ABD’nin ikili bir yapısı olduğu doğru.
Bir asıl yönetici elit sınıf var, ki bunlar şirketler Amerikası (Corporate America) oluyor.
Bir de devleti yöneten siyasetçi bürokrat kesim var.
Ama işin aslı şu ki, asıl patron sermaye, yani şirketler Amerikası veya kısaca establishment.
İşte İsrail de bu noktada devreye giriyor.
Kendi küçük ama sermaye olarak büyük bir güç.
Devlet olarak değil belki ama sermaye olarak çok köklü ve derin.
Kasım Süleymani’yi CIA’e öldürtecek kadar cüretkar, İran’a saldırabilecek kadar gözü kara, Suriye’yi bombalayacak kadar küstah.
Tabii bu kesimler arasında her daim fikir ayrılıkları, çelişmeler de mevcut.
Mesela Trump olayı bunun somut örneği.
Neocon küresel sermayenin adayı Hillary’ye karşı, ulusalcı söylemle uyduruk bir rakip olarak ortaya çıkan Trump şak diye seçiliverdi.
Girizgahı yine uzattım biliyorum.
İsrail’e bir de İngiltere’yi eklemek şart tabii bu arada.
ABD’nin küresel hegemon konumunun derin kodları Londra’da yazılıdır.
İngiltere, ABD’nin özellikle İsrail ve Ortadoğu politikalarının mimarıdır.
İngiltere, İsrail’i kuran ülkedir.
İngiltere, Rusya’nın ezeli ve ebedi düşmanıdır.
İngiltere, Osmanlı ve Çarlık Rusya’sını 300 yıl birbiriyle savaştırıp, kırdıran ülkedir.
İngiltere, (Afrika, Batı Asya, Türkiye ve İran da dahil) Hindistan ve Çin’i sömüren en acımasız emperyalisttir.
İngiltere 18. yüzyıldaki emperyalist liderliğini 19. yüzyılda Amerika’ya gönüllü olarak devretmiştir.
Bu tarihte örneği olmayan bir durumdur.
Londra’daki büyük küresel sermaye gönüllü olarak New York’a gitmiştir.
Kıta Avrupası’nı Almanya ve Fransa temsil ediyorsa, Atlantikçi Batı Emperyalizmi (İspanya ve Portekiz devirleri 1600’lerde bitti) İngiltere ve ABD tarafından yüklenilmiştir.
İngiltere, çıfıtlığın üstadıdır.
Eski Roma’nın böl ve yönet politikası, İngiltere’nin kolonyal siyasetinde zirve yapmıştır.
Şimdi ABD imparatorluğu göçerken, İngiliz ve İsrail akil adamları yeni bir tarzı siyaset geliştirdi.
Yeni bir şey sayılmaz aslında ama, karmaşıklaşmış bir versiyonu diyebiliriz.
Tek kutuplu dünyadan çok kutupluya geçilirken, ortaya çıkan çelişmelere göre yeni bir oyun kurmak olarak niteleyebiliriz bunu.
RUSYA’YA KARŞI TÜRKİYE’Yİ SÜRMEK
Mesela SSCB sonrası çökmek üzereyken 2000’lerin başından beri giderek toparlanan ve güçlenen bir Rusya’ya karşı, klasik taktiğe, yani Türkiye’yi yeniden Moskova üzerine sürmeye başvurmak gibi.
Bunu Osmanlı döneminde çok uzun bir süre yaptılar.
Sadece İngiltere de değil, Fransa ve Almanya da Türkiye’yi Rusya ile savaştırmaktan büyük çıkar elde ettiler.
Bunun tek istisnası Çanakkale Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda oldu.
Doğrudan işgale yeltenen İngiltere ve Avrupalı hempaları, Türk-Rus dayanışmasının temelini atmış oldu.
Atatürk dönemi bu konuda muhteşem başarılı bir dönemdir.
2 anti-emperyalist ülkenin yardımlaşması Batı’ya büyük maliyet yarattı.
Soğuk Savaş denen 1945-1990 arası ise Türkiye NATO boyunduruğunda yeniden Batı’nın Rusya’ya karşı ileri karakolu oldu.
Osmanlı’dan sonra en büyük ikinci yıkım dönemidir bu.
FETÖ ve benzeri kımıl zararlıları bu sayede devlete doluştu ve Cumhuriyeti bitirmeye kalkıştı.
Sevr dönemini anımsatan BOP projesi fakat, yeni bir uyanışı başlattı.
Türkiye’de BOP Eşbaşkanı olan Erdoğan, doğrudan işgal sayılabilecek Ergenekon-Balyoz ve NATO-FETÖ darbe girişimi sonrası bir anda saf değiştirdi ve Rusya ile yeni bir işbirliği dönemi başlattı.
Fakat bu işbirliği kesinlikle Atatürk-Lenin dostluğuna benzemiyordu.
Erdoğan-Putin dostluğu tamamen karşılıklı çıkarlar ve dehşet dengesi üzerine kuruluydu.
Suriye’de düşürülen Rus uçağı ve Ankara’da öldürülen Rus Büyükelçisi bile bu işbirliğini bozamadı.
Ama İdlib ve Müslüman Kardeşler ısrarı bozdu.
Libya’da farklı cephelere destek de tuz biber ekti.
ABD, bu fırsatı kaçırmadı.
Türkiye’nin zor durumdaki ekonomisi ve içerideki aktif NATO elemanları Washington için büyük bir avantaj.
ABD’yi en çok rahatsız eden Türkiye’nin satın aldığı Rus S-400 savunma sistemiydi.
Çünkü bu savunma mekanizması Ankara’yı kolay hedef olmaktan koruyacaktı.
ABD-İngiltere ve İsrail üçlüsü, bölgede güçlü ve Avrasyacı bir Türkiye görmek istemiyor.
Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan’ını koruyan güçlü bir donanma istemediği gibi.
Atlantik üçlüsünün Türkiye ve Rusya’yı yeniden düşman cephelere getirmek için çabaları sonuç da veriyor.
S400’ler açıktan söylenmese de gündemden düşürüldü.
Suriye ve Libya’da Rusya, Suriye ve Mısır ile sadece Müslüman Kardeşler tarafgirliği yüzünden gerekli mutabakatlar sağlanamıyor.
Bu da Türkiye’yi maceracı bir durumun eşiğinde tutuyor.
Halbuki Suriye ile anlaşılsa PKK tehdidi ortadan kalkacak, Mısır ile anlaşılsa Libya ile yapılan uluslararası sular anlaşmaları geçerlik kazanacak.
Rusya ile anlaşılsa ABD-Fransa tehdidi ortadan kalkacak.
Ancak Ankara’da değişen bir tutum görmüyoruz.
Aksine NATO’nun darbe girişiminin hedefi olan isimler, “NATO’ya sadığız” mesajları veriyor.
Libya’da giderek yükselen askeri gerilim, Türkiye ve Rusya’yı karşı karşıya getirme potansiyeline sahip.
İdlib zaten ortada.
Bu tür olaylar, ülkemizdeki dinci, solcu, liberal, milliyetçi her kılıktaki NATO ajanlarını sevindiriyor.
Türkiye’nin yeniden ABD kucağına düşmesinin hayallerini kuruyorlar.
İngiliz muhipleri cemiyeti de boş durmuyor.
Tıpkı Kırım savaşındaki gibi her iki ülkeyi yıpratacak bir İran-Irak benzeri savaşın ıslak hayallerini kuruyorlar.

AFYON SAVAŞLARI YENİDEN Mİ?
ABD’nin Çin’e karşı artan düşmanlık çizgisi yeniden yükselişte.
Hatta son dönemde bu Rusya’nın da önüne geçti.
Trump yönetimi başından beri anti Çin idi.
ABD’nin diğer Neocon kesimi de farklı değil.
Sadece Batılı sermayenin Çin’de ucuz üretim kaynaklı belirli çıkarları var ama bunlar esnek.
Zaten Çin’in “Made in China 2025” ve “Kuşak ve Yol” girişimleri artık ucuz ve çevresi kirli üretim merkezi olmaktan daha fazlasını istediğini ortaya koydu.
Yani Çin artık Batı’nın nitelikli ve somut düşmanı.
Alternatif eşitlikçi bir dünya projesiyle ortaya çıkan Pekin de bunu bekliyordu zaten.
Soğuk Savaş döneminde Stalin’in en büyük hatası Çin ile düşmanlıktı.
Hatta Doğu Türkistan meselesi bile aslında SSCB tarafından ortaya atılan bir tezdi.
SSCB’nin yıkılışında, Çin’in Kissinger’in usta hamlesiyle (ping pong diplomasisi) ABD’nin yanına alınmasının etkisi de vardı kuşkusuz.
ABD’nin bugünkü hamlesi ise Hindistan.
NATO’yu Asya’ya genişletmek, Hindistan’ı NATO’ya ve Beşgöz’e (Five Eye: ABD, İngiltere, Kanada, Yeni Zelanda ve Avustralya’nın ortak istihbarat kuruluşu) almak gibi çılgın planlar telaffuz ediliyor.
Hindu faşisti ve Müslüman düşmanı olan Hint Başbakanı Narendra Modi ile Hindistan adeta bir NATO ülkesi oldu bile.

Çin’in en kritik Kuşak ve Yol ülkesi olan Pakistan’a önce sataştı.
Ardından sınırda Çin ile dalaşmaya başladı.
ABD bu gelişmeleri zevkten dört köşe vaziyette izliyordu.
Hemen 2 büyük uçakgemisini Güney Çin Denizi’ne yolladı.
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, Hindistan’a asker gönderip, üs kurmaktan bile söz etti.
Hindistan’ın geleneksel müttefiki Rusya ise hemen devreye girdi arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu iletti.
Ancak Modi, Çin’e karşı düşmanlık siyasetini sürdürmeye kararlı.
ABD de İngiltere’den aldığı esinle 3. Afyon Savaşlarını (*) çıkarmaya niyetli.
Aynı ABD, Türkiye’yi Libya’da yeni bir “Kırım Savaşı”(**) ile kırmaya da kararlı.
Türkiye ve Hindistan mazlum milletler ailesine öncülük eden iki laik demokrasi olarak emperyalizmin bu tuzağına düşer mi?
Bunu zaman gösterecek.
Ama ben inanıyorum ki, Atatürk ve Gandi’nin çocukları bu tezgaha gelmeyecek.
(*) İngilizlerin geleneksel içeceği olan çay için Çin’e her yıl yüklü miktarda para ödeniyordu. İngiltere bu açığı Çin ile serbest ticaret yaparak kapatmak istiyordu. Esasen Çinliler gelenekleri ve inançları gereği kapalı bir ekonomik sistem uyguluyorlardı. Sadece tek bir Çin Kanton limanı sevilmeyen yabancı tüccarlara açıktı. İngiltere Hindistan’da üretilen afyonu gizli yollardan Çin’e sokmaya başladı. Çinliler afyonu geleneksel Çin tıbbında ilaç olarak kullanıyorlardı. Fakat Çin’de afyon bağımlılığı ortaya çıktı ve giderek yaygınlaşmaya başladı. Çin hükümeti bu durumun tehlikeli boyutlara ulaşması üzerine sıkı tedbirler alarak afyon ticaretini yasakladı. Bu durum İngiltere’yi oldukça rahatsız etti.
İngiltere önemli bir gelir kapısını kaybetmişti. Hemen duruma müdahale etti ve Çin ile İngiltere arasında savaş çıktı. Ancak İngiltere uluslar arası alanda kendisine haklı bir gerekçe bulmayı da ihmal etmedi. Bu savaşı uygarlık adına en doğal hak olan serbest ticaret ilkesinin çiğnenmesini gerekçe göstererek girmişti. Böylece Afyon Savaşları olarak tarihe geçen İngiltere ile Çin arasında bir dizi savaş başladı. O tarihe kadar kendi halinde dış dünyada kopuk yaşayan Çin acı bir şekilde sömürgeciliğin çirkin yüzü ile tanıştı.
Çin 1839’da başlayıp 1842’ye kadar ”Afyon Savaşları”nda bir dizi yenilgi aldı ve sonunda İngiltere’nin istediği şekilde Nanking Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Çin Hong Kong’u İngiltere’ye bırakıyor ve beş önemli limanı (Kanton, Şanghay, Foochow, Amoy ve Ningpo) Avrupalı tüccarlara açmak zorunda kalıyordu. Çin bu limanlarda her türlü denetleme ve el koyma hakkından vazgeçiyor ve niteliği ne olursa olsun her türlü mala kapılarını açıyordu. Ayrıca Avrupalı tüccarlara hukuki kapitülasyon hakları da tanınıyordu. Daha sonraki dönemlerde bu hakların kapsamı daha da genişletildi. Hatta diğer batı Avrupa ülkelerine de bu haklar verildi. Böylece sömürgeciler zor kullanarak büyük bir ülkeyi dünya ekonomik sisteminin içerisine sokmuşlardı. Hiçbir insani kural tanımayan sömürge düzeni dünyanın en büyük pazarını ele geçirmeyi başarmıştı. 1859’da ikinci Afyon Savaşları da patlak verdi.
Çinliler Afyon Savaşları ile başlayıp Çin’in Avrupa’nın ortak sömürgesi haline dönüştüğü bu dönemi ”Onursuzluk Yüzyılı” olarak adlandırmışlardır. (Kaynak: Dunyabulteni.net)

(**) 1853-1856 arasındaki Kırım Savaşı Osmanlı Devleti’nin toprak kaybına sebep olmamasına rağmen, siyasi olarak aleyhimize oldu. Her iki tarafın 250.000’den fazla asker kaybına sebep olan Kırım Savaşı’nda müttefikler (İngiltere ve Fransa) siyasi bakımdan karlı çıktı. Osmanlı Devleti’ni Rusya ile savaşa sokarak, meşgul olmasını fırsat bilen İngiltere, büyük devletlerin dikkatini Hindistan’dan uzaklaştırdı. Gürganiyye İslam Devleti’ni yıkarak, Hindistan hazinelerini ele geçirdi, ticaretini geliştirdi. Islahat Fermanı’yla ülke içindeki gayrimüslimleri isyana götüren haklar verildi. Bunu gayet iyi değerlendiren Fransa, günümüze kadar devam eden Orta Doğu hadiselerine sebebiyet verdirdi.

Resmiyete bakılırsa Osmanlı savaşı kazandı. Ama gerçekte öyle olmadı. Osmanlı İngiltere’ye güvenerek girdiği savaşın pratikte ikinci mağlubuydu. Osmanlı’nın kayıpları savaşta yenilen Rusya’dan sonra ikinci sıradaydı. Osmanlı için savaştan geriye bir sürü kahramanlık ve yığınla borç ile sayısız bölgesel sorun kaldı. (Kaynak: diplomatikgozlem.com)
Ruslar Kırım ı, Orta Asyayı işgal etmeyip ordaki Türklere asimile politikası uygulamamis gibi yazmış da yazmış. Tamam ABD ci değiliz karşiyiz da Ruslar daha iyi bok değil yani.
Sayın Arabi, emperyalizm sadece sam amcaya ve hempalarına ait bir şeydir. Rusya ve Çin emperyalist değil gelişmekte olan büyük ülkelerdir. Dertleri bağımsızlık toprak ve ekonomik bütünlüklerini batı emperyalizmine karşı korumaktır. Suriyedeki Rus varlığı sizi rahatsız edebilir ama neticede yasal rejimin davetiyle oradalar. Bop macerası abd adına yapılan bir maceradır ve Türkiye’nin komşularıyla iyi geçinmesi esastır. Bölgesel güç ancak NATO ve ABD ye karşı bölgesel ittifaklarla olur. Aksi sadece abd taşeronluğudur ve sonu hüsrandır.
Sayın Taşçı; emperyalizm denilen şey, sadece sem amcaya ait bir sıfat değildir. Emperyalizm denilen şey bugün, Libya’ da UMH ye karşı, darbeci kukla Hafteri desteklemektir. Hiç bir şekilde Suriye’ de ki insanlar ile ortak tarihi, ortak kültürü olmaksızın, coğrafik, bağı ve geçmişi olmaksızın, zamanın da PKK terör örgütüne verdiği destek açık olan azınlık Esat rejimi ile iş tutup Suriye’ de Mehmetciğin karşısına üsler kurmaktır emperyalizm. Kavramlar üzerinden tartışmaya da gerek yok, Rus’ ya emperyalist bir devlettir, bir başka gerçekte şudur ki; her cephede karşımıza Rus postalları çıkmaktadır.
Sayın Vodinalı gerçekten emperyalizm karşıtı bir yazı kaleme almış olsaydı, sömürgeci Fransa, işgalci Yunanistan, darbeci Sisi, şer odağı BAE ve Rusların, darbeci ve katliamcı kukla Hafter üzerinden nasıl ve hangi paydalar da buluştuğunu açıklayan bir yazı kaleme almış olması gerekirdi, beka mücadelesi veren Mehmetciğe, aman dikkat oyuna geliyorsun tarzında bir muhabbeti kaleme almamış olurdu.
-Türkiye bölgesel bir güç olmak zorundadır, Rusya ve Çin sınırları içerisinde kalmalıdır, dunyaya barış ancak bu şekilde gelebilir diye düşünüyorum.
Sayın Arabi, sayın vodinalı elbette kendini savunur kalemiyle ama size şöyle bir eleştirim olacak. Rus ve Çin politikalarına hizmet ediyor suçlaması çok kolaycı ve zamanın ruhuna çok uygun. olaylara derin bir jeopolitik gözlükle bakarsanız, Türkiye’nin başta Suriye olmak üzere pek çok noktada yanlış işler yaptığını görebilirsiniz. Komşusunda çıkan yangına benzin döken Türkiye Suriye’den sonra en çok zararı gören ülke oldu. Bugün 5 milyon suriyeliye bakmak zorundayız. PKK sınırlarımızda neredeyse devlet kuracak. Libya konusunda da benzer bir durum var. Elbette Doğu Akdeniz bizim için hayati önemde ve elbette UMH desteklenmeli. ancak burada ABD’nin bizi Rusya ile çatıştırma tuzağına düşmeden bunu yapmalı. Suriye’deki Astana mekanizması Libya’da da İzmir mutabakatı olarak kurulmalı mesela. ABD’nin emeli Türkiye ile Rusya’yı çatıştırıp bundan yarar sağlamaktır. FETÖ’ye uçak düşürtüp elçi vurdurması da bu sebeptendir. Atatürk’ün akılcı ve anti emperyalist dış politikasını okuyup öğrenmenizde yarar var.
Cin’in Uygur politikasi amerikanin ekmegine yag surdu, isin garibi Cin bu kadar insani evinden barkindan ederken Uygurlari gozetleyecek teknolojinin amerika tarafindan verilmesi, Trump’in perde arkasindan Xi yonetimine Uygurlarin ustune gitmesi gerektigini soylemesi de garip, isin en garip olan yonu ise nazi kamplarina benzetilen Cin toplama kamplarinin aslinda Amerika daki 2. Dunya savasinda Japon asilli amerikan vatandaslarinin tutuldugu kamplara cok benzemesidir. (ama uygulama olarak cin nazi almanyasinin yaptigi herseyi denedi…)
Rasim! Bir sorum olecek
Avrıpa bizi kıskaneyyyh mi ve çatliyimi?
Türkiye’nin dış politikası ihvancı siyasetlere mahkum edilmemeli, fetönün yeni sabotajlarına izin verilmemeli. Türkiye bölge merkezli dış politikalarla Atlantik ötesi emperyalist heveslere dur demeli.
Sayın Vodinalı; ortak tarihimiz, kültürümüz, inancımız, kader birliğimiz olan kardeş coğrafyalarda Türk varlığının bulunmasının yanlış olduğuna dair gerçek bir neden göremiyorum yazınız da! Ulusal Mutabakat Hükümeti ile hukuka uygun şekilde anlaşmlar yapan Türkiye bir tarafta, darbeci, katliamcı, terörist başı Hafter’ e silah ve asker desteği veren Rus’ ya, İsrail, Mısır, Fransa, BAE diğer tarafta. Burada beka mücadelesi veren Türk Devletinin politikalarını eleştirmeniz inanılır gibi değil. Ben sizi okumaya devam edeceğim, fakat sizin istemeden Rus çıkarlarına uygun, dezenfarmasyon ve manüplasyon özelliği taşıyan yazılar kaleme aldığınız düşüncem her geçen gün daha da güçleniyor, bunu da söylemek istiyorum.
Afyon içmeden sarhoş bizdekiler dini Afyon olarak kullandılar ..
“Halbuki Suriye ile anlaşılsa PKK tehdidi ortadan kalkacak, Mısır ile anlaşılsa Libya ile yapılan uluslararası sular anlaşmaları geçerlik kazanacak.
Rusya ile anlaşılsa ABD-Fransa tehdidi ortadan kalkacak.”
Keske soylediginiz kadar kolay olsaydi bu isler…
Esat ile dosttuk, esada dusman oldular, Esed ile dusman olduk, esedi desteklemeye basladilar.
Kaddafi ayni oldu, sonra serrac…
Misir ayni oldu…Katar ayni..iran halkbankasi vs. ayni…
Yani biz kimle dost olursak onu dusman belliyorlar, kimle dusman isek onu dost belliyorlar..
Bu aslinda su demek….Ortadoguda aktif politika izledigimizden bu yana politikayi biz belirliyoruz, onlar bu politikaya gore pozisyon degistiriyor…Cogu zaman ise kurduklari plani ve oyunu bozan biz oluyoruz..Ortami kilitliyoruz..Turkiye eskisi gibi degil artik..Bunu kabullenin once sayin vodinali.
Libya, Rusya, Çin fark etmez. Herhangi birisinin düşmesi ülkemizin bölünmesiyle sonuçlanacaktır. Daha doğrusu önce Türkiye sonra Rusya ve en son Çin. Bu hesap bu kadar basit ve görülüyorken 10 bin küsür km öteden gelenlere düşmeye yüz tutmuş çürümekte olan bir fiske tırnak parçası dahi verilmemelidir.