Hüseyin Vodinalı
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Savaşı getiren sahte barışlar

Savaşı getiren sahte barışlar

featured

Hüseyin Vodinalı yazdı…

1938 yılında İngiliz Başbakan Chamberlain ile heyeti, ılık bir taze sonbahar günü Bavyera’nın tertemiz havasını içlerine çekerek geçtikleri “Führerbau” (Führer’in Evi) binasında imzaladıkları anlaşma ile hızlı ve öfkeli Hitler’i barışa ikna ettiklerini düşünüyordu.

Çekoslavakya’nın Südet bölgesini işgal eden Adolf Hitler, Münih Anlaşması’ndan cayarak Çekoslovakya’yı tamamen işgal ettikten sonra Polonya’ya saldırdığında anlaşmanın üzerinden daha bir yıl bile geçmemişti.

23 Ağustos 1939’da Moskova’da Almanya Dışişleri Bakanı Ribbentrop ile Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov tarafından imzalanan “Sovyet-Alman Saldırmazlık Paktı” ise biraz daha uzun ömürlüydü, 1942’ye kadar sürdü.

Emperyalistler verdikleri sözleri tutmamaları ile ünlüdür.

Biraz yakın tarihlere gelelim isterseniz.

1992-95 arasında çıkarttıkları iç savaşla Yugoslavya’yı parçalayan (1945 sonrası Hitler’in çizmelerini giyen) ABD emperyalizmi ve Avrupalı müttefikleri, kanlı boğuşmaların sonunda saatli bomba gibi tıklayan bir Dayton Anlaşması imzalattılar.

21 Kasım 1995’te ABD’nin Ohio eyaletindeki Dayton kentinde bulunan Wright Patterson Hava Üssü’nde imzalanan anlaşma Bosna Hersek ve Sırbistan’a giydirdiği “deli gömleği” ile yeni bir savaşın yolunu açıyordu.

1999’da Kosova üzerinden patlayan savaşta NATO jetleri bu kez Belgrad’ı bombalayacaktı. Bugün bile Balkanlar her an patlamaya hazır bir barut fıçısı konumundadır.

Ukrayna’ya gelelim. ABD ve İngiltere daha ikinci dünya savaşında Ukrayna’daki Nazi sempatizanlarına yatırım yapmaya başlamıştı. 1950’lerde tıpkı Ruzi Nazar gibi Kazak ve Kırım Tatarları’nın yanı sıra pek çok “Bütünlükçü Milliyetçi” Ukraynalı nazi yancısı ABD ve Kanada’da “işe” alınmıştı. SSCB dağıldıktan sonra planlar yürütmeye konuldu. Renkli devrimler Nazilerin önünü açtı. 2014’teki ABD tezgahı olan Maydan Darbesi ile savaşın yolu açıldı.

UkroNaziler, Donbass ve Odessa başta olmak üzere Rus kökenlilere saldırılara başladı. Rusya sürekli diplomatik yollardan uyarılarını sürdürüyordu.

Sonunda Fransa ve Almanya’nın arabuluculuğuyla Ukrayna’daki Rusları koruyan önlere kısmi özerklik tanıyan iki “barış” anlaşması imzalandı: Minsk 1 (2014) ve Minsk2 (2015).

Kiev’deki Amerikancı hükümet bunları takmadı ve Rus ordusu 24 Şubat 2022’de bölgeye girene kadar Ukronaziler Donbass’ta 14 bin sivili katletmişti bile.

Almanya’nın eski Başbakanı Angela Merkel, 2023’te kendilerini Ukrayna eski Başbakanı Poroşenko ve sekreteri olarak tanıtan ünlü Rus telefon ‘işletmecileri’ Vovan ve Lexus’a “Minsk anlaşmalarının Batı’nın Kiev’e gerekli desteği sağlayabilmesi için zaman kazanmak amacıyla imzalandığını” itiraf edecekti.

Bugün gelinen noktada Trump’ın tertiplediği Ukrayna-Rusya Barış görüşmeleri de ilerideki yeni savaşların kozasını örecek olan bir anlaşmayla sonuçlanacaktır.

Son günlerdeki İran-ABD ve ABD–Çin görüşmelerini de böyle okuyabilirsiniz. ABD’nin arabuluculuğunda ilan edilen Pakistan-Hindistan ateşkesi de Trump’ın Çin ile hesabına uygun bir anda emin olun bozulacaktır.

Kendisini diğer tüm dünyadan üstün gören Emperyalist “beyaz adam” hep çatal dilli olmuştur.

1920’de “Palyatif” adam Osmanlı Devleti’ni sona erdiren Sevr anlaşmasını, kanlı bir kurtuluş savaşı sonrası Türkiye Cumhuriyeti olarak 1923’te yırtıp atan muzaffer komutan Mustafa Kemal Atatürk, batı emperyalizminin nefret nesnesi olmuştu.

Lozan’da atmak zorunda kaldığı imza yüzünden korkunç öfkelenerek ünlü İngiliz soğukkanlılığını bozan Lord Curzon’un o ünlü sözlerini hatırlatalım:

“Davayı kazandınız. Size istediklerinizin hemen hepsini verdik. Fakat unutmayınız ki bir gün gene bizim yardımımıza muhtaç olacaksınız. Harap bir memleket devralıyorsunuz. Bunu imar etmeyecek misiniz? Para bir bunda (Amerikan delegesini işaret ederek) bir bende var. Geleceksiniz para isteyeceksiniz, diz çökeceksiniz. Reddettiklerinizin hepsini cebimden çıkaracağım size göstereceğim. İşte o zaman, şimdi elde etmekle haklı olarak övündüklerinizin çoğunu birer birer elinizden alacağız.”

Curzon haklı çıktı. 1945 sonrası Türkiye, Batı kampında ileri karakol askerliğini kabul ederek Kemalizmi ve milli çıkarlarını terk ettikten sonra ABD ve İngiltere’nin (Chatham House ve London City) kapısından ayrılmaz oldu.

1948’de İsrail’in kurulması da Türkiye için bir felaketti. Eskiden beri Türk dostu Yahudiler artık “Siyonizm” kisvesiyle İngiliz ve ABD jeopolitiğinin emrindeydi.

Lozan’ı imzalamayan ABD, yeni bir Sevr’in peşindeydi.

Komünizm tehdidi bahanesiyle Gerici’yi, demokrasi ve insan hakları bahanesiyle Bölücü’yü destekledi.

ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi, Ortadoğu’da Sykes-Picot sınırlarının değişmesinin ötesinde, esasen Sevr’in yeniden sahneye konmasıdır.

ABD ve maşalarının ağzından barış ve demokrasi kelimeleri çıktığı anda silaha davranmayı bilmedik.

Önce 1970’lerde Türkiye’de iç savaş denemesi yapan ABD/NATO, devamında Ermeni ASALA ve o biter bitmez 1984’te PKK ve FETÖ kartını masaya sürdü.

ABD kuklası Öcalan’ın yarattığı korkunç terör sarmalında 40 binden fazla vatandaşımızı kaybettik, binlerce şehit verdik.

Acı olan ise bunları yaparken Türkiye’nin içinden, sinir sisteminden büyük destek almasıydı. Ne derler büyükler “hırsız içeriden olursa kapı kilit tutmaz!”

Yakınlara gelelim; 2013-15 arasındaki sözde Barış/Çözüm Süreci nasıl sona erdi?

Barış ayağına PKK’nın Türkiye’ye işgalci bir güç gibi girmesi ile “Hendek Operasyonları” adı verilen korkunç bir kent savaşı sonunda şehit verdiğimiz 793 askerimiz kayıplarımızın sadece bir kısmıydı.

Bugün gelinen noktada hala aynı filmi seyredip sonunun farklı bitmesini umuyoruz.

Her emperyalist “barış” gibi, bunun da sonucu daha öncekilerden farklı olmayacaktır.

Geldiğimiz yer yeni bir Sevr’den başka bir şey değildir.

Bu kirli pazarlıklar sonucu yapılacak yeni “anayasa”, tıpkı başkanlık rejimi gibi bizi oraya sürükleyecektir.

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 Yorum

  1. sevgili vodinalı,
    tarihi düzgün bir şekilde analiz edersek bize müthiş ufuklar açar. gerçeği de sunar. bugünün yolu tarihtir.
    amerikan bağımsızlık bildirgesi ve ingiltere’nin sömürgesi konumundaki amerika’nın başkentindeki meclisi, ingiliz askerleri tarafından yakılıp yıkıldı. hatta öyle bir yangındı ki bu, herşeyi kül edecekken , bir anda çıkan fırtına ve sel tüm yangını söndürdü. bazıları bu fırtınayı benjamin franklin’e bağlıyor, gerçeği kimse bilemez elbette.
    ingiltere’nin washington’ı haritadan silip, oradan çekilmek zorunda kalmasıyla birlikte yıllar sonra lincoln liderliğinde kuzey güney savaşı çıktı. ingiltere bu savaşı körüklüyordu ve orada da yenildi. sonrası malum.
    avrupa’da ise waterloo savaşı patlak veriyordu. napolyon savaşlarının sonu. adadan kaçan napolyon ordusunu alıp waterloo’da ingiliz ve alman birlikteliğine kaybediyordu. abba’nın eurovision şarkısı da waterloo’dan bahseder o meşhur olan. waterloo savaşı ile birlikte ingiltere, dünyanın hakimi oluyordu , elbette city of london arkadaki güç. rothschild’ler waterloo savaşında ingiltere’nin kaybettiği yalanı ile borsayı manipüle edip düşen kağıtları toplayarak çok zengin oluyorlardı. bundan sonra güneşi batmayan imparatorluk oluyordu ingiltere. daha sonra ise yazınızda da bahsettiğiniz yer olan bavyera ‘dan çıkan o ekol devreye giriyor. yani amerikan derin aklının çekirdeği olan bavyera kökenli alman masonizmi, ingiltere’nin sıkıştırılması operasyonunu başlattı ve baron von sebottendorf’un liderliğindeki thule denilen gizli örgüt vasıtası ile hitler’in önü açıldı. böylece londra semalarını adeta örtü gibi kapatan wermacht’ın uçakları her gün londra’yı bombalıyordu. ingiltere düşmek üzereydi. kanada açıklarındaki destroyerde rossvelt’e yalvarmaya koşan churchill orada fırçasını yiyordu. sonrasında abd tarafından yaratılan hirler almanya’sı , ingiltere’nin hegemonyasını devretmesi karşılığında alaşağı ediliyordu. sonrası malum. dolayısı ile amerikan bağımsızlığından itibaren abd ve ingiltere arasındaki savaş hiç bitmedi. zaman zaman beraber olsalar da artık savaşları ayyuka çıktı. sırada pasifik ve asya steplerindeki hesaplaşma var bu ikili arasında. o bölgedeki hesaplaşma olabilsin diye bu bölgede sulha ihtiyaç var. o yüzden iran içine çekildi, hizbullah’ın sesi bile çıkmıyor. pkk nın fesih hikayesinin ardındaki gerçek de bununla ilintili. pkk nın kendini fesih etmesi amerikan aklının ürünüdür. türkiye’nin bunun karşılığında verdiği bir taviz olmadığını düşünüyorum zira pasifik ve asya steplerinde eğer abd, çin’e karşı savaşı başlatamazsa dünya hegemonyasını eski düşmanı ingiliz aklına bırakmak zorunda kalır. bu savaşın başlaması için dobermanı israil’in iplerini tutmalı, şu anda yapılan o.
    tom barack , abd büyükelçisidir ankara’da. bu adam lübnanlı bir emlak uzmanıdır. bunun anlamı suriye’nin imar edilmesidir. türkiye’nin bundan çok ciddi istifade edeceğini düşünüyorum ve bu da para demek. çünkü bölge bir süreliğine türkiye’nin kontrolünde sulha bırakılıyor. pasifik hesaplaşması bitince maalesef bu bölgedeki sulh sona erecek. bu süre zarfında türkiye’nin yaptığı tek şey zamana oynayıp bu yamyamların birbirini yemesini beklerken olabildiğince silah gücünü arttırmasıdır ki yapılan tam da bu gibi görünüyor. ben bu yüzden bölünmeyeceğimizi ve türkiye cumhuriyetinin ilelebet payidar kalacağına inanıyorum. ancak bu bölgeye mutlaka gelecekler çok daha kötüsü için. o zamana kadar hazırlanmaya devam etmeliyiz ve ediyoruz da.

    selamlar.

    • Sizin yaptığınız bu analizi 100 yıllık parti Chp neden yapmıyor? Ya da Chp neden hep Ingiltere”ye oynuyor?

  2. 14 Mayıs 2025, 22:20

    ne kadar bol keseniz var. döktürmü§ünüz gene. size nazar değecek diye çok korkuyorum

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!