Yavuz Alogan yazdı…
Üçüncü emperyalist paylaşım savaşının bütün tarafları için en kullanışlı araç siyasî İslam’dır.
Emperyalizm dünyanın az gelişmiş bölgelerinde siyasî İslam’ın bütün bölüntülerini para ve silah karşılığında vekâlet savaşçısı olarak kullanabilmekte, ulus-devletlerin egemenliğini zayıflatmak için devlet-altı şeriatçı örgütleri el altından desteklemektedir.
Milliyetçi Arap Baas hareketini bütün Ortadoğu’da cihatçı örgütlerle parçaladılar, Türkiye’de milliyetçi-İslamcı Refah/Fazilet Partisi’nin içinden işbirlikçi-İhvancı bir kadroyu iktidara getirerek laik, demokratik sosyal hukuk devletini ortadan kaldırdılar.
Ancak siyasî İslam’ın bağımsız bir şeriat devleti olarak örgütlenmesini istemediler. Nükleer tehdit olarak gördükleri İran molla rejimiyle yaşadıkları tecrübeden ders çıkarmışlardı. ABD Pakistan’da örgütlediği Selefî cihatçı grupları 1980’lerde Sovyetler Birliği’ne karşı eğitti donattı ve kullandı. Fakat El-Kaide IŞİD’e dönüşerek bütün cihatçı örgütleri birleştirip devlet kurma aşamasına geldiğinde ABD, müttefiklerini de kullanarak, hareketi devlet kuramayacak hâle getirmeye çalıştı. Emperyalizmin birbirine rakip silahlı grupları Ortadoğu’da ve Asya’da kullanmak istediğini fakat bunların birleşerek devletleşmelerine izin vermediğini anlıyoruz.
Bu açıdan bakıldığında Afganistan İslâm Emirliği’nin Taliban bayrağı altında devletleşmesi bir istisna olarak görülmektedir. ABD kesin sonucu olmayan bir savaşı sürdürmektense yenilgiyi kabullenmiş ve Taliban’la anlaşmalı olarak bölgeden çekilmiştir. Bundan sonra ABD Taliban’ın narko-şeriat devletini esas olarak Rusya’nın çevresini karıştırmak ve Çin’in İpek Yolu’nu kesmek için kullanacaktır.
ABD ile Taliban arasında 29 Şubat 2020 tarihinde Doha’da yapılan dört sayfalık anlaşma 135 günlük bir çekilme planını içermiş, Taliban ABD ve müttefiklerine zarar vermeyeceğini, ABD ise Afganistan’ın toprak bütünlüğüne ve politik bağımsızlığına tehdit oluşturmayacağını taahhüt etmiştir. ABD tarafı Afganistan’ın yeniden inşası için ekonomik işbirliği imkânı “arayacağı”nı da belirtmiştir. (Metnin tamamı için bkz. https://www.state.gov/wp-content/uploads/2020/02/Agreement-For-Bringing-Peace-to-Afghanistan-02.29.20.pdf )
Taliban sözcüsü Zebilullah Mücahit’in 17 Ağustos günü yaptığı basın toplantısında söyledikleri ABD’yle yapılan anlaşmaya sadakat bildirgesidir. Bir tür meşruluk edinmeye, iyice yerleşmek için zaman kazanmaya çalışacaklardır.
Başka deyişle, ortada Vietnam Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin 1975 zaferi gibi bir durum olmadığı gibi, Taliban’ın sözde “Emir-ül Müminin”i ile Ho Şi-Minh arasında da herhangi bir benzerlik bulunmamaktadır.
ABD’nin Taliban’la yaptığı anlaşmanın açıklanmayan yönleri yakın gelecekte bu vahşi cihatçı hareketin yapacağı hamlelerle anlaşılacaktır. Bu açıklanmayan yönlerin en önemlisi elbette uyuşturucu trafiğidir. Küresel çakalların bu trafiği tamamen Taliban’ın inisiyatifine terk etmesi düşünülemez. Kâbil Havalimanı’nın esrarı da zamanla çözülecektir.
ABD askerî uzmanlarının savaş ağalarının komuta ettiği mezhebî ve etnik olarak bölünmüş 300 000 kişilik yağmacı Afgan ordusunun 75 000 kişilik Taliban milisi karşısında dağılacağını hesap etmemiş olmaları düşünülemez. 1991’de Irak zırhlı birliklerini birkaç saat içinde MOAB bombalarıyla parçalayan ABD, kuzeye doğru ilerleyen Taliban’a karşı B-52 bombardıman uçaklarıyla birkaç gösteri atışı yapmakla yetindi. Gelişen olaylara bakınca, Biden’ın “Böyle bir kaos beklemiyorduk” sözünün palavradan ibaret olduğunu anlıyoruz.
Afganistan Ordusu’nun çözüleceğini, Taliban’ın Kâbil’e gireceğini Rus ve Çin askerî uzmanlar da öngörmüş olmalılar. Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu “Taliban’la mevcut anlaşmaların (!) yerine getirileceğini umuyoruz” dedikten sonra, Afganistan yönünden saldırı gelmesi hâlinde Tacikistan ve Kırgızistan’daki Rus askerî üslerinin devreye sokulacağını bildirdi (Sputnik, 10. 08. 21). ABD’nin niyetlerini bilen Rusya böylece Taliban’ı tehdit etti.
Çin’in kaygısı ise ABD’nin Afganistan’daki cihatçıları Uygur Özerk Bölgesi’ne yöneltmesidir. Çinli yetkililer erken davranarak, 28 Temmuz’da Taliban Siyasî Büro Şefi Molla Abdülgani Birader’i üst düzey bir ziyaret için Çin’e davet ettiler. Çin Dışişleri Bakanı görüşmelerin ardından Taliban’ı Doğu Türkistan İslamî Hareketi’ne karşı “kararlı ve etkili bir mücadele” yürütmeye, “kalkınmada işbirliği için elverişli koşullar yaratmaya” davet etti (euronews, 29. 07. 21). Önümüzdeki dönemde Taliban’ın Çin’e musallat olan İslamî örgütle mücadele mi edeceğini, yoksa ittifak mı kuracağını göreceğiz.
Bütün bunlardan Taliban’ın bölgede muazzam bir manevra alanı edindiğini, jeostratejik konumunu ve afyon üretimini kullanarak oyun sahasını her yönde genişlettiğini anlıyoruz.
Çin’in tutumu Vatansever Doktor Doğu Perinçek medyasının Taliban’ı “Afganistan’ın Mustafa Kemal Paşası” olarak ilan etmesini de açıklamaktadır. Bu ekip 1974’te Türk Ordusu’nun emperyalist amaçlarla Kıbrıs’ı işgal (!) ettiğini de Peking Review gazetesinden öğrenmişti. Kökü her zaman dışarılarda dolaşan gayri millî, oportünist (fırsatçı/ilkesiz), demagojiyle günü kurtarmaktan başka kabiliyeti olmayan, menfaatlerini Saray’ın nihai hedefleriyle tevhit etmiş, Türk halkını sağcısı solcusu dindarı milliyetçisiyle defalarca aldatmış bir harekettir; yurtsever gençleri siyaseten istismar etmektedir. Kendi gemisini yüzdürmek ve gündemde kalmak dışında hiçbir kaygısı yoktur. Türkiye, Mustafa Kemal’in Aydınlanma Devrimi’ne kesinlikle dönecek ve Cumhuriyet’e ihanet eden her kimse cezasını çekecek ve belâsını mutlaka bulacaktır.
Gereksiz yorumlarla konuyu dağıtmadan esasa gelmek gerekirse…
Bütün bunlardan ne anlıyoruz?
Bütün bunlardan Orta Asya’nın güneyinde Türkiye dahil Ortadoğu’nun ve bütün Asya’nın Müslüman halklarını tehdit eden cihatçı bir şeriat devletinin kurulduğunu, uluslararası gericiliğin merkezi olarak yakın gelecekte bütün insanlığa musallat olacağını ve rakip emperyalist güçler tarafından paylaşım savaşının bundan sonraki evrelerinde kullanılacağını anlıyoruz.
Dünyanın bütün Selefî cihatçı hareketleri Afganistan İslâm Emirliği’nde bir harekât üssü edinmiş, İdlib-Peşaver-Afganistan tek bir akışkan cephe olarak birleşmiştir. Bu cephe Amerikan emperyalizminin 1970’lerin sonunda oluşturduğu “Yeşil Kuşak” stratejisinin ürünüdür. Her türlü kullanıma açıktır.
Türkiye’nin her ne pahasına ve bedeli her ne olursa olsun bu “Yeşil Kuşak”tan çıkması ve Kuruluş ayarlarına hızla dönmesi zorunludur. Çok geç olmadan… [email protected]
“Türkiye, Mustafa Kemal’in Aydınlanma Devrimi’ne kesinlikle dönecek ve Cumhuriyet’e ihanet eden her kimse cezasını çekecek ve belâsını mutlaka bulacaktır.” Nokta
“Ben Türkiye’nin bu noktaya nasıl geldiğini ya da getirildiğini hâlâ anlayabilmiş değilim. Sizi bilmem ama şu son yirmi yılda olanlar bana rüya gibi geliyor.” sayın alogan’ın geçen yazısından. sosyalizmin ana kalesinin yıkılmasıyla onunla ilişkili bütün şeyler de itibardan düştü. alçak gönüllükle iddia ediyorum ki, örneğin tarihsel materyalist bakış açısı bilimseldir ve kesinlikle analizlerde kullanılmalıdır. içinde yaşadığımız “akan zaman” bizi şaşırtabilir. yine de ihtiyacımız olan yepyeni teoriler değil, 68 ve 78lerde, son örneğini gezide gördüğümüz gözü kara eylemdir, praksisdir. bugün tvde bir profesör halkın, sıradan insanların değil aydınların, bilinçli kesimin (öncünün) cesur olması, fedakarlıkta bulunması gerek diyordu. haklıdır. aklın kötümserliğini yeterince seslendirdik. artık iradenin iyimserliğine geçme vaktidir. hadi oblomovlar kalkın silkinin.
Siyasal, ideolojik ve kültürel birikim artık kuşaktan kuşağa aktarılamamakta, herkes kendi kuşağının “zamanında” yaşamaktadır. metin çulhaoğlu
Çin ve Rusya’nın kendi çıkarları için Taliban’a destek vermesi normal olabilir ama unutmayın ki Türkiye’yi “Biz Taliban’la benzeşiyoruz” diyeni İslamcıları Kemalistlere karşı kullanmak isteyen bir iktidar yönetiyor.
Yorumuma onay vermezseniz çok ayıp edersiniz. Öyle kendi çalıp kendi oynamayla vatan kurtulmaz. Sadece eğlence olur..
Neler olduğunu kavrayabilmem de yazdıklarınızın payı büyük çok teşekkürler, “uluslararası gericilik” diyorsunuz ya kafam oraya çok takılıyor bu devirde adeta ortaçağın karanlıklarına doğru sürüklenmekte olduğumuza inanmak istemiyorum. şehir devletler, yerel yönetimler, cemaat ve tarikatlar, demokratik teröristlerler, hiç de adil olmayan kanun ve hiyerarşik yapılar feodalizmi çağrıştırken Kuruluş ayarlarımızın varlığı bambaşka bi güç veriyor.
sn Alogan kısaca “ABD işgali devam etseydi daha iyiydi” deseydiniz bu kadar uzun yazmak yerine. Bölücülüğe ve gericiliğe karşı mücadele eden Çin ve Rusya’nın Talibanı dizginlemesi, ABD nin bölgede kalıp kan dökmeye devam etmesinden daha iyi değil mi..Yoksa Rus ve Çin “emperyalizmi” daha mı tehlikeli sizce.
Yazınız, daha önceki yazılarınız gibi, gayet bilimsel. Çok teşekkürler. Pek çok doğru tespitler ve analizler ile zenginleştirilmiş, bilgilendirici ve aydınlatıcı bir yazı ile değerli zaman kazandırdınız, saolun-varolun. Özellikle son 6-7 günün büyük bir toz bulutu gibi, karışık-kuruşuk, yanıltıcı, acındırıcı, vicdanları paralamayı hedefleyen, bindiği dalı keser tarzda analiz ve yorumların üstüne çok çok iyi geldi. Tekrar, teşekkürler.
Yorumunuzu ilgiyle okudum.Benim de inancım.Mustafa Kemal’in kurmuş olduğu Cumhuriyetimiz sonsuza kadar ve çok daha gelişerek, Çağdaş dünyada yerini alacak ve sinsi demografik sızmaları , sığınmacıları ülkelerine göndererek önleyecektir.Yaşasın tam bağımsız ve Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti.
Emeğinize ve kaleminize sağlık. Saptamalarınız çok yerinde. Teşekürler. Afganistan’ın Talibana teslim edilmesinden en büyük zararı Orta Asya’da yaşayan Türk ve müslüman nüfus görecek bu kesin. Bu coğrafya önümüzdeki yıllarda emperyalistlerin paylaşımları ve bir birleriyle kavgalarına sahne olacak ve milyonlarca Türk zulüm görecek. Fetö eliyle sonuca erdiremediklerini Taliban eliyle ihraç edecekler. Yıllar sürse de…
Tekrar Teşekkürler.
“Kökü her zaman dışarılarda dolaşan gayri millî, oportünist (fırsatçı/ilkesiz), demagojiyle günü kurtarmaktan başka kabiliyeti olmayan, menfaatlerini Saray’ın nihai hedefleriyle tevhit etmiş, Türk halkını sağcısı solcusu dindarı milliyetçisiyle defalarca aldatmış bir harekettir; yurtsever gençleri siyaseten istismar etmektedir. Kendi gemisini yüzdürmek ve gündemde kalmak dışında hiçbir kaygısı yoktur. “Perinçek daha da güzel nasıl anlatılabilir?
sn alogan ,ben de aynı seyı dusunmus veryansın sıtesının bır baska yazarının altında kı yorum sayfasına yazmıstım. bu sıtenın yorumcuları nedense bu gorusumu begenmedıller.tespıtınız yıne yerınde. ben gene ana muhalefete tas atacagım. chp gıbı bır partının baskanı bunları dıle getırmek yerıne tweet te yalancı kemal yazıalrına kafayı takmıs onlara yanıt vermekle mesgul. ulke bu kadar basıbos yanı.
Soyadinizi düzeltiyorum. Alogan.Özür dilerim.
Evet, elbette.
Bir var önceki yazılarınizda da ipuçlarını bulabileceğimiz bu bölünmüşlük , bu cehalet çağında…..Umutsuzluğu umuda dönüştürmenin yollarını arıyoruz sayın Alagon.
Teşekkürler.
son günlerde okuduğum en güzel değerlendirme. Taliban dan bir halk kurtuluş ordusu çıkarmaya çalışan meczuplara süreci iyi hatırlatmışsiniz.