9 Ekim 2019 tarihi itibariyle Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Barış Pınarı Harekâtı’nı başlattı. İlk izlenim olarak gayet başarılı şekilde ilerleyen operasyon, Suriye’nin kuzeyinde artan bir yoğunlukla devam ediyor. Bu yazıda harekâtın askeri ve siyasi hedeflerinin ötesinde, jeopolitik etkilerini değerlendirmeye çalışalım.
Suriye’de 2011’den beri kesintisiz süren çatışma, salt iç savaştan ziyade uluslararası güç dengesinin bu ülke özelinde yansıması anlamını taşıyor. Farklı aktörler arasında kuvvet dengesi test ediliyor, ittifaklar kuruluyor ve hatta değişiyor. Burada savaşın gelişimine dair kronolojik bir özet yapmaksızın doğru analiz için sadece önemli bir noktayı hatırlatmakta fayda var: Arap Baharı sürecinde Suriye bir istisna oldu; çünkü diğer bölge ülkelerinin aksine Suriye’de rejim düşmedi! İç dinamiklerin yanında bunda en önemli etmen, elbette ki Batı bloğuna karşı Rusya ve İran’ın başından beri rejime verdiği destekti. Türkiye ise savaşın ilk beş yılında başka, son üç yılında bambaşka bir konum aldı.
Bu girizgâhtan sonra bugüne gelelim ve Ankara’yı şimdi bu harekâtı yapmaya iten nedenleri tartışırken jeopolitik bakış açısına göre, önemli olanın içinde bulunduğumuz an ve durum olduğunu anımsatalım.
En zor aşamaları atlatan Suriye rejimi, an itibariyle ülke topraklarının çoğuna hakim durumda. Suriye ordusu ne birilerinin göstermeye çalıştığı gibi bitik, ne de şu aşamada ülkenin tamamını kontrol edecek kadar yeterli halde. 2019 Sonbaharı itibariyle Suriye’de rejimden sonraki en önemli güç ise, ülke topraklarının üçte birini ve petrol-gaz-su dâhil doğal kaynakların yarıdan fazlasını elinde tutan ABD destekli PKK (PYD). ABD’nin kara ordusu konumundaki PYD, Batılı ülkelerden aldığı silah ve eğitim desteğiyle belirli bir seviyeye ulaşmış vaziyette. Bu durum, ülkemizin ulusal güvenliği için de büyük tehlike arz ediyor çünkü emperyalistlerce Dicle ve Fırat nehirleri merkezli olarak kurgulanan Büyük Kürdistan projesi, Orta Doğu gibi su fakiri bir bölgede Irak, Suriye, Türkiye ve İran’ın sınırlarını zorluyor. Yani Türkiye dâhil dört devletin bölünmesi amaçlanıyor.
Jeostratejide, somut bir hedef için ya en güçlü ya da en güçsüz parçadan işe başlamak taktiksel manevradır. Dörtlünün en güçsüz halkası Irak’la bu işe başlandı. Sonra sırada Suriye vardı ve gelinen noktada bu iki ülkede de otonom yapılar ortaya çıktı. Devamında neyin planlandığını kestirmek zor değil. Ancak Büyük Kürdistan emeli, yine coğrafyanın getirdiği bir zorluğu bünyesinde barındırıyor. Bu coğrafyada kurulacak yapıların dünyayla etkileşime geçip yaşayabilmesi için açık denizlere çıkışı olması gerekiyor!
‘Landlock’ yani coğrafi olarak karaya kilitli ülkelerin varlığını sürdürmesi kolay değil. Nitekim Fırat’ın doğusunda belirli bir güce ulaşan PYD, ilkin ayrık Afrin kantonunun birleştirilmesi ve sonra Hatay/Lazkiye ekseninden denize çıkışı hedefledi. İlk etap tamamlanmak üzereyken TSK, 2016’da Fırat Kalkanı ile bu plana kama soktu! Onu 2018’de koridorun denize çıkış hayallerini suya gömen Zeytin Dalı Harekâtı izledi. İşte şimdi başlayan ve Fırat’ın doğusunu hedef alan Barış Pınarı Harekâtı, her şeyden önce üçüncü halka olarak kukla devlet projesinin böğrüne girmeyi hedefliyor.
Hâlihazırda gergin olan Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir test olan harekâta dair iki ülkenin belirli konularda mutabakata vardığı iddia ediliyor. Tel Abyad ve Resulayn arasında otuz kilometre derinlikte güvenli bölgeden bahsediliyor. Bunun üzerinden farklı yorumlar yapılıyor. Ancak unutulmaması gereken nokta, uluslararası ilişkilerde bu tür örtülü/örtüsüz mutabakat/anlaşmaların çatışma hallerinde sıklıkla kâğıt üzerinde kaldığıdır.
Örnek mi? 2015 Temmuz’unda Türkiye ile ABD arasındaki İncirlik mutabakatı kapsamında, iddiaya göre PYD’nin Fırat’ın doğusundan batısına geçmemesi hususunda mutabık kalınmıştı. Peki, ABD kısa sürede bunu ihlal edip tam bir yıl sonra Menbiç’in tamamını PYD’ye işgal ettirmedi mi?
Kıssadan hisse: Savaşın nihayete ermediği durumlarda nihai anlaşma yoktur! Esas olan güçtür ve güç göreceli bir kavram olduğundan, olaylar durağan değil dinamik bir şekilde analiz edilmelidir. Bugün yaptığınız mutabakat yarın şartlar değişince hükümsüz kalır.
Jeopolitiğin bir başka demir yasası ile devam edelim. Jeopolitikte alan kuvvettir! Suriye’nin kuzeyi ile yüzlerce kilometre sınırı olan Türkiye, kapsadığı alan ile bu bölgenin potansiyel olarak en güçlüsüdür. Başka hiçbir ülke, sözkonusu bölgede Türkiye kadar büyük bir alan etkisine sahip olamaz. Dahası Türkiye kadar büyük bir askeri kuvveti ortaya koyamaz. Türkiye kıpırdadığı anda jeopolitik fay hatlarını oynatır ve şiddetli bir etki yaratır. Nitekim yarattı da! Harekâtın başlamasının üzerinden daha beş gün geçmeden, sahadaki denge değişmeye başladı. Denge sözcüğünü kullanmışken tam da bu noktada uluslararası güç dengelerine göz atalım zira Türkiye sahada iki büyük güçle fiilen komşu durumunda.
Türkiye’nin Suriye’deki çıkarları büyük Kürdistan projesinin hamisi ABD ile uzlaşmaz durumda. Geçici anlaşmalar, iç siyasi gelişmeler ve politik kurgulardan bağımsız olarak bu çıkar çatışması devam edecek. Öte yandan, Suriye özelinde ABD ile askeri/siyasi ölçekte boy ölçüşebilecek yegâne aktör olan Rusya’nın konumu kilit önemde. Rusya, Suriye’nin bölünmesine karşı ancak ABD ile doğrudan bir çatışma üçüncü dünya savaşının kapısını aralayacağından politikalarını dikkatli kurguluyor. Ayrıca geniş Avrasya coğrafyasındaki büyük satranç tahtasında Rusya için ABD ile rekabetinde Ukrayna gibi daha önemli bir mesele var. Bu yüzden, Rus devlet aklı Ukrayna ve Suriye’yi jeopolitik hesaplamada bir bütün olarak değerlendirmek durumunda ve tabi ki bu iki ülkenin arasında yer alan Türkiye’yi de…
Mevcut şartlar altında, orta boy bir devlet olan ancak yerleştiği konum itibariyle bundan misliyle fazla jeopolitik etki yaratan Türkiye için şu soru ortaya çıkıyor: Türkiye böylesine zorlu bir ortamda ne ABD ne Rusya diyerek kendi başına hareket edebilir mi? Gönül bunu ister ama gerçeklik hayır der. Ülkemizin imkân ve kabiliyetleri yalnız yürümektense işbirliğini gerektiriyor. Jeopolitiğin bir başka demir yasası da bu gereksinimi doğruluyor: Karşınızda dev bir gücün olduğu uluslararası ittifaka, yine büyük bir gücün dâhil olduğu başka bir uluslararası ittifakla yanıt verilebilir! ABD ile çıkar çatışması net iken Türkiye için geriye Rusya kalıyor. Burada ABD-Rusya anlaştı ve Rusya’nın Suriye’nin bölünmesine yani Kürt devletine taraftar olduğu gibi söylemlere temkinle yaklaşmakta fayda var. Rusya’nın temel müttefiki Esad’dır. Esad’a düşman olan PYD’nin ABD ile iş tutması Rusya için temel sorundur. Rusya ile ABD’nin çıkarları jeopolitik güç mücadelesi içerisinde birbirine özünde zıttır. Nitekim Astana süreci de aslında Rusya önderliğinde iki bölgesel gücün Suriye’de ABD çıkarları hilafına hareket etmesini öngörmektedir.
Türkiye değerli yalnızlık gibi tehlikeli tutumlardan uzak durmalıdır. Harekât icra edilirken isteyeceğimiz son şey, uluslararası kamuoyunun aleyhimizde birleşmesi olur. Somutlaştıralım: Dünya 5’ten büyük olabilir ama BM Güvenlik Konseyi 6’dan küçüktür. Türkiye’nin burada desteğe ihtiyacı vardır ve o konseyde Türkiye’nin askeri harekâtını durdurmak üzere ortak bildiri taslağı hazırlayan ABD’yi bir başka daimi üye olan Rusya durdurmuştur. İşin ilginç yanı NATO müttefiklerimiz (?) Barış Pınarı’nı sert dille eleştirirken Türkiye’ye destek doğudan gelmiştir. Ankara ulusal çıkar gereği evvela Moskova ile birlikte hareket etmektedir. Bu manzara harekâtın jeopolitik yönelimini göstermektedir.
Rusya, önceki harekâtlarda hava sahasını açarak cevaz verdiği Türkiye’ye desteğini Barış Pınarı Harekâtı’nı BMGK’da kollayarak sürdürüyor. Yani Türkiye’ye ABD’nin kara ordusunu vurmaya devam et diyor. ABD ile iş tutan PYD’nin mümkün olduğunca burnunun sürtmesini istiyor. Suriye rejiminin İdlib’de kendisine tehlike oluşturan on binlerce HTŞ militanıyla uğraşmayı bırakıp Fırat’ın doğusunda ABD ile kapışması kolay olmadığından, TSK’nın bölgede PYD’yi hedef alması Şam’ın da işine geliyor. Nitekim Suriye de PKK’yı ABD işbirlikçisi güç olarak gördüğünü açıklıyor ve BM’ye nota gönderip işgalci olarak tanımlıyor.
Türkiye için en büyük tehlike kukla devlet projesi dedik. Bir başka büyük tehlike de IŞİD üzerinden maruz kalacağımız kara propaganda. ABD, Türkiye’nin kararlılığını görünce operasyonun başlangıcından itibaren aslında kendi ürünü IŞİD ne olacak söylemine oynuyor. Obama döneminde en az otuz yıl sürecek denilen IŞİD, sonrasındaki bir yılda tuzla buz olmuştu. Şimdi tekrar diriltilme senaryosu konuşuluyor. Konunun ABD içi güç mücadelesiyle yakından alakası var. Müesses nizam ve Trump arasındaki yarış her alanda kızışıyor. ABD içindeki yapıların PYD’ye destek açıklamaları ve IŞİD’i hortlatma gayretlerini dikkatle takip etmek gerekiyor. Bununla birlikte, Trump zaten kendi denetimlerinde olan IŞİD başlarını ülkeden çıkarttıklarını tvitleyerek(!) bize dolaylı yoldan değerlendirebileceğimiz bir fırsat sunuyor: Madem IŞİD’in üst düzey komutanları hala ABD gözetiminde, o halde IŞİD tekrar etkinleşirse sorumluluk da yine ABD’de diyebilmek gerekiyor. Tabi bunun için en az sahadaki sıcak savaş kadar önemli olan enformasyon savaşlarını iyi yönetebilmek ön şart görünüyor.
Barış Pınarı Harekâtı ile ilgili en can alıcı noktaya şimdi geliyoruz. Harekât iyi başladı ama asıl önemli olan, bundan sonra harekâtın akıbeti yani sınırının ne olacağı! ABD askerlerinin Suriye’nin tümünden çekilip PYD’yi tamamen terk etmesi sözkonusu değil. Daha güneyde konuşlanacakları anlaşılıyor. Bu nedenle, Türkiye’nin belirli alanda güvenli bölge kurması geçici bir çözüm olur. Yani harekâtın sadece belirli bir alanda güvenli bölgeyle sınırlı olması durumunda PYD varlığı devam edeceğinden istenilen jeopolitik sonuç alınamaz.
Güvenli bölgeden daha fazla odaklanılması gereken mesele PYD’nin askeri gücünün maksimum ölçekte eritilmesidir. Sadece otuz kilometreye inip aşağısıyla ilgilenmemek güneyi meşrulaştırır ve tehdidi ortadan kaldırmaz. Yapılması gereken PYD’nin ateş gücünün yok edilmesi için nokta atışlarla derinlerdeki hedeflerin de vurulmasıdır. PYD büyük kayıplar yaşadıkça panikleyecek ve dağılma aşamasına geçecektir. En önemlisi ABD’ye duyduğu güven azalacak ve kopmalar meydana gelecektir. Bu gerçekleşirse düşman cephesinde bir yarık açılacaktır. Tam o sırada Suriye’nin eline fırsat geçebilir. Yazılanlar elbette kolay değildir ve zaman alacaktır. Suriye ordusu enerji bölgelerine odaklandığında çatışmalar şiddetlenecektir.
PYD ve IŞİD ile sahadaki mücadelenin mutlak jeopolitik sonuç vermesi Suriye ile yapılacak işbirliği ile doğru orantılıdır. Tüm bunları mümkün kılacak kapsayıcı çerçeve ise Adana Mutabakatının tekrar devreye girmesidir. Harekâtın ilerleyen dönemlerinde Şam ile resmen barışılması ABD’yi en önemli yanıt olacaktır. Ayrıca Suriye ile barışmak tüm güney sınırımızda işimizi kolaylaştıracaktır. Suriye ile beklenen barış yapıldığında bölgesel dayanışmanın sonuç verdiği görülecektir. Nitekim Doğu Akdeniz, Doğu Fırat ve hatta Doğu Dicle güneyimizde tek cephedir. Türkiye, Suriye üzerinden jeopolitik kazanımlarını bir yanda Doğu Akdeniz’de MEB ilanına, öbür yanda Doğu Dicle’de Fişhabur-Sincar arasını tutma noktasına taşıyabilir. Yapılacak bu hamle büyük Kürdistan projesinin tabutuna çivi çakacaktır.
ABD, harekâtı durduramaz ancak Türkiye’ye karşı yaptırım kozunu oynayabilir. Yaptırımlara karşı ülkemizdeki ABD üs ve tesislerinin kapatılması masaya getirilmelidir. Yaptırımlar, kırılgan Türkiye ekonomisini zorlar ama jeopolitik sonuç doğurmaz çünkü dünya artık çok kutuplu bir düzlemdedir. ABD eski hegemonik gücünden uzaktır. Jeopolitik şartlar Türkiye’nin lehinedir. Üstelik 2020 yılı içerisinde ABD başkanlık seçimleriyle meşgul olup içe odaklanacaktır. Türkiye’nin jeopolitik yönelimini yeniden kurgulama ve yenilenen dünyada ulusal çıkarını yüceltebileceği yeni işbirliklerini geliştirme vakti gelmektedir. Türkiye, yaşamak için kendisini mahkûm eden Batı prangalarını kırmak zorundadır. Barış Pınarı Harekâtı, başladığı gibi başarılı devam ederse kendisinden önceki iki ve sonrasındaki olası harekatlar arasında bir köprü olarak bu yeni jeopolitik yönelimin işaret fişeği olarak tarihe geçecektir.
Not: Bizler için canını ortaya koyan Mehmetçiklerimize selam gönderiyoruz. Bu zorlu görevde Tanrı Türk askerini korusun, kollasın ve muzaffer kılsın.
Analiz icin tesekkurler. Yazi ve videolarinizi herzaman zevkle okuyup, izliyorum. Bu yazi ile ilgili iki noktaya deginmek istiyorum. Birincisi, Kurdistan projesi Buyuk Israil Projesidir. Bunu belirtmekte onem var, cunku bu takdirde batinin jeo-politik stratejilerini daha iyi anlayabiliriz ve irdeleyebiliriz. Ikincisi Rusya ile iliskiler. Ben bu iliskiden ‘dengeli’ bir iliski anlami cikariyorum. Sayin O.Basibuyuk, Y.Alogan ve digerlerinin belirttigi gibi ROP (ucuk Rus ortadogu projeleri) planlarindan kesinlikle uzak durmaliyiz. ABDnin ipini birakip ne Rusya’ya nede Cin’e yamalanmamaliyiz. Yuce onder Ataturk’un bagimsiz Turkiye’sinin temel ongorusu hem bati hemde dogu ile ‘dengeli’ iliskiler kurmak uzerinedir. Turkiye Avrasya ulkesidir, bunda bir kusku yok. Sirtini Avrasya’ya dayayip, bati’ya karsi durmalidir ve bu sekilde prangalarini kirmalidir, ama kimseye yari somurge olmadan. Turkiye uzun vadede uretim ekonomisine gecmelidir. Bu hayti bir onem arz etmektedir. Ekonomik bagimsizligin ne denli onemli oldugu ve Turkiye aleyhine bir silah olarak kullanilabildigi, icinde yasadigimiz bu gunler bizlere ders niteliginde gostermektedir. Su anda Turkiye ihracat olceginde 32inci ulkedir. Ufacik Hollanda’nin ihracati Turkiye’nin tam bes (5) katidir. Almanya (listede 3uncu) Turkiye’nin yirmi katinin ustundedir. Almanya ile benzer nufusa sahip Turkiye, ileride onun bunun masasi ve yari somurgesi olarak kalmak istemiyorsa, uretim olarak dunyada ilk ona girmelidir. Bu cografyada uzun vadede yasayabilmek ve tutunmak icin Turkiye’nin sanayi, teknoloji ve ekonomide yuksek seviyelere ulasmasi gerekmektedir. Bu uzun vadede bagimsizligimizin tek teminati olacaktir. Su an icinde bulundugumuz dunyaki tektonik fay kirilmasi ve ekonomik dengenin bati’dan dogu’ya kaymasi, Turkiye icin hayal edemeyecegimiz buyuklukte bir firsat sunmaktadir. Bu firsati iyi degerlendirmek her vatansever Turk’un ilk vazifesi olmalidir.
Gerçekçi ve somut bir analiz. Rusya ile ülkemizin askeri, stratejik çıkarları uyumlu olduğu halde ! bu işbirliğine sıcak bakmayan.. sitenin diğer 2 yazar yorumlarına karşı da, eğitici bir yazı olmuş.
Başarılı analizler, öngörüler ve stratejik fikirler ile müthiş bir makale. Tebrikler.