Gürcan Elbek
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Tazmanya’nın güneyinden kuzeyine bir yolculuk

Tazmanya’nın güneyinden kuzeyine bir yolculuk

featured

AVUSTRALYA-7

TAZMANYA-4

TAZMANYA’NIN GÜNEYİNDEN KUZEYİNE BİR YOLCULUK

HOBART’TAN DEVONPORT’A

Tazmanya’yı dolaşmaya devam ediyoruz. Adanın güneyindeki Hobart’tan yukarı doğru Launceston kentine arabayla bir yolculuk yapacağız bu hafta. Yaklaşık 200 km’lik bu yolculukta yol üzerindeki yerlere uğrayıp Tazmanya’nın 200 yıllık tarihine ve kırsal hayatına şöyle bir bakmış olacağız. Yazının sonunda da yaşamın bazı sırlarına ulaşacağız…

Eğer daha önceki Tazmanya yazılarını okumak isterseniz aşağıdaki bağlantılardan bu yazılara ulaşabilirsiniz.

1- ‘Tazmanya’ harika bir doğa ve mahkumların inşa ettiği ülkenin başlangıcı: İlk hapishane ‘Port Arthur’
2- ‘Hobart kenti, Tazmanya’
3- Doğa cenneti Tazmanya’dan manzaralar

    Hobart’tan Mutlu ama Buruk Ayrılış…

    Hobart’ta Derwent nehri kenarında couchsurfing organizasyonu vasıtasıyla bulduğum harika bir evde harika insanlarla kalmıştım. Güney Tazmanya’yı keşfetmem sırasında merkez üssüm oldu bu ev. Daha önceki yazılarda ev sahiplerim Anne ile David’den ve evden söz etmiştim. Şarkıdaki gibi “Her güzel şey çabuk biter” misali çok güzel Tazmanya gezimde günler hızla geçmiş ve o sıralar yaşadığım Sidney’e dönmeme kısa bir süre kalmıştı. Artık ayrılma vaktiydi. Beş gün ev sahipliğimi yapan sevgili Anne ve David ile yaptığımız sohbetler, yediğimiz yemekler ve beraber geçirdiğimiz zamanlar daima aklımda kalacak.

    Tazmanya arabasız gezilecek bir coğrafya değil. Gitmeden önce internetten bir araba kiralamıştım. Hobart’a iner inmaz bu arabayla gezmem kısa sürede birçok yeri görmeme imkan sağlamıştı. Her gün arabayla bir yere gidip gelerek neredeyse bütün güneyi hatta doğu kıyısının da bir kısmını görmüştüm. Ayrılma zamanı gelip kiraladığım arabayla kuzeye doğru yola çıktığımda dostlardan ayrıldığım için biraz buruk olsam da yeni yerler görecek olmanın heyecanını yaşıyordum. Gezginlik böyle bir şey. Merak, ulaşma, alışmalar, keşifler, güzel zamanlar ve ayrılışlar…

    Balina Avcılığından Tarıma…

    Tazmanya’nın tarihindeki ilk ekonomik faaliyet “Balina Avcılığı” ve bununla ilgili ticari işler. Ancak bu ada verimli topraklara sahip bir tarım bölgesi de aynı zamanda. Suçlu (convict) kolonisi kurulmasıyla birlikte 1800’lerin başından itibaren adada tarımsal faaliyetler başlamış. Buradaki ekonomik hayatın o zamanki en önemli maddesi de tahıl üretimi. Bereketli topraklarda tahıl başta olmak üzere birçok ürün yetiştirilmeye başlanmış o yıllardan itibaren. Yolumuzun üzerindeki Oatlands bu noktalardan biri. Elbette tahılların kullanılabilir hale gelmesi için kullanılan değirmenler de bu ekonomik yapının temel elemanlarından biri.

    Kuzeye doğru yolculukta ilk durağım Oatlands civarındaki tarihi Callington Değirmeni olacaktı.

    Tarihi Callington Değirmeni…

    Hobart’tan buraya mesafe 83 km. Callington 1837 yılında inşaatı tamamlanıp faaliyete geçen bir değirmen. 200 yıla yaklaşan hikâyesinde başından bir sürü olay geçmiş. Yola çıkmadan önce mutlaka Callington Değirmeni’ni görmemin önerilmesi üzerine yolumun üzerindeki bu güzel yapı ilk durağım oluyordu.

     /></p>
<p><span style=Callington Değirmeni

     /><span style=

    Callington Değirmeni’nin Genel Görünümü

     /></p>
<p><span style=Callington Değirmeni

    Kile (bushell) 25 kg’lık bir tahıl ölçü birimiymiş. Orada öğrendim. Bir yılda 18.000 kile tahıl işleniyormuş Callington Değirmeni’nde. 450.000 kg ediyor yani 450 ton. O zamanın şartlarında çok verimli çalışan bir yel değirmeniymiş. 1850’lerde buhar makinası takılan değirmen 1913’deki yangınla kül olana kadar hizmet vermiş. Camları örülerek  su kulesine dönüştürülmüş. Neredeyse yüz yıl su kulesi olarak kullanılmış. 1970’de başlayan restorasyon faaliyetleri sonrasında 2010 yılında tekrar orijinaline uygun bir yel değirmeni ve kısmen müze olarak hizmet veriyor. Bu haliyle Güney Yarımküre’de çalışır halde olan tek yel değirmeniymiş Callington.

     /></p>
<p><span style=Callington Değirmeni’nin başka bir açıdan genel görünümü

     /></p>
<p><em><span style=Callington Değirmeni

    Yulaf (Oats), Arpa (Barley) ve Buğday (Wheat) bu bölgede üretilen temel tahıllar. Gezerken değişik bilgiler öğreniyor insan. Patates Avrupa’nın 200-250 yıl öncesine kadar tanımadığı bir sebze. Patatesin asıl memleketi Güney Amerika. İspanyol işgali sonrası zorla alınan altın ve gümüş yanında Avrupa’ya taşınan başka bir değişiklik ve zenginlik. 18. yüzyılda Güney Amerika’dan Avrupa’ya getirilerek üretilmeye başlanan patates gelene kadar İngiltere’deki temel besin maddesi Arpa’ymış. 4 arpa tanesinin boyunun bir inç olarak kabul edildiği ölçüm değerleri kullanılmış tarihte. Biranın da hammaddesi olan arpanın 6000 yıllık bir geçmişi bulunuyormuş. Arpanın bira yapımında kullanılması da binlerce yıllık bir tarihe uzanıyor. Tüm bunları değirmenin en alt katında müzeye benzer bir mekanı gezerken panolardan öğreniyordum.

     /></p>
<p><span style= Callington Değirmeni

     /></p>
<p><em><span style= Callington Değirmeni

    Ufak kasabanın tek caddesinin üzerinde güzel ve eski haline uygun olarak dekore edilmiş şık bir kafe de vardı ama ben başka bir yerde oturmayı seçecektim. Callington Değirmeni’ninin hemen yanında harika bir göl manzarası bulunca piknik masasına oturup hazırladığım sandviçleri yemenin keyfini orada çıkarıyordum. Sakin bir ortamda ve güzel bir doğada huzurlu bir ağacın gölgesindeki piknik masasında yemeğimi yerken ziyaretime gelen ördekler ve siyah kuğu keyfime keyif katıyordu. Burası koruma altına alınmış ve değişik hayvan türlerinin yaşadığı Dulverton Gölü’ymüş.

     /></p>
<p><span style=Oatlands’deki klasik, eski ve güzel kafe.

     /></p>
<p><span style=Piknik masam ve görünüm.

     /></p>
<p><span style=Kırmızı gagalı siyah kuğu

    Yola devam ettiğimde çok kısa bir süre sonra küçük ama tarihi bir köprüden geçerek Ross kasabasına geldim. Yoksa kent mi demeliyim tam bilemiyorum ama bu kadar sakin ve boş bir yere kasaba tanımı bile fazla geliyor diye hissediyorum.

    Tarihi “Ross Köprü”sü ve “Ross Kasaba”sı…

    Hobart’tan Launceston’a giden eski yolu bağlayan bir köprü var Ross kasabasının girişinde. 1850 yılında yapıldığı üzerine kazınmış. Romen rakamıyla yazılı mesafe bilgisi dahil herşeyi eskide kalmış köprünün. Avustralya’daki ilk köprü diyorlar. Öyle heybetli birşey de değil. Ama kim geçerse burada mutlaka durup bu köprüye bir dokunuyor. Ross bu bölgenin önemli kasabasıymış zamanında. Devlet binalarının yapısı ve etrafın boşluğu öyle ferahlatıcı ki.

     /></p>
<p><span style= Tarihi Ross Köprüsü

     /></p>
<p><span style= Hobart’a mesafe ne kadar? (Romen rakamı okuyabilen var mı?)

     /></p>
<p><span style=Ross Köprüsünden kasabaya doğru bir görünüm.

    2020 yazının sonlarına yaklaştığımız bu günlerde çıldırmış, kendini pandemizede olarak gören şuursuz kalabalıkların tatil beldelerini ardı arkası kesilmeyecek sürüler halindeki işgalini ruhsal taşikardi halinde izliyorum. Tam da bu süreçte neredeyse bomboş ve sessiz Ross fotoğraflarını düzenlerken huzur buldum.

    Karnımın sesini dinleyerek bir kafede bir kek yiyip, kahve içtikten sonra etrafı dolaştım. Ufacık bir yer zaten Ross. Eskiden kalma şehir veya belediye meclisi binası, eski yolun yan tarafında bulunan taş kilometre sütunları, ufak klasik görünümlü tarihi kilisesi, eski, tek kat, bahçeli evleri, koloniyel mimari tarzındaki oteli restore edilse de eskiliğini ve orijinalliğini koruyan bir yer Ross.

     /></p>
<p><span style=Belediye Meclisi Binası

     /></p>
<p><span style=Ross Meydanı (arkada Belediye Meclisi Binası)

     /></p>
<p><span style= Sakin kasaba Ross’dan bir panorama

     /></p>
<p><span style=Tarihi kilometre taşları

     /></p>
<p><span style=Ross Kilisesi

     /></p>
<p><span style= Koloniyel mimarı tarzındaki otel

     /></p>
<p><span style= Otelde gündüzden biraya başlayan kafadarlar

     /></p>
<p><span style= Kafadarların otelin önündeki harika çocuğu

    Kafeden sonra bu ufak kasabanın Yün Müzesi’ne seyirttim hemen. Müzede ilk dikkatimi çeken ana tema da koyun kırkıcılar, yün hikayeleri ve bir Avustralya klasiği olan savaşa giden askerlerin adına hazırlanmış hatıra köşeleri oldu. 

     /></p>
<p><span style=Ross Yün Müzesi Girişi 

    Koyun Kırkma ve Koyun Kırkımcıları (Sheep Shearers)…

    Zahmetli, zor ve hüzünlü bir uğraş koyun kırkma. Bu işi yapanlara ecnebice “Sheep Shearer” yani “Koyun Kırkımcısı” diyorlar. Tazmanya’nın koyunları 15-20 kg arasından bir yüne sahip oluyor. Rekorlara meraklı yapısı olan bir kültür var burada diğer Anglosakson topluluklar gibi. Bugüne değin bir koyundan en fazla 23,5 kg yün alınmış mesela. Önemli bir madde olan yün de çok çeşitli ürünlerde kullanılıyor.

    Yün Müze’sinden Görüntüler:

     /></p>
<p><img decoding=Hayvanların o otomatik büyük traş makinası benzeri şeylerle dizler arasında sıkıştırılıp, ite kaka kırkılma görüntülerine bakınca üzülüyorum. Sürüklenen hayvanlar boğuşmavari bir eylemle kırkıldıktan sonra kaçıveriyorlar kırkıcının elinden. Neticede bir mezbaha değil tabii ama çok az da olsa yerdeki tahtada da kana benzettiğim lekeler can sıkıcıydı.

    Kırkıcıların da hali bir garip geldi bana. Zaten Tazmanya çiftçisi toprakla ve hayvanla yoğrulmuş, çıtkırıldım şehir insanlarına göre kaba diyebileceğimiz görüntüye sahipler. Kırkma işini yapanlar bana kısmen küskün, perişan ve bezmiş göründü. Bu insanların hayat öykülerini yazma arzusu uyandırdı bende müzedeki bazı fotoğraflar.

     /></p>
<p><span style= Koyun Kırkıcı Su İçerken

     /></p>
<p><span style=  Koyun Kırkıcı

     /></p>
<p><span style=Koyun Kırkıcılar Dinlenirken

     /></p>
<p><span style=Koyun Kırkıcı Molada

     /></p>
<p><span style=Koyun Kırkıcı kesme makinasının bıçağını bilerken

     /></p>
<p><span style=Koyun Kırkıcı

    Savaşlara Giden Avustralyalıların İzleri…

    Avustralya’da neredeyse her yerde olduğu gibi burada da I. Dünya Savaşına katılan askerlerin anısına düzenlenen saygı köşelerini izledim. Tazmanya’dan kalkıp Çanakkale’ye ne için geldiklerini bilmeden giden bu insanların hikayelerinden geriye kalanlar sergileniyor.

     /><span style=

    Gelibolu’da Savaşa Giden Rosslular

     /></p>
<p><span style= Müzenin Satış Salonu

    Launceston…

    Hobart’tan itibaren yolda görmeyi düşündüğüm yerlerde zaman geçirip oyalana oyalana gelsem de mesafe çok uzun olmayınca akşam olmadan Launceston’a ulaşmıştım. “Lansistın” diye telaffuz ediyorlar Türkçe yazarsak. Hostelime yerleştikten sonra buradaki ziyaret noktam olan “Cataract Geçidi (Gorge)”ne doğru ilerledim. İçinde yürüyüşler de yapılabilen bu doğal ortamın neredeyse şehrin tam ortasında varlığı garip geliyordu bana biraz.

     /></p>
<p><span style=Ross’dan ayrıldığımdaki yol kenarında bir görünüm.

     /></p>
<p><span style= Launceston’da kaldığım hostelin dıştan görünümü

    Cataract Gorge…

    “Gorge” iki dağ arasındaki geçit, boğaz anlamında bir söz ve harika doğal yerler. Gerek Tazmanya’da ve gerekse Avustralya’nın kızıl merkezinde bu harika doğal oluşumları görmek mümkün. Genellikle sular tarafından açılan iki dağ arasındaki bu yarıklar harika göletler ve doğal gezi ve mesire yerlerine dönüşmüş haldeler. Milyonlarca yıl içinde oluşan kaya yapıları ve bu kırılma bölgeleri zamanın ve doğanın ihtişamını izleyebileceğiniz görülmeye değer yerler.  

     /></p>
<p><span style=Cataract Gorge Görüntüleri

     /></p>
<p><span style=Cataract Gorge Görüntüleri

     /></p>
<p><span style=Cataract Gorge Görüntüleri

     /></p>
<p><span style= Cataract Gorge Görüntüleri

     /></p>
<p><span style= Cataract Gorge Görüntüleri

     /></p>
<p><span style=Cataract Gorge Görüntüleri

     Cataract Gorge çocuk bahçesinde özgürce dolaşan bir Wallaby.

    Cataract Gorge

    Devonport’a Doğru…

    Ertesi sabah daha önceden bir internet sitesinde başka bir gezginle muhabbetini takip ettiğim İrfan Öğretmeni bulmak için Devonport’a doğru yola çıktım.

    Hostelde özellikle kahvaltı yapmamıştım. Çünkü o gün yani 12 Mart 2017’ye rast gelen pazar günü yolumun üzerinde bir pazar kurulacağını biliyordum. Niyetim bu meşhur ve kısmen turistik de olmuş köy pazarında yapmaktı kahvaltımı. Pazarı buldum ve doğal olduğunu umduğum gıdalarla güzel bir kahvaltı yaptım. “Mide dolu olunca kalp mutlu olur” der bir Güney Amerika veya İspanyol atasözü. Artık bu taze sabahı keyifle yaşarken pazar yerini gezebilirdim.

    Tazmanya’nın Pazarları…

    Hobart’tan çıktığımda ama pazaryerine gelirken hava iyiden iyiye grileşti. Hafif bir serinlik de başlamıştı. Ancak ne gri hava ne serinlik benim bu pazardan keyif almamı engellemedi. Sebze tezgahları, arkasında el aletleri satan bir kamyonet, bir sürü yiyecek noktası, doğal reçeller, masa örtüleri, çiçek ve sebze fideleri her şey vardı. Eski kitaplar ve eskiye yönelik binbir çeşit eşyanın bulunduğu tezgahlar arasında bir yolculuk yaptım adeta bu ülkenin geçmişine doğru. Bizdeki benzer manzaraları da hissederek.

     /></p>
<p><span style= Sebze tezgahı

     /></p>
<p><span style= Pazarda el aletleri satan kamyonet

     /></p>
<p><span style= Pazaryerinden görünüm

     /></p>
<p><span style=Çiçek tezgahı

     /></p>
<p><span style= Tanıdık gelen var mı?

     /></p>
<p><span style=Eskicide her şey var

     /></p>
<p><span style=Ev mahsulünü satan çiftçi

     /></p>
<p><em><span style=Bayrağı ve şapkasıyla alışveriş yapan Avustralyalı bey

    Taze bir pazar sabahı pazaryeri molasından sonra İrfan öğretmeni bulmaya doğru ilerleyebilirdim.

    İrfan Bey Devonport’ta Emekli Bir Türk Öğretmen…

    İrfan beyin varlığını Sidney’de Tazmanya’ya ilişkin blogları okurken öğrenmiştim. Benden önce buralara gelen bir gezginin bloğuna yazdığı yorumdan bulup gelmeden önce yazışmıştım. Haberleşip iletişim bilgisini öğrendiğimde ziyaret listemde yerini almıştı. Evini bulmak zor olmadı. Maceracı bir insan İrfan bey. 30 yıl kadar önce Türkiye’de yaşarken Sidney’deki yetkililere açık bir mektup yazmış. Bu ülkeye gelmek ve evlenmek istediğini bildirmiş. O zamanın Sidney belediye başkanı veya valisi bu talebe karşılık verip bir nevi resmi çöpçatanlık yapınca o da bu maceranın içinde bulmuş kendini. Sonrası peri masalı olmamış ama bir sürü yaşanmışlık, boşanmalar ve evlilikler sonrasında Tazmanya’ya gelmiş ve burada yaşıyor. Afrika kökenli son eşi rahatsız olduğundan uyuyan hanımefendiyi rahatsız etmeden evden ayrılıp Devonport’u birlikte dolaşmaya başladık İrfan beyle. Burası Melbourne’den gelen araba taşıyan meşhur gemi hattı “Spirit of Tasmania” feribotlarının Tazmanya’ya ulaştığı liman kenti. Hem şehri ve şehrin yanındaki sahilleri gezdik hem de hayat öykülerimizin içinde dolaştık İrfan beyle.

     /></p>
<p><span style=Melbourne-Devonport arası çalışan meşhur gemi hattı “Spirit of Tasmania” feribotu

     /></p>
<p><span style= Rectory Kafe (Buradan şehrin olabildiğince yukardan manzarası görülebiliyor.)

     /></p>
<p><span style= Kafeden bir panoramik görünüm.

     /></p>
<p><span style= Devonport yakınlarında bir sahilde

     /></p>
<p><em><span style=Devonport yakınlarında bir sahilde 

    Karadeniz kökeniyle evinin bahçesinde fasulyesinden, taze soğanına hobi gibi sebzelerini yetiştiren, ucu ucuna geçim şartlarını sağladığı bu ülkede arafta kalmış iyi kalpli bir insan. Kendi mütevazı şartları içinde beni konuk etmek için tüm misafirperverliğini gösterdi sağolsun. Evindeki geç öğle yemeğimizden sonra ayrılıp Launceston’a döneceğimi söylediğimde üzüldü biraz. Değişik, özgün ve farklı bir öykü İrfan beyin yaşamı. Türkiye ve Atatürk özlemini derinden hissettirdi bana. Ara ara haberleşiyoruz hala. Akşam üzeri yaklaşırken buruk bir veda sonrası yola çıkıp Launceston’daki hostelime dönecektim ama hayat benim için başka planlar hazırlıyormuş oysaki.

    Dönüş Planı ve Yolun Beni Götürdüğü Yer…

    Geri dönüş için yol çok basitti aslında. Otobana çık ve doğrudan Launceston’a devam et.

    Ama bunu yapmayacaktım. Durdum bir an. Sağ taraftaki dağlık ve kısmi ormanlık arazi ile engin doğada bağların harika görüntüsünü izledim. Seyir cihazını (navigasyon) kapattım. Anayolu terkedip bilmediğim bir yola dönerek devam ettim.

     /></p>
<p><em><span style= Anayoldan sapıldığında devam ettiğim yol.

     /></p>
<p><span style=Bu yolun beni nereye ve kime götürdüğünü haftaya anlatacağım… 

    Planlar, Gerçekler, Sorumluluklar ve Yaşananlar…

    Yaşamın başlangıcı ve sonlanmasını planlıyamadığımız gibi ara süreçte yani hayat denilen iki nefes arasını da planlı biçimde şekillendirmeye çalışmak ne kadar doğru?

    Gezerken plan yapanlara gülümseyerek bakıyorum biraz. Hadi samimi olayım, bu planlara tutsak olanlara üzülüyorum hatta. Kendim de bir plan yaptığımda bu halime tebessüm ediyorum, özellikle, gerçekleşmediğinde.

    Yollarda alışıyor insan plan dediği şeylerin bir anda değişmesine. Güya bir plan yapmışken bambaşka ortamlarda kendimi bulduğumda yaptığım planların neye yaradığını, beni gerilime sokan beklenti veya durumların ne kadar gereksiz şartlanmalar olduğunu anlıyorum. Tam öğrendim diyemem ama artık plan denen beyhude oluşun mütevazı bir temenniden öte olmayabileceğini kabullendim epeyce. Bu güzel bir durum.

    Sağlıklı bir beden sağlıklı bir zihnin çok önemli anahtarı. Nefes alıyorken yaşanabilecek birçok deneyim var. Yaşam, kararlar ve kabul edilen sorumluluklar üzerinde şekillenen kısa bir süreç. Bu kısa süreci sadece yaratılmış olmanın mucizesini hissederek, etrafımızda ve bizde olanları deneyimleyerek geçirmek ne mutlu.

    Sağlık ve sevgiyle kalın.

    Abonelik

    VeryansınTV'ye destek ol.
    Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    9 Yorum

    1. 2 Eylül 2020, 17:51

      Ellerine sağlık. Tebrik ediyorum.

    2. 27 Ağustos 2020, 02:54

      Beğenmenize sevindim. Görüşlerinizi iletmenize daha da sevindim. :)
      Plan yapmanın beyhudeliği ortada. Hayatın akışıyla birleşebilmek en güzeli. Şikayetsiz ve olabildiğince sükunetli bir kabulle.
      Teşekkür ederim.

    3. 27 Ağustos 2020, 02:51

      Ediyorum. :)
      Teşekkürler.

    4. 27 Ağustos 2020, 02:50

      Televizyon… :))
      Umarım bir gün bu sohbetleri orada yapma durumu olur. Kim bilir?
      İlginiz ve güzel sözleriniz için teşekkür ederim.

    5. 27 Ağustos 2020, 02:48

      Keyif almanıza sevindim. Güzel günler dilerim.

    6. Hayata dair plan yaparsın sen uymak için çırpınırken hayat seni başka bir yola sevk eder plansız hayat en güzeli nefes alabiliyorsan ani yaşayıp keyif almalı insan yazın harika çok beğendim hele koyun kirkma resimleri videolar çok yerinde eline dilene kalemine sağlık başka bir yeri anlatamam dileğiyle

    7. devam etttt

    8. Yazılar kadar fotoğraflar da çok güzel teşekkür ederiz. Keşke televizyonda da bir programınız olsaymış. Onu da ilgiyle takip ederdim

    9. Keyifle okudum Gürcan, teşekkürler..

    Giriş Yap

    Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!