Prof. Dr. Semih Güneri yazdı…
Bugünkü yazımda sözde Proto Hint-Avrupalı halkların icadı olan iki tekerlekli atlı savaş arabalarının gerçekten var olup olmadığı konusunu irdeleyeceğim. Geçtiğimiz iki on yıl önce popüler olmuş ama gene bir başka Hint-Avrupacı yazar tarafından çürütülmüş bir Hint-Avrupacı hipoteze göre, MÖ 8.-7. binlerde çiftçi topluluklar dillerini, teknolojilerini ve çiftçiliklerini alarak Anadolu dışına doğru yayılmışlar. Ünlü-şanlı Hint-Avrupacı yazar D.W. Anthony’ye göre asıl Hint-Avrupalılar Kuzey Karadeniz’in keçi besleyicileri, ata binici göçebeleridir. Çiftçi değil. Onun düşüncesine göre Sintaşta halkları bir yandan eski İran’a, bir yandan İndik Rig Veda’ya kol veren İndo-Aryanlar’ın atasıydılar. Onlar Proto Hint-Avrupa kültürünün yayılışının erken basamağını oluşturuyordu. Ve bu yayılışın anahtarı da, D.W. Anthony’nin iddiasına göre, yük arabası “wagon” ve savaş “chariot” arabalarıdır. Tüm Proto Hint-Avrupa dilleri, onun iddia ettiği gibi, Celtic’ten Sanskrite, “haft”, “wagon”, “wheel”, “drive” sözcükleri, dilciler tarafından yerli-yerine oturtulan genel Proto Hint-Avrupa dili köklerinden geliyordu. Açıkçası, D.W. Anthony’ye göre, Proto Hint-Avrupaca konuşanlar MÖ 3500’lerde icat edilen tekerlekli arabalara yabancı değildiler.
Özetle, Proto Hint-Avrupalılar kendi dilleri ve âdetleriyle Avrupa ve Güney Asya’ya girdiler ve arabalarla seyahat ettiler. Hint-Avrupa hipotezleri savunucularına göre İndo-Aryanlar Yakın Doğu, Yunanistan ve antik dünyanın diğer bölgelerini istila için kendi savaş arabalarını kullandılar. Bazı araştırmacılar bu arabaların, “Hint-Avrupa işgalcilerin” en önemli silahı olduğundan eminler. Güney Rusya’dan Çin’e, Moğolistan ve Sibirya’ya kadar nerede bir antik araba izi gördülerse bunların hepsini bu şekilde değerlendirdiler. Arabanın kökeni, tanımı, teknolojik gelişimi ve arabanın fonksiyonunu hep Proto Hint-Avrupaca dilbilimi kapsamında açıklamaya çalıştılar.
HAYALİ HİNT-AVRUPALI SAVAŞÇILARININ KURGUSAL AVRASYA YAYILIMI
Dünyada konuyla ilgili akademik dereceye sahip profesyonel araştırmacıların neredeyse hepsi geniş Asya topraklarında gelişen tüm antik kültürlerin temelinde Proto-Hint-Avrupalı izler aradılar. Buna göre Türkiye’de, Kafkasya’da, Türkistan’da, Yamnaya, Katakomb, Sintaşta-Petrovka, Afanas’yev, Okunyev, Andronovo, Karasuk, Tagar, Pazırık, Taştık ve daha nice-nice yerel kültür birikimlerini bu anlayışla tanımlamak istediler. Bu abartılı görüş, bazı Türk dili çalışanları içinden, hatta konuyla ilgisi olmayan akademisyenler arasından da taraftarlar buldu.
Elinizde hiçbir yazılı belge yokken arkeolojik stil-kritik gelişimi yöntemleriyle hangi erken evrelere uzandığını belirlemek üzere geç dönemlere ait olabilecek tek bir sabit arkeolojik çıkış yolu bulunmuyorken, dile dair zayıf argümanlarla desteklenmek istenen bir ‘mit’e, bu kadar geniş coğrafyalarda ve bu kadar erken tarihlerde arkeolojik karşılıklar aramak, kelimenin tam anlamıyla çılgınlıktır. Genel inanışa göre bu halk MÖ 4.-3. binde Güney Rusya’da ortaya çıkmış ve Klasik Türk Dönemine dek Çin sınırına kadar tüm Asya topraklarını ele geçirmiştir.
Sözde Proto Hint-Avrupaca konuşan halklar Paleolitik Çağlardan itibaren Türkiye’de, Kafkasya’da, Güney Rusya’da ve Asya’nın hemen her noktasında varlardı. Hipoteze göre onlar “agresif, atlı arabalı savaşçılar” olarak her gittikleri yere, örneğin Urallara madencilik, Altay Dağları bölgesine keçi besiciliği, Tarım havzasına dokumacılık gibi “saf, bilgisiz ve ilkel hayat tarzını benimsemiş bu bölgelerin yerel halklarına” sözde uygarlık götürdüler.
Proto Hint-Avrupacı hipotezlerden, liderliğini C. Renfrew’un yaptığı “Anadolu Hipotezi”ne göre ise ilk Avrupalı halklar Neolitik Çatalhöyük’ün (MÖ 8.-7. bin) sakinleri olarak Anadolu’da ilk kez ortaya çıkmışlardı. Son zamanlarda bu yola başını koymuş nice araştırmacı MÖ 10. binin ünlü Akeramik Neolitik Çağ merkezi Göbeklitepe’ye yoğunlaşmaya, burası ile ilgili ara tezler hazırlamaya başladılar. Göbeklitepe’nin, ciddiyetiyle tanıdığımız hâfiri rahmetli meslektaşımız Klaus Schmidt sağlığında Göbeklitepe “T” monolitleri ile İngiltere’nin Stonehenge’lerini karşılaştırıyordu. Bu şu anlama gelir: MÖ 10. binin Göbeklitepe halkları zamanı geldiğinde MÖ 3. binlerde Büyük Britanya’ya göç etmiş, Stonehenge’leri kurmuştular. Yani bu durumda kızıl kafa Britanyalıların ataları bir bakıma kara kafa Neolitik Şanlıurfa’lılar olmuyor mu? Bakın ki ideolojik idealler insanı nerelere sürükleyebiliyor. Bir tuhaflık daha: Her iki dikilitaş grubunu karşılaştırırken sevgili meslektaşımızın tek şikâyeti aradaki uzun mesafeydi. 6-7 bin yıllık boşluk sorun değildi.
Öte yandan Hint-Avrupacı araştırmacılar, MÖ 4. binyıllarda atı evcilleştiren, zaman içinde onu arabalarına koşan step kültürlerini kolayca tanımladılar: “İndo-Aryanca konuşan savaşçılar”. Güney Sibirya’da Okunyev kültürü, İndus’ta Mohenjo-Daro kültürü, Kuzey Afganistan, Doğu İran arasında, Kopet dağının Kuzeyindeki BMCA kültürü. Hepsini Proto İndo-İran ilan ettiler.
İLK SAVAŞ ARABALARI SÜMER KÜLTÜRÜNDEN
Şimdi de, sözde MÖ 3. binin sonundan itibaren iki tekerlekli araba yapmayı öğrenen, bu arabalara binerek kitleler hâlinde Güney Rusya steplerinden Kuzey Çin’e, Hindistan’a kadar tüm Avrasya’yı işgal eden bu “İndo-Aryan savaşçıları”nın atlı arabalarla ne ölçüde ilgili olduklarına bakalım: Savaş arabalarının icat edildiği yer Aşağı Mezopotamya kültür coğrafyasıdır. İcat edenler Sümerlilerdir. Atı ve iki tekerlekli atlı savaş arabalarını Mezopotamya’ya getirenler de Hurrilerdir ve Hurri kökenli Hiksoslulardır, Kassitlilerdir. Bunları yazılı kaynaklardan ve somut kültür belgelerinden öğreniyoruz. Hint-Avrupa kökenli grupların ise atlı araba ile ne zaman tanıştıkları gene somut belgelerle ortadadır: Hitit metinlerinde anılan ve Hitit’ten sonra belgelenebilmiş ilk Hint-Avrupalı grup olan Mitannidir. Mitanniler sözde at yetiştiriciliği alanında uzman bir gruptur. Bakalım öyle mi?

Hurri ülkesini MÖ 525’li yıllarda işgal eden ve yönetimi sadece birkaç nesil boyunca ele geçiren Mitanni krallarının ve tanrılarının adlarını Hitit yazılı kaynaklarından biliyoruz. Hitit Devleti arşivinde, bu işgal yıllarında Hurriceden Hititçeye çevrilen “Kikkuli metinleri” diye tanıdığımız tablet grubu, at eğitimi ile ilgili talimatları içermektedir. At yetiştiricisi Kikkuli Mitanni’dendir. Ama Mitannili değil Hurrilidir. Kikkuli de bir Hurri şahıs adıdır. Hemen hatırlatmak isterim, Mitannili yöneticilerin Yukarı Mezopotamya’da kısa süreli egemenlikleri boyunca kendi dillerini değil Hurrice konuştuklarını da biliyoruz. Mitanni halkının ilk atlı arabayla tanışması da Hurriler sayesinde gerçekleşmişti. Yani daha önce bu Hint-Avrupa halklarının arabayla bir ilişkisi yoktu. Yakın Doğu kültür tarihi uzmanı Alman A. Kammenhuber’a göre “…İndo-Aryan halkları, ana vatanları olan Tuna boylarından yola çıktıklarında arabalı değildiler. Onlar Zagros dağlarına ve İran çöllerine doğru yürürlerken yolları Kuzey Suriye’de Hurrilerle kesişti. Arabayı ise ilk Hurrilerde gördüler, tanıdılar, araba yapmayı ve atlı araba savaş tekniğini kısa zamanda o coğrafyada öğrendiler…”.
İLK İKİ TEKERLEKLİ ATLI ARABALAR HURRİ-HİKSOS-KASSİT KÜLTÜRLERİNDEN
Altını çizmemiz gereken bir husus daha var: Rig Veda, İndo-Aryanlar’ın kullandığı birkaç tip arabadan bahseder. Doğrudur: Yarış, av ve atış (“shooting”) ritüelleri arabaları. Savaşlarda kullanılan arabadan kesinlikle söz etmez. Şimdi gelin hemen şu soruyu soralım: Arabayla ilk tanışmaları MÖ 1500’lerde gerçekleşen bu Hint-Avrupa asıllı Mitannili insanların, 500 yıl önce (MÖ 2000’li yılların başında) Sintaşta mezarlarındaki iki tekerlekli at arabalarının sahipleri olabilmeleri mümkün müdür?

Diğer taraftan yazılı kaynaklarda kimi zaman atlı arabadan (ANŠE.KUR. RA.MEŠ), savaş arabalarından abartılı ifadelerle bahseden Hitit’te de durum aynıdır. Bu döneme ait tasvirli eserler içinde arabaya dair bir canlandırma göremeyiz. Somut veri olarak ise Hitit bölgesinde yapılan kazılarda değil arabaya, arabanın tekerleğinin ispitine dahi henüz rastlanmış değildir.
Azılı Hint-Avrupacı D.W. Anthony’nin tüm Proto-Hint-Avrupacı dünyayı peşinden sürükleyen varsayımına temel teşkil eden “Sintaşta halklarına ait atlı savaş arabaları”nın sayısı bir düzineden çok daha fazla değildir. Zaten onların da aslında ‘birer savaş arabası olmadığı’ söz konusu varsayımın sahibi başta olmak üzere, ciddi araştırmacılar tarafından da kabul edilmiştir. Yazarın onların en azından “yarış arabası” olduğunda ısrar etmesine rağmen, pek çok teknik gerekçeler ileri sürülerek Sintaşta arabalarının yarış arabası dahi olamayacağı, ölü ritüeli ile ilgili objeler olmaktan öteye gidemeyeceği söylenmiştir. Kaldı ki Sintaşta kültürünün de Hint-Avrupalılarla hiçbir ilgisi yoktur.
Gerçek arabalara, orduları donatacak çoklukta gerçek savaş arabalarının somut mevcudiyetine sadece Çin’de rastlarız. MÖ 2. bin ile 1. binin son yüz yılları arasına tarihlenen yazılı belgelerde anılan kadar, örneğin Çin’in Anyang ve Xi’an merkezli diğer pek çok buluntu yerlerinde bugüne kadar 500’e yakın gerçek savaş arabası ortaya çıkartılmıştır. Anyang arabalarının hemen hepsi sadece savaş için tasarlanmış arabalardır. Kimi gömmelerde savaşçıya ait iskelet sadece silahlarıyla birlikte bulunmuştur.
HAYALİ HİNT-AVRUPA KÜLTÜRÜNÜN OLMAYAN ATLI ARABALARI
Bu denli savaş arabası alametleri taşıyan gerçek araba buluntularına bir başka kültürde rastlanmış değildir. Dolayısıyla Çin’de yazılı belgelerde anılan kadar hem gerçek araba buluntularına hem de gerçek savaş arabalarına sayısız miktarda ulaşıldığı söylenebiliyorken kendi yazılı belgelerinde binlerle ifade edilen Hitit için de, Mısır için de, bir başka Yakın Doğu veya step kültürü bölgesi için de aynı şeyi söyleyemiyoruz.

Bu gözlem bizi nereye götürür? Avesta ve Rig Veda ilahilerindeki anlatımlar, ortaya çıktıkları gerçek tarihten (MS 10.-11. yüzyıl) 1.500 yıl önce yazılmış gibi kabul edilir ve D.W. Anthony’nin hipotezine göre “İndo-Aryanca konuşan agresif halklar MÖ 3. binin ortalarından itibaren Güney Urallardan hareket ederek tüm Yakın Doğu’ya yayılmış, Güney Sibirya taygalarını, daha sonra Kuzey Çin ve Moğolistan’a yürümüş, nihayet Hindistan’ı ele geçirmiştir”. Bu işgal sürecinde bu saldırgan halkların atlı savaş arabalarını kullandıkları iddia edilmektedir. Neredeyse tüm Yakın Doğu ve Asya topraklarını ele geçirmiş gibi gösterilen bu “İndo-Aryan savaşçı soyluların” kullandıkları söylenen arabalar nerede? Son Hint-Avrupacı hipoteze göre Hint-Avrupalı halkların ana vatanı Güney Urallardır. Yani Sintaşta-Arhaim veya Sintaşta-Petrovka denilen bugünkü Kazakistan’ın Kuzeyindeki buluntu merkezleri. O ki bu saldırgan, savaşçı, önüne geleni yakan-yıkan, işgal eden halklar bu topraklardan hareketle Rig Veda’da anılan o ünlü “atlı savaş arabalarıyla” birlikte yayılmaya başladılar. O halde bu arabaların kendilerinin bir yerlerde bulunması gerekmiyor mu?
Çin’dekiler dâhil, bu araba kalıntılarının tamamına yakınını somut olarak yerinde görerek inceleyen bir akademisyen olarak soruyorum: Nerede bu İndo-Aryan savaş arabaları? Bu sorunun yanıtı verilmedikçe, “atlı savaş arabası Hint-Avrupalı halkların icadıdır” ve Rig Veda ve Avesta’daki “atlı savaş arabaları” gibi ifadeler hayal ürünleri olmaktan öteye gidemeyecektir.
adamlar yoğurdun icadını bile Türke layık görmüyorlar yoğurt oldu yunan yoğurdu:))))))