İdlib’de yaşananları herkes anlattı.
Herkesten dinlediniz, ancak Amerikalılar’dan dinlemedeniz.
Halbuki, üst düzey bir Amerikan yetkili, 14 Şubat’ta her şeyi anlatmış.
Açıklamalar ABD Dışişleri Bakanlığı resmi sitesinde.
Almanya’nın Münih kentinde, Amerikan Dışişleri Bakanlığında ismi açıklanmayan üst düzey bir yetkili bilgilendirme toplantısı yapıyor.
İdlib gündeminin yavaş yavaş ısındığı dönemler.
Birkaç gün öncesinde 5 şehit vermişiz.
***
Şimdi burada yazdıklarıma dikkat edin.
Bunlar benim görüşlerim değil.
Amerikalı üst düzey yetkili açık açık anlatmış.
Bakın neler konuşulmuş!
***
MÜLTECİLERİN AVRUPA’YA AKIN EDECEĞİNİ 14 ŞUBAT’TA SÖYLEMİŞ
Bilgilendirme toplantısı, toplantı yöneticisinin sorusuyla başlıyor:
“Bir temel oluşturacağız, hangi konuyla başlamak istersiniz?”
Üst düzey yönetici çizgiyi belirliyor:
“İdlib.”
İsmi açıklanmayan üst düzey yetkili diyor ki:
“Türkiye sınırlarına 3 milyon kişi akın edecek ve bir insanlık dramı daha yaşayacağız. Türkiye zaten hâlihazırda 3 buçuk milyona ev sahipliği yapıyor, bir o kadarını daha karşılayamaz. Bu yüzden o mülteciler Avrupa’ya akın edecek.”
İlginç değil mi?
O tarihte Ankara karar almış değil, Avrupa kapıları kapalı… Hatta Türkiye çok sıkı sınır kontrolü yapıyor, denizde kuş uçurtmuyor ama bu üst düzey yetkili, bu mültecilerin Avrupa’ya akın edeceğini söylüyor.
Ve ekliyor:
“Bu Suriye’deki savaş boyunca gördüğümüz en büyük göç hareketi.”
‘TÜRKLER İLE BERABER ÇALIŞIYORUZ’
Ve bakın şu çarpıcı ifadeyi kullanıyor:
“Dünyanın kalan ülkelerinin Birleşmiş Milletlerin 2254 sayılı Suriye’de ateşkesin uygulanması ile ilgili alınan kararın özellikle İdlib’den başlayarak kimler tarafından uygulanacak diye görmek adına Türkler adına beraber çalışmaktayız. İdlib bu noktada çok kritik bir öneme sahiptir.”
Cümle açık…
ABD ile Türkiye İdlib’de birlikte çalışıyor.
***
Devam edelim…
Konu Kasım Süleymani’nin öldürülmesine geliyor. Üst düzey Amerikalı yetkili, Süleymani’nin Suriye’nin siyasi birliğini sağlamaya çalıştığını açıklıyor ve ekliyor: “Evet, onun ölmesi bizlerin Suriye’deki politikalarını olumlu bir şekilde etkiledi.”
Yani ABD, Suriye’nin siyasi birliğini istemiyor.
***
‘BUNU BİLDİRME SAKIN!’
Ardından bir başka üst düzey yönetici bir soru soruyor:
“Moskova’ya İdlib’de baskı yapabilir misiniz?”
Bakın, buraya dikkat!
Cevabı şöyle veriyor Amerikalı:
“Evet. Öncelikle Bakanın, benim ve umarım Beyaz Saray’ın da yapacağı gibi Türkiye’yi desteklemeliyiz, ancak destek verilinceye kadar bunu bildirme sakın!”
Yetkili ardından Türkiye’ye uygulanan ekonomik baskıyı ve Ekim 2019’da imzalanan mutabakatı hatırlatıyor.
Anlaşmayla ilgili, “Bu bize büyük güç sağlıyor” ifadesini kullanıyor.
Durun daha çok şaşıracaksınız!
‘KUZEYDOĞUDAKİ REJİM…’
Diyor ki yetkili:
“Avrupa Birliği tam olarak tarih vermesem de Esad rejimine karşı yakında daha ciddi adımlar atacak. Bizce önemli olan bu. IŞİD’e karşı yürüttüğümüz savaş, kuzeydoğudaki rejimi ayakta tutma çabamızı, çünkü hem Ruslar tarafından hem de bize ateş açan Esad birlikleri tarafından kesintiye uğrarsak, IŞİD’e karşı savaşı yürütemeyiz.”
Yani, AB’nin adım atacağının sinyalini dün Angela Merkel vermeseydi, bu söz havada kalabilirdi ama şimdi yerli yerine oturuyor.
Ancak asıl burada önemli olan cümle hemen aşağıdaki…
“Kuzeydoğudaki rejimi ayakta tutma çabamızı yürütemeyiz.”
Yani, PKK/PYD yönetimini ayakta tutamazlar…
Bu yönetimin ayakta tutulması için Rusya ve Esad birliklerinin kesintiye uğraması lazım!
‘RUSLARLA ANLAŞACAĞIMIZ BİR ORTAM…’
Amerikalılar çok açık sözlü. Yıllarca ne yaptıklarını ve ne yapacaklarını hep söylediler.
Yine söylüyor Amerikalı yetkili, diyor ki:
“Ruslarla anlaşacağımız bir ortam hazırlamak için yapıyoruz bunları. Ancak Ruslar şu anca kelimenin tam anlamıyla bir askeri çözüme itiyor bizleri. Sadece İdlib değil, BM’nin bu insani göçlerin yenilenmesinde neler yaptıklarına bakın.”
Söze gerek var mı?
Bugün sahada savaşan kim?
Bakın yetkili şöyle devam ediyor:
“Dediğim gibi (Rusya) kuzeydoğuda (PYD bölgesinde) bize baskı yapıyorlar ve biz de onlara karşılığını veriyoruz.”
***
İŞTE SURİYE HARİTASI!
Sonra bir sual daha geliyor…
Soru: “Türk yetkililerle bu kadar insanın gelmesiyle alakalı konuştunuz mu?”
Üst Düzey Yönetici: “Elbette.”
Soru: “Ne diyorlar?”
Üst Düzey Yönetici: “Bütün bu insanları bölgelerinde tutamayacaklarını ve Avrupa’nın bazılarını himaye etmesi gerektiğinin altını çizdiler.”
Soru: “Sizce süreç daha da karmaşık hale gelmiyor mu?”
Üst Düzey Yönetici: “Evet son adıma daha gelmedik işte benim haritam. Fotoğrafını çekemezsiniz ama işte benim Suriye haritam. Bej olan kısım Suriyelilerin olduğu yer ve IŞİD’e ait bir renk yok artık. Bu bölgelerin hepsi bizler, Türkler veya müttefiklerimiz tarafından kontrol ediliyor. Ve Esad oraların hepsini geri alacak bir uğraş sergilemiyor, evet bunu oyunun son parçası olarak görmüyorum. Ama umarım eğer Esad ve Rusların, Türk ve Suriyeliler tarafından askeri baskıyla ve bizim ve uluslararası ülkelerin politik ve diplomatik basıkları ve desteğinin birleşimiyle daha da ileri gitmelerine izin verilmezse, bu harita savaşın sonu olacak. Askeri bir zafer hayaliyle bu savaşı bitirme fırsatını sonlandırma şansımız var. Bakalım işe yarayacak mı? Bu yüzden Suriye’den daha karışık bir şey göremiyorum.”
Yani…
Harita hazır.
Türkler ve Suriyeliler (ÖSO ya da SMO) Rusya ve Esad’a karşı askeri baskı yapacak, Batılılar da diplomatik baskı yapacaklar ve bu iki ülke durdurulacak.
Eeee.. Sonra?
Askeri bir zaferle savaş sonlandırılacak!
Türklerin kontrol ettiği bölge, Amerikalıların kontrol ettiği bölge ve ülkenin kuzeydoğusunda oluşturulacak PYD’nin kontrol ettiği bölge…
Hepsi müttefik olacak.
Bir daha diyorum…
Bunlar benim görüşlerim değil, vallaha ben Amerikalıların yalancısıyım!
Kıbleleri beyaz saray olan uzaktan kumandalı robotlar sadece fetöcüler değil.
Yıllardır bildiğimiz bir gerçek ve bu haberlere şaşırmıyoruz artık.
Sayın “VeryansınTV okuyucusu”,
Son paragraf dışında yorumunuza katılıyorum.
Ancak “şu an için devletimizin arkasında durmak dışında seçeneğimiz bulunmuyor.” cümlesine katılmıyorum.
Öncelikle, “devletin” çok uzun bir süreden beri “AKP” demek olduğunu peşinen ortaya koyalım.
Buna rağmen, onyedi yıldır AKP’ye muhalefet edebileceğimiz güçlü bir mevziye sahip olmadığımız için, biz vatanını seven insanların, özellikle dış politikada AKP’nin -ister gönüllü, ister savrularak- izlediği nadir doğru politikaları desteklemekten başka seçeneğimiz yoktu.
Bunu özellikle Amerika’ya karşı ve NATO’dan çıkışımızı bile tetikleyebilecek S-400’ler konusunda, Suriye’deki kürt koridorunun engellenmesine yönelik harekatlarda, Rusya, Çin ve İran yakınlaşmaları konularında yapmamız son derece mantıklıydı. Çünkü bu hamleler hem yetmiş yıldır ülkemizde ve bölgemizde başımızı her türlü belâya sokan Atlantik tahakkümünden kurtulmamızla sonuçlanabileceği gibi, aynı zamanda, AKP’nin beslendiği bataklığı kendi eliyle kurutup, zeminini kaybetmesi sonucunu da doğuracaktı.
Pekiyi böyle bir destekten sonuç alma ümidimiz ne zamana kadar canlı kaldı?
Trump’ın hakaret mektubunu cebine koyan tayyibin Amerika’ya giderek, orada da önüne konan, mal varlığı ve işlediği sayısız suçla ilgili belgelerle yüzleşmesine kadar.
O andan itibaren gördük ki; Yukarıda sözünü ettiğim sebeplerden dolayı, NATO, ABD ve AB tarafından rehin alınmış birinin, ülkemiz için -istese bile- “doğru kararlar alma” ihtimali hiç yoktur. Nitekim geldiğimiz noktada dönüp dolaşıp tekrar Amerika’nın kucağına çok daha çaresiz bir şekilde oturduk.
Dolayısıyla bence o andan itibaren, “mâdem yıkamıyoruz, o zaman doğruları yapmasını sağlamaya çalışalım” argümanı tümüyle çöktü. Sonuç olarak bence geldiğimiz noktada, ne AKP’nin “doğru yapma, doğru kararlar alma” ihtimali, ne de bizim AKP politikalarına iyi niyetli katkılarlarımızın beklediğimiz doğru sonuçları verme ihtimali yoktur.
Yazımın içindeki “Yani Türkiye’DE çözüm olmaz…” ifadesi “Yani Türkiye’SİZ çözüm olmaz…” olacaktı.
Yanlışlık için özür dilerim.
Her devletin planları vardır. ABD’nin planlarını alanda olan biteni belirleyecek nihaî senaryo olarak görme zayıflığından (bugünkü gençlerin deyimiyle, ezikliğinden) kendimizi kurtarmalıyız. Ne ABD’ye, ne de Rusya’ya gereğinden fazla güç vehmetmeliyiz. Bu iki devletin – ABD’nin biraz daha fazla olmak üzere – olanakları başkalarına göre daha geniş olsa da, bu mutlak bir güç anlamına gelmiyor. Her zaman olacakları belirleyebilecekleri, kazanacakları anlamına hiç gelmiyor.
ABD’nin bu planı başarısına çok güvendikleri çok önemli bir plan olsaydı, gizli tutarlardı. Belli ki, yönetim içindeki bir yaklaşım olmakla sınırlı ki, ya da şu anda bunu deneyelim mahiyetinde bir plan ki yayımlamakta sakınca görmemişler. Hatta bilinmesinin yaratacağı etkiden medet ummuş olabilirler…
Önemli olan, Türkiye’nin sağlam plan(lar)a sahip olup, kendi gücüne dayanarak bunlarda kararlı davranmasıdır. Türkiye’nin bölgede bizzat bulunan en güçlü devlet olması kendi güç hanesine yazılacak çok, çok önemli bir çarpandır. Bu nedenle, Rusya Türkiye’yi kazanmak, ABD ise kaybetmemek/yeniden kazanmak için canhıraş bir çaba içerisinde. Yani Türkiye’de çözüm olmaz…
Burada, devletimizin kazanç – kayıp hesabını doğru yapıp, doğru kararları almakta olduğunu ummak isterim. Suriye’de herkes var, pay kapmaya çalışırken, bizim bulunmamız gelecek bakımından hayatî önemdedir. Ama umarım doğru kararları doğru çözümlemeleri yapmış olarak vermiş ve uyguluyoruzdur. Yoksa birtakım şeylerin geri tepme olasılığı da bulunuyor. Şu an için devletimizin arkasında durmak dışında seçeneğimiz bulunmuyor.
Akp yine Akp liliğini yapıyor…
2015 den bu yana yaşanan her şey gerçekten bir senaryo -tiyatro imiş anlaşılan. değişen bir şey olmamış. o sahte US düşmanlığı vs birilerini oyuna getirdi. Bağımsız bir Türkiye gerçekten hayal.
Esad ve Rusya idlip ile uğraşacağına PKK bölgesine operasyon yapsa bizimle daha kolay anlaşacağı gibi gerçek bir ilerleme de kat edebilir fakat rejim ve Rusya Türkiye’yi zorda bırakacak idlibe operasyon yaparak türkiye yi de sıkıştıryor böyle giderse herkesin kaybettiği bir ortam olacak
büllügümün BOP baskani ne diyor bu ise?