Dünya siyaseti açısından bir çok şey artık belirginleşti.
Birincisi, popülist liderler çok uzun zaman daha siyasete ve dünyamıza damgalarını vuracaklar.
Artık kimsenin parti, parti kurulu, yönetim, yönetim kurulu, başkanlık divanı, komisyon, genel başkan yardımcısı, genel idare kurulu, parti meclisi, vs… gibi lafları duymak istemiyor!
Bu laflar artık insanlara yorucu hatta komünist gibi kötü çağrışımlarla geliyor, parti disipliniymiş, parti kurullarıymış, yiyen yok, artık!
Herkes istiyor ki herşey liderin ağzından çıksın ve en ağır sorunlar dahi liderin bir saniyelik bir twitiyle çözülüversin.
Bu amansız siyasal gerçek’e karşı yapılabilecek çok şey de yok. Niye böyle oldu, ayrı mesele.
Bence delege hesaplarıyla parti kurullarını ele geçiren ya da elit, sinsi, hesapçı adamların hep partilileri yorduğu ya da etkiye açık insanların, kuyu kazanların, dış güçlerin, geri planda gölgedekilerin, partinin elini kolunu bağladığı, bir sürü ayrıntı sayılabilir…
Hataları, hırsızlıkları, dil sürçmesi, gafları, adam kayırmaları, yanlışları, skandalları acemilikleriyle vs. çıplak şekilde halkın önünde olan liderlerin ‘popüler’ bir ikona dönüşmesinin bir çok büyük sebebi var, ancak en önemlisi öfkesi nefreti insani özellikleri açıkça görülen insanlar popülerlik sınavını başaranlar!
Çalmaz, yemez, çok temiz adam, dürüst, saygın, sorumlu, vs. gibi hasletlerin hepsi işte yerini ‘görünür’ ve ‘anlaşılır’ olana bırakıyor, ahlaksız hasletleri de olsa.
Siyaset dünyasının ikinci büyük dönüşümü ve gerçeği, anti göçmen partilerinin yükselişi.
Anti göçmen partiler bir elli yıl siyasete damgasını vuracaklar.
Bu anti-göçmen politikaları beğenip beğenmeme sorunu değil, sosyolojik bir gerçek.
İster beğenin ister beğenmeyin önümüzdeki elli yıl dünyayı anti-göçmen siyasetler yönetecek!
Diğer partilerin hepsi, ‘diğer parti’ ya da ‘düzen partisi’ çoktan oldu. Spor yapmak için parklara koyulan sabit bisiklet pedalları gibi. İstediğin kadar pedal çevir bu ‘diğer partiler’ yerinde sayıyor! Bir yere gitmiyor, bir sonuca varmıyor! Ve halkı yoruyor ve halkın öfkesini daha çok büyütüyor!
İşte Orban kazandı, Fransa seçimlere sağın iki anti-göçmen partisiyle gidiyor, Trump’un popülaritesi hala ABD’yi korkutuyor, İtalya’sından Avusturya, Almanya, aklınıza hangi ülke geliyorsa, anti-göçmen politikalar içselleşiyor ve gittikçe geniş kitleler bulup kökleşiyor…
Ülkemiz dünyanın en büyük göç alan ülkesi olduğu halde… Bu ülkede şeriatçı parti var, açıkça Putinci parti var, açıkça Natocu Amerikancı parti var, açıkça Apocu ve Barzanici parti dahi var..
Her bok’tan parti var ama anti-göçmen parti yok. Olanı da aydınları medyası akıllarınca aşağılamaya sahne dışına itmeye mahküm ve kriminalize etmeye ve neo-liberallerin ırkçılık ve faşistlik gibi modası geçmiş suçlamalarıyla görmezden gelmeye çalışıyorlar!
İslamcı iktidarın ümmet ve ensar politikaları kendi seçmenini dahi inandıramıyor artık. Ki, tabii ki hepimiz müslüman ümmetindeyiz ve müslüman bir kültür ve dünya içinde doğduk, ancak, siyasal ümmetçilik başka kültür olarak ümmet başka.. Siyasal ümmetçilik tarikatçılığıa kralcılığa padişahlığa şeriatçılığa kadar uzanıyor, ki, vahşi sonuçları ve örnekleri hafızalarda ve ortada…
Ensar’a gelince, öfkeli halkımız, şöyle diyor, canım, yine ensar olun, Suriye’ye gönderin, su verin, elektrik verin, gönderdiğiniz yerlerde çimento fabrikaları kurun, kasabalar inşa edin. Dünyada en çok kamyon ve tır sahibi ülkeyiz, yine doldurun tırları tıka basa yiyecek giyecek gönderin…
Görüldüğü üzere, büyük ve çok sert bir dönemeçteyiz, son elli yıla damgasını vuran neo-liberalizm ve siyasal islamcılığın en popüler kavramlarının modası çoktan geçti. Kendilerini neo-liberal ve siyasal islam politikalarına angaje edenlerin alayı boşa dönen kasnağa dönüştü!
Ekonomi ve güvenlik ve toprak bütünlüğü ve iç çatışma korkusu ve dilini ve kültürünü ve asli neslini devam ettirememe korkusu, artık her ülkenin ve her insanın içine işledi ve anti-göçmen paniği öfkeyle kitleselleşip siyasallaştı!
Göçmen öfkesini dile getiren siyasileri de iyi dinleyin, kimsenin de kimseye tekme tokat kovacak hali yok, uluslararası temayüller ve yasalar ortada, diyorlar.
Ve, ne hazin son, liberallerin ırkçılık ve faşistlik suçlamalarını artık ipleyen hiç kimse yok!
Yani, yasa kanun çerçevesinde ve insan onurunu aşağılamadan insanları öz yurtlarına göndermenin bir başlangıç noktasını bulmadan Türkiye rahat edemeyecektir!
Gelelim istatistiklere, düzen partileri ve anketçileri dahi anti-göçmen tepkiyi bal gibi ölçüyorlar, patlayan barajı durduramıyorlar, çığ çoktan toplumun üstüne üstüne iniyor, gerçek acımasız matematik bir kesinlikle ortada.
Ayrıca, büyük sosyal çalışmalara da gerek yok, hepinizin elinin altında telefon, mesela, daha önce İyi Parti’ye oy vermiş iki bin isme telefon edin ve şimdi kime oy verdiğini bir temayül yoklaması olarak kendiniz görün…
Anketçilerin dışında bambaşka bir ‘gerçeklikle’ karşılaşacaksınız!
Düzen partilerini ipleyen yok!
Mesela, biz de bir yazar olarak devreye girip, yahu, bir parti bir program olsun, diye bu büyük anti-göçmen tepkiyi tutarlılık içinde disipline etmeye çalışan konuşmalar yapıyoruz, hayır, kimsenin plan program istediği yok, kimsenin tutarlı olmak gibi lüksü yok!
Öfke sosyal tahammül barajlarını çoktan aşmış..
Peki bu kadar amansız bir gerçek düzen partileri tarafından neden görülmüyor!
Çünkü düzen partileri sahibinin sesi ve halkın tepkilerini hiç dinlemiyor.
Ve düzen partileri Fetö’yü ve PKK’yı ve hain emellerini angaje etmek için kendilerini dizayn eden dış güçlerin programıyla bir makine gibi hareket ediyor!
Yani, düzen partileri, ‘makineleşmiş’, aynı boş şeyleri tekrar eden bir makine, sabit pedal, aynı lafları istediğin kadar çoğalt her gün söyle, sonuç yok ve herkes bu etkisiz-tepkisiz duygusuz ülkesiz insansız iğrenç satılmış politikaların farkında!
Emrine girip tutsağı oldukları dışardan kumanda edilen bu ‘makine’nin dışına taşacak iradeleri yok, partileri yok, sözleri yok, cesaretleri hiç yok, kimlikleri yok!
Oysa, alti partinin, altısından daha büyük bir anti-göçmen partisi öfkesi nefreti tepkisi endişesiyle çoktan muhalefetin birinci partisi oluvermiş hala duymak ve görmek istemiyorlar!
İstediğiniz kadar medya gücünüz maddi gücünüz dış gücünüz, algı inşa gücünüz, trolleriniz, sosyal medya gücünüz, olsun, baraj patlamıştır!
Akıntıya karşı kürek çekenler hala kurgulandığı-kurulduğu Nato’nun emrinde köpeklik yapanlar, istediği kadar çırpınsınlar, bu büyük sosyal gerçeği görmezden geldikçe gülünç duruma düşüp alay konusu oluyorlar ve bu yüzden yüzde birlik parti yüzde birbuçuk olamıyor, yüzde 22’lik parti bunca yolsuzluk ve felakete rağmen yüzde 23 olamıyor!
Ve dizayn edilmiş partilerin aydınları kadroları anti-göçmen partinin en büyük muhalif parti olduğu gerçeğini kendilerinden dahi saklayarak ‘seçim’ kazanacaklarını sanıyorlar!
Kurun böyle bir parti.o zaman Nihat bey.
Ümit Özdağ’ın Zafer Partisinden haberiniz yok galiba.
Nihat Hocamızın sözüne ettiği Anti-göçmen partisi Prof. Dr. Ümit Özdağ liderliğindeki ZAFER partisinden başkası değildir… Anketçiler bile ZAFER Partisini % 0.1 oy bile göstertmemesi kimseleri şaşırtmamalı..Barajı ZAFER patlatacak..!
Canımızsın Ağabeyim
Seçimlerde her türk evladı sandığa gittiğinde herkes cevabını alacak sizin de dediğiniz gibi . Ana akım medya ve diğer tüm siyasiler istediği kadar görmezden gelsin . Yıllarca akp ye oy atmış 5 kişilik ailem dahi hepimiz , amcamlar ve dayımlar da dahil zafer partisine oy atacağız. Ve inanır mısınız bilmem ama akrabalarım öylesine yobaz ki normalde bu gerçeği göremezlerdi . Herkes herşeyin farkında artık . Oylar zafer partisine , kurtuluşumuzun tek çaresi .!!!
Lafa bak: “Tabii ki hepimiz müslüman ümmetindeyiz.”
Nereden çıkardın bunu?
Demin Erdem bey ile Serkan bey’in programındaki anketin sonucunu yazarsanız seviniriz.
Peki Mansur Yavaş; Chp ve iyip’in adayı olursa mı, yoksa Zafer Partisi gibi bağımsız tabanlı bir partiden veya bağımsız bir aday olursa mı Türk tabanında güç teşkil eder.
Peki Mansur Yavaş’ın seçime doğru zamanda, seçim zamanında ve seçim sonrası zamanda; Cumhuriyetçi ve dürüst kadrolardan oluşan değerli insanlarla (örn: “programda bahsedildiğinden dolayı aklıma gelen ilk örnek” Erdem bey’in Mansur Yavaş’a danışman olması vb.) mı birlikte yürüyecek yoksa chpnin iyipin devapın serokgpnin düşükleri gibi ne idüğü belirsiz şarlatanlar ile beraber mi yürüyecek (örn: Muharrem’in seçim zamanı peşinde gezdirdiği Engin Altay, Özgür Özel, Bülent Tezcan vb. yada Z. Merallerle ve Bahadır Erdem’lerle mi) bu da önemli!
Elinize sağlık Nihat bey. Şunu da bilmek gerekir ki Anti-göçmen partisinin karşısına hiçbir zaman bir göçmen partisi çıkmayacak kadar süremiz var. O hata doksanlarda zaten bir kere oldu ve bir daha asla olmayacak!
Saygılarımla…
Nihat ağabey şimdi de Zaferci mi oldun :) Yakışır ağbime