Macron’un dediği gibi NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmedi belki ama, NATO’ya felç indiğini rahatça söyleyebiliriz.
(NOT: Bu cümleyi yazdıktan sonra Odatv’de Nejat Eslen’in “Beyin Ölümü tartışılırken NATO Felç oldu” başlıklı yazısını gördüm, yine de değiştirmek istemedim, çünkü gerçekten daha iyli anlatan bir ifade yok. Sonuç bildirgesi de bunu değiştirmiyor. HV)
Ancak bu, daraloğlan kılıklı Macron’un kastettiği gibi Türkiye yüzünden değil, esasen Çin ve Rusya yüzünden yaşanan bir kriz.
Mevzu sadece Türkiye, PKK ve Suriye olsaydı bir şekilde hallolurdu.
Sorun NATO’nun ahlaki, hukuki ve insani bakımdan suçlu bir örgüt olması da değil. (bir gerçek ve psikolojik savaş ile derin devlet sisteminden oluşan terör örgütü olan NATO’nun yıllık bütçesi 130 milyar dolar, BM’nin insani yardım operasyonlarının yıllık bütçesi 5 milyar dolar)
70 yıldır bu şekilde var oldu zaten.
Asıl problem, Çin ve Rusya’nın başını çektiği Asya gücünün Avrupa ve dünyanın diğer yerlerindeki cazibesi.
Fiziksel olarak anlatırsak, bir nevi kütle çekim etkisi.
Neden olduğunu anlatayım.
Şimdi biz gazeteciler meseleleri mümkün olduğunca anlaşılır hale getirmek için biraz yuvarlar ve basitleştiririz.
Çünkü bizi sokaktaki simitçinin de, NASA’daki profesörün de anlaması lazımdır.
Akademikler ise en basit konuları bile karmakarışık hale getirmekle mükelleftirler.
Gıcık oldukları için değil, bilimsel oldukları için.
Neyse sadede gelelim.
ABD’NİN RUSYA VE ÇİN KORKUSU
Rusya ve Çin’in hem ayrı ayrı, hem de birlikte geliştirdikleri yeni ekonomik, askeri ve siyasi güç ağırlığını her geçen gün hissettiriyor.
Atlantik’te, ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi “gelişmiş” ülkeler, ciddi yönetim krizleri yaşarken, Asya’da Çin ve Rusya’nın başını çektiği büyük kalkınma hamlesi, “gelişmekte” olan ülkeler için büyük bir çekim etkisi yaratıyor.
Bunda hiç kuşkusuz, NATO’yu oluşturan bu Batılı ülkelerin son 200 yıllık sömürge ve hegemonya mirası da rol oynuyor.
Yoksa Rusya ve Çin, ekonomik tüm sorunlarını çözmüş, gerçek anlamda demokratik sayılabilecek ülkeler değil.
Ancak tutarlı ve kararlı bir ilerleyişleri var ve uluslararası hukuka Batılı ülkelere göre çok daha fazla uyuyorlar.
Çin, küresel üretim ve ileri teknoloji liderliğine gözünü dikerken, Rusya da jeopolitik ve askeri güç olarak karşımıza çıkıyor.
Çin’in rakipsiz Kuşak ve Yol’u var, Rusya’nın rakipsiz S400, Kinjal ve Sarmat füzeleri…
ABD’nin asıl sorunu Türkiye değil, Çin ve Rusya’ya karşı tavır almaları için Avrupa ülkelerini ikna etmek.
Çünkü mesele Türkiye’yi çok aşıyor.
Kuzey Atlantik Anlaşma Örgütü’nü tam ortasından ikiye bölüyor.
Rusya’ya karşı Avrupa’yı güç de olsa bir nebze kontrol altında tutan ABD, Çin konusunda aşırı zorlanıyor.
Çünkü gerçek anlamda Çin’e karşı bir argümanı yok.
Hong Kong ve Uygur Özerk Bölgesi mi?
Geçiniz.
Japonya ve Güney Çin Denizi ise Avrupa’yı hiç ilgilendirmiyor bile.
Kaldı ki, Rusya’ya karşı bile Trump’ın eli zayıf.
Rusya ile Almanya arasındaki Kuzey Akım 2 doğalgaz nakil projesine yaptırım uygulama tehdidine Almanya’dan misliyle karşılık veririz yanıtı geldi mesela.
Kuzey Akım 2 Projesi aslında bir nevi Avrupa projesi de.
Almanya’nın dışında, Fransa’nın ENGIE, Avusturya’nın OMV, İngiliz – Hollanda ortaklığındaki Shell de paydaşlar arasında.
Avrupa, Rusya ve İran’a yaptırımların kaldırılmasını istiyor. ABD ise bunlara Çin’i eklemenin peşinde.
Bu Londra Zirvesi öncesi, 19-20 Kasım’da Brüksel’de düzenlenen NATO toplantısında, ABD gündemindeki 3 başlık masaya sürülmüştü.
Bunlar; Rusya’ya karşı saldırgan politikaların artırılması, uzayın silahlandırılması ve Çin’in yükselişine karşı harekete geçmek idi.
Tabii bir de üye ülkelere ek olarak 100 milyar dolarlık salma çıkarmak.
ABD’nin Ağustos ayında Rusya ile Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler anlaşmasından çekilmesi de Avrupa’yı daha güvenli yapmıyor.
Tüm bunlar, yeterince sorun içinde bocalayan Avrupa’yı irrite edecek konular.
Rusya’ya karşı saldırganlığın artırılmasından daha saçma olan Çin’in yükselişine karşı koyma ifadesi.
Tüm Avrupa ülkeleri, Çin’in önde gelen ticaret ortakları.
Brüksel’de konuşan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, “Çin’e ve ÇKP’ye karşı özgürlük ve demokrasi cephesi olarak birleşmeliyiz” dedi ve pek alkış almadı.
Ama Londra Zirvesi’nde Trump her türlü manivelayı zorlayarak deklarasyona ilk kez Çin’i sokmayı başardı.
Londra Deklarasyonu’nda, ilk defa Çin’in yükselen gücüne değinilerek “Çin’in artan nüfuzu ve uluslararası politikalarının ortaya çıkardığı fırsat ve sınamaları ittifak olarak birlikte ele almalıyız.” vurgusuna yer verildi.
Ancak bu, ABD’nin istediğinin çok altında bir söylem.
Rusya konusunda da Avrupalılar belli ki diretti.
Deklarasyonda, Rusya’nın saldırgan faaliyetlerinin Avro-Atlantik güvenliğini tehdit ettiği belirtilirken,
“Rusya’nın davranışları müsaade ettiği müddetçe diyalog ve yapıcı bir ilişkiye hazırız” ifadesi konuldu.
ABD’nin 2020’de Avrupa’da “Defender 2020 in Europe” ve Pasifik’te “Defender 2020 in the Pacific” başlıklı iki büyük tatbikatı yapması da bekleniyor.
NATO’nun çağdışı ve hantal bir yapı olduğunu söyleyen Putin, “Bilindiği gibi artık Sovyetler Birliği yok, NATO’nun kuruluşuna cevaben oluşturulan Varşova Paktı, Varşova Anlaşması da yok. Ancak NATO varlığını sürdürmekle kalmayıp genişliyor” sözleriyle aslında olayı özetledi.
Bu arada, zirvenin hemen öncesi Rusya ve Çin, 3000 kilometrelik Sibirya doğalgaz hattını açarak, ilk boru hattı projesini de gerçekleştirdi. O da önemli bir gelişme.
Aslında zirveyi bu deklarasyondan çok, Macron’un Trump’ın yanındaki oturuş tarzı, resepsiyonda Macron, Boris, Trudeau’nun Trump ile dalga geçtiği görüntüler (Trump bu görüntüler sonrası zirveyi erken terk etme kararı aldı) ve Genel Sekreter Stoltenberg’in bozuk yüz ifadesi daha iyi anlatıyordu.
Bu arada dünyayı yöneten ülkelerin liderlerine bakın.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, ‘deli’ Trump, ‘çılgın’ Boris, ‘ergen’ Macron ve ‘titrek’ Merkel gibi “dünya liderlerinin” ahvalini görünce eminim, “Alem buysa kral benim” diye içinden geçirmiştir bu arada.
Türkiye zaten bu bölünme sayesinde çok fazla hasar almadan bu dönemden geçebiliyor. S400 alıyor, Türk Akımı ilerletiyor, ABD’nin kara gücü PKK’yı hallediyor. Yani takmıyor. Ha hiç taviz vermiyor mu? Bence ekonomik kırılganlığı yüzünden veriyor elbette.
NATO için, gazeteci Zeynel Lüle’nin dediği gibi ‘yaş yetmiş, iş bitmiş’ mi desek acaba?
En doğru tanım da bu herhalde.
Ama Nejat Eslen’in felç teşhisi de çok isabetli.
Neticede Asya yükseliyor, Atlantik çöküyor.
Olan bu.
Yine bir Cin yazisi, yine buyuk iddialar, yine Cin taraftarligi – Huseyin Vodinali denen arkadasin cizgisi tamamen anlasilmis durumda.
Neden bu kadar zorluyor kendisini tarafini iyice belli etmek icin onu anlamis degilim. Bir arastirmaci mi yoksa kahvede arkadaslariyla dunyayi mi kurtariyor, onu da anlamis degilim.
Bir de uzerine su laubali uslubu yok mu – arastirmacidan cok herseye benziyor malesef…
Neyse, son sansimi vermistim bu insana – bundan sonra yazilarini okumadan gonul rahatligiyla es gececegim.
Size katılmıyorum ! Tam olarak öyle değil! s400 aldık ama açmayacağız yani aktif hale getiremeyecekler ! Pkk nın halledildiği falan yok öyle olsa batı ayağa kalkar ! Takmadığı da doğru değil ! Zarrabın iafadesi , Halkbank Soruşturması, mal varlığı araştırması dururken takmaması mümkün mü ? Sahi Fıratın doğusu ne oldu ? Sizdeki bu iyimserlik beni öldürecek !