Murat Bölükbaşı yazdı…
Anayasa Madde 3: Türkiye Devleti, ülkesiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı ‘’İstiklal Marşı’’dır. ‘’(Anayasanın ilk 3 maddesini değiştirmeyi hiçbir kimse hayal bile edemez)’’
TCK Madde 302; Devletin Birliğini Ve Ülke Bütünlüğünü Bozma Suçu: Devlet topraklarını tamamını veya bir kısmını yabancı bir Devletin veya Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik bir fiili işleyen kimse ‘’(Abdullah Öcalan piçi gibi)’’ ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milletiyle şikeli bir maça çıktınız. Hakemleri satın aldınız, yarışma kurallarına aykırı şekilde doping yaptınız. Hakemleriniz ihtar alması gereken her eylemi siyah gömleklerini giyerek ve siyah gözlüklerini takarak sizin lehinize değerlendirdi. Baktınız olmuyor, mindere bir kişi, iki kişi daha gönderdiniz. Rakip çok güçlü yetmez dediniz, yemeğine müshil ilacı koydunuz, gözüne biber gazı sıktınız ama olmuyor, bir türlü sırtını yere getiremiyorsunuz. Lakin tribünler zor da olsa uyandı. Oyunun, kumpasın, hilenin farkına vardı. Seyirci sağına soluna, mahalledeki bakkala, sokağındaki komşusuna, misafirliğe gelen emmisine, kahvede taş dizerken yancısına; “Noluyo lan! Birileri bizi çok fena düdüklemeye çalışıyor” demeye, yüksek perdeden homurdanmaya başladı. Bu daha başlangıç… Güreş minderden çıktı er meydanına taştı bilginiz olsun!
10 Kasım 1938 Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milleti için bir kırılma noktasıydı. 15 yıl boyunca kesintisiz devam eden muasır medeniyet seviyesine erişmek, güçlü ve tam bağımsız modern bir Türkiye’yi inşa etmek adına tarımda, teknolojide, ekonomide, silahlanmada, eğitimde, sağlıkta, kültürde, sanatta ve bilcümle her alanda yapılan bütün çalışma ve programların ilk on beş yıldaki hızından çok daha yavaş bir hıza evrilmesi, hatta durması ve Türkiye’nin tek katma değerinin tarım ve hayvancılık olarak ders kitaplarında bizlere okutulması, Sevr’i beceremeyenlerin NATO şemsiyesi altına girmemizle bu emellerine tekrar ulaşabilmelerinin önünü açacaktı.
Bu doğrultuda 1949 yılında Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasında kültürler arası ilişkileri, kültürel diplomasiyi, kültürler arası yetkinlikleri bilgi ve beceri alışverişi yoluyla geliştirmeyi amaçlayan Fullbright Eğitim Programı Anlaşması yapıldı. Bu program Amerika’da okumak isteyen ya da seçilen öğrencilerin ABD’deki okul ücretlerini, geçim masraflarını, sağlık sigortasını sağlayan, ayrıca öğrencinin Türkiye’ye geliş gidiş masraflarını karşılayan prestijli bir eğitim bursu sağlıyordu.
Lafı uzatarak, dallayıp budaklayıp anlatmaya gerek yok! Amerika’nın hedefi Amerikan çıkarlarını Türkiye’nin çıkarları gibi görüp bu doğrultuda hareket edecek Türk çocuklarını yetiştirmek ve bunları siyasette, sanatta, sporda, orduda, bürokraside medyada toplum mühendisliği yapacak konuma gelmesini sağlamak, “Bağımsızlık benim karakterimdir” diye ayağa kalkan bir milleti, Amerika olmadan biz ayakta duramayız diyecek bir çaresizlik, inançsızlık ve umutsuzluğa mahkum etmekti.
Ne zaman Türk milleti ayağa kalkmaya başını kaldırmaya çalışsa Amerika’nın yetiştirdiği devşirmeler milletin kafasına tokmağı öyle bir indiriyordu ki, otur oturduğun yerde diyordu. Geçmişin Türk milliyetçisi, bugünün PKK ve Öcalan sevicisi sözde bilge lider Devlet Bahçeli 12 Eylül 2020 Milli İrade Sempozyumunda, “Bizim çocuklar başardı demek, Türkiye’nin emperyalizm tuzağına düştüğünün delili demektir. Bu çocuklar Türk Milletinin çocukları değil, Türkiye düşmanlarının at uşaklarıdır. Onların 15 Temmuz’daki işbirlikçi terörist yandaşları da analarından doğduğuna pişman edilmişler, hain teşebbüslerinin sonucuna katlanmaktan başka çareleri kalmamıştır. Aynısıyla 15 Temmuz’da olduğu gibi, 12 Eylül’de dış bağlantılıdır. Emir komuta hiyerarşisinin içinde olanlar müdahale kararlarını yabancı başkentlerin müsaadesine göre ayarlamıştır.” diye ifade ettiği konuşmasında yukarıda anlattığım bu yapıyı bizzat kendi sözleriyle açık bir şekilde ifade etmektedir.
Geçmişten günümüze Cumhuriyet tarihimize büyük ve kederli olaylarla damga vuran, yanlış siyasi kararlarla devleti güçsüz milleti çaresiz, demokrasimizi, üniter yapımızı zayıf ve edilgen bir hale düşüren bu yapının en son projesi olan çocuk katili Apo’yu ziyaret planı bugün bizzat “Abdullah Bahçeli” eliyle sahnelenmektedir. Amerika’nın ve NATO’nun “At Uşakları” 78 yıldır saldırılarına devam etmekte, son 23 yılda da nihai hedefe ulaşmak için saldırılarını aleni bir şekilde sürdürmekte, İmralı ziyaretiyle de nihai hedefe ulaşmayı arzulamaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Gazi Meclisi’nde herkesin görebileceği bir şekilde şu yazı asılıdır; ‘’Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.’’ Milletin temsilcisi de seçilmiş milletvekilleridir. Bugün anlaşılmaktadır ki bu Meclis “At Uşakları” tarafından işgal edilmiş bir meclistir. Kurtarılması da mümkün değildir. Damat Ferit’in kurduğu ve yönettiği meclis ne ise bugünkü meclis de odur.
Millet uyutulmuş ve kandırılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel kolonlarına şiddetli bir saldırı vardır. Milli Ekonomiye saldırı vardır. Rejim değişimiyle birlikte 8 yıldır aralıksız süren kriz ekonomik değil, politik bir krizdir. Toplum ahlakımıza, milli güvenliğimize, merkez bankamıza, hazinemize, cumhuriyet rejimine, anayasamıza, laikliğe, milli eğitime, hukuka, adalete, refaha, sağlığımıza, nüfusumuza, demografik yapımıza, ordumuza, tarıma, hayvancılığa, tarlamıza, arsamıza, madenlerimize, ormanımıza, derelerimize, göllerimize, denizlerimize Cumhuriyete ve Atatürk’e açıktan ve pervasızca saldırı vardır.
Bu saldırılar neticesinde emperyalizmin derin dehlizlerinde planlanan BOP projesi, Amerika-İsrail ve NATO’nun çıkar ve hesapları doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kabesi ve harim-i ismeti olan TBMM’yi işgal etmiş “At Uşakları” eliyle nihai hedefe ulaşması için belki de şu an İmralı vapurundalar…
Hiç kimse, hiçbir makam Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile, çocuk katili, mehmetçik katili bir teröristin eşitliğini sağlayamaz, ona saygınlık ve hukuksal tanınırlık bahşedemez. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hain sapık karşısında diz çökmez. Devletin birlik ve bütünlüğüne kast eden bir şerefsizin ayağına gitmeye kimse cesaret edemez. Ediyorsa bedelini ödemeyi göze almış demektir.
TBMM, Osmanlı’nın son hükumeti ve meclisi gibi hükmünü yitirmiştir. Sine-i Millet şartları hasıl olmuştur. Türk milletinin vatanını müdafaa hakkı doğmuştur. Amasya Kongresi’ni toplayan şartlar hasıl olmuştur. Türk vatanı hem içeriden hem dışarıdan kuşatma altındadır.
Başta ‘’İhanet Komisyonu’’ içinde yer alan partiler ve siyasi hedefini alternatif olmak, koltuk ve pastadan pay kapmak olarak belirleyen ve yürüyüşünü bu rotada sürdüren tüm partiler Türk milleti tarafından çöp tenekesine atılmalıdır.
Türk milletinin egemenlik hakkı gasbedilmiştir. Heyeti Temsiliye’nin kurulması ve Türk milletinin kendi kaderini kendinin belirlemesinin zamanı gelmiştir.
Ne mutlu Türküm diyene
Araba kullanmak için yaş sınırı koyuyorlar. Sağlık kontrolü getiriyorlar. Yolda yürüyemeyen varlıklara TC ni yönetme hakkı veriyorlar. İşte Osmanlı’nın son dönemleri..
Her yönüyle aydınlatıcı bir yorum. Sayın Bölükbaşıya teşekkürler.