Hüseyin Vodinalı yazdı…
Bebek katili İsrail, Gazze’nin kuzeyinde sınırlı da olsa kara harekatına başladı.
İran yanlısı direniş grupları için bu bir kırmızı çizgiydi ve sonuçlar gelmeye başladı.
Lübnan’da İran yanlısı Hizbullah İsrail’in sınırdaki birliklerini vurmaya, Yemen’deki İran yanlısı Husiler füze fırlatmaya, Irak ve Suriye’deki İran yanlısı direniş grupları da ABD üslerini havadan vurmaya başladı.
Hatta Husilerin yönetimindeki Yemen, 1973’teki Yom Kippur savaşından bu yana İsrail’e savaş ilan eden ilk Arap ülkesi oldu.
Irak’taki İran yanlısı El Necebe Hareketi Genel Sekreteri Şeyh Ekrem El Kaabi: “Irak İslami direnişi Irak’ı askeri açıdan özgürleştirmeye karar verdi, bu mesele çözüldü, mücahitlere şükürler olsun. Durmak yok, ateşkes yok, geri çekilme olmayacak” diyerek ABD’ye karşı savaş açtı.
İsrail’in 2006’da yediği ağır tokattan sonra en büyük korkulu rüyası olan Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah’ın Cuma günü saat 3’te yapacağı konuşma merakla bekleniyor.
İlk gelen bilgi kırıntıları, Hizbullah’ın resmen savaşa gireceği yönünde.
Bakınız Mideast Spectator neler söylüyor:
“7 Ekim’den bu yana savaşı takip eden herkes biliyor ki, başta Hizbullah olmak üzere direniş eksenindeki grupların bir sonraki hamlesini tüm taraflar kaygıyla bekliyor.
80’lerde İsrail’i Lübnan’ın dışına iten ve 2006’da Güney’i başka bir işgal girişimine karşı savunan Hizbullah, İsrail ordusu için Hamas veya İslami Cihat’tan çok daha güçlü ve yetenekli bir düşmandır.
Savaşın başlangıcından bu yana, İsrail’in Gazze’ye karadan müdahalesinin Hizbullah’ın kırmızı çizgisi olarak kabul edileceğini iddia eden resmi olmayan açıklamalar ve medyada çıkan haberler ortalıkta dolaşıyor.
Bu açıklamalar resmi olmasa da birçoğunuz Hizbullah’ın gerçekten ne zaman devreye gireceğini merak ettiniz.
Hizbullah, 8 Ekim’den bu yana istisnasız her gün Lübnan sınırındaki IDF mevzilerine saldırıyor. 50’ye yakın şehit açıklandı, İsrail’in kayıp sayısını (İDF sadece dün 11 askerinin öldüğünü açıkladı) ise merak ediyoruz. Ölümlerin yanı sıra çok sayıda İsrail ordusu aracı ve tankı da imha edildi.
Ancak başka bir şeyin hazırlandığına dair ipuçları var.
Daha büyük bir şey.
Benzeri görülmemiş bir şey.
Geçtiğimiz 24 gün boyunca Hizbullah her gün, Lübnan sınırındaki İsrail gözetleme ve gözlem ekipmanlarını tutarlı ve başarılı bir şekilde hedef alıyor.
Geçtiğimiz birkaç hafta içinde onlarca radar istasyonu, gece görüş kameraları, kızılötesi sensörler, uzun menzilli iletişim kuleleri, teleskoplar ve antenler Lübnanlı grup tarafından imha edildi.
IDF’nin gözlem ağının çoğunu devre dışı bırakan bu operasyonlar, kuzeydeki, özellikle de Metula ve çevresindeki yerleşimlerdeki İsraillileri fiilen kör etti.
Hizbullah’ın sadece askerleri öldürmek veya tankları imha etmek yerine neden bu işleyiş tarzına bu kadar önem verdiğini merak etmeye başlayabiliriz.
Artık İsrail Silahlı Kuvvetleri, kuvvetlerinin çoğunu Gazze’deki kentsel muharebe operasyonlarına adadığına göre, kuzeyde eşsiz bir fırsat doğuyor.
Bölgenin geleceğini şekillendirebilecek bir proje. Hizbullah bunu biliyor ve 17 yıldır bu anı bekliyor.
Kuzey artık tam bir kör noktadır ve mevcut bilgilere göre asıl olayın henüz gelmemiş olması çok muhtemeldir.
Yapabileceğimiz tek şey Nasrallah’ın Cuma günkü (saat 15.00’te) konuşmasını beklemek ama bizi bekleyen bazı sürprizler de olabilir. Bütün işaretler orada.”
Evet büyük bir olay geliyor, onun adı da bölgesel bir savaş.
Peki Türkiye’deki tek adam rejimi ne yapıyor?
Miting ve gösteriler dışında yani!
Malatya Kürecik’teki İsrail savunması için İran’ı gözetlemekle görevli radar üssü tam yol faaliyette.
İncirlik’e daha dün Almanya’dan gelen iki adet ABD B-1B bombardıman uçağı indi.
Bu dev uçaklar büyük bombardımanlar için kullanılır.
Uçakların geliş gerekçesi yakıt ikmali olarak açıklandı.
Asıl gerekçe ise Lübnan ve Suriye’ye karşı savaş.
O da şimdilik…
Sonra belki İran var hedefte, oraya geleceğiz birazdan.
ABD’nin malumunuz devasa bir deniz filosu da Doğu Akdeniz’de konuşlanmış vaziyette.
Türkiye’deki tek adam rejimi Mehmetçik Gazze’ye sloganları arasında, NATO üyeliğine devam ediyor.
Suriye’de Esad ile barışmama gerekçesi sadece bu olabilir.
Hele de böyle bir dönemde, sınırlarımızda yeniden büyük bir savaşın yaklaştığı dönemde.
Ama asıl tehlike İran ile olası bir savaşta yatıyor.
Nasıl mı? Açıklayayım.
İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Ramazan Şerif, 28 Ekim’de yaptığı açıklamada, İsrail’in Gazze’de başlattığı savaşın ABD güçlerini de içine alabileceği uyarısında bulunarak, “Bölgede tüm ABD üsleri ve uçuşları gözlem ve kontrol altındadır. ABD’nin Siyonistlere sağladığı askeri destek operasyonlarını izliyor ve takip ediyoruz” dedi.
Bu üstü kapalı bir tehdit olarak algılandı.
Gerçi daha sonra İran İslam Devrimi Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamaney, savaş yerine ekonomik yaptırım çağrısı yaptı ve tüm Müslüman ülkelerden Tel Aviv rejimine yaptırım uygulanması ve işgal altındaki bölgelere petrol ve mal ihracatını durdurmalarını istedi.
İran ilk baştaki sert açıklamalarını yumuşatarak başka uluslar için savaşa girmeyeceğini söylüyor.
Ancak sahada işler çok karışık ve ne olacağı belli değil.
Mesela Yemen’deki İran yanlısı Ensarallah hareketi sözcüsü, Birleşik Arap Emirlikleri’nin savaş uçaklarının Gazze’ye saldırılar düzenlediğini iddia etti.
Çin ve Rusya ise Filistin’e destek veriyor ve Suriye ile İran’ın yanında duracaklarını ilan ediyor.
Rusya’nın Ukrayna’daki savaşta Kiev’e destek veren İsrail ile göreceği bir hesabı muhakkak vardır.
Çin ise savaşın Tayvan ve Güney Çin Denizi yerine Batı Asya’ya taşınmasından memnun.
Üç cephede savaş yürütemeyeceği belli olan zor durumdaki ABD ile müzakere sürecine başladı bile.
Ama İran’ı destekleyeceğini ve toprak bütünlüğünün bozulmayacağını garanti eder yönde açıklamaları geliyor. Ki bunlar daha önceki orta yolcu diplomatik söylemlerinden farklı.
Tehlike şurada yatıyor: Küçük bir ihtimal bile olsa, eğer savaş başlar ve ABD ile NATO Türkiye’deki üsleri kullanmaya başlarsa ve İran da hedef alınırsa bunun sonuçları ne olacak?
Tut ki İran İncirlik’i vurdu.
Rusya ve Çin de ABD’ye karşı bir şekilde sahaya indi veya gerekli silahları İran yanlılarına sağladı.
Türkiye üzerindeki ABD baskısı arttı ve Montrö’yü delmek için fırsat yakalandı.
Ayrıca Kafkaslar zaten gergin durumda; Azerbaycan İsrail ilişkileri malum, İran da Ermenistan’ı destekliyor.
Türkiye ile İran önünde sonunda karşı karşıya gelirse ve Türkiye’ye 1980’deki Irak rolü, Erdoğan’a da 1980’deki Saddam rolü biçilirse ne olur?
Bunun sonuçları çok büyük felaket olur.
İran – Irak savaşında 8 yılda 2 milyona yakın insan öldü, sınırlar değişmedi ama Irak tamamen ABD’ye mahkum oldu.
Sonuçta güçsüz Irak leş kargası ABD emperyalizminin kurbanı oldu ve Kürdistan kuruldu.
Tarihe bakıp ibret almamız gerekmez mi?
Halbuki 1998 Adana Mutabakatı ve 2017’deki Astana Süreci, hep İran ve Türkiye’nin teröre karşı işbirliği içinde gerçekleşti ve çok önemli sonuçlar alındı.
Türkiye’nin yapması gereken en öncelikli şey, topraklarındaki emperyalist üslerin komşularına ve bölge ülkelerine karşı kullanımını önlemek ve Şam ile acilen barışmaktır.
Filistin’e destek ancak böyle olur.
Bunu yapmadığı sürece, olan biten sadece boş goygoydan başka bir şey olmayacaktır.
Batı/ABD’nin atadığı Erdoğan iktidarından ne bekliyorsunuz? bir de aynı güçler şantajla Erdoğan’a istediğini yaptırır.
Türkiye Şam ile diyaloğa geçip İlk günden beraber olsaydı bugün İsrail hiçbir şekilde Filistin’e, Suriye ye ve hiçbir yere saldiramazdi. Burnumuzun dibinde YPG PKK olmazdı. BOP tarih olurdu. Ayrıca ülkemizde bulunan Suriyeli mülteciler IŞİD ve PKK tarafından yurtlarından sürüldü. Bunu Esad rejimi yapmadı. Fakat sanki bunu Esad yapmış gibi bir algı var Türkiye vatandaşları arasında.
Hüseyin Vodinalı VE (İDF ) kısaltması yan yana saldiran bir ordu idf olarak tanımlanabilirmi.
Şam ile barışmak ilk adım bir an önce..