Hüseyin Vodinalı
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. ABD’nin İhvan ile dansı… Türkiye’deki kaosun özünde emperyalizmin ‘din’ sevdası yatıyor

ABD’nin İhvan ile dansı… Türkiye’deki kaosun özünde emperyalizmin ‘din’ sevdası yatıyor

featured

Hüseyin Vodinalı yazdı…

Amerika Birleşik Devletleri kuruluşundan beri düşmansız yaşayamadı.

İlk düşman doğal olarak, bağımsızlık savaşında İngilizlerdi.

Fransa desteğiyle İngiliz Emperyalizmini yendiler.

Daha sonra Kuzey – Güney iç savaşı yaşandı.

Sanayileşen Kuzey ile tarıma dayalı Güney kozlarını paylaştı.

Kuzeyliler kazandı.

Pamuk tarlasındaki zenci köleler artık ucuz işçi olmuştu.

Akabinde büyük Kızılderili soykırımı ile koca kıta etnik olarak temizlendi.

Ardından sınırların ve etki alanlarının büyütülmesine sıra geldi.

1800’lerde İspanyollar ile Meksika, Kalifornia, Teksas ve son olarak Karayipler’de savaştılar.

Latin Amerika’daki İspanyol etkisine karşı yeni bir Amerikan hegemonyası doğuyordu.

Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde ABD artık genç bir emperyalist ülkeydi.

Genç emperyalist olarak, yaşlı, yorgun fakat deneyimli emperyalist kuzeninden feyz aldı.

İngilizlerin yanında takıldı.

Osmanlı’nın esasen konu edildiği Birinci paylaşım savaşında Wilson prensipleriyle ben de varım dedi.

Ancak bölgenin ana proje ve kadastro planları İngilizlerin elindeydi.

Asya’ya çok önceden giren İngiliz emperyalizmi, bu konuda deneyimliydi.

Roma İmparatorluğu’ndan beri değişmeyen “böl ve yönet” düsturunu adeta bir sanata çevirmişti.

Düşünsenize Çanakkale’ye çıkan Britanya ordusunda Hintliler, Nepalli Gurkalar, İrlanda kökenli ANZAK’lar çoğunluktaydı.

İngiltere, Afganistan’da Batı’nın muhtemelen Doğu’da yaşadığı en aşağılayıcı askeri yenilgiyi 1842’de yaşadı.

İmparatorluk ordusundan 18 bin 500 askerin tamamı Kabil’den Celalabad’a giden yoldaki Gandarmak geçidinde çok daha ilkel silahlara sahip Afgan kabileler tarafından 6 Ocak 1842’de yok edilmişti.

İşte bundan ders alan İngilizler, bölgeye imam ve tarikat şeyhi kılığında casuslar göndermeye başladı.

Aşiretleri bir birine düşürmek en uygun yöntemdi.

Bunların devamı mesela 1920’lerdeki Topal Molla tarikatıdır.

Atatürk’ün dostu Emanullah Han’a karşı 300 bin kişiye ulaşan bir tarikatin şeyhliğini yapan sarıklı cüppeli bu adam, ayaklandırdığı cahil kitlelerle Bahçe-i Sakka isimli kabile şefine destek verdi ve Emanullah Han’ın 1929’da ülkesinden kaçmasına yol açtı.

İşi bitince de fötr şapkasını, kravatını takıp ana vatanı İngiltere’ye döndü.

Afganistan’da o gün bu gündür huzura kavuşamadı, darbeler, gerici ayaklanmalar, işgaller ve acılar içinde yaşadı.

VAHABİLİĞİ KURAN İNGİLİZ CASUSUN HATIRATI

Aslında İngilizler İslam coğrafyasında dini kullanarak iş bitirmeyi ta 18. yüzyılda başlatmıştı.

1700’lü yıllarda İstanbul’a gelen ve İslami bilgileri ve lisanları öğrenen İngiliz casusu Hempher, casusluk faaliyetlerini ve esas olarak da Vahabiliği nasıl kurduğunu hatıralarında yazmıştı.

‘İngiliz Casusunun İtirafları’ adlı hatıratı, Suudi Arabistan’da Vahabiliğin doğuşunda İngiliz gizli servisinin rolünü anlatır.

Tek bir isim kullanan İngiliz casusun anıları ilk olarak Alman gazetesi Spiegel’de yayımlandı.

Lübnanlı bir doktor tarafından Arapça’ya tercüme edildi.

Hüseyin Hilmi Işık tarafından 1990 yılında neşredildi.

Bilahare Arapça’dan Farsça’ya, sonra da “Memoirs of Hempher, The British Spy to the Middle East” adıyla İngilizceye tercüme edildi.

Sıddık Gümüş ve İrfan Özfatura isimli yazarlardan aktarıyorum:

“Hempher ile İslâm ülkelerine gönderilen on ajandan biri Müslüman olur, biri ölür, birinin izi kaybolur, biri de saf değiştirip Ruslar hesabına çalışmaya başlar…

Londra’daki amirleri Hempher’i İstanbul’dan sonra Irak’a yollar, “Müslümanların arasına gir ve o vücudu mafsallarından ayır” buyururlar!

Hempher gözünü dört açıp koparacağı fitne için malzeme arar. Yöreyi adım adım dolanır, kâh şiilere, kâh sünnilere “zarf atar”…

Önce Şeyh Ömer Tayi adında sünni bir imama yaklaşır, ancak şeyh ona peş peşe sorular sorar ve cevaplarına inanmaz, kovalar. Konakladığı hanın sahibi Mürşid Efendi onun sabah namazlarına gönülsüz kalkmasına takar. Gün doğarken herkes Kur’an-ı kerîm okur, o zıbaracak bir köşe arar. Hancı “beni ne ilgilendirir kardeşim, parama bakarım” demez, bu fırıldak herifi derler toplar, kapının önüne koyar.

Hempher bu kez yolsuz kalmış Azeri kılığına girerek Abdurrıza adlı şii bir marangozun yanına takılır. İşte o günlerde Farisi ve Türkçe bilen Necdli bir gençle (Muhammed bin Abdülvehhâb) tanışır. Bu çocuk aşırı kibirli ve çok asabidir, kendini allame-i cihan sanır. Sünni olmasına rağmen mezhep tanımaz, Kur’an-ı kerîmi kafasına göre yorumlar. Şedit bir Türk düşmanıdır, halifeye ve ulemaya sövmeden duramaz. Hasılı Hempher mumla arasa böylesini bulamaz…

İkiyüzlü İngiliz ona hayranmış gibi davranır. Hatta çizmeyi aşar, kulağına eğilip “sen Hazret-i Ömer ve Ali’den bile büyüksün” diye fısıldar, “İslamı cihana yayacak biricik güç sendedir, diğerleri Kur’an’ı anlayamıyorlar…”

Hempher bu acemi gencin ağzından girer burnundan çıkar ve onu nicedir beklenen “kurtarıcı” olduğuna inandırır. Eh kurtarıcılık kolay iş değildir, eski olan ne varsa yıkılmalı ve yeni yeni inkılâblar yapılmalıdır.

Hempher acele etmez, zira yeterli vakti vardır. Bu genci sabırla yoğurur ve avucunun içine alır. Başlangıçta ret etmesine rağmen onu muta nikâhına ikna eder ve Müstemlekeler Nezaretinde çalışan İngiliz kadınlarından biriyle (kod adı Safiyye) bir haftalığına âkidlerini yapar. Bu kadın Necdliye çok tesir eder, ona “içtihad yaparak kuralları delme” cesareti verir. Gündüz Hempher , gece Safiye’nin makasına giren delikanlının kafası iyice bulanır. Nitekim “kendi sığ aklıyla” hükümler çıkarır ve uygular. Kadeh tokuşturup, şakır şakır oynamaya başlar. Lakin Hempher’in “oruca ve namaza ne lüzum var” gibi telkinlerine şiddetle karşı çıkar, “sen beni dinimden mi etmek istiyorsun” deyip yolunu ayırmaya kalkar. Hempher ustalıkla manevra yapar. Önce “seni denedim ve kazandın” der, ardından “ibadetler imandan parçadırlar (aslında değildir). Terk eden dinden çıkar. Gafiller ve günahkârlar katl olunmalıdırlar” fikrini Abdülvehhâb oğlunun aklına sokar. Onu samimi ama günahkâr müminlerin üstüne salar, terörden medet umar.”

Selefilik ya da Vahabilik denen mezhep işte böylesi bir İngiliz oyunudur.

Bizans’ta oyun biter, İngiliz’de bitmez…

Hempher’in ardılları Lawrence ve Gertrude Bell gibi İngiliz Ajanları da bu çizgiyi sürdürür ve Arapları Osmanlı’ya karşı kışkırtır.

 /></p>
<p>Türkiye’de de boş durmazlar ajanlarını şeyhülislam seçtirir, tarikatlara sızarlar, hoca, imam, şeyh kılığında dolaşırlar, İskilipli Atıf gibi sözde din adamlarını kullanırlar.</p>
<p>Sadece Araplarla da yetinmezler Şeyh Sait olayında olduğu gibi Kürt aşiretleri dinci saiklerle ayaklandırırlar.</p>
<p>Başta İngiliz İmparatorluğu olmak üzere, 7 düvelle savaşan Atatürk’e İngiliz ajanı diyenler işte bunların torunlarıdır.</p>
<h2>MÜSLÜMAN KARDEŞLER YA DA SİYASAL İSLAM</h2>
<p>ABD’nin birinci dünya savaşı sonrası düşmanı ise gecikmeli olarak Nazizm ve Almanlar oldu.</p>
<p>Gecikmeli diyorum çünkü Naziler ilk ortaya çıktığında ABD’deki faşist oligarşiden ‘Sovyet Kızılları’na karşı önemli destek de almıştı.</p>
<p>Neticede Amerikalılar 2. Dünya Savaşı’nın galibi (Nazileri yenen asıl güç SSCB idi) olmasa da, kazananı oldu.</p>
<p>1945 sonrası ise düşman SSCB yani Komünizm ve Ruslardı.</p>
<p>18 milyon kilometrekarelik Sovyet coğrafyasında at oynatmak için İslamiyeti öğrenmeye başladılar.</p>
<p>Türkiye’deki Yeşil Kuşak projesini İngilizlerden devraldılar.</p>
<p>Ama başta da dediğim gibi siyasal islamın yani sahte dinciliğin patenti İngilizlerin elindeydi.</p>
<p>Atatürk’ün tekke ve zaviyeleri kapatmasına, en az mason localarını kapatması kadar karşı çıkan İngiltere önemli bir müttefikini yitirmiş oldu: Sahte dinciler.</p>
<p>1924’te doğru bir kararla hilafetin kaldırılması ise İngilizler açısından büyük bir fırsattı.</p>
<p>İngilizler, hilafetin kaldırılması sonrası, 1924’te Mekke’de, 1925’te Haydarabat’ta, 1928 yılında da Kahire’de sözde İslam alimleri toplantıları düzenledi.</p>
<p>Ve 1928’de Mısırlı eski bir coğrafya öğretmeni olan Hasan el Benna’ya “Müslüman Kardeşler” yani İhvanı Müslimin tarikatını Kahire’de kurdurdu.</p>
<p>Bu tarikatin destekçilerinden biri de açıkça Türk ve Kemalist düşmanı olan İngiliz ajanı kaçak şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi idi.</p>
<p>Müslüman Kardeşler oluşumunun temel hedefi tüm İslam dünyasını tekrardan bir halifelik bayrağı altında toplamaktı.</p>
<p>Müslüman Kardeşler, laik ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkılması gereken bir yapı olarak gördü ve en büyük düşmanı da mazlum milletlerin umudu büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk idi.</p>
<p>İngiliz İmparatorluğu’nun giderek zayıflaması ile sığınacak yeni limanlar aradılar.</p>
<p>2. Dünya Savaşı’nda bu liman Naziler oldu.</p>
<p>Kudüs müftüsü Hacı Emin el Hüseyin Hitler ile anlaştı ve Balkanlar’da Müslüman Nazi birlikleri kurdu.</p>
<p><img decoding=

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

6 Yorum

  1. niye kardeş nesi var yazının neresinde yanlış var söyle de bilelim

  2. 27 Mart 2021, 22:48

    cehaletin bu kadarı ancak tahsille mümkündür, özdeyişini hatırlatan bir yazı olmuş….

  3. 25 Mart 2021, 21:21

    Arap gazetecinin yorumunda sanki Libya’yı ,Türkiye karıştırıyormuş gibi bir hava verilmiş. Libya’da ne için varız, lütfen bunun altını doldurarak verin. Çünkü Libya’yı kaybetmek,Doğu Akdeniz’i kaybetmektir. Doğu Akdeniz’i kaybedersek Anadolu’da tutunamayız. Türkiye’nin , Libya ile olan münasebetleri İhvan’ın dışında kalan bir konudur. Orada yaşan Türkler vardır ve bunların İhvan ile bir ilişkisi yoktur. En azından bizim derdimiz o değil.
    Cihat Yaycı’nın da dediği gibi “Libya,denizden Türkiye’nin komşusudur”.
    İhvan vs diye diye Doğu Akdeniz’de Yunan tezlerini kabul edecek değiliz. Yunan demek Abd ve Ab emperyalizmi demektir.

  4. Siyasal islami organize ederek kendi cikarlari dogrultusunda kullanan, cahil ortadogu kitlelerini birbirine dusuren hep bati emperyalismi olmustur. Musluman kardesleri kuran Ingiltere, Filistinli Hamas’i FKOye ve Arafat’a karsi kuran Israil, basinda cikan bircok habere gore AKP gibi seriatci ve gerici bir partiyi Turkiye Cumhuriyetinin basina diken yine Anglo-siyonist emperyalist kureselciler olmustur. Tayyip o devirlerde BOPun esbaskani oldugunu defalarca kameralar karsisinda bizzat soylemistir. Gazeteci Sabahattin Onkibar’in anlattigina gore tayyip ve abdullah gul ABD yahudi lobisinden 2002 senesinde akp kurulurken icazet almislar ve bunun haberi mansete ciktiginda dinci ama milli ve anti siyonist olan Erbakan koltuguna cokup, hungur hungur aglamistir. Onkibar’a gore, tayyip kendisini arayarak bu haberi yayinladigi icin sitem etmistir. Gorusume gore, o zamanki tayyip halen ayni tayyip’tir. Iktidar ugruna Biden’le antlasmaya calismakta, ancak kureselcilerin kendisini bir sekilde “delige supureceklerini” gormekte (Cuneyt Zapsu’nun Erdogan’i kollamak icin ABDde yahudi lobileri onunde bizzat sarfettigi sozdur), ancak bunu butun gucuyle bunu degistirmeye calismakta. Kureselcilerin hedefinin kendisini indirmek oldugunu ve bu fikirden asla donmeyeceklerini tahmin ediyorum ancak bu arada ne yazik ki Turkiye aleyhine kabule edilemeyecek ve geri donulemeyecek odunler verilmesinden korkarim.

  5. 24 Mart 2021, 13:35

    Gerçekten de matruşka gibi bu dinciler… Bunları iç içe sokmayı da batının emperyalistleri başarmış…

  6. 23 Mart 2021, 13:58

    Biz okur olarak yada gazeteci olarak ve ya oğrenci olarak azıcıkta olsa türkiyeye karşı batının vekalet savaşlarını onların içimizde işbirlikçilerini görüp tanırız. Mutlaka TSKda 40 yıl boyunca ilker başbuğ ve cihat yaycı gibi görev almış ve strateji bilen adamlar bizden daha çok ve daha derin biliyor. Bilmediğim şu ki nasıl sessiz kalmışlar ve göz göre göre vatanı ingiltere islamcılarına yem ediyorlar.?

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!