Nihat Genç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Barbarların çıkmaz sokağı

Barbarların çıkmaz sokağı

featured

Nihat Genç yazdı…

Barbarların Moğollar’ın Vandalların yıkamadığı yenemediği toplum yoktur.

Gelenek, kural, din, Allah, hukuk, meclis, yasa, insan hakları, demokrasi vb. değerleri tanımayan gruplar ve kabileler ve cemaatlerin avantajları çoktur!

Bugün bir Taş Devri insanıyla bu çağın bir güreşçisi ya da boksörünü karşı karşıya getirsek Taş Devri insanı açık ara galip gelecektir.

Çünkü bugünün güreşçisi boksörü ya da dövüşçüsü mutlaka uyulması gereken asla aşamayacağı hukuki ve etik bir takım kurallara yasaklara uymak zorunda.

Yasaya, hukuka, demokratik değerlere ‘uymak’ ‘hesap vermek’ gibi bir derdiniz yoksa her savaştan galip çıkar her toplumun en zengini en büyüğü olursunuz.

Cehaletin hayalleri, cahilleri avlayan yemdir.

Hukuk kurul tanımadan kısa yoldan zenginliklere ulaşırsınız ama işgalci talancı yağmacı ve hala aç doymak bilmeyen kitlelerin vahşi iştahından kurtulamazsınız!

Ve hukuk ve hesap verme kültürünüz yoksa ‘kolaylıkla’ çoğalır yükselir kısa yoldan şöhretli siyasiler efendiler şeyhler liderler haline pekala gelebilirsiniz.

Ve işte sevinçlerini coşkularını anlamlı kılıp parlatan şeyin ‘saygı’ ‘ölçü’ değil ele geçirme-büyüme olduğuna inanmış kitlelerin kokuşmuşluğunu rezilliğini canlı canlı izliyorsunuz!

Azgınlık kontrolsüzlük sonunda denizleri okyanusları tüketti bitirdi!

2011 yılını hatırlıyorum, Fetö, sınav soruları çalıyor, Fetö hukuk dışı iftira ve delillerle askeriyeyi tasfiye edip bütün kurumları boşaltıyor. İşte o günlerde İslamcı yazar çizerler hatta sağcı muhafazakar aydınlar ve istisnasız liberallerin tümü Fetö’yü alkışlıyordu.

Hızlı yükselişlerinden dolayı, alkışlanıyordu Fetö.

Büyüksün, kainatın imamısın, efendi sensin diye övgüler düzülüyordu Fethullah Gülen’e.

Oysa Fetö, taş devri insanı gibi hukukla değil baltayla saldırıyordu.

Ve İslamcılar ve hatta Avrupalılar tarafından hayranlıkla baş tacı ediliyordu.

Fetöcüler askeriyeye hakimliğe eğitime medyaya vahşi iştah ve kanlı baltalarıyla saldırdıkça kudurdular!

Nankörlüğe bakın üstelik Cumhuriyet’i galeyanvari fetih duygusuyla parçaladılar!

Onları utandıracak durduracak insani ve etik ve demokratik ve hukuk değerleri yoktu, aklı başında gün görmüş bilge adamları hiç yoktu.

Barbarlar vandallar yağcı üç kağıtçı kelepir beleş düşkünü yağmacı kitleleri çok çabuk bulur.

Onlar için hukuk ve etik ve demokratik değerler işi yokuşa vurmak pek zahmetliydi.

Kırtasiyeydi, kulağı ters elle tutmaktı, yüksek mahkemelerde boş yere beklemek ve yorulmak ve tartışmak zaman kaybetmekti, lider ve şeyh sözü, kafiydi.

Hile hurda yalan iftirayla ülkenin tozunu atmaları dahi sağ muhafazakar ve İslamcı aydınlar ve liberaller tarafından ‘büyük başarı’ olarak takdir edilip baş köşelerde ağırlandılar!

Yani siyasi hareketler için ‘kolaycılık’ kısa yoldan çok karlı kolay işti, anayasayı bir kere delmekle hiçbir şey olmazdı.

Hakim ve savcıları yerleştirip ayarlar kamuoyuna sis bombaları atar ve sinsilikle gizlice operasyon kumpaslarla saldırır ele geçirirsiniz.

Ele geçirdiğiniz servetler ihaleler ganimetler ve makamlarla kitlenizi doyurur makamlara yükseltir ve kolayca kitleselleşir daha çok oy alır daha çok çalarsınız!

‘Kolayca’ balon gibi büyüyen kitlelerin size ve memlekete bir hayrı olur mu, olmuşluğu var mı diye içinizden tek kişi akıl edip sormaz, soramaz!

Kolay büyüyen çoğalan sabun köpükleri uzun süreli havada kalamaz-duramaz, diyecek bir cesur adam dahi bulamazsınız.

Ve iştah ve kitle ve talan otomatiğe bağlanır, imansız eğitimsiz ahlaksız beceriksiz ve ilkesiz ve esersiz kitleler içlerindeki huzursuz şeytanın aceleciliğine kurban olurlar.

Ve makineye bağlanmış gibi CIA’lara bağlanıp karanlıklar içinde gizli ellerin hayaletlerin ajanların kara paracı siyasilerin köpeği olursunuz.

Çünkü kolay büyüyen kitlelerin şirketlerin cemaatlerin fikirlerin yazarların ‘dayanıklılığı’ yoktur.

Çünkü dayanıklılık testi için sorgulayacak denetleyecek muhasebesini yapacak cesaretleri ve zamanları yoktur!

Oysa ‘zor zamanlar’ hepimiz için insanlık için büyük bir fırsattır, erdem ve ahlaki değerler kitleler içinde orman yangını gibi büyümez, aksine sabır metanet çelik bir irade ve kendine güven ister!

Ve zor zamanlar büyük savaşlar ‘dayanıklı’ aydınlar yazarlar insanlar ortaya çıkartır.

Bir avuç insan, ruhu iradesi ve hukuku olmayan kitleler karşısında saldırılara iftiralara uğrar ve elde ayakta yok fakru zaruret içinde direnirler.

Ve bu direniş onlara zamanın ötesine sıçratan bir bilgelik öğretir!

Birinci Dünya Savaşı ve peşinden İstiklal Harbi’nde milyonları kaybettik.

Ve bilfiil savaşa girenlerin çok azı bir avuç insan ayakta kalabildi.

Ve ancak, bu beş/on adam çok dayanıklıydı ve bir ülkenin yegane en büyük hazinesiydi.

Çünkü bir ülkeyi sıfırdan inşa edecek yüreği ve cesareti ve çalışkanlığı ayakta kalabilen bu insanlar ancak kendilerinde bulabilirdi.

Unutmayın, savaş sonrası ortalıkta fabrika ve devrimlerin hiçbiri yoktu, sadece ‘dayanıklılık’ testinden geçmiş beş-on sağlam adam!

Tıpkısı bir dayanıklılık testi yaşıyoruz kaç zamandır!

1990’lı yıllardan bugüne toplumumuz tıpkı yüzyıl öncesi gibi büyük fırtınalar kaos altüstler yaşıyor.

Fetö işgali, Suriye savaşları, İşidler, karapara, tarikat tecavüzleri, tarikatların milli eğitim, sağlık bakanlığı, askeriye ve hukuk’ta yasa dışı yollarla desteklenip güçlenmesi, ana muhalefetin tasfiye ve dizaynı, meclisin saraya taşınması.

Yasaları uyanıklıkla çiğnemeyi başarı ve siyasi bir marifet sandılar!

Oysa siyasi ve sosyolojik gerçek şudur: Türkiye’nin yarınlarını kolayca ‘kazananlar’ değil bütün bu yıkımlar ve pislikler ve iftiralar karşısında ‘dayanıklılığı’nı test edenler inşa edecek.

İşgal talan ve yağma ve hukuksuzlukla takatsiz kalan Cumhuriyet’in zayıflığı ve çaresizliğiyle üstelik alay ettiler!

Temelleri zaten güçsüzdü diye nankörce kadrini bilmediler.

Üstelik etnik sosyal dini ekonomik başımıza hangi felaket gelmişse utanmadan kendi .oklu .ötlerine alçak suratlarına bakmadan Cumhuriyet’i suçladılar.

Kardeşlerim, uzun bir yoldan geliyoruz, bu iftira yalan karalama ve nankörlükle başından beri bir gün olsun dinlenmeden çatır çatır onur erdem bağımsızlık ve yurttaşlık ve Cumhuriyet kavgamızı veriyoruz.

Hatta bu arada bu işgalden dahi ders çıkartmanın yollarını aradık, dedik ki büyük felaketler büyük isyanlar büyük hukuksuzluklar çöküyor çözülüyor mahvoluyoruz ama aynı zaman da bir fırsattır toplumdaki ‘pislikleri’ de temizleniyor.

Yanımızda sandığımız sahte kahramanlar da tel tel dökülüyor!

Çünkü hukuksuz günlerin umutsuzluğu ve çaresizliğini fırsat bilen işbirlikçiler kokuşmuş siyaseti fırsat bilip ittifak içine girerler.

Bizden sandığınız nice kahramanın tamahkarlıklarını gördük defterden sildik!.

Ve Allah büyük, beklediğimiz gibi oldu, kısa yoldan şöhret bekleyen yazarları liberalleri fırsatçıları çalınmış sorularla yükselmişleri hepsi cehaletleriyle ucuzluklarıyla kıvırmalarıyla fırıldaklarıyla suç üstü ‘yakayı ele verdiler!

Hormonla şişmeyle büyüyenler ahlak’ın ve insanlık’ın malzemesinden çalınamayacağını hukuk’tan tasarruf edilemeyeceğini bugün ağır bedelini rezillikleri pahasına yaşayınca yeni yeni kafalarına dank ediyor!

Oysa hem Fetö hem de İslamcılar ‘hukuk’ ve ‘meclis’ engelini ciddiye alsalardı daha güçlü daha şehirli daha akıllı daha güvenilir daha profesyonel ve sorunlar karşısında daha dirençli kalacak ve bugünkü acizliğe rezilliğe düşmeyecek dini ve ahlakı bu denli utandırtmayacak kirletmeyeceklerdi.

 Kardeşlerim, kolay yollara tevessül edip hukuk’u alt etmeyi marifet sananların hepsi istisnasız rezil oldu.

‘Kolaycılık’ hırsız farelerin gerçek yüzlerini ortaya çıkartıp tarihten düşürdü.

Dinden ve imandan kopartıp helak etti.

An itibariyle Fetö ve İslamcı kavmini Allah’u teala helak etti!

Denge ölçü saygı kalmayınca içine çekildikleri huzursuzluğun açmazında hırsız fareler gibi kapanda peyniri ısırırken yakayı ele verdiler!

Sandık güç ve sayının ellerinde olmasının keyfini sürdüler ve pundunu açığını bulup hukuk’u ciddiye almadılar ve güç ve sayının kibriyle hukuksuzluk onlar için hiç de ahlaksızlık değildi.

Mecliste çoğunluklarına güvenerek yangından mal kaçırır yüzlerce tartışılmamış inciğine cinciğine iyice düşünülmemiş yasalar çıkartıp önlerindeki engelleri yıktıkça kendilerini ‘kahraman’ ilan ettiler!

Ümmet Osmanlı Dünya Devi hayallerine kendilerini kaptırıp milyonlarca Müslümanı Müslümana kırdırdılar milyonlarca silahı tonlarca kokaini aynı gemilerle taşıyan karanlık mafyatik bir hayatın içine düştüler!

Ve bu kısa yolcu kolaycı kitleler şimdi eroin mafya seks sapıklık tarikat tecavüz kara para bin türlü pislik içinde inim inim inliyor.

Kolaylığın hızı beyin ve kalp ritmini ve perfonslarını bozuverdi ve taşıdıkları yarı aklın ve bedenin artık kurtarılacak bir tarafı kalmadı.

Ve kolayca büyümüş kitleler ve iktidar, şimdi şaşkın ne yapacağını bilemiyor ve an itibariyle en havalı siyasetçisi dahi bir fındık faresi kadar komik ve güçsüz!

Şimdi şimdi kafalarına dank ediyor mu acaba bu yağma talanla işgalle ele geçirilmiş zenginlik ve servetlerin hepsi ‘geçiciymiş’ saltanat buraya kadarmış, hiç sanmıyorum, hala yırtabileceklerini paçayı sıyırabileceklerini sanacak kadar gelişmemiş beyinleri öngörüleri var! Bu zor zamanlarda akıl verecek bilge bir ağbileri yazarları dahi yok, gemi yarıya kadar gömüldü, üstelik ortalıkta fırtına da yok!

Filmin sonunda, bütün büyük imparatorlukların sonu gibi, pahada büyük ölçekte küçük mücevharatlarını toplayıp.

Yani taşınamayan ev-arsaları satıp her şeylerini altına mücevhere yatırıp kaçmanın ya da gizlenmenin yolunu arayacaklar, çöken bütün imparatorluklarda olduğu gibi bütün varlıklarını altına mücevhere dönüştürmeden başka yol tarihlerde de yok.

Üretim değerleri sıfır, üretim bilgileri sıfır, kişilik değerleri sıfır olan ‘kolaycıların’ yani işgalci ve talancıların bu hazin sonu, siyaset tarihi ve sosyolojinin yüzde yüz kesin öngörüsüdür, yani bizler için şaşırılacak bir şey yok.

Şimdi, vaktinden önce dayanamayıp sönüp giden çözülüp giden çürüyüp giden yok olup giden muhalif tarafın kolaycıları da oturup ağlasın.

Kardeşlerim, kıran kırana bu uzun savaştan tırsıp uzak kalan ucuz slogancı muhalifler sahada arenada cephede savaş meydanında olmadıkları için bilgi ve becerileri geliştiremedi.

Ve zaman içinde onlar da bu tarafın kolaycılarının elinde dirençlerini kaybedip dizayn siyasetlere teslim oldular, Fetö’nün donundan çıkmış adamlara ikinci Atatürk dahi dediler!

Seks manyağı liderlerine hayır diyemeyenler de dayanıklılık testini geçemedi.

Kasetle gelen genel başkanlarına hayır diyemeyenler de dayanıklılık testini geçemedi.

Şeyh Said heykelini alkışlayan partilerini kınayacak ayıklayacak gücü kendinden bulamayanlar da dayanıklılık testini geçemedi.

Öğretmenlerimize silah çeken PKK’lılara efsane kahraman yazılar düzenler de dayanıklılık testini geçemedi.

Şöhret kitap satışı vekillik uğruna ya Rab muhaliflerden ne güneşler battı!

Zor zamanlarda yüreklilik tutku sabır inad nedense gözden düştü muhalifler tarafından tarihin insanlığın bu en gözde erdemleri hiç itibar görmedi.

Ve dayanıklılık gösteremeyenlerin topu birden çaresizlik aşılayan işbirlikçilerin tuzağına düştü, Ekmeleddin’e sarılanlar, bin odası olan İmamoğlu’nun peşinden gözü kör gidenler…

Usul usul ve eriye eriye ve döküle döküle ve ufala ufala hepsi kendine güveni kaybedip dışardan dizayn edilen siyasetin peşinden lime lime iplik iplik çözüldüler!

Arkadaşlar!

Fetöcülük tarikatçılık ve neo-liberalizm ve İslamcılık çok ciddi bir salgındı.

Akademiden medyaya toplumun en alt tabakalarına muhalefetine kadar suda zehir gibi hızla yayıldılar.

Çünkü alayı ‘medeni’ değildi, kimi para kimi şöhret kimi vekillik’i vs. hızla hemen yemek yutmak istiyordu!

İşte tarih döndü, ve uzun işgal ve yağmaların sonuna yaklaşıyoruz.

Alayı, ‘dizginlenmemiş hayvani duyguların’ vahşi iştahlarının ve şehvetin ve hırslarının kurbanı olup yarı yolda sel sularına kapıldılar!

Alayı kişisel eğitimleri ve gelişimlerini kolaycılığın cazibesiyle ihmal etti ve cesaretleri zayıfladı.

ve eser veremedi ve bir şeyh ve lider güdümünde kişisel karakter ve yeteneklerini geliştiremedi.

Bir gün hepsi tek tek kendi ayaklarından asılacaklarını alemlere ve çocuklarına bu denli alçakca rezil rüsvay olabileceklerini hiç düşünmedi.

Sonunda hiç biri tek başına kaldıklarında ne yapacaklarını bilmeyen zavallı böceklere dönüştü!

Çünkü hiç biri siyasetin çetin koşullarına bombardımanlara istila ve galeyanlara karşı duracak güçte donanımda gayrette iddiada hiç değildi,zoru görünce ya kaçtılar ya teslim oldular!

Fetöcüleri ve bugün İslamcı siyasileri işte gözlerinizin önünde bir büyük türbülansta boğulup kayboldular, ne dinleri kaldı ne memleketleri ne onları koruyacak bir hukuk!

Beklenmeyen bir küçük ihmal ve bir aksilik ve küçük bir terslik miydi yaşadıkları felaket, hayır, cehaletleri ve cehaletleri kadar büyük şehvet ve ihtirasları ve hukuk’u hiçe sayışları, sonuç, tanrılaştırdıkları şeyhler liderler ağzı burnu bok içinde sıçandan beter oluverdiler.

Ülkeden kaçarken vatansız kalmanın yanında üstelik Allahsız dinsiz ve hain ajanlar olarak tarihe geçtiler.

Bugün hiçbir Fetöcü Fetö’nün kanlı ajan planlarının cevabını veremiyor.

Bugün İslamcı iktidar, içinde yüzdüğü narko mafya tarikat siyaset ilişkilerinde hiçbir AKP’li yazar çizer siyasetçi cevap veremiyor!

Ve liberaller ve HDP’liler ve işbirlikçiler ve holding medyası, alayı, bu ‘kolay’ büyüyen kolayca askeriyeyi anayasayı hukuk kurumlarını parçalayan kasırganın içine tarihi fırsat deyip daldıklarını asla unutmayın.

Bu sinsi hukuksuz işgalin ortağı olup açılımlarla pay kapmaya üleşmeye çalıştılar.

Birlikte aynı ekranlarda zaferlerini kahkahalarla kutladılar.

Aynı uçaklarda aynı otellerde aynı partilerde ittifaklar içinde kucak kucağa yirmi yıl çal oynasın göbek atıp hukukla Cumhuriyet’le oynadılar!

Arkadaşlar, bu vahşi işgale bir yazar olarak bizim de katılmamız nemalanmamız yazarlıklarını ödüllerini makamlarını kabul etmemiz hiç de zor değildi.

Çok kolaydı ve benim gibi nice muhalif karşı çıktı, direndi ve hiç düşünmeden bir kuruşlarına tenezzül etmedi.

Hukuksuz, dedi.

Anayasayı ihlal ediyorsunuz, dedi.

Hesap vermiyorsunuz, dedi.

Ve bizler gibi karşı çıkan muhalifleri kodese tıktılar, alaya aldılar, aşağıladılar.

Adam insan yurttaş yerine hiç koymadılar.

Yok saydılar ve küçümsediler, bir damla su bir dilim ekmek dahi.

Bizler için kenarda köşede birkaç tane kalmış psikopat kalmış dediler.

Zaferlerinden ve güçlerinden öylesine emindiler ki meydan okumalarımızı hiç ama hiç ciddiye almadılar!

Ve yalnızlığımızdan ve sayısal azlığımızdan kendilerine önce bir eğlence sonra bir ‘iğrenti’ çıkarttılar.

Yani bizim mücadelemize baktıkça mideleri bulanıyor yüzleri ekşiyor suratlarına iğrenti bir ifade geliyor.

Yani bizi gördükçe şeytan görmüş gibi taşlayıp küfredip uzaklaşıyorlardı!

Allah sonunda şeytanın kim olduğunu ayan beyan gösterdi!

Şu son otuz yıl sonrası, bir envanter hesabı, bir toplama çıkartma yapın, İslamcı, liberal, akademisyen, medya, yazar çizer ve siyasetçi olarak SAĞDAN VE SOLDAN iş birliğine kimler atladı, kimler işgal ve talanın ortağı oldu ve ayakta kimler kaldı!

Seks sapıklarını ve Fetö ve gladyö ve PKK şaibeli insanları muhalif kadrolara kimler doldurdu?

Ne kolay hesaptı, CHP artı HDP artı İyi Parti, işte iktidarı ne kadar kolay deviriyoruz?

Kimle neyi deviriyorsunuz soran yok aynı Fetö ve İslamcı siyaset kolaycılığı ve aklınca iş bitirici kafası aynı Fetö CIA elemanlarıyla bugünkü AKP’yi devirecekmiş!

Arkası karanlık siyasilerin peşine takılmak, aynı kısa yol, parti kurullarını aynı delege oyunlarıyla tasviye edip Merve Kavakçı’nın eski eşi gibi nicesini dahi CHP’li yapmak, aynı sinsi şaibeli ilkesiz yol! Bu muhalefet ancak yangından mal kaçırır, pislikten kalanlara çöker ve aynı film baştan döner!

Bu yüzden olmalı ‘Cumhuriyet’in inşasını ağzına almaya cesaret edecek ‘dayanıklı’ kalmış tek bir adamları yok!

Ülkeyi ortadan bölen etnik milliyetçilerle ittifak yapmak, hain Şeyh Said heykelleri dikenlerle siyaset yapmak.

Yani kardeşlerim hepsi ‘dayanıklılık’ isteyen uzun bir süreçte Cumhuriyet’in tunçtan demirden mermerden heykel siyasileri gibi değil zoru görünce alayı alçı gibi kireç taşı gibi toz olup arazi olup kayboldular!

Ve sonunda hepsi bölünmez bölünmesi tartışılmaz bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerini konuşmayı unutup rahat ettiler. Cumhuriyet’i unutmayı bile ağır bir yükten kurtulduk diye haince sevinerek ilan ettiler.

Cumhuriyet’in varlığını ve ismini ve bağımsızlık değerlerini ve devrimlerini surat ekşitip hiçe saydılar.

Bir daha bakalım tarihe.

Çok uzun ve meşakkatli geçen I. dünya savaşı ve İstiklal Savaşı’ndan geriye kimler kalabildi!

Bakalım, 90’lı yıllardan günümüze.

Tarikatlarla bölücülerle CIA’yla vatan hainleriyle vahşi talancı yağmacı Fetöcü ve İslamcı siyasetle işbirliğine girmemiş, kim kaldı elimizde?

Hangi parti hangi sivil kurum hangi siyasi şahsiyetler?

Ey millet, gücünüz yetiyor mu enkaza bakmaya!

Hukuk’ta ısrar eden, Cumhuriyet değerlerinden taviz vermeyen, kim kaldı diye sormaya!

Kodese tıkılsa iftiralar atılsa evine barkına çökülse ve rütbeleri sökülse dahi anayasadan zırnık geri atmayan kim-kimler kaldıysa Cumhuriyet nöbeti bekleyen, bu bir avuç soylu insana küfrediyorlar hala sitelerinde partilerinde!

Ve ama, yaklaşıyor filmin sonu.

Ak .öt kara .öt, ortaya çıktı.

İşbirlikçiler şaibeli siyasetçiler seks manyakları kasetler fırıldaklar Fetö işbirlikçileri hepsi ayan beyan rezillik ve skandallarıyla gün-tarih-saat ve görüntüleriyle tarihin ve milyonların şahitliğiyle ortada.

Bu uzun işgal günleri tarihin kültürün inancın bağımsızlık aşkının bir ‘dayanıklılık’ testiydi. 

Cepheden kaçanları, işbirlikçileri, paraya şöhrete tamahkar olanları, ve savaş bitip tehlike geçince ancak ortaya çıkıp kahraman kesilenleri, ne çok fırıldak tanıdık, Ekmeleddin’lerin bin daireli Fetö şüphelisi siyasilerin, PKK ittifaklarının peşine takılan ne çok küçük ve ucuz adamın varmış ey memleket!

Fetöcüsü siyasi islamcısıyla şimdi alayı enkaz altında sağcısı ve solcusu hep birlikte çürüyorlar.

 

Büyük bir kıyımdan geçip kahredici acılarını yaşadık ve ama pisliklerin temizlendiği trajik ve kabus dolu bu ağır süreçten çok da şey öğrendik!

Hukuk’a saygıdan başka elimizde hiçbir şey yoktu.

Şirketlerimiz holdinglerimiz ağbilerimiz Amerikalı dostlarımız zenginlerimiz ve elimizde kalan bir akademi ve medya vs. hiç yoktu.

Hukuk’a saygı ve beynimizde, sevgililerin sevgilisi lime lime edilmiş bağımsız Cumhuriyet’in hatırası kazanımları değerleri vardı.

Herkes kendi hesabını yapsın kendi serüveninin hikayesini yazsın!

Ben kendi adıma.

Hala buradayım.

Hala Cumhuriyet’i boğazlandığı gırtlaklandığı boğulduğu paramparça edilip kaybolduğu bu yerde direnerek bekliyorum!

Cumhuriyet nereye kaybolduysa peşindeyiz.

Savcı hakim anayasa hukuk meclis amansız takipteyiz.

Cumhuriyet’le kucaklaşıp yeniden milletimizin başına bir daha taç diye koymak!

Ve bizler gibi nice soylu arkadaşlar tanıdım, satılmadan yolunu şaşırmadan işbirliğine girmeden vekilliklere şirket ortaklıklarına kanmadan hepsi tek başlarına canla başla Cumhuriyet’in yolunu beklediler, aç perişan didindiler kavgasını verdiler, veriyorlar!

Hep birlikte dolu dizgin bir heyecanla gözyaşlarıyla sabırsızlıkla Cumhuriyet’i bekliyoruz.

Kimsesizlerin kimsesi.

Herkesin hukuk karşısında eşit olduğu.

Bağımsızlığını özlüyoruz milli servetlerini canı gibi koruyan mühendislerini bekliyoruz!

Yetim hakkı yedirmeyen, hırsızdan hesap soran.

Bağımsız savcı ve mahkemeleriyle hepimizin gözü Cumhuriyet’i arıyor!

Düşündükçe Cumhuriyet’i!

Bir güzellik geliyor yüzüme.

Kalbim çarpıyor, kanım coşuyor!

Düşündükçe Cumhuriyet’i!

İçi içine sığmayan dev bir adam oluyorum!

Göğsüm açık başım dik, diyorum ki, onurla ey Cumhuriyet!

Seni bir gün bir saniye terk etmedim, bir an yalnız bırakmadım.

Neşemsin, can yoldaşım ülküdaşım, vatanımsın!

Ey Cumhuriyet bağımsızlığın varlık sebebim!

Bin defa gelsem dünyaya bin defa yoluna kurban olurum!

Sensiz cennet sensiz nefes almak haram olsun!

Seni bir daha görebilmeyi hayal ettikçe…

Yerimde duramıyor bayrak gibi başım göklerde dalgalanıyorum!

Ey Cumhuriyet, korkma, dik durmayı öğreten sensin bize!

Evlatların burada!

Adına yoluna kardeşliğine eşitliğine hatırana varlığına yurttaşlığına kurban olurum!

Düşmeden yorulmadan Allah bizi utandırmadan bugünleri de gösterdi:

Cumhuriyet’e saldıranların hepsi sapıklar fareler narko siyasiler kepaze yakayı ele verdi.

Zırnık endişen olmasın, dokunanlar sana hapislerde çürüyecek!

Pis ellerini uzatanların servetlerini alacağız sapık tarikat düzenlerini dağıtacağız!

Ey Cumhuriyet, elimizde meşaleler!

Bu sütunlarda atölyelerde tarlalarda fabrikalarda Ankara Çankaya’da Kızılay’da Ulus’ta Duatepe’de…

Halkımı öptüğün o ilk sokak..

Milletinle kucaklaştığın o ilk meydan.

Öğretmenlerin, hakimlerin, bandoların, sevincin, bayramlarını, ey Cumhuriyet seni çok özledik!

Kahpece nankörce dinsizce hukuksuzca aldığın o kahpe yaralarından akan kanları affetmeyeceğiz, seni satanları meydanlarda değil tarih sayfalarında ibreti alem rezil edeceğiz!

Soylu ismin ne büyük mutluluk bizlere, hala gururla bir çocuk gibi omuzlarında sokak sokak bayram bayram bandolarla yürümek!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

14 Yorum

  1. Değerli Nihat Genç, yazınızı gururla okudum.En büyük varlığımız olan Cumhuriyetimizi ilelebet yaşatmak ve ona sahip çıkmak bu güzel ülkeye olan vefa borcumuzdur. Allah hiç bir insanı Cumhuriyete düşman olacak kadar küçük düşürmesin.

  2. 8 Temmuz 2021, 07:23

    yüreğimiz bir

  3. Yüreğinize sağlık da Ulu Önder Atatürk Türk Gençliğine hitabesinde şimdi herkesi şaşkına çeviren kötü senaryoların tamamını sıralarken Cumhuriyeti zaten ne orduya, ne savcıya ne polise ne de siyasetçilere emanet etmişti. Asla kuşkusu yoktu ki şartlar nasıl olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti payidar kalacaktır öngörüsünde bulunmuştu. Her türlü melanet altında yıkıma giden 300 yılın tecrübesi dillendiriliyordu. Tabii ki Cumhuriyet de bir aşamada dayanıklılık testinden geçecekti. Testi geçti geçti geçemezse Kurtuluş Savaşı gerçek bir dip noktası değilmiş deyip daha aşağılarda tutunmaya çalışacağız demektir. Lakin bu günkü konjonktür Ulu Önder Atatürk’ün öngörüsünün en yakın senaryo olacağı ve Cumhuriyetin payidar kalacağı hissini veriyor. Hayırlısı inşallah
    Tekrar yüreğinize sağlık

  4. Senin yazdığın heyecanla yazıyorum Nihat abi bu satırları:
    Cumhuriyet’imizi geri alacağız, bir an bile olsun şüphe etmedim; kuşku duymadım. Atatürk devrimlerinin ve Cumhuriyet’in bekçisiyiz. Yüreğim kaynıyor Cumhuriyet sözünü duyunca, içim sonsuz bir neşeyle doluyor. Artık bu karanlığı yırtıp atma zamanı; “Dağ başını duman almış” türküsünü yeniden dilimize tutturma zamanı. Çocuklarımızla, kardeşlerimizle, tüm yurttaşlarımızla güzel bir ülke yaratıp o ülkede yaşama zamanı.

    Kalemine sağlık güzel insan.

  5. Ben bu yazıyı her gün yeniden okuyacağım…

  6. Ve ama,yaklaşıyor filmin sonu.Geliyor fırtınalarla güzeller güzeli, kimsesizlerin kimsesi,sevgililer sevgilisi Cumhuriyet.

  7. kinimiz dinimizdir

  8. 7 Temmuz 2021, 14:05

    Yanlız değisin Nihat Genç. Kalemine, yüreğine sağlık…

  9. 7 Temmuz 2021, 13:21

    Yüreğine sağlık Nihat Genç. YAŞASIN CUMHURİYET…

  10. 7 Temmuz 2021, 12:46

    Tuttuğun gümüş olsun Nihat Genç.5000 yıllık para Altın GÜMÜŞ ü dolar ve diğer BOYALI KAĞIT lara çevirenlerinde sonu geliyor.Sanal olan şeyler gerçek değerine döner sonunda yani SIFIR a.Bas bi tuşa hoop trilyon dolar.Kağıdı boya ver millete maaşlarını .Çalışmadan üretmeden bas parayı sonunda bir çuval parayla bir ekmek alırsın.

  11. 7 Temmuz 2021, 12:04

    Türkiye Cumhuriyeti davletini vandallara,barbarlara teslim edenler en az vandallar,barbarlar kadar sorumludur.Cumhuriyetin ordusu,polisi,adliyesi cumhuriyeti vandal saldırılarına karşı koruyamadı.En acısı ordu,polis,adliye Türk milletine karşı vandalların yanında mücadele veriyor.Şimdi herkes arpacı kumrusu gibi düşünüyor acaba seçimde kaybederlerse giderlermi diye.Yanlızsın ey halkım kendi mücadeleni kendin yapacaksın.Ne kadar yapabilirsen artık.

  12. narsın bu dünya demeyeceğiz, bitsin artık bu rüya diyeceğiz.uyanacağız.silkelenip ayağa kalkacağız.uyuşukluğu pısırıklığı üzerimizde atacağız.ne zalim ebed nede zulmu.her iki cihanda kimsenin ettiğide yanına kalacak değil”.Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen!
    Çatlarsan, doğuran kısrak utansın” işimize,doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam edeceğiz.
    “Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,
    Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın.”

  13. Harika bir yazı yine, yüreğine sağlık Nihat Genç.

  14. 7 Temmuz 2021, 09:18

    TEBRIKLER NIHAT ABI

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!