadaşı olarak milli bir seferberlik heyecanıyla, birbirimizle kaynaşma tanışma bir araya gelme, toplanma, şehir şehir konferans ve buluşma, bir hareket planı, şarttır!
Bir insan hayatı için, insanlık ideallerinden daha köklü bir tutku ve bir insan hayatı için memleket sevdasından daha elzem ve büyük ‘anlam’ yoktur!
Ancak!
Çok kısa zamanda büyük fetihler başarmış Moğol orduları ve İslamiyet ve Osmanlı’nın ilk yüzyılı ve Napolyon’un orduları ve Kurtuluş Savaşı’nın vs. ortak özelliği, komuta kadrolarını prensler asilzadeler makam şöhret soyluluk ve saraydan atananlar değil, dipten halktan gelenlerin çocuklarıyla oluşturmuş olmasıdır!
Dışlanmış yok sayılmış hiç taltif edilmemiş ve acı ve yalnızlık kemiklerine çizilmiş yoksul halkın çocukları!
Halkın yoksul çocukları, elitleri, bilmişleri, küstah ve kibirlileri, siyasi cambazları, tarihe gömüp, dümene geçmek zorundadır!
…
-Elimiz kolumuz bağlandı, ne yapacağız, diye telefon açan memleketimden CHP’li eski bir arkadaşla, başka çaremiz yok, işte bunları konuşuyoruz!
Laf lafı açtı muhabbet başka yerlere kaydı, köyde tavukları komşunun tavuklarıyla aynı bahçede otluyormuş ancak yumurtaları karışıyormuş.
Hangisi kendi tavuğunun yumurtası arada bir kavga da çıkıyormuş…
-Düşündüm, dedi, şu yumurtaların üstünde barkod var ya, tavuğun .ötüne üç mm.lik bir çelik plaka yapıştırmayı düşünüyorum (zımbalayarak), yumurtlarken çelik plaka yumurta üstünde çizik izi bırakacak, ve yumurtalar komşunun yumurtalarıyla karışmayacak!
Şakayla karışık geyik ilerledi ve sonra mucitliğine çok güvenip iddiayla: -Tavuk .ötüne çelik plakanın patentini alacağım, dedi..
Gülüştük.
Ve sonra!
-Sen, dedim, o çelik plakayı asıl CHP lider kadrosuna çakıver!
Yumurtaları karıştırmaktan ortada bir Cumhuriyet kalmadı, millet, parti, .ötü başı dağıttı!
Nihat bey,yazınızı zevkle okudum.Sonuçta pratiğe gelirsek.Ülkenin partileri belli.Liderleri belli.Sistem belli,Seçim sistemi.Yani verilen oylar durumu belirliyor.
İktidardakilerin durumu belli,muhalefetin hali ortada.İhanet şebekeleri ile iş tutuyor.Gel bu işin içinden çık.Yada ehveni şer(Yani kötünün iyisi) durumu.Halk’ta onu yapıyor.
Yukarıda irfan âlimi yazmak istedim, İran âlimi oldu, düzeltmek istedim
Nihat abi, unutulmayacak bir yazı.
Ellerine ve usuna sağlık ola.
Teşekkür ederiz…
Müthiş Final… 😀
Aynı şeyi düşündüm 😃
Bu güzel yazı dogru tespitler için tekkürler üzgür basının amirali NİHAT GENÇ ayrıca A.D.D. NİN BABACAN ZİYARETİNİ UNUTMAYACAGIZ.