Hüseyin Vodinalı yazdı
Netflix’te yeni gösterime giren 2022 yapımı “Kara Yengeç” isimli İsveç filminin konusu çok ilginç.
Adeta iklim krizi, pandemi ve dünya savaşı birleştirilmiş ve tek bir film haline getirilmiş.
İsveç’i işgal eden güçlü bir ordu (Rus ordusu ima ediliyor ama isim verilmiyor), ona karşı yeraltı direnişi gösteren İsveçliler ve perişan sarışın mülteciler, küresel soğuma sonucu donmuş denizler ve Rus ordusuna karşı son çare biyolojik silah içeren bir virüs bombası.
Kötü bir film ama konusu çok manidar.
Tam da Ukrayna’daki Rus harekatı öncesinde çekilmiş olması da epey ilginç.
Sinema hayatı taklit eder, gündemi yansıtır.
Hatta bazen gizli gündemleri de anlatır.
Neyse, komplo teorilerinden somut gerçekliğe dönelim.
Rusya’nın Ukrayna’da ele geçirdiği kanıtlar hayli ürkütücü.
Anlaşılan o ki, Amerikalılar orada tehlikeli bir biyosilah programı üzerinde çalışıyordu.
Rusya zor yoluyla ele geçirdiği delillerle meseleyi incelemeye aldı ve önce BM Güvenlik Konseyi’nin gündemine sundu.
Rusya parlamentosunun üst kanadı olan Federasyon Konseyi üyeleri, Ukrayna’daki ABD biyolojik laboratuarlarını araştırmak için alt meclis – Devlet Duması ile ortak bir komisyon kurdu.
Önümüzdeki günlerde Moskova’dan daha detaylı bilgilerin gelmesini bekliyoruz.
Bu esnada Çin de topa girdi ve DSÖ tarafından denetlenen Vuhan Enstitüsü gibi Covid 19’un kaynağı olduğundan şüphelendikleri Fort Detrick biyolojik savaş üssünün denetime açılmasını istedi.
Amerika’nın Ukrayna’daki biyolojik projeleri sırasında, korona virüsü dahil 6 virüs ailesi ile veba, bruselloz ve leptospiroza neden olan ajanlar ile 3 tip patojenik bakteri seçilmiş.
Rusya Silahlı Kuvvetleri Radyolojik, Kimyasal ve Biyolojik Koruma Birliği Şefi İgor Kirillov, “Ukrayna’daki laboratuarlar, hastalıkların yarasalar yoluyla bulaştırılmasını öngören P-782 projesinin ana uygulayıcısıydı. Üstelik araştırmalar sistemsel nitelikteydi ve en az 2009’dan beri P-382, P-444 ve P-568 projeleri çerçevesinde ABD’li uzmanların doğrudan gözetimi altında yürütülüyordu” iddiasında bulundu.
Kirillov, ABD’nin Ukrayna ve Gürcistan’daki laboratuvarlarda yarasalarla hastalık bulaştırma yollarının araştırılması için 1.6 milyon dolarlık kaynak aktardığını da savundu.
Rusya Federal Uzay Ajansı (Roscosmos) Başkanı Dmitriy Rogozin ise daha iddialı konuştu.
Rogozin, Ukrayna’da geliştirilen biyolojik silahların belirli etnik gruplardan kadınların üreme sistemini hedef aldığını ileri sürdü.
Dmitriy Rogozin, 2017-2018 yılları arasında biyolojik ve kimyasal güvenlik konulu Rus hükümet komisyonunun başkanlığını yapmıştı.
Telegram kanalından paylaşımda bulunan Rogozin, “Bu silah, hem Slav kadınlarının üreme işlevini, hem de genel olarak belirli bir etnik grubun (Rus/Slavların) bağışıklık sistemini etkiliyor. Bu da alerjilere, geleneksel gıdalara karşı toleranssızlığa ve hastalıklara yatkınlığa neden olabiliyor” dedi.
Ukrayna’da yok edilen 30 Pentagon laboratuarından sonra bile belli ki ABD çalışmalarından vazgeçmiş değil.

Komşu Polonya’nın Mielec kentindeki ABD hava üssünde, ABD ordusunun “medya karartma” politikası uyguladığı ve burada devam eden faaliyetler hakkında hiçbir ayrıntının açıklanmasına izin vermediği bildiriliyor.
ABD’NİN BİYOLOJİK SİLAH SİCİLİ
BTWC’nin (Biyolojik ve Zehirli Silahlar Sözleşmesi) I. Maddesi, “Bu Sözleşmeye Taraf olan her Devlet, hiçbir koşulda aşağıdakileri geliştirmeyi, üretmeyi, stoklamayı veya başka bir şekilde elde etmeyi veya elde tutmayı taahhüt etmez:
1-Profilaktik, koruyucu veya diğer barışçıl amaçlar için hiçbir gerekçesi olmayan tür ve miktarlarda mikrobiyal veya diğer biyolojik ajanlar veya kökenleri veya üretim yöntemleri ne olursa olsun toksinler;
2-Bu tür ajanları veya toksinleri düşmanca amaçlarla veya silahlı çatışmalarda kullanmak üzere tasarlanmış silahlar, ekipman veya iletim araçları.
Biyolojik ve Zehirli Silahlar Sözleşmesi (BTWC), 26 Mart 1975’te imzalandı.
ABD, SSCB ile birlikte ilk imzacılardandı.
2022 Ocak ayına gelindiğinde 183 devlet bu sözleşmeyi imzalamıştı.
Ancak sözleşmenin yaptırım veya denetim mekanizması eksikti.
İşte bu sayede, Ronald Reagan ve George H.W. Bush, 1985 ile 1989 yılları arasında, zehirli kimyasallar ile şarbon ve hıyarcıklı veba gibi ölümcül biyolojik virüsler de dahil olmak üzere çok sayıda maddenin Irak’a satışına izin verdi.
Irak o sıralar İran ile savaştaydı.
O dönem, bir ABD firması olan American Type Culture Collection (ATCC), Irak’a 21 şarbon türü de dahil olmak üzere 70’e kadar çeşitli biyo savaş ajanı sattı.
1985 ve 1989 arasında, Amerikan CDC (Hastalık Kontrol Merkezleri) de, Irak’a botulinum toksoid, dang virüsü ve Batı Nil antijeni ve antikoru dahil olmak üzere en az 80 farklı biyolojik savaş ajanı gönderdi.
ATTC ve CDC hakkındaki bu bilgiler, ‘James Martin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Çalışmaları Merkezi’ (CNS) tarafından hazırlanan “Irak’ın Biyolojik Silahlar Programı” adlı bir rapordan alındı.
Nisan 1998’de gazeteci yazar William Blum tarafından kaleme alınan “Şarbon İhracatı” adlı makalede, 1985-1989 döneminde ABD’nin Irak’a yaptığı biyolojik savaş ajanları ihracatının ABD Ticaret Bakanlığı tarafından ruhsatlandırıldığını doğrulayan 1994 tarihli bir Senato raporu ortaya konuyor.
Blum, Senato raporundan alıntı yapıyor: “Bu biyolojik materyaller, zayıflatılmamış ve üreme yeteneğine sahiplerdi. Daha sonra ABD tarafından ihraç edilen bu mikroorganizmaların, BM müfettişlerinin, Irak biyolojik savaş programından çıkardıkları mikroorganizmalarla aynı olduğu öğrenildi.”
Irak lideri Saddam Hüseyin’in emriyle Halepçe’de kimyasal silahların kullanıldığını biliyoruz ancak biyolojik silahların İran veya ABD’ye karşı kullanıldığına ilişkin bir delil yok.
Sadece 1980’lerin başında Irak’taki bazı mahkumlar üzerinde testler yapıldığına ilişkin belgeler var.
Ancak şurası bir gerçek ki, ABD Pentagon’a bağlı laboratuarlarda çok eskiden beri biyolojik savaş üzerine çalışmalar yapıyor.
2001’de 11 Eylül kumpasından hemen önce oğul Bush yönetimi, BTWC için denetim mekanizması oluşturulması girişimini boşuna engellememişti.
RUSYA VE ÇİN ABD’Yİ SIKIŞTIRIYOR
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de ilk kez konuyu bizzat dile getirdi ve 18 Mart’ta düzenlediği video konferansta, Ukrayna’daki ABD laboratuarlarında askeri amaçlı biyolojik planlar geliştirildiğini vurguladı.
Plan uyarınca şarbon, kolera ya da Covid gibi ölümcül hastalıklara neden olan virüs örnekleriyle çalışmalar yapıldığını söyleyen Putin, “Amerikalılar şimdi bu planların tüm izlerini silmeye çalışıyor. Biyolojik silahlar Ukrayna’nın Rusya’ya sınır bölgelerde üretilmiş” dedi.
ABD’nin biyolojik laboratuarları Çin’de de dikkatle takip ediliyor.
Çin medyası, ABD’nin 2. Dünya Savaşı’nda Japonya’nın deney ve işkence tesisi olan Birim 731’den biyolojik savaş belgeleri edindiği ve buradaki uzmanları transfer ettiğini anımsattı.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhoa Lijian da Washington’un uluslararası topluma bir açıklama borcu olduğunu söyledi.
Zhao Lijian sözlerini şöyle bitirdi:
“Biyolojik Silahlar Sözleşmesi ile BM çerçevelerinde, Rusya’nın açıkladığı belgeleri uluslararası toplum ortaklaşa değerlendirmeli. ABD de uluslararası topluma hesap vermeli. Bu fırsattan yararlanarak Biyolojik Silahlar Sözleşmesi’ne dair denetleme mekanizmasıyla ilgili müzakere süreci yeniden başlatılmalı.”
Pandoranın kutusu açıldı.
Görünen o ki, bu ‘zehirli’ pilav daha çok su kaldıracak!

Ukrayna şu anda abd’nin ve küresel çetenin, beyaz ırkçılığının, islam karşıtlığının, slav nefretinin kalesi gibi duruyor. Putin sadece kendi ülkesi için savaşmıyor bu harekat çok önemli
Anlatılanları gerçeğin peşinde olanlar görüyor da bütün hünerlerini gerçeğe karşı durma niyetiyle kullananlar anlamaya bile çalışmıyor.
Bu güne kadar insanlığa karşı GDO’lu gıdalar, endüstriyel gıdalar, hibrit ve kısır tohumlar, bazı ilaçlar ve aşılar, gıda boyaları, sanal gerçeklik vasıtası ile yürütülen savaş artık manifest hale geldi. Dünyamızı kötü günler bekliyor.