Pankuş yayınlarının ve benim ilk kitabımız, “Covid 19 –Bir Virüsten Ötesi”nde, ABD/Davos ürünü Covid 19’u yazmıştım.
Tezim şuydu; dünyayı yöneten/yönetme iddiasında olan batılı kapitalist elitler; yükselen Asya ve özelinde Çin tehdidini bertaraf etmek için böyle bir yola başvurdu. Biyolojik savaş, batan kapitalizme Great Reset, vatandaşların büyük şirketler tarafından kontrolü: Agenda ID 2020, pandemi provası Event 201, çipli ve mRNA aşılar, Bill Gates’in sözünü ettiği nüfus azaltımı vs.
Çin’i baskılamak için küresel ekonomiyi kapatmayı dahi göze alan elitler, zor durumdaki ABD’yi kurtarmak için de bu kez Huntington virüsüne başvurdu.
Sözünü ettiğim Huntington virüsü, (Huntington Desease değil. Hoş tanımı itibarıyle benzerlik de var. Huntington Hastalığı hastaların davranışsal bozukluk, zihinsel yıkım ve kontrol edilemeyen hareketler yaşadığı nadir, ilerleyici bir genetik bozukluktur. Huntington hastalığı beyinde striatumun yavaş yavaş atrofiye uğradığı kalıtsal bir hastalık) meşhur Amerikalı siyaset bilimci Samuel Huntington’un, soğuk savaş sonrası ortaya çıkan “düşman” ihtiyacını gidermek için ortaya attığı “Medeniyetler Çatışması” (bildiğiniz Hristiyan Müslüman savaşları. HV) teorisinin pratiğe dökülmüş halidir.
Arap Baharı ile Ortadoğu ve Avrupa’da yayılan, ve son olarak Fransa’da (mizahtan uzak, ergen tarzı safi provokatif çizgisiyle işlevsel olarak da bizdeki Misvak dergisinin bir benzeri olan) Charlie Hebdo dergisinde yayınlanan iğrenç karikatürler üzerinden başlatılan bu pratik, Paris’te kafası kesilen bir coğrafya öğretmeniyle başladı. Rotshchild ailesinin kullanışlı elemanı olan Macron’un “İslami terörizm” vurgusu ve tüm Fransa’da projeksiyonlarla gösterilen karikatürlerle devam eden tahrik süreci meyvelerini verdi.
İşaret yine alınmıştı.
Batılı istihbarat servislerince ve onların maşası Körfez ülkelerince “özel seralarda el değmeden yetiştirilen” tekfirci, selefi, Vahabi ve hatta İhvancı katil sürüleri ellerinde bıçak insan kesmeye başladı.
Türkiye ile Doğu Akdeniz ve Suriye’de karşı karşıya gelen Macron ve arkasındaki güçler, adeta bu olayları davet etmişti.
Yabancısı olmadığımız bir tiyatro yeniden sahneye konmaya başlandı.
Yalnız bu kez hedef, klasik olarak İran yerine Türkiye idi.
Daha önce de yazmıştım.
SADDAM TAKTİĞİ TEZGAHLANIYOR
Türkiye’de başkanlık sisteminin getirilmesi, sadece içeriyi ilgilendiren bir durum değildi.
Irak’ta önce Batı tarafından desteklenerek bir darbeyle iktidara getirilen ve ardından İran ile savaştırıldıktan sonra, güçsüz düşünce, aynı batılı mahfillerce saldırıya uğrayan Saddam Hüseyin rejimini hatırlatan bir kumpas tezgahlanıyor.
Tıpkı Saddam gibi Erdoğan da, 28 Şubat sonrası Büyük Ortadoğu Planı çerçevesinde Bush-Cheney Neocon ekibince kurulan bir strateji doğrultusunda destek buldu.
“Medeniyetler Çatışması” tezine destek olacak biçimde, Atatürk Cumhuriyeti’nin, Osmanlıcı/Sünni/İhvancı anti laik alternatif ile tasfiyesi süreci sonucu bölge üzerindeki Batı projelerini yeniden hayata geçirmekti hedef.
Ortadoğu ve Balkanların haritalarının BOP planı çerçevesinde yeniden çizilmesi için Türkiye ve komşularından koparılacak kukla bir devlet ve Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya değin uzanan “Arap Baharı” gerekiyordu.
Nasıl ki FETÖ, yeşil kuşakçı NATO politikaları çerçevesinde kurulduysa, El Kaide de 1979’da Afganistan’da yine ABD tarafından kurdurulmuştu.
Suudiler, İsrail ve Batılı istihbarat servislerinin taşeronu olarak, İslamiyeti terörizmle özdeşleştirmek üzere ayrıcalıklı bir rol üstlendi.
Almanya’da kurulan ve maaşları Suudi Arabistan tarafından ödenen Camilerden tutun da, Afganistan, Bosna, Çeçenistan, Filipinler, Yemen, Endonezya, Cezayir, Çin ve Pakistan’da görevlendirilen mücahitler hep bu kurgunun ürünleriydi.
Amaç, Arap dünyasında 1960’lardan itibaren yükselen milliyetçi sosyalist Baas hareketini kırmak ve yok etmekti. Bunun için en iyi yöntem, İslamiyeti yeniden ve son derece şiddet yanlısı olarak yorumlayan yeni tarikat ve örgütlerdi. El Kaide, IŞİD ve yüzlerce türevleri, Pakistan ve Irak’ta CIA denetimindeki kamplarda kuruldu.
Fransa’daki terör eylemlerinde dikkat edin, hep daha önceden bilinen ve fakat dokunulmayan teröristler olayların faili çıkıyordu.
Son ortaya çıkan belge mesela bunun resmi kanıtı.
Edward Snowden’ın ortaya döktüğü NSA (Amerika’nın çatı istihbari kurumu, Ulusal Güvenlik Ajansı) resmi belgesi, 2013’te “Özgür Suriye Ordusu”nun Suudilerce nasıl kullanıldığının açık kanıtı.

The Intercept Withheld NSA Doc That May Have Altered Course Of Syrian War
https://tr.sputniknews.com/analiz/202007311042566223-istihbaratin-zirvesi-turkiyeden-geciyor-mi6-cia-ve-dgse-baskanlarinin-ortak-ozelligi-ankara-ve
mükemmel bir yazı olmuş tek solukta okudum.bir sonraki yazınızda sıcak paracı liberal ve küreselci yaklaşıma karşı türkiyenin ulusal ve milli çıkış yollarını yazarsanız sevinirim.
Bilgi ve yorumlariniz icin tesekkurler. Birligi ,Ataturk ilkelerine baglilikla guclendirmek zorunlu, ama bu konuda Milletce yeterli degiliz ne yazik ki.
Bilerek yada bilmeden jihadçıları destekliyorsun akp indiğinde senin gibileride aşağı iner umarım
Bunun tek caresı de bır an evvel kemöalsıt chp lılerın harekete gecıp ya partıyı tekrar ele alması yada yenı partı kurup ısı almalrı. ama cok gec kalındı. yazı fevkalede. tespıtler mukemmel.
ancak ülkede Atatürkçü-Kuvvai Milliyeci bir irade maalesef yok. çünkü ülkede büyük bir ekmek ve geçim derdi var.
Öyle görünüyor ki Erdoğanlı bir Ak Parti Türkiyeyi dünyada liderliğe taşıyabilir.
hüseyin bey selam, yazılarınızı severek okuyorum ve soyadınızı da çok karizmatik buluyorum. isimle çok yakışmış.bir balkan bölgesi. belki oralı olabilirsiniz, belki oraya yerleştirilmiş büyük dedeleriniz olabilir osmanlı döneminde. osmanlı demişken geçenlerde sarf ettiğiniz “beceriksiz emperyalist” benzetmenizi doğru bulmadığımı belirtmek isterim. çünkü osmanlı emperyalist değildi. beceriksiz kelimesi de anlamını yitiriyor nihayetinde. emperyal idi ama emperyalist asla değildi. bunlar farklı anlamlardır , aynı şey değildir. şeyh edebali’nin “ey oğul insanı yaşat ki devlet yaşasın” sözü ne kadar etkileyicidir değil mi.. osmanlı elinden geldiği kadar bu söze sadık kalmaya çalıştı. kalamadığı yerlerde isyanlar patladı, haksızlıklar oldu belki. bunlar artık tarihin tozlu sayfalarında.
gelelim coğrafyaya çektiğiniz röntgen niteliğindeki sözlerinize. sevgili vodinali bence saddam ile koskoca türk devletini asla bir araya koymamalısınız. türk devleti, saddam gibi 10 ya da 20 yıl boyunca hüküm sürmüş bir devlet değil. 2200 yıllık metehan’i baz alan tsk’miz varsa varın kökünü siz düşünün türk devletinin. özal dönemi’nde bir koyup üç alma macerasına sokmaya çalıştı aynı abd , bizi. hem de kerkük ‘u bize vaad ederek. türk devleti bu oyuna gelir mi.. bu amerika’lilarin daha öğrenecek çok şeyi var. ingiliz koleji mezunu olsalar da daha çok sürprizler olacak onlara.
akp dönemi yapılan yanlışlar çok, bunu hepimiz biliyoruz. suriye konusu da buna dahildir. bu yanlışlardan ve o dönem uygulanan yanlış pkk politikalarından dönüldü.
şu anda doğruyu yapıyoruz.
suriye’nin s300 sayesinde abd ordusu ile muhatap olmadığını söylemek gerçeği yansıtmaz. abd gerçekten vurmak isteseydi esad’i s5000 ya da bol sıfırlı başka bir sistem ya da ülke emin olun kurtaramazdı. rusya ile abd arasında suriye konusunda bir konsensüs var. orayı parçalayacaklar. esad ‘da buna itiraz edemez, edemeyecek de bir mucize olmazsa.
esas hedef türkiye’dir. suriye’nin parçalanmasına direnen de türk devletidir. kafkaslarda, idlib’de, libya’da kafa kafaya tokuşturmak istedikleri bir türkiye ve rusya vardır doğru ancak burada bunun olup olmaması tamamen rusya’ya bağlıdır ve emin olun aynı rusya zamanı geldiğini anladığında içindeki ayıyı dışarı çıkartacaktır. şimdilik bekliyor çünkü tam olarak gücü yerinde değil.
abd ve rusya asla düşman değildir, öyle görünüp cambaza bak diyenlerdendir.
rusya ile abd derin devletinin bir kolu her zaman temastadır. arka plânda votka ve kahve içenler onlar.
bu arada coğrayfa dizaynı yapıyorlar. türkiye bu coğrafyada onlara zorluk çıkartan tek güç kalmıştır. s400 konusu abd ve batıya güvenin olmadığının göstergesidir. buna dair çok spekülasyon yapılmış idi kullanamayacağımıza dair. atlantik’e secde eden kesimlerce mümkün değil diye sözler oluyordu. testler sinop’ta yapıldı,acaba ağızları açık mı hâlâ.
ancak yeterli değil. esas olan hisar projesi gibi yerli savunma sanayiindeki atılımları sürdürmekten geçer. çünkü mutlaka bir gün çullanmayi deneyecekler. bu yüzden acil olarak alındı zaten s400’ler. bunu çok kişi görmüyor. o yüzden de bunun daha iyisini yapmalıyız, yapacağız da.
şu anda doğu akdeniz’de, kafkaslarda tokat yediler, yiyorlar.
idlib’i göreceğiz ve de tüm suriye’yi. bir harekat daha olabilir.
“devlet aklı, devletin genetik zekâsi” vs gibi sözler türk devleti için asla mecaz içermiyor.
bunlar gerçek. siz tabelayı değil tabelanın arkasına bakın. türk devleti kadimdir.
Hepsi tiyatro, Amerika ve müesses nizam emreder, bizimkiler yapar.Kendimizi kandırmayalım.
15 Temmuz sonrası olan, dayak yiyen kadının ”kocamdır döver de sever de ”yaklaşımıdır.
Bu coğrafyada, Türkler değil de başka bir millet olsaydı; Yugoslavya örneğinde olduğu gibi; çoktan dağıtmışlardı. Türkler 30 lu yıllarda dünya lideri olabilecek konumdaydılar, bu başarıyı Atatürk sayesinde yakaladılar. Bunu gören diğer ülkeler gerekli tedbirleri almaya başladı ve diğer Türk devletleri ve oluşumları bizden kopardı.
Diğer devletler çok haklıydılar, Çünkü Atatürk çizgisindeki milliyetçilik kavramı çok tehlikeliydi. Mücadeleyi bizim gibi bu coğrafyada kemikleşmiş milletlerle savaşarak kazanamayacakları çok açıktı (Bakınız Colin Powell in şımarık ABD askerine çanakkale savaşını hatırlatması).
Sözü çok uzatmadan şunu demek istiyorum, milli takımımızın formasının rengini turkuaz yapanların/yaptıranların niyetinin ne olduğu gayet açıktır. Topraklarımız tehlike altındadır; tespitleriniz doğrudur, katılıyorum.