Yunus’ta aşk, sevgi, özgürlük

Prof. Dr. Şahin Filiz yazdı...

Yunus’ta aşk, sevgi, özgürlük

Yunus Emre, dine ve dünyaya Türk ruhuyla bakan bir Türk halk filozofudur. Anadolu’nun Türk ruhu onun aşk ve sevgi terennüm eden şiirlerinde dile gelir. Türk’ün Anadolu’da somutlaşan insan sevgisi ve hoşgörüsü Yunusca aşk ve sevgi ile manifestoya dönüşür. İslam’ın temel nasslarında bu iki kavram yer almaz. Kuran’da yaklaşık yirmi ayette “hubb” kökünden türetilme sevgi kavramı bulunur. Ancak aşk kavramına hiçbir ayette rastlanmaz. Yunus, aşk ile sevgiyi, dizelerinde birleştirir, kaynaştırır ve meşrulaştırır. Aşkı da sevgi gibi dini bir ilke haline getirir; ikisini ya tek tek ya da bir arada anar. Aşk da sevgi gibi dini bir meşruiyet bürünür. İbn Teymiye ve öğrencisi İbn Kayyım el-Cevziyye olmak üzere aşk, İslam uleması arasında pek kabul görmez. Ancak Yunus Emre, Türk ruhu ve Türk gözüyle, sevgiyi aşk ile taçlandırarak, Anadolu Türk’ünün ruhundaki sevginin aşkla kökleştiğini şiirlerinde büyük bir coşkuyla öğretir. O, sevgiye yol veren ama aşka geçit vermeyen din dilinde aşkı tıpkı sevgi gibi özgürleştirir. Yunus’un aşk ve sevgiye şiirlerle özgürleştirmesi, Türk’ün evrensel insan sevgisinin dillendirilmesinde hem dilsel hem de anlamsal bir başarıdır.

ANADOLU TÜRK'ÜNÜN RUHU

İtalyan bilim insanı Anna Masala, Yunus Emre adına düzenlenen uluslararası bir sempozyumda Yunus’un neden bir Türk olduğunu ve Anadolu’nun Türk ruhunu nasıl yansıttığını şu sözleriyle dile getirmektedir: “Muhakkak ki halk Yunus'un hayatının gerçek manâsını anlayıp söyledi; şu halde Yunus bugün de bütün Anadolu'da yine canlıdır, çünkü şair, mistiğin sözlerinde, bütün Türk Anadolu ruhu canlanır. O, medreselerin resmî soğukluğunu değil, halkın canlı, samimi insanlığını seviyordu. Yunus'un ruhu ve eserlerine dil bakımından da bakmağa başlayıp onun Türkçesini üç dilden mürekkep lisan ile mukayese ettim. Bu bakımdan miskin Yunus'a bilimsel bir şekilde Türk demeli. Onda Orta Asyalı eski öz Türk dili, Orhun Kitabeleri ve Divan-ı Lügât’it-Türk zamanlarından beri hiç değişmemiş. Bana göre Avrupalı, Türk Dil Reformu ve Türk Dilinin yeniden doğuşu hakkında Yunus'un samimi ve mükemmel Türkçesine yeteri kadar dikkat sarf etmemiştir. Yunııs Moğol fırtınasının sonu ve Anadolu'nun Türk fethi, Türk dilinin sonsuz sesi demektedir. (Anna Masala, Yunus Emre’de İnsan Sevgisi, https://core.ac.uk/download/pdf/80956688.pdf, Erişim Tarihi: 04.05.2021)

Anadolu Türk halkı evrene ve insanlara,  Yunus’un ruhundan aşkın ve sevginin penceresinden bakar. Dili, gönlü ve edasıyla bu ruh, Yunus’un şiirlerinde can bulur. Halkın gönlünde Yunus’un şiirleri yankılanır ve halk kendini bu şiirlerin aşk ve sevgi evreninde bulur. Türk, Yunus’un aşk ve sevgi dilinde, gönlündeki insan ve kainat tutkusunu özgürleştirir. 

AŞK, SEVGİ, ÖZGÜRLÜK

Din dilinde sevgi, yaygın olarak geçer. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’da sevgi, insanın Tanrı ve diğer varlıklara karşı duyduğu ince, içten ve iyilik duygusunun adıdır.  Aşk kavramına gelince aynı şeyleri söyleyemiyoruz. Onlarca Kuran ayetinde ve hadislerde sevgi sözcüğü geçer. Olumlu anlamda “Tanrı’ya, erdeme, ibadetlere, akrabalara vb duyulan sevgi” ve olumsuz anlamda “mala, mülke, servete, dünyaya duyulan sevgi”ye dair örnekler verilir. Olumsuz olanlar yerilir, olumlu olanlar övülüp yüceltilir. Sevgi ya Tanrı’ya doğrudan ya da dolaylı, veya tanrı’ya götüren iyilik nesnelerine duyulmalıdır. Ama sevgi dini metinlerde Tanır merkezli olarak telaffuz edilir. Tanrı dışındaki bir şeye sevgi, pek olumlanmaz. İnsan kendi türüne sevgi duyarken ya Tanrı ya da O’nun emirleri bağlamında böyle bir duyguya sahip olabilir. Böylece insanın en özgür duygusu olan sevgi, teosentrik bir mahkumiyete zorlanır. Din dili sevgiyi tanrı adına tutsak eder.Oysa insan sevgiyle özgürleşir. Sevgisi özgürse, insan da özgürdür. Yunusca sevgi, halkın kendince, özgürce sevmesine, içindeki sevgiyi özgürleştirmesine yol veriyor. Tanrı sevgisi her zaman Yunus için baş tacıdır ancak tüm sevgiler Tanrı sevgisinde tutsak kalmaz; aksine O’nun sevgisinden dolayı kainata yayılır, varlıkları kuşatır. Tanrı gibi çepeçevre sarar.

YUNUSCA SEVGİ

Yunus, sevgiyi var olmanın ve yaşamanın temeline yerleştirir. Varlığını ve yaşamını “sevi”ye vakfetmiştir. Sevi yani sevgi Yunusca ruhun ifadesidir. Yunus’un ruhu, Türk ruhunun filozofça dilidir. Dostluk özgürce bir seçimdir, sevgi dostluğun en temel koşuludur. Gönül yapmanın yolu sevgiyle mümkündür. Gönül binası sevgiden başka hiçbir şeyle inşa edilemez. Çünkü dostluk ve gönül, sevgiyle birleşir. Sevgi büsbütün gönlün özgür duyumsamasıdır. Dışarıdan hiçbir zorlama sevgiyi oluşturamaz. En büyük dost, elbette Tanrı’dır, ama Yunusca sevgi sevginin Tanrısallıkta tutsak kılınmasını, Tanrı sevgisine aykırı görür. Tanrı nasıl olur da kendisine duyulan sevgiyi, kendisi için coşan gönlü, kullarına, yarattıklara karşı tutsak edip onlardan esirgeyebilir? Yunus bunu kabul etmez. Tanrı sevgisi, dostlar dostuna duyulan sevgidir ve işte sırf bu yüzden özgürdür; sonsuz ve bitimsizdir. Böyle olduğu için belli bir ırk,, millet, din ya da kültüre hapsedilemez. Sevgi Tanrı gibi, Tanrı rahmeti gibi tüm kullara, bütün varlıklara yayılır gider.

Ben gelmedim dava içini benim işim sevi için

Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim

Yunusca sevgi, hem ilahi hem beşeridir. Onun sevgisini tek yanlı görmek Yunusca sevginin sırrını anlamamıza engeldir.  Sevgiye mesafeli bakan geleneksel tavır, Yunusca sevgiyi sürekli ilahi sevgi diye sınırlar. Oysa ilahi sevgi olması sınırsızlığını, sonsuzluğunu gösterir ve her şeye sevgi duyulabilir. Çünkü sevgi Yunus’un gönlünde özgür bir duygudur. Sevgi ona göre candan da içeridir, yüzeysel değildir; insanın ruhundan, gönlünden kaynaklandığı için, yine ruhuna işler:

Sevdim ben seni candan içerü

Yolum vardır bu erkandan içerü

Yunus, Hakk’ı sevmekten söz eder. Hakk, Tanrı olduğu gibi, hakaikatın gerçekleşmesi, her şeydeki hakikat anlamlarına gelir. Yüce Yaratıcı tüm hakikatlerin hakikati olarak sevginin odağıdır ama sevgi işte oradan tüm hakikatlere yayılır:

Yunus okur diller ile

Ol kumru bülbüller ile

Hakkı seven kullar ile

Çağırayım Mevlam seni

 Sevgi Yunus’un dilinde okunur ve özgürleşmeye dilden başlar.  Hak ile Mevla aynı dörtlükte geçer. Ama birbirinin aynı değildir. Mevla, kendisine kul olunan, hakk ise gerçekliğin zirvesidir. Tanrı gerçekliğin zirvesini tutar. Sevgi bu zirveden kainata Yunus diliyle, gönlüyle ve ruhuyla yayılır. Bir gönül inşa etmek bu sevgiyle olur. Yıkmak, sadece o gönlü değil, kaynağını da yıkmak demektir. Hakk ile alakayı koparmaktır. Hakkı sevmek, diğer hakikatlerle bağ kurabilmektir. Bu bağ gönül yaparak güçlenir:

Bir kez gönül yıktın ise, kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yumaz değil.

Sevgi yalnız İslam Tanrısına ait olsaydı, yetmiş iki millet, yıkılan gönül için tanık gösterilmezdi. Çünkü

Adımız miskindir bizim

Düşmanımız kindir bizim

Biz kimseye kin tutmayız

 Kamu âlem birdir bize

Bu dizelerde Yunusca sevgi bir dinin sınırlarından taşıp tüm insanları kucaklayarak özgürleşmektedir. Yunus sevgisi ilahi bir sevgidir yargısını Yunus, sevgiyi bütün kainata ve insanlığa yayarak özgürleştirir.

Sevgiyi Tanrısallık ve dinsellik sınırlarından öteye taşıyan Yunus, aşk kavramı için de aynı tavrı ortaya koyar.

YUNUSCA AŞK

 Diğer dinleri bir yana bırakarak İslam dininde aşk kavramının pek de meşru görülmediğini biliyoruz. Sevgiye mesafeli dini literatür, aşka kavram olarak bile yer vermez. Hatta sözlük anlamından hareketle aşkın Tanrı için kullanılamayacağını, “Tanrı aşkı” kavramının meşru ve makbul olmadığında uzlaşmış durumdadır. Örneğin 14. Yüzyıl İslam ulemasından İbn  Teymiyye ve öğrencisi İbn Kayyım el-Cevziyye, aşkın, “sarmak, sarmaşık gibi dolaşmak” anlamlarından yola çıkarak “cinsel bir anlamı çağrıştırdığı”nı öne sürerek Tanrı konusunda bu kavramın kullanılmasının caiz olmadığını belirtirler. Bu görüşe bakılırsa Tanrı’ya aşık olmak, Tanrı’yı aşk ile anmak, cinsel anlam taşır ve caiz değildir. Aşk, insanlar için mümkündür ve bunun da sınırları vardır.

Benzer görüşler açıkça telaffuz edilmese de İslam dünyasında aşk kavramı dinsel olarak sakıncalı görülmeye devam etmektedir. Cinsel bir anlama hapsedilmiş; meşru görülmemiştir. Kaldı ki halen İslam toplumlarında aşk, Tanrı dışında, insanlar arasında karşıt cinsler için bile hala şaibeli bir duygu gibi yargılanmaktadır.

Yunus, aşkı, sevgiyle kaynaştırarak onu da sevgi gibi özgürleştirir. Tanrı hakkında kullanır, meşruiyetini iade eder, insanlar için kullanır, özgürlüğüne kavuşturur. Anadolu en masalımsı aşkların yaşandığı bir coğrafyadır. Yunus bunun farkındadır. Aşk pratikte zaten özgürdür; dinsel mahpusluğundan kurtulması için şiire, söze, dile ve gönle yansıması gerekir. Yunus da bunu yapar:

Sevdim ben seni candan içerü

Yolum vardır bu erkandan içerü

Senin aşkın beni benden alıptur

Ne şirin dert bu, dermandan içerü

Bu dizelerde Yunus, aşk ve sevgiyi aynı anda söyler ve kaynaştırır. İkisini birlikte özgürleştirir. Başka dizelerinde de aşk ve sevgiyi birlikte anar:

Bugün sohbet bizim oldu, bize bizim diyen gelsin

Bu aşk zehrin seve seve içübeni kanan gelsin

Sevgi aşkın mayalanmasıdır. Birbirinden ayrılmaz. Aşk ağısını sevgi olmadan içmek mümkün olmaz. Sevgi olmalı ki “benden içerü olan aşk” ağı da olsa içilebilsin.

Aşk, insanı baştan aşağı değiştirir. Platon aşkı delilik olarak görürü, kısmen haklıdır. Yunus ne akıllılık ne de delilik olduğunu söyler. Aşk, tam da bir muamma olan insanın davranışlarına yansıyan örtüsü açılmış bir gizdir. Aşkta akıl vardır ama egemenlik tümüyle aklın elinde değildir. Tarifsiz duygular akla eşlik eder; o yüzden ne akildir ne de divadnedir âşık Yunus:

Ben yürürüm yane yane

Aşk boyadı beni kane

Ne akilem ne divane

Gel gör beni aşk neyledi

Yunus aşkın adeta anatomisini sergiler. İnsan denen bilmece, aşkla görünür hale gelir. Akıldan duyguya, oradan buraya, gönülden Hakka, haktan gönüle sürekli etki-tepki örüntüsünü döngüsel olarak yaratır. Aşk bu haliyle dünyaya benzer, sabit kadem olmak için sevilenin en yüce hakikat olmasını ister. Bu istek özgürce arayıştır. Aşk, sevgi yolculuğuyla başlayan bitimsizliğin, sonsuzluğun ve hakikatler hakikatinin tecellisidir. Bırakın cinselliğe indirgemeyi, sonsuzluğa talip olmanın ifadesidir.

Miskin Yunus biçareyim

Baştan ayağa yareyim

Dost elinde avareyim

Gel gör beni aşk neyledi

Bu dizelerde Tanrı’ya yönelik aşkı cinsel bir anlama hapsetmek, yalnız aşık Yunus’u değil Tanrı’yı da cinselliğe hapsetmek demektir. Oysa Yunus aşkı n özgürlük olduğunu bu manevi sarhoşlukla gönlünün derinliklerinden seslenerek söyler.

Hakk aşkı, Yunus’u Yunus olmaktan alır; kendine yakın eder. Iraksak Yunus, Hakk’a aşk ile yakınlaşır. Zaman ve mekan ortadan kalkar; aşk, Hakk ile Yunus arasında var olduğu sanılan, sözüm ona rüsum ulemasının koyduğu zamanı ve mekanı aşmaktır. Aşk sonsuza sonsuzca tutkudur. Zamansız, mekansız, sonsuz Hakk, nasıl olur da aşkın sonsuzluğu olmadan gönül gözüyle idrak edilebilir?  Hem sonsuz Hakk diyeceksin hem de o sonsuzu sonlu taat ve ibadetlerle anlayacak, yakınlaşacaksın, bu mümkün müdür?

Yunus’a göre doğaldır ki mümkün değildir. Sonusz hakk’a yakın olmak sonsuzluk azığı aşk ile mümkündür ki “dost elinde avare” olabilelim:

Aşkın aldı benden beni,

Bana seni gerek seni

Ben yanarım dün ü günü,

Bana seni gerek seni

Ne varlığa sevinirim,

Ne yokluğa yerinirim

Bana seni gerek seni

Yunusca aşk ve sevgi, mahpusluğa değil, özgürlüğe çağırır. Hakk’ı sevmek, bir gönle girmenin anahtarıdır. Bir gönle giren o gönlü yapar. Gönül yapan insan, tüm insanlık için aşk ve sevgiyi sonsuzca duyar ve yaşar. Çünkü sevgi ve aşk hiçbir dinin, kişinin ya da kitabın satırlarında değil, insanlığın gönlünde özgürleşir.