Hüseyin Vodinalı
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Aynı döngü tekrarlanıyor

Aynı döngü tekrarlanıyor

featured

Hüseyin Vodinalı yazdı…

1701 ile 1714 arasındaki, İspanya ve Fransa’ya karşı İngiltere, Almanya, İtalya’nın olduğu “İspanyol Veraset Savaşı” kara ve denizlerdeki ilk dünya savaşı sayılsa da biz yine bildiğimiz yerden başlayalım.

Kuşkusuz dünya ve jeopolitik konularında derin ve engin bilgilere sahip İngilizlerin “History repeats itself” deyişi, dilimize “Tarih tekerrürden ibarettir” diye geçti.

Bu içeriğiyle uyumlu olarak kendisini çok defa doğrulayan bir ifadedir. Ben buna kapitalizmin kendini tekrarlayan döngüsü de derim.

1500’lerden itibaren Batı’yı eksen alan dünyamızda büyük güç mücadelesinin örüntüsü pek değişmedi: yükselen yeni güç-gerileyen eski büyük güç, buna paralel yayılan ekonomik kriz, otoriter ve hırslı liderler ve sonuç; büyük savaş veya dünya savaşı.

Dünyayı 1914’e getiren koşullar belliydi; Büyük güç (ABD’yi yitirdiği için gerileyen) emperyalist İngiltere, yükselen güç ulusal birliklerini sağlamış olan Almanya ve İtalya idi. 1876 yılında Avrupa ve Kuzey Amerika’da başlayan ekonomik durgunluk 1907’ye gelindiğinde tarihin ilk büyük borsa-mali krizine yol açtı. Büyük güç rekabetinin ortasında çöküşü karşıt dengeler sayesinde 300 yıl geciktirilen Osmanlı pastası vardı. Yeni keşfedilen petrolün bolca bulunduğu toprakları tüm emperyalist güçlerin ağzını sulandırıyordu. Avrupa ve Afrika’da yapılan savaşın en önemli sonuçları, Osmanlı’nın tarihe karışması, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, Ortadoğu’da yeni bir petrol denkleminin kurulması, İngiltere ve Almanya’nın büyük ekonomik çöküntüsü ve ABD’nin kıyısına uğramayan savaştan güçlenerek çıkması oldu. Tabii belki de en önemli sonuç, Rus Çarlığı’nın yıkılıp büyük Sovyetler Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kurulmasıydı.

Dünyayı 1939’a getiren koşullar da tıpatıp aynı olmasa da baştaki örüntüyü takip ediyordu. 1929 büyük buhranı Avrupa’yı da sarmış ve yine emperyal hırsları olan diktatörler (sadece Hitler değil Roosevelt ve Çörçil’i de sayın) sahneye çıkmıştı. Ama bu kez işin içinde Asya da vardı. Çin’i işgal eden Japonya, yükselen güçler Almanya ve İtalya’ya katılıyor ve Anglosaksonlara karşı bir kez daha şanslarını deniyorlardı. Elbette bu savaşın sürpriz faktörü ABD oldu. İngiltere artık yorgun hegemon idi. Üzerinde güneş batmayan ve dalgalara hükmeden büyük Britanya savaştan yine galip çıksa da tacını ABD’ye devredecekti. Nazi Almanyası’nı tarihe gömen Sovyetler Birliği ise savaşın asıl kazananı oldu (9 Mayıs’ta 80. Yıl Zafer Törenleri şaşalı olacak). Ama 27 milyon askerlik bir kayıpla. Savaşın sonucunda son 50 yıl içinde korkunç bir yıkıma uğrayan Avrupa burjuvazisi, komünizm korkusuyla ABD’ye tam teslim olacaktı. Savaşın önemli bir başka sonucu da SSCB ile ABD’nin iki ayrı ideolojide iki kutuplu dünyanın kutup başlarını oluşturmasıydı. Tabii Çin’de büyük kargaşalar sonrası 1949’da galip gelen Mao önderliğindeki komünistler de Asya’da tarihin gidişatını değiştirecekti. Atatürk’ten esinlenen eski sömürge ülkelerinin de Türkiye Cumhuriyeti modelindeki bağımsızlık ve kalkınma mücadeleleri de 2. Dünya Savaşı sonrası hız kazanmıştı.

Lafı uzattım biliyorum ama tüm inanılmaz teknolojik gelişmeler rağmen insanın fıtratı değişmiyor. Kapitalist oligarşik düzenin içinde yoğrulan insan tipi tüm tarihsel aşamalara rağmen ilkelliğini koruyor.

1980’de resmen başlayan neoliberal düzende yaşanan korkunç finansallaşma 2008’de ABD merkezli bir küresel yapısal krize dönüştü ve tıpkı 1876’da başlayan durgunluk gibi giderek daha da ağırlaştı ve yeniden gerileyen hegemon ve yükselen yeni güçler arasında savaş baskısı yarattı. Elbette tıpkı diğerlerinde olduğu gibi bu kez de otoriter ve hırs küpü lider tiplemeleri dünya sahnesini dolduruyor. İsim vermeme gerek yok hepsi gözümüzün önünde.

Her üç krizin de perde arkasında dünyayı krallarla yöneten tacirler/bankerler var elbette.

Rotschchild hanedanı bunlardan en sonuncu ve bilineni ama onlara eşlik eden eski ve yeni pek çok oligark var. Bu yapının sürdürdüğü inanılmaz korkunç ekonomik modeller sonucunda küresel servet çok küçük bir azınlığın eline geçerken, halklar örgütsüz, güvencesiz, devletsiz ve korumasız bırakıldı. Covid 19 kumpasını buna en basit örnek olarak gösterebilirim.

Bunların bulduğu tek çözüm, dünyayı teknokrat bir hükümet idaresinde, dijital bir dikta ile yönetmek. Öyle ya artık kol gücüne ihtiyaç kalmadığı için nüfus azaltılmalıydı. Hatta beyin gücü de yapay zekaya emanet edilerek nüfus daha da azatılabilirdi. Bunu da yaptılar. Hem de kendi beyaz yakalı toplumları içinde yaptılar.

Ama ABD’nin çöküşü hızlandıkça savaş baskısı arttı. Trump’ın gelişi de tuz biber ekti. Trump geleneksel Amerikan modelini savununca, kovid movid kesmez dediler ve yeniden bir dünya savaşını, (nükleer tehlikeleri de göze alarak) başlattılar.

Bugüne gelindiğinde; Rusya-Ukrayna (NATO) savaşı giderek alevlenme riski içinde (Polonya’da yeni düzenlenen sıradışı bir tatbikat var. Bu bir saldırı savaşının işaretçisi), İsrail’in zoruyla Trump’ın İran’a saldırması olasılığı, Yemen’e düzenlediği ağır bombardıman sonrası yükselişte. Çin’in geçen gün Lübnan’a indirdiği askeri nakliye uçağı da önemli bir gelişme. Pekin, İran’a karşı saldırı durumunda petrolünün yüzde 80’inden olma riskiyle karşı karşıya, Rusya da kuzey güney koridorundan olacak. Tam bunlar yetti derken, Hindistan’ın Pakistan’a savaş açma durumu çıktı.

Böylesi bir savaş iki nükleer gücün çarpışması anlamına gelir. Ayrıca Çin’in en önemli kuşak ve yol ortağı Pakistan üzerinden Gwadar limanına indireceği baypas koridorunun da kapanması demektir.

Çin’in Tayvan harekatı da tüm bu gelişmelerin ortasında geriye sayan bir saatin tiktakları gibi kulaklarımızda.

Afrika desen zaten karışık. Sudan’dan Somali’ye, Kongo’dan Uganda’ya iç savaşlar sürüyor. Büyük güçlerin gözünü diktiği yer.

Türkiye’nin de etrafı ateş çemberi; Suriye karışık, PKKistan kurulması için düğmeye sonuna kadar basılmış durumda, Ukrayna malum, Karadeniz’e Montrö’yü delip girme planları yapan bir İngiltere Ankara üzerinde etkisini artırıyor. ABD ve İsrail desen İran’a saldırı için para pazarlığına oturmuş durumda Şimşek ile. Kıbrıs ise elimizde tamamen çıkıp Anglosaksonların ve İsrail’in yeni üssü olma yolunda! Abdülhamit’i çok seviyorlar ya ondan herhalde.

Kısacası tarih yine kendisini tekrarlıyor ve büyük bir ekonomik kriz sonrası üçüncü dünya savaşına doğru gidiyoruz. Jeopolitik kuralı; savaş denizlerde kazanılıyor ve şu an yükselen deniz ve ticaret gücü Çin. ABD ise geriliyor ve tıpkı İngiltere’nin zayıfladıkça dominyonlarından çekilmesi gibi Avrupa’dan elini çekiyor. Sabıkalı Avrupa kapitalistleri de epeydir içinde bulundukları ekonomik krizden kurtulmanın çaresini yeniden savaş ekonomisinde ve savaşta buluyor.

Tarihin çok kritik bir dönemecinde olduğumuz herkes biliyor.

Bilinmeyen ise tüm bu karmaşanın sonucunda kimin öleceği ve kimin kalacağı!

Benim emin olduğu tek şey ise 500 yıllık Batı hegemonyasının artık sonsuza kadar yok olacağıdır. Buna göre vaziyet almayan ülkemiz ise dünya lideri olmayı bir yana bırakın, aksine emperyalizmin pastası (yine) olma yolundadır.

Kötümser miyim? Evet. Gerçekçi miyim? Çet cipitiye sormaya gerek yok, her şey gözümüzün önünde, canlı yayında cereyan ediyor!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 Yorum

  1. 1 Mayıs 2025, 22:54

    Enfes,reel ve acı bir yazı olmuş velakin yazar gördüğünü yazmış tıpkı bir futbol hakeminin gördüğünü çalması gerektiği gibi.Çok berrak ve hakiki …Yalniz bir durum net.Yazar bizi çok bekletiyor bir sonraki yazıya kadar.Mesafe bu kadar uzun olmamalı bu yoğun gündemde.

  2. Tebrik ediyorum, üstelik teşekkür ediyorum bu güzel analiz için..

  3. 2 Mayıs 2025, 09:46

    Emperyal -kapitalist yapının, matematiksel açıklaması gibi yazınız ,ne iyi ki varsınız, selam ve saygılar.

  4. 2 Mayıs 2025, 13:54

    Sayın Vodinalı yazılarınızı ilgiyle okuyorum. Yazdığınız gibi durum çok vahim. Ama ne acıdır ki başımızdakiler büyük bir aymazlık içinde, muhalefetle ağız dalaşı yaparken, ülkemizin dört bir taraftan çevrildiğinin de farkında değiller herhalde. Açıkçası gökyüzünü kara bulutlar kaplamış, yakında tepemize kurşun yağmuru yağarsa hiç şaşırmayalım. Bu arada daha sık yazıp bizi aydınlatırsanız çok iyi olur. İyi ki varsınız.

  5. Su akar yolunu bulur, belkide insanlığın da sonu yaklaşmıştır ??? Dinazorlar da bir zamanlar Dünya’nın hakimiydi ! Oyda şimdi sadece fosilleşmiş kemikleri kaldı …

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!