NATO’da terör örgütüne destek krizinin yaşandığı dönemde lütfen bu yazıyı dikkatle okuyun.
Rusya, İngiltere ve Fransa arasında 17 Mayıs 1916 tarihinde imzalanan Sykes-Picot adlı gizli anlaşmayı duymuşsunuzdur.
Özetlemek gerekirse Fransa adına François Georges Picot’nun, İngiltere adına ise Mark Sykes’in imzaladığı, anlaşmayı Rusya da onaylamıştı.
Anlaşma, Osmanlı İmparatorluğu’nun Anadolu ve Ortadoğu’daki topraklarının paylaşımını öngörüyordu.
Rusya’ya, Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis verildi.
Fransa’ya, Doğu Akdeniz bölgesi, Adana, Antep, Urfa, Mardin, Diyarbakır, Musul ile Suriye bırakıldı.
İngiltere’ye de, Hayfa ve Akka limanları, Bağdat ile Basra ve Güney Mezopotamya verildi.
Burada hemen hatırlatalım, 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’ni izleyen süreçte Fransız ve İngilizler ellerindeki bazı bölgeleri birbirleriyle değiştirdiler.
Konuya dönecek olursak, 1917’deki Bolşevik devriminden sonra Rusya antlaşmadan çekildi.
Sovyetler Birliği’nin ve Kızıl Ordu’nun kurucularından Lev Troçki, bu gizli anlaşmayı 24 Kasım 1917’de İzvestiya gazetesinde yayınlayarak kamuoyuna deşifre etti.
Gelelim, Sykes-Picot Anlaşmasının Fransız arşivlerindeki gizli belgelerine.
Anlaşmayı hazırlayanlardan Fransız diplomat François Georges Picot’nun, dönemin Fransa Başbakanı Aristide Briand’a sunduğu 15 Haziran 1916 tarihli rapor ile başlayalım.
Anlaşmaya ilişkin bilgiler verdikten sonra önemli tespitlerde bulunan Picot, “Fransa’nın etkisi altına aldığımız bölgede Türklere karşı kullanacağımız unsurlar önce Ermeniler sonra da Kürtlerdir. Ermenilerin büyük bölümü Fransız çıkarlarına hizmet etmek için hazır. Bunu garantiye aldık. Kürtler konusunda ise şimdilik aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Fanatiklik derecesinde Müslüman olan Kürtleri Türklerden ayırıp yanımıza çekebiliriz, ancak bu kısa bir sürede gerçekleşmez” demektir.
Başbakan Aristide Briand’ın 28 Haziran 1916’da Picot ile yaptığı görüşmeden sonra kaleme alınan bir başka rapor da konunun devamı niteliğindedir.
François Georges Picot, 11 Temmuz 1916 tarihli raporunda, Başbakan Briand’ın görüşmede kendisine yönelttiği sorulara ayrıntılı yanıtlar vermektedir.
Picot, İran sınırına yakın bölgelerde yaşayan Kürtler üzerindeki İngiliz etkisini kırmanın mümkün olmadığını vurgulamış, buna karşın Kilikya’daki (Adana’dan başlayıp Antep, Urfa, Mardin ve Suriye’yi kapsayan bölge) Kürtleri mutlaka Fransız çıkarları için kullanılmasına işaret etmiştir.
Picot, “Sayın Başbakan, bu anlaşmanın ömrünün ne kadar olduğunu sormuştunuz. Ortadoğu coğrafyasında en az 100 yıl etkili olabilir. Özellikle Kilikya’daki etkisi Fransız çıkarları açısından hayatidir. Kontrolümüzdeki alanlarda yaşayan Kürt aşiretlerini kazanmalıyız. İran’dan Akdeniz’e uzanan hat üzerinde bulunan, ama denize şimdilik çıkışları olmayan Kürtler mutlaka Fransa’nın müttefiki yapılmalıdır. Önümüzdeki en önemli engel ise Türklerdir. Osmanlı Devleti yıkıldı, yıkılacak. Devleti olmayacak Türklerin topluluk olarak da Kilikya’da kalmasına müsaade etmemeliyiz” diyen Picot, “Arapları, Ermenileri kaybetmiş Türklere, Kürtler de düşman edilmelidir. Bu da İngiliz-Fransız ortak politikalarıyla yapılabilir” ifadelerini kullanmaktadır.
Picot’un, anlaşmanın ömrünün 100 yıl olacağı tahmini tutmuş, ABD, Büyük Ortadoğu Projesi BOP ile yeni bir süreç başlatmış, “Denize şimdilik çıkışları olmayan Kürtler Fransa’nın mutlaka müttefiki yapılmalıdır” ifadesi de anlam kazanmıştır.
Mustafa Kemal’in Musul ve Kerkük konusundaki ısrarından rahatsız olan İngilizler Türkiye topraklarında isyanlar çıkmasını sağlayarak yeni kurulan devleti zayıflatmaya çalışmaktadır.
13 Şubat 1925’deki Şeyh Sait isyanı da, İngiltere’nin arkasında olduğu bir komplodur.
Bunu kanıtlayan belgelerden biri de, daha sonra Fransa’nın Suriye ve Lübnan Yüksek Komiseri olacak Henry de Jouvenel des Ursins’in, dönemin başbakanı Edourd Herriot’a sunduğu 12 Mart 1925 tarihli rapordur.
İngilizlerin, petrol bölgelerini (Musul-Kerkük) Türkiye’ye kaptırmamak için Türk topraklarındaki bazı Kürt aşiretlerinin isyan etmesini sağladıklarını belirten Fransız diplomat, “Kontrolümüz altındaki Suriye’de yaşayan Kürtlerle ilişkilerimiz, bugünkü ve gelecekteki bölgesel çıkarlarımızın devamı için hayati önem taşımaktadır. İngilizlerin, bu isyan ile Kürtleri Mustafa Kemal’in kurduğu yeni devlete karşı kullanmakta başarılı oldukları açıktır. Kürt kartını sadece İngiltere’nin oynamasına müsaade etmemeliyiz” demektedir.
Burada des Ursins’in, “Kontrolümüz altındaki Suriye’de yaşayan Kürtlerle ilişkilerimiz, bugünkü ve gelecekteki bölgesel çıkarlarımızın devamı için hayati önem taşımaktadır” ifadeleri de, günümüzde Türkiye düşmanlığına varan Fransız politikalarını yansıtması bakımından önemlidir.
Mustafa Kemal ile girdikleri Hatay mücadelesini kaybeden Fransa’nın Kürtlere daha çok yönelmesini ve yıllar içinde PYD/PKK’nın hamisine dönüşmesini gösteren Fransız belgelerini ayrıca yazacağım.
kürt sorunu aşağı kürt sorunu yukarı diye gündem ısıtma görevini üstlenmiş ‘yazarlar’
‘gazeteciler’ bunu her yaptıklarında pkk-ypg cephanesine mermi taşımaktadır
buna demokrasi hakkı deniyorsa
öyle demokrasinin içine edeyim
özgürlük deniyorsa onun da…
bunlar CIA-MI6 vb. küresel haberalma örgütlerinin
tc. masalarında üretilmiş
anahtar kelimelerdir
maaşa bağlayarak, ‘yıldız’laştırarak maymuna çevirdikleri
irade yoksunu liboşlara bunları öğretirler…
tcnin gelecek çocuklarının sağlıklı bir tc’de yaşama hakkı bu içi boş
havada asılı sözcüklerin ortalıkta özgürce gezinme hakkından
elbette daha önemlidir
burası dingonun ahırı değildir…
Evet Osman kardeşim ne güzel söylemiş ! Kürk kökenli vatandaşlarımız! Olay bu! aslında istemezse söylemek bile doğru değil ama tanımlama yapacaksak ya böyle yada eskiden olduğu gibi Doğu Anadolu da veya Güneydoğu Anadolu da yaşayan vatandaşlarımız demek lazım ! Kimki sürekli Kürtler aşağı Kürtler yukarı diyor o ki bölücüdür ! Siz hiç Amerika da Meksikalılar veya İspanyollar İtalyanlar dendiğini veya Fransa da Cezayirli Faslı Libyalı Nijeryalı dendiğini duydunuzmu ? Valla oyarlar adamı ! Kürt asıllı vatandaşlarımızla Türkiyeyi en güzel yerlere getireceğiz inşallah!
Pkk ille ypg nin yakınlaşması çözüm sürecinde başladı kinini ye giden özür için pkk lilar bir yazar öyle diyordu.
Olur mu böyle. İngiliz, Fransız ve Amerikalılar sözde modernleşmiş Milletler.. Diye diye Kültür, Ahlak , zihniyet , Milli şuurumuz yani Milli Bilincimiz tamamen sömürgeleştirilmiş..Batılılaştık.. Gazi M.Kemal Atatürkü öldüren, şahsi çıkarlarını Emperyalistlerin emelleriyle tevhid etmiş sözüm ona Batı Medeniyetini benimsemişler ne yazık ki, ülkemizde bütün güç odaklarını ele geçirmişler, bu durumun şuuruna varıp uyanmışları ve Yüce Türk Milletini uyandırma çabasına girenleri; sen komunistsin, sen Türk Irkçısısın ve sen irticasın velhasıl Milli Duruş sergileyenleri, idam ederek, terörize ederek, mesleğinden okulundan uzaklaştırarak, yoksullaştırarak sindirmişler ve Milli İradeyi bölerek yutmaya çalıştılar. Ama; Milli İstiklal savaşını zafere ulaştıran, 15 Temmuz 2016 FETÖ (sözde modern batı ve içimizdeki batıcılar) darbesine direnerek damarlarımızdaki asil kandan güç alarak Türk İstiklal ve Cumhuriyetini müdafaa ve muhafaza etmek için Uçak ve Tanklara direnen bizlerin ahlakımızı, kültürümüzü, Zihniyetimizi sandıkları gibi sömrügeleştiremediler…Gündoğdu Türk Uyandı..Uyanık ve Tetikteyiz ama aeaimiz gür çıkmıyor. Ama biz eylem adamıyız. Tek beklentimiz siyasi partilerin belde, ilçe, il ve Genel Başjanlarının ve parti meclisleri üyelerinin ve ayrıca seçimle gelinen görevlerinin adaylarının partilerin belde, ilçe il ve Ülke geneli üyelerinin oylarıyla aeçilmeainin anayasal bir zorunluluk olması. İşte o zaman hiç bir dahili bedgah devlete sızamaz.
Sanmayalım ki mevcut sistemle millet seçiyor,; millet sadece partiye oy veriyor. Parti kimi, neyi aday gösterirse o da sözüm ona seçilmiş oluyor.
Türk, Kürt, Laz, Ermeni, Müslüman Alevi Sünni, hıristiyan Katolik Ortodoks Tüm Türk Milleti herşeyin farkında….
bunu kürt kökenl, vatandaşlara anlatmak hatta hafızalarına kazımak gerek, Fransa ve ingiltere asla dost ve sizin çıkarınızı gözetecek bir ülke değilller. onlar namussuz ve haysiyetsiz siyasetin sahipleridir. yani eşkıyadır lar…