Yedeklenmiş şeytanlar

Yedeklenmiş şeytanlar

Toplumsal büyük hareketleri gerçekleri söyleme gücü-iradesi doğurur ve iktidara taşır.

Bu güç an itibariyle iktidarı-muhalefetiyle şirketlerin ve tezgahların elinde gasp edilmiştir ve şansınız yoktur, çünkü bağımsız medya ve aydınlar bertaraf edilmiştir.

(Düşmana karşı her türlü silah mübahtır derseniz, ki ta o yıllarda diyenleri görünce FETÖ’cülerin kaçacak delik bulamayacaklarını söylemiştik.)

Örneklerle ilerleyelim, Amerikalı bir çok meşhur siyahi sanatçı Afro-Amerikan kültürünün gururu hatta simgesiydi, diyelim Bill Cosby, mizahi dizilerini dünya izliyordu, bir şov kahramanıydı, ancak, bir çok kadına ilaç içirip tecavüz etmesi gündeme gelince, hiç bir siyahi sanatçı özellikle siyahi stand-upçular gözünün yaşına bakmadı, Bill Cosby’i çok acımasızca dalga geçerek mahkum ettiler.

Bugün Amerika’nın çok sevilen siyahi stand-up’çısı Dave Chappelle, siyah kültür siyah tarih siyah dayanışma yanında en ön saflardadır, ancak, diyelim, karısını öldürmüş O.J. Simspon davası Amerika’yı ayağa kaldırınca bütün siyahi sanatçılar O.J. Simpson adıyla dalgalarını geçip mahkum ettiler.

Hatta siyahi müziğin dünya çapında efsanesi James Brown 70’li yıllarda hafiften Nixson’a yanaşıp Nixson’la fotoğraf vermesini dahi affetmediler, hatta Michael Jackson’ın küçük çocuklarla iddia edilen şaibeli ilişkileriyle sahnede saatlerce alay ettiler, bir nevi Jackson eleştirisinden-mizahından yıllarca döne döne ekmek yediler.

Siyah kültür ve hareketini savunuyorlar ama nice siyahi sanatçı her gün apaçık şekilde yanlışı, riyakarlığı, kibri, suçları ortada siyahi sanatçıları siyasileri acımasız eleştirmekten geri durmuyor.

Bu, dünyanın her yerinde böyledir, hepimiz hukuk toplumunda yaşıyoruz ve yandaşız, tarafız diye hukuk ihlallerini suçu şöhretleri makamları ne olursa olsun sırf tarafız diye o siyasileri mazur gösterip asla savunamayız.

İKTİDARI VE MUHALEFETİ ŞİRKETLER VE TARİKATLAR YÖNETİYOR

An itibariyle ülkeyi, iktidarı ve muhalefeti halkın oyları yönetmiyor ve denetlemiyor. An itibariyle iktidarı ve muhalefeti şirketler ve tarikatlar ve gücünü aynı karanlıktan alan tezgahlar yönetiyor.

Ve her iki taraf kendi propaganda makinelerini kurmuş birbirlerine savaş ilan etmişler ve dosdoğru açık dürüst olması gereken yüzlerce yazar da ne acıdır ki bu propaganda makinesinin arkasında mevzilenmiş durumda.

Propaganda makineleri algı, telkin, tek taraflı haber, nasıl çalışıyor, siyasi ahlak dersimize başlayalım.

Diyelim, bir hırsız markete girmiş yiyecek çalıyor, tam o sırada market sahibi hırsızı tekme tokat yaka paça yakalıyor.

Siz de bu videoyu izliyor ve market sahibini hırsızı cesurca dövdüğü için takdir ediyorsunuz.

Ancak, size başka bir video daha izletelim, hırsızın son üç gününe dair. Hırsız bir yığın işe müracaat etmiş ve bir sürü hayır kurumuna gitmiş ve evinde aç bekleyen çocuklarını doyuramıyor, günlerce ailecek ekmek bulamıyorlar.

Hırsıza dair bu hikayeyi izledikten sonra hırsızın markete girip dayak yediği görüntüleri yeniden izleyin. Bu sefer duygularınız değişecek market sahibine zavallı adamı niye dövüyorsun diye küfür edeceksiniz, hatta insanlık öldü mü diye haykıracaksınız.

Çünkü propaganda makinesi bu hikayelerin tamamını size anlatmaz.

Diyelim, bir adam metroda tren beklemekte olan bir adamı arkasından itip trenin altına atıyor.

Doğal olarak arkadan itekleyen adama yerinizden fırlayıp katil hain alçak diye bağırırsınız.

Oysa, bu videodan önce size şöyle bir hikaye anlatsak. Trenin altında can veren adam aslında arkadan itekleyen adamın karısını ve çocuklarını yıllarca süren işkencelerle acımasız ve vahşi şekilde sürüm sürüm süründürüp öldürmüştür.

Ve arkadan itekleyen adam aslında yıllarca bu katili arıyor. Ve bu hikayeyi dinledikten sonra aynı videoyu izleyin, bu sefer, trenin altına itilen adam karşısında duygularınız değişecek oh olsun, cezasını buldu, hak etti, diyeceksiniz.

Çünkü propaganda makinesi bu hikayenin tamamını size anlatmaz.

Mesela, çok sevdiğiniz bir yazarın birden şaibeli bir siyasetçiyle işbirliğine girdiğini öğreniyor, haliyle kızıyorsunuz, ama, hikayeyi baştan merak edince, o yazarın idealistce bir ömür mücadele verdiğini ve hukuksuzca hapishanelerde süründürüldüğünü ve bu ülkede yaşayacak imkanı ve kimsesi kalmadığını öğreniyorsunuz.

Ve bu idealist yazarın hırsız şaibeli siyasetçiyle sırt sırta verip gaddar rakibine karşı mücadelesine artık siz de ne yapsın yahu başka şansı kalmamıştı yahu deyip yavaş yavaş hak vermeye başlarsınız.

Propaganda makinesi hikayenin tamamı anlatmaz, çünkü propaganda makinesinin sizi getirmek istediği yer şurasıdır:

Hikayeyi şu sonuca doğru geliştirir, çalmış çırpmış tarikat tecavüzlerine sessiz kalmış, imar belediye mideye indirmiş bir zalim siyasetçiden intikam almak için çalıp çırpmış imar belediye servet edinmiş aynı türün örneği başka bir siyasiye tek taraflı haber ve yorumlarla ölümüne destek vermenizi sağlar.

Propaganda makinesi böyle çalışır.

Çok geçmeden siyaseti hukuku toplumu siyasi mücadelenizi hedeflerinizi propaganda makinesinin gösterdiği gibi görmeye başlarsınız.

Bir ülkenin bir toplumun ahlakın idealizmin dürüstlüğün erdemin yıkımı işte burada başlar, hatta, propaganda makinesinin yalanlarına katılmayan yazarları da düşmanınız rakibiniz yerine koyup suçlarsınız, ki propaganda makinesi bu aşamayı da başarıyla geçmiştir.

Propaganda makinesi bir tezgahtır, algısı, telkini tek yanlı haber ve yorumlarıyla sizi de tezgahına dahil etmiştir, artık düşman bellediklerinizle aynı meşrebe, aynı ahlaka, aynı vicdansızlığa ve aynı utanmazlığa sahipsiniz ve trajik olan taraf olduğunuz yerde kaybettiğiniz insanlığınızı ahlakınızı gözü dönmüş bir şekilde hiç umursamaz hale gelirsiniz.

Yani propaganda makinesi canavara karşı yeni bir canavar üretimidir.

Propaganda makinesi mesela onbinlerce dürüst temiz vatansever insan varken sizi illallah dediğiniz muhalifleriniz gibi düşünen, onlar gibi tezgah onlar gibi belediye imar onlar gibi arızalı şaibeli geçmişi olan bir adamı, haberi, algısı, telkini ve yorumlarıyla tek ve vazgeçilmez son şansınız olarak önünüze koyar.

Propaganda makineleri seri ateşlerine başlayınca yazarlığın ahlakın idealizmin hukukun artık hükmü kalmaz.

İktidarın acımasız tarihlerde eşine rastlanmayan rezillikleriyle propaganda makinesine 17 yıldır şahitsiniz. Bütün ülkeye yediden yetmişe illallah dedirtti.

Ancak, bu acımasız çarkın karşısında, son seçim öncesi, bağımsız düşünen eyvallahsız yazarları, onlarca yıl acı çekmiş, dürüst, temiz, erdem sahibi onlarca yüzlerce yazarı devre dışı bırakan bir propaganda makinesi cephesi kuruldu.

Yukarıdaki küçük hikayelerle anlatmaya çalıştığımız tek yanlı bir beyin yıkama, içinde Tuncay Özkan, Erdoğan Toprak, KRT televizyonu, ANKA ajansı, Serdar Akinan, ODA TV, Soner Yalçın, İsmail Kılıçkaya ve Fox TV, ve ahbap? vs. isim ve kurumlarına şahit olduk, her şey İmamoğlu için İmamoğlu’na göre İmamoğlu’na doğru İmamoğlu’nun yüzü suyu hürmetine…

Propaganda makinesi kurduklarını kendileri yazdıkları kitaplarda söylüyorlar, başkaları da söylüyor, Necati Özkan’ın öyle bir kampanya makinesi kuralım ki bütün algıları değiştirelim gibi, bu propaganda makinesi gerçekte kimindir, şirketi vergisi irtibatı nedir? ANKA diye bir ajans var mı yok mu bilemiyoruz, ama bu propaganda makinesinin yayınları yakınlıkları Sözcü, Halk TV, Cumhuriyet ve ODA TV’yi abartılı İmamoğlu’nu parlatma haberleriyle tek kanaldan, tek bir cephe haline getirdiğine hepimiz şahit olduk.

Yani, bu propanganda makinesinden, İmamoğlu’nun geçmişi, bir küçük yanlışı, bir eski mahkemesi ve FETÖ’yle irtibatlı şahıslarla haber ve fotoğraflar tek bir tanesi haber yapılmadı, haşa şirk koşmak kimin haddine.

Büyük macera geçen yılın Aralık ayında düğmeye basılmış gibi yüzlerce Kemalist cumhuriyetçi yazar propaganda makinesinin reyonlarında yerini aldı. Kaftancıoğlu desteklenecek, desteklendi. HDP ittifakı desteklenecek, desteklendi. Kamuoyunun o saate kadar hiç tanımadığı İmamoğlu’na bütün birlikler, kolordular selam çakacak, hizaya geçilecek, emredersiniz, başüstüne… Küçük dilimizi yuttuk, şaşırıp kaldık.

YAZARLARI FİŞE TAK FİŞTEN ÇIKAR SANIYORLAR

Bu propaganda makinesine karşı bizimkisi süper markete karşı mahalle bakkalının savaşı.

Ama gerçekte bir yazarın ne olduğunu nasıl olduğunu bilmedikleri için bir yazarın nasıl bir savaş vereceğinden de habersizdiler, şöyle düşünmüş olmalılar, bir iki parazit çıkar, oralı olmayız, zamanla boğulur susar, karşısına beynini yıkayıp talimat verdiğimiz trolleri çıkartır, yok eder, gömeriz.

Propaganda makinesi inanın gerçek bir yazarla baş edebileceğine inanacak kadar ‘yazar’dan ‘yazarlık’tan habersiz. Yazarları fişe tak fişten çıkar sanıyorlar, çünkü yüzlercesine fişten çıkartmayı yüzlercesini de (onca kovulanlar, atılanlar) takmayı başardılar.

Oysa gerçek bir ahlak dersine ihtiyaçları var.

Bir yazar sanatında ne kadar başarılıysa toplum için o kadar tehlikeli, bir yazar ne kadar başarılıysa arkadaşları ve çevresi için o kadar tekinsiz hale gelir.

Çünkü yazarlık başarısının sırrı, kendinden başka kimseye güvenmemektir, tezgahlara inanmamaktır, kalabalıklara projelere hiç yüz vermemektir, çünkü başarının sırrı kimseye muhtaç olmadan eyvallahsız meydan okumayı sürdürmektir.

Böyleyse peki yüzlerce birikim ve tecrübe sahibi gerçekten yemiş yutmuş yazar bir propaganda makinesinin reyonlarında sessizce oturup beklemeyi nasıl kendine yazarlığına ahlakına sığdırabiliyor, Osman Kavalı’ya Kaftancıoğlu’na methiyeler düzebilecek raddeye gelebiliyorlar.

Ve geçmişi MİT ve geçmişi Amerikan düşünce kuruluşları ve geçmişi şaibe dolu karanlık insanların başını çektiği bu propaganda makinesi öyle videolar izletir ki size, MİT’in kitap yazdırttığı adamları ve zamanında FETÖ’yle kucak kucağa siyasileri arka planda gizlice tutar, bir şekilde geniş kitleler bu şaibeli insanların kurduğu propaganda makinesine tapınmaya başlar.

SARIGÜL, EKMELEDDİN, İMAMOĞLU…

Propaganda makinesinin ilk işi sizi alternatifsiz bırakmaktır, Tuncay Özkan ve Erdoğan Topraklar propaganda makinesiyle muhalif kitleyi ‘alternatifsiz’ bırakmadı mı? Bir zaman Sarıgül’e bir zaman Ekmeleddin’e şimdi de İmamoğlu’na sizi mecbur eden bu propaganda makinesinin orjini, kökü nedir ne yer ne içer kim besler?

Bu toprakların suyunu içmiş her dürüst sıradan insan gibi bizim de davamız, cumhuriyet, hukuk, egemenlik ve toprak bütünlüğü kavgasıdır. Ve ama propaganda makinesi bize Kaftancıoğlu gibi PKK destekçilerini dahi desteklememizi söylüyor ve HDP ittifakını şart koşuyor ve ‘açılımcı’ olmamızı dahi istiyor.

Hayır, dediğinizde TEHLİKELİ BİR YAZAR haline gelirsiniz.

Başlayalım, Tayyip Erdoğan’ı açılım’a razı eden şartları ve hendekleri unutmayın, doğuda şehirlerin ortasında iç savaş görüntüleri binlerce genç insanın ölümüne mal oldu.

Şimdi, yeniden mi başlayacağız?

Gizli pazarlıklar önceden verilmiş sözler, gün gelir sizi şeytanlaştırır ve hatta vatan haini yapar ve kaçacak delik bulamazsınız.

Bu gizli pazarlıkların gün gelip sizi siyaset sahnesinden düşürür, partinizi bir zamanların SHP’si gibi un ufak eder öldürür ve PKK’lı damgasıyla toplumun nefretini hatta düşmanlığını kazanır ve sonra sol liberaller ve fetöcüler gibi Almanya’da konferans vermekten başka şansınız kalmaz.

Bugün saraya sıkışmış tek adamın kördüğümleşmiş siyasetinin arkasında vakti zamanında Tayyip-FETÖ-Amerika’nın gizli ittifakları birbirlerinden gizledikleri ajandaları ve çıkarları yattığını unutmayın.

Her biri zamanında iktidar uğruna birbirine yalandan sözler verdiler ve hepsi birbirini kullandı, ta ki menfatlari çatışıp aralarında iç savaş çıkıncaya kadar. Hendekler Suriye sınırları, saraylar, tek adamlar hepsi bu ‘gizli ajandanın’ sonucu infilaktır. Bu trajedilere doymadınız, bu filmi sar baştan Baba 5’i yeni baştan mı çekmek istiyorsunuz.

MÜTEAHHİDDEN KAHRAMANA…

Kelimelerin büyük ustaları gerçek yazarlar her dönemde hakikatı söyleyebilmeli, gizli ajandalara ve tezgahlara umut bağlamamalı. Kelimeleri gücünü kaybederse güvenini hazinesi varlığını kaybeder, bir yazar için tezgaha dahil olmak çok ama çok feci büyük bir insanlık dramıdır. Bu yüzden bir yazar eksiklik duyuyorsa yazarlığı bırakmalı. Yoksa hayatlarımızı mahveden dinci çetelerden farkı kalmaz, geceleri dolaşan MİT’li CIA’lı karanlık yüzlerin oyuncağı oluverir.

Bir yazarın hakikatı söyleyecek yüzü yoksa sessizlik ya da sindirilmişliğiyle beynini ve kalbini ve vicdanını ipotek ederek gizli ajandanın adamı tarafı olur, tıpkı 17 yıllık iktidarın canları cehenneme dediğimiz yandaş yazarları gibi.

Propaganda makinesi yüzlerce soylu bıçak gibi sert kesen yazarı köreltir ‘tehlikesiz’ hale getirir.

Propaganda makinesi ‘hakikatı’ çalar hamur gibi yamultup bir müteahhidden mumdan kahraman yapıverir yüzlerce şöhretli simayı muma çevirir.

Gerçek şudur, bizim gibi toplumlarda yoksulların sıradan insanların yurttaşların seçme seçilme denetleme şansı hiç yoktur, çünkü para şirketlerde ve zenginlerde ve imkanlar sadece ‘tezgahçıların’ elindedir. Bu yüzden topraklarımızda açık, dürüst, tertemiz, şeffaf siyasi mücadele insanüstü büyük çabalar ister. Ancak sayımız az da olsa yüzümüze bakan olmasa da demoklesin kılıcı gibi bir hayalet gibi toplumu harekete, tövbeye, imana, eleştiriye, üretime, bölüşüme mecbur eden çok soylu bir yerlerde geziniriz.

Tekrar edelim, ülkeyi iktidarı ve muhalefetiyle halkın oyları yönetmiyor ve denetlemiyor, ülkeyi şirketlerin tarikatların etnik yapı ve mezheplerin adamları yönetiyor.

Tezgahların yedeklediği şeytanlarla bu ülkenin, cumhuriyetin, bağımsızlığın, egemenliğin ve hukukun ve toprak bütünlüğümüzün gideceği yer yoktur. Aksine, şeytanlar PKK ittifakıyla cumhuriyeti bağımsızlığı toprak bütünlüğünü tartışmaya açmış, yani parti programlarında bölmeye çoktan başlamıştır.

YUNUS GİBİ OLMALI…

Siyasi kavgası egemenlik ve hukuk olan yazarlar Allah ve toplum önünde açık, dürüst, samimi, içleri dışları görünür, şeffaf olmalı, hile yapmamalı, arkasını bilmediği insanlarla yola çıkmamalı, şeytana karşı başka şeytanlarla işbirliği yapmamalı, Yunus gibi olmalı, Toroslar’ın mavi sedirleri gibi rüzgarlara ve soğuğa ve yalnızlığa çok alışık olmalı. Mert olmalı.

Parayla iltimasla dış güçlerle kata iş çevirmemeli, huyu suyu, kelimeleri, feryadı, acısı, narası, sözleri annesinden emdiği süt gibi olmalı.

Çünkü toplumsal hareketleri er ya da geç her hal ve şartta cephede ve savaşta gerçekleri (hakikatı-hikayenin bütününü) söyleme gücünü taşıyan yazarlar doğurur. Tezgahlar sizi düşman tezgahlarının tıpkısına dönüşür, doksan yılın sağ iktidarlarına bir bakın, aynı siyasi tezgahlar aynı yalanlarla birbirini doğurarak geldi.

Kardeşlerim kimsenin düşmanı değiliz, hikayenin tümünü anlatmak için buradayız.

Ekranda anlattım, Atatürk’ün yaveri anlatır, Kastamonu dönüşünde Atatürk tarlada kara yağız bir köylü delikanlısı görür ve ona benimle güreşir misiniz? der. Delikanlı Atatürk’le güreşe tutuşur ancak kiminle güreştiğini bilmez. Delikanlı bir ara Atatürk’ü alta alır, yaveri, Atatürk yere düşüyor yeniliyor diye güreşe müdahil olur, Atatürk, yaverini iter, “sen karışma, teke tek güreşeceğim” der.

Ve sonra yola koyulan Atatürk yaverine delikanlıya bir miktar para vermesini söyler, yaveri delikanlının yanına gider, delikanlı “o adam kimdi” der. Yaveri, Atatürk olduğunu gizler. O bir tüccardı der. Delikanlı “hayır o bir tüccara benzemiyordu” der. Yaveri o bir ‘ağa’ydı, der. Delikanlı “hayır o bir ağaya benzemiyordu.” Ve delikanlı şöyle der: O adam hile yapmadı, alta düştü oyunu bozmadı, o adam zengine, ağaya, tüccara değil başka birine benziyor’.

Altta kalmak üstte çıkmak değil, Türk Gençliğine Atatürk’ün büyük mirası, hile yapmadan dürüstçe güreşip eşitlemek kendimizi her bir insanımızla.