Yavuz Alogan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Devrimlerin sürekliliği

Devrimlerin sürekliliği

featured

AKP’nin ideolojik hegemonyası altında yeni bir tarih yorumu yazılıyor. Bu yorumu okuduğunuz zaman, toplumların hayatında “devrim” denilen dönüşümlerin süreklilik içinde kısa süreli kesintilerden, arızalardan ibaret olduğunu öğrenmiş oluyorsunuz. Fransızların fiyakalı deyişiyle “Ancient Régime”in (eski rejim) gelenekleri ve yapılarıyla alttan alta varlığını sürdürdüğünü, gerici bir iktidarın uyguladığı restorasyonla birlikte başkaldırabildiğini anlıyorsunuz. Karşıdevrimin gönüllü taşeronları “devrim”in içinden işlerine yarayan unsurları (mesela “devletçilik”) seçip alıyor, diğerlerini ise (mesela “laiklik”) görmezden geliyorlar.

Devrimler bir bütündür, getirdikleri ilkeler arasından manavda domates seçer gibi ayıklama yapılmaz. Sürekliliğini kaybeden bir devrimin tekrarlanması ya da ileriye doğru aşılması gerekir. Eğer bunu düşünmeyi beceremezseniz, eski rejimin ideolojisine, geleneklerine, kurumlarına zaman içinde teslim olursunuz. Bir devrim ya sürekli olur, “arasız” devam eder, ya da tarihin karanlıklarına gömülür.

Ne oldu? “Arasız devrimler” kesintiye mi uğradı? Nereye takıldı? İdeolojik ve teorik bagajımızı boşaltarak ya da ona gerici yorumlardan eklemeler yaparak geçmişimizle mi barıştık? Devrimlerden geri dönüşün mümkün olduğu bu ülkede çok tartışıldı. Bizim Aydınlanma devrimimizden geriye dönüş olduğunu inkâr edecek tek bir kişi çıkabilir mi? Bugünün devrimciliği, Aydınlanma devrimini sinsi gericiliğin pençesinden kurtarmak ve ona süreklilik kazandırmaktır. Sonrasına bakarız!

Elbette her ülkenin bir geçmişi var. Fakat Osmanlı olmasaydı Mustafa Kemal olmazdı diye özellikle vurgulamak, saçmalıktır. Politik olarak fazlaca “maksatlı” olmanın yanı sıra, böyle şeyler söylemek, anası ve babası olmasaydı Yavuz da olmazdı gibi bir totolojiye (bir şeyi kendi kapsamı içinde tanımlamaya) varır.

Aslında bu anlayış yeni ya da özgün değil. Mesela 1789 Fransız Devrimi’nin gereksiz olduğu, geleneksel toplum yapısını fazla etkilemediği (Alexis de Tocqueville); 1917 Ekim Devrimi’nin Rus tarihinde bir arızadan ibaret olduğu (Putin: “Lenin’in uydurduğu devlet yapısı Rus devlet geleneğinin altını oydu”); Atatürk İnkılâpları’nın ise Osmanlı tarihinde sadece küçük bir parantez açtığı ve bu parantezin AKP’yle birlikte çok şükür kapandığı (siyasî İslamcılar) söylenmiştir.

Bu türden gerici görüşlerin Yeni Dünya Düzeni’yle birlikte ortaya çıktığını ve ilk kez neoliberal küreselleşmenin ideologları tarafından kuvvetle savunulduğunu biliyoruz. Mesela Huntington, 1996’da devrimlerin etkisiz ve faydasız olduğunu kanıtlamaya çalışırken, “yeniden tanımlanan kimlik” kavramını ortaya atmıştır. Ülkemizde ne kadar entel dantel varsa bir iki yıl sonra hep bir ağızdan “kimlik, kimlik!” diye bağırmaya başlamışlardır.

Huntington’a göre devrimler toplumların geleneksel kimliklerini yeniden tanımlamalarına yol açarak “kararsız ülkeler” yaratmıştır. Bu ülkeler, içinde bulundukları medeniyeti terk ederek başka bir medeniyete geçmeyi amaçlamışlar fakat bu çabalarında başarısızlığa uğramışlardır. Yeni kimlik edinme, yani devrim girişimi, kurumsal/geleneksel uyum sorunlarına yol açan kesintili ve acılı süreçlere yol açmıştır. Huntington, Türkiye’nin de “kararsız ülke” olduğunu yazmıştır.

Daha küçük filozoflar, mesela Apokaliptik (kıyametçi) Ortodoks Hıristiyan mistisizminin savunucusu, bugünkü Rusya’yı “Üçüncü Roma” yapmaya çalışan Alexandr Dugin, SSCB’nin “emperyal millî geleneğin devamcısı” olduğunu öne sürmüştür (Rus Jeopolitiği, Küre 2005, s. 33).

Yani bunlar diyorlar ki devrim yapmaya çalışmayın, yaptıysanız da vazgeçin; kadim kurumlarınıza ve geleneklerinize bağlı kalın, onları yeni kapitalizme uydurun. Geçmişin ideolojik ve kültürel kafesinden isteseniz de çıkamazsınız, ancak onun içinde varlığınızı sürdürebilirsiniz.

23 Nisan yazısı yazacaktım fakat yanlış giriş yaptım, konu dağıldı. Aslında yazmaya gerek yok. Cumhuriyet tarihinde 23 Nisan’ın nasıl kutlandığını ve çocuk bayramı “sorunu”nu, laikliğin yılmaz savunucusu kardeşimiz Mustafa Solak, Veryansıntv’de yayımlanan “23 Nisan’ın Devrimci Özü” başlıklı yazısında, özü aşırı derecede vurgulamaya çalışırken biçimi biraz ihmal etse de, kusursuz bir kronolojiyle anlattı.

Her yeni rejim, eski rejimin kurumlarını, geleneklerini, bayramlarını bir hamlede kökünden söküp atamıyorsa, ufak ufak yontmaya, önemsizleştirmeye, giderek unutturmaya çalışır. Mesela Meclis Başkanı, TBMM’nin 100. açılış yıldönümünde bütün milletvekillerinin meclis binasında toplanmalarını korona bahanesiyle önlemeye çalışmıştır: “Reis-i Cumhur hazretleri teşrif buyurmuyorlar, parti başkanları da teşrif etmezlerse iyi olur, katılım azalır, böylece virüs bulaşacak kimse bulamaz.” Tek kelimeyle, ayıptır, ciddiyetsizliktir! Günümüzde TBMM ne yazık ki milletin değil Saray’ın egemenliğini temsil etmektedir.

Geçen 19 Mayıs’ta Sayın Reis, Samsun’da kürsüye çıkıp konuşurken, Atatürk İlke ve İnkılâplarına tek bir satır ayırmadı; Cumhuriyet Devrimi’ni Osmanlı mirası içinde eriterek yok etti; bir “Osmanlı paşası” dediği Mustafa Kemal’i Adnan Menderes ve Turgut Özal’la aynı çizgiye yerleştirdi; ve nihayet, 19 Mayıs gençliğinin “Asım’ın nesli” (Fikret’in nesli değil) olduğunu kuvvetle vurguladı. Tütün İskelesi’nde sebilhâne bardağı gibi yanaşık düzen dizilerek “millî birlik ve beraberlik” görüntüsü veren siyasî parti genel başkanlarının hiçbiri bu konuşma üzerine töreni terk etmeyi aklından bile geçirmedi.

Bir de 23 Nisan’ın çocuk bayramı olma özelliğini 12 Eylül darbesiyle birleştirerek aşağılamaya çalışanlar var. “Çocuk bayramı”nı kafanızda Kenan Evren’le birleştireceksiniz, böylece çocukların bayramına tepki geliştireceksiniz. Birleştirmeyeceğiz! Ben öğretmen ortamında büyüdüm. 1957’den beri 23 Nisan’ın nasıl kutlandığını gördüm; sokaklarda trampet çaldım, avaz avaz şiir okudum; Atatürk’ü, TBMM’yi, Kurtuluş Savaşı’nı daha o zaman öğrendim. Bugünün çocuklarını bu bilinçten yoksun bırakmaya kimsenin hakkı yoktur.

Millî egemenlik, çoluk çocukla, çiçekle balonla kutlanır mıymış? Size göre elbette kutlanmaz! Gelinlik çağına gelmiş 9-10 yaşında kız çocuğu krapon kâğıtlarıyla, çiçeklerle ortalıkta dans edip bayramını kutlamayacak, Kuran kursuna gitmediği zamanlarda evde oturup gergef işleyerek koca bekleyecek! 19 Mayıs törenlerinde de fanilalı delikanlılarla yarı çıplak ergen kızlar zinhar dans etmeyecekler! Günümüzde en gerici görüşler en radikal devrimci sözlerin arkasına saklanarak pazarlanıyor.

Mustafa Kemal, gelecek kuşaklara hitap eden bir devrimciydi. Sizlere yurttaşlık bilinci, gençlere ve çocuklara ise şahsiyet ve özgürlük aşılamaya çalıştı.

1922’de Bursa’da yanına muhtemelen çiçeklerle, balonlarla, krapon kâğıtlarıyla gelen çocuklara şöyle hitap etmiştir: “Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bahtımızın aydınlığısınız. Memleketi asıl aydınlığa gark edecek sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; kızlar, çocuklar.”

Bu ülkenin tarihinde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kızların, çocukların kendilerini önemli ve kıymetli hissetmelerini sağlamış ve onlara tarih bilinci aşılamıştır.

23 Nisan’ı çocuklardan, 19 Mayıs’ı genç kızlar ve erkeklerden geri almaya hiç kimsenin gücü kesinlikle yetmeyecektir! Kendi siyasî ihtiraslarını Saray’ın menfaatleriyle tevhit edenler ne millete ne de Saray’a yaranabilecek, iktidarın ucundan tutmak için Saray’ın balkonuna tırmanmaya çalışırken utanç içinde dağılıp gideceklerdir.

Çocuk dansları, krapon kâğıtları, çiçekler, balonlar “millî devrim”in ciddiyetiyle bağdaşmıyormuş, öyle mi? Mustafa Kemal sizin yazdıklarınızı okusaydı, şöyle derdi: “Şaşarım aklı perişanınıza!” [email protected]

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

10 Yorum

  1. 26 Nisan 2020, 09:06

    “Karşıdevrimin gönüllü taşeronları “devrim”in içinden işlerine yarayan unsurları (mesela “devletçilik”) seçip alıyor, diğerlerini ise (mesela “laiklik”) görmezden geliyorlar.”Karsi devrim gemisinde yer almak icin ellerinden geleni yapanlar,methiyeler düzenler Atatürk e en cok yabancilasak olanlardir.
    Iyi bir makale olmus…

  2. 24 Nisan 2020, 00:05

    Devrim ve karşıdevrimi birbirlerine karşıt olarak düşünürüz, belirli bir uzamsal noktadan anlık bir kesit alırsak öyle gözükür fakat birinin diğerinin sebebi olduğundan veya hangisinin önce geldiğinden bahsetmek yanıltıcı olabilir. Zira, devrimci ve karşıdevrimci hareketin çıkış noktaları aynıdır; her ikisi de çağları değiştiren kaosa rağmen varlığın devamını sağlamayı amaçlar. Burada Kaos zamanın ruhudur. Karşı devrimci yaklaşım kaosa karşı bulunduğu zamansal konumda (önceki zamanın ruhunda diyebiliriz) direnç göstermeye, devrimci yaklaşım ise kaos üzerinde hareket ederek varlığın yeni konumunda yeniden inşasına dayanır.
    Burada devrimci hareketi yaklaşan Tufan’a hazırlık olarak büyük bir gemi inşa eden Nuh peygamberin yaklaşımına, karşı devrimci hareketi ise tufan konusunda uyarılmış olmalarına ve yaşadıkları sosyal çürümenin farkında olmalarına rağmen kentlerini terk etmek istemeyen ve alacakları önlemlerle felaketi atlatabileceklerine inanan kent sakinlerine benzetebiliriz. Bu örnekten devrimci ve karşıdevrimci hareketin birbirlerinin karşısında yer aldığını görebiliriz fakat bu karşıtlığın doğasını anlayabilmek için bu hareketler üzerinde daha dikkatli düşünmemiz gerekir; her iki hareketin başlangıç noktası aynıdır (yaklaşan tufan); son amaçları aynıdır (tufandan sonra da var olabilmek), fakat tufandan hemen önceki kesitte gemi inşa edenleri kenti korumaya çalışanlarla karşı karşıya gelmiş buluruz. Gemi yapıcıların bakış açısından kenti kurtarmaya çalışanlar kentten kurtarılabilecek insanların ve eşyaların sayısını azaltmaktadır; kent koruyucularının bakış açısından ise kurtarılması gereken zaten kentin kendisidir ve dolayısıyla yapılacak bir gemiyle kentlerinden uzaklaşmak tufanla eşdeğer bir tehdittir. Türk milletini 1918 sonrası tufandan 23 Nisan 1920’ye taşıyan gemi, Milli Egemenlik bilincidir. Türk devriminin özü budur. Gazi Mustafa Kemal’in Atatürk soy ismini alması manidardır; o Türk milletinin Nuh peygamberi gibidir. Tek farkla; Türk halkı çok büyük bir nisbette Gazi’ye güvenmiş, geminin inşasına katılmış ve gemiye binmiştir.
    1923′ ten itibaren Türk devrim hareketinin hedefi Türk yurdunun ve devletinin yeni zamansal konumunda yeniden inşası olacaktır ancak atlanmaması gereken durum, büyük yıkımın görünürde atlatılmış olması ve geminin sağ salim karaya indirilmiş olmasına karşın yakın gelecekte zamanın ruhunun daha da büyük ölçekte yaşanacak ikinci bir tufan getireceği konusunda hemen herkesin fikir birliğinde olmasıdır. Atatürk önderliğinde Türk devrimci hareketi bir taraftan vatanın ve Türk Devletinin yeni koşullarda yeniden inşaası ile devam ederken, diğer taraftan zamanın ruhunun ufukta getirebileceği düşünülen tufana hazırlanmak için kurtarıcı gemiye yeni parçalar eklenmesine odaklanmıştır. İşte günümüzde süregelen devrim-karşı devrim çatışmasının gerçek başlangıç noktası burasıdır. Burada artık eski kültürlerini yeniden inşa ederek zamanın ruhuna karşı koruyabileceğine inanan bir kesim devrimci hareketin yeniden gemi inşa etme projesine tepki vermiştir; yine de halkın büyük bir bölümü hatta bir noktaya kadar karşı devrim hareketinin öncülleri de dahil olacak şekilde, Atatürk’e güvenmiş ve gemi inşaatına katılmıştır, ne var ki Tufan bu sefer bu topraklara gelmemiş ve geminin kullanılması gerekmemiştir. İşte aydınlanma bilinci ve Atatürk İlke ve İnkilapları milli egemenlik gemisine bu dönemde eklenmiştir.
    Yeni Türkiye’ye uğramayan tufan devrim-karşıdevrim çatışmasını alevlendirmiştir fakat aynı zamanda tam da bu noktada devrim-karşı devrim sınırları birbirine karışmıştır. Devrim ve karşı devrim “kaos” yani zamanın ruhu üzerindeki hareketleriyle birbirlerinden ayrılır; karşı devrim kaosa direnmeye çalışırken devrim kaosun üzerinde hareket edebilmeye odaklanır (ki iki gücü karşı karşıya getiren de budur- yani aslında mevzisinde kalmaya çalışan karşı devrimin karşısına çıkan devrimdir, bu anlamda isimlendirmenin yanıltıcı olduğu düşünülebilir); peki kaosun ufukta tufan yerine güneşli, mavi bir gökyüzü gösterdiği bir dönemde (2. dünya savaşı sonrası dünyadan bahsedebiliriz) artık tufandan önce vaat edilen kentlerinin inşaasını arzulayanlar mı yoksa kurtuluş gemisini bundan sonra oluşabilecek tufanlardan etkilenmeyecek şekilde güçlendirmeye devam isteyenler mi devrimcidir, bunlardan hangisi hareketin ve üretkenliğin tarafında hangisi sabitliğin ve direncin tarafındadır, soru budur. Devrim inşa etmektir, iradedir, istemedir; burada ikinci dünya savaşı sonrası Türkiye’de devrimci bayrağın iki dünya savaşı arasında karşı-devrimci pozisyonda yer alan muhafazakar liberal siyasi harekete geçtiğinin görülmesi elzemdir. Bu nedenle yeni dünya düzeninde Türkiyenin hareket ekseni muhafazakar islam ve liberal ekonomi olmuştur ancak olası bir tufan durumundaki tek kurtuluş planı aydınlanma bilinci ve laiklik anlayışıyla güçlendirilmiş milli egemenlik gemisidir. Görünürdeki siyasi tutarsızlıkların sebebi budur.

  3. Elinize yüreğinize sağlık.
    Atatürk ve Arkadaşlarının temelini attıkları Cumhuriyet Devrimlerini
    elbetteki tırtıklamak kendi islamcı ideolojik pencerelerinden kulaklarına
    fısıldanan siyaset mühendisliğini topluma giydirmeyi görev edinenlerin
    vardıkları noktada virüs ile bir dandik maske bile foyalarını ortaya koydu.
    23 nisan günü ülke çapında gördüklerimizle diyebilirizki HER ŞEY GÜZEL OLMAYA
    GİDECEK.Yeterki Dik durmasını bilelim.

  4. 23 Nisan 2020, 17:37

    Sayın Alogan, yine yeni bir kusursuz yazı örneği vermişsiniz, teşekkürler.

  5. 23 Nisan 2020, 14:48

    Neşet Ertan belgeselinde bir hayranı onu görünce iç Anadolu ağzıyla “Sana gurban olurum, sana gurban olurum.” Diyordu. Ben de Alogan hocama diyorum sana gurban olurum, sana gurban olurum. Gözümden yaş geldi valla. Kızım bugün video çekti her yerde paylaştık. İşte bugün bir meclis kuruldu sonra hemen padişah kovuldu. Saygılar, selamlar bir tanesin be.

  6. Muthis bir yazi olmus. Ozellikle A.Dugin’e tapanlara ve iskelede “sebilhâne bardağı gibi yanaşık düzen dizilerek” sozumona ‘milli birlik’ pozu verenlerede iyi bir kapak olmus. Bu A.Dugin daha gecenlerde ulusal Ataturkculuk yerine Turkiye’ye sunni islamci bir modelin daha uygun oldugunu soylemisti. Kendiside asiri dinci (ortodoks) oldugu icin din gozluklerini bir turlu cikaramiyor. Isin traji-komik yani ise bizdeki sozumona bazi ulusalci gecinenler (ornegin Mehmet Perincek) Dugin’in Ortadogu’yu din eksenli bolme dusuncesini guzelleyen bir yazi yazmisti. Siz ve Osman Basibuyuk bunun uzerine cevap niteliginde, adresini bulan cok yerinde yazilar yazmistiniz.

  7. 23 Nisan 2020, 13:50

    Yavuz Bey kızgınlığını atamamış üzerinden… Hükümet ile, doğrudan en dipteki muhalefete çatmış ama Atatürk ü sanal kahraman ilan eden baş muhalefeti pas geçmiş. Olsun, sanal kahraman balonu sallasın paralı muhalefetle beraber.

  8. arada yorum yazmasam da sizi sürekli okuyorum. devrim konusu ilginç bir konu ve bence göreceli. atatürk devrimleri devrimlerin hasıdır,çok değerlidir ve bunca neo liberal saldırıya karşın hayatımıza geçmiş çok yönleri vardır. gerici iktidarların asıl dertleri dizayn muhalefet değil o devrimlerden kalan alışkanlıklardır.buna karşın halk o dönemde bu devrimlere ayak uydurmuş ancak devrimler halkın içinden çıkmamıştır.halk değil atatürk devrimleridir.buna karşın ben örneğin 1917 devrimini çok uzun zaman savunmuş olmama rağmen şimdi yanlış ve zamansız devrim olarak görüyorum.bir kere marks öngörüsüne ters.bu konular yıllarca konuşuldu ve siz bilgi birikimiz ile tarihe daha çok hakimsiniz ancak ben ne sovyet ne çin devrimlerini savunamıyorum. bir başka farklı düşüncemde toplumların örneğin feodalizm den kapitalizme devrimlerle değil doğal ilerleme zorunluğu,aydınlanma olgularının etkisi ile geçtiğidir.kısaca evrim dir. fransız devrimi kuşkusuz etkili olmuştur ama asıl etken o değildir bana göre. sosyalizme ileride geçilecek ise de bu devrimlerle değil gelişmiş toplumların sosyalelleşe sosyalleşe kapitalizmin en sosyal evresinden sonra ve sindirerek geçileceğidir.ancak öyle kalıcı olabilir. diğer türlü olmuyor zaten.bunun dışında yazınızda belirttiğiniz klik ler ne yazık ki iktidarın yanındadırlar.tam tersini söyleseler de onlar pratikte neo liberaldir.o konuda bilinçsizlikten doğan kavram kargaşasından yararlanıyorlar ve sanki sosyalistmiş gibi davranıyorlar.oysa savundukları ülkelerde kendileride neo liberal. 23 nisanı eğlenerek,çocuklarla birlikte kutlamak yerine neredeyse kalpaklarla havaya silah sıkmak şeklinde isteyecekler.zararlı yönde başkalaşmak onlara göre anti emperyalizm oluyor efendim.ülke seçmen sandığını kaldırsa daha mutlu olacaklar ve bunu anti emperyalist savaşıma yoracaklar. zaten gerici iktidarların temel amaçları neydi ki? o nedenle çıkarları aynı. o nedenle fazla önemsemeyin derim.toplumda karşılıkları yok ve tek çareleri reis. sizde eğlenerek filan değil 1920 lerin kıyafet tarzı ki kafada fes te olur kalpak ta farketmez,balkona çıkıp dini birkaç söylemden sonra havaya ateş edip çocukları korkutursanız sizi tekrar sevmeye başlarlar. durumları öyledir.

  9. 23 Nisan 2020, 12:57

    Şu 23 Nisan’ı benim kadar keyifle kutlayan bir CHP’li, bahse girerim, yoktur. ML hatta Maoizm’in lügatinde, “devrim” diye, (1) ayakların baş olmasına, (2) eski başların da yok rektörmüş, yok erkân-ı harbiye reis-i umûmîsi imiş, yok ticâret odası reisi imiş demeden, menzil-i maksut silivri ve hasdala tiz reftâr olunmalarına denir. Kalem efendilerinin yaptıkları ise, olsa olsa, inkılaptır.

  10. 23 Nisan 2020, 11:51

    Vatandaşı siyasi seçim olarak seçeneksiz bıraktılar yeni bir umut çıkarmı derken yönetim sistemi seçimlerde yüksek seçim kurulunun açık kanuna aykırı olarak hile ile değiştirildi şimdi cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi yerine parlementer sistemi getirelim diyenler Türkiye’nin başına yerel özerklik diye tutuşanlarla işbirliği içinde Türkiye’yi bölecek siyasi oyunlarla muhalif rolünü oynuyor vatandaşı böyle seçeneksiz bırakıyorlar aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık hesabı korana virüsten sonra umarım vatandaşın kafası dank eder

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!