Bafta ödülleri sahiplerini buldu, 1917 adlı film bütün ödülleri topladı, I. Dünya Savaşı’ndan bir kesit anlatıyor, çok kaliteli, sürükleyici, savaş karşıtı bir film, harika bir film, filme doyamıyorsunuz, ama film işte.
Tüm dünyada büyük ses getirecek asıl film ise, bir ‘belgesel’, adı, For Sama, belgesel dalında ödül almış, sanırım, dünyalılar bu belgeselin etkisinden yıllarca çıkamayacak, bu belgesel 2020’nin en çok konuşulan olayı olacak.
Diyebilirim ki gelmiş geçmiş belgesel tarihinin en korkunç ‘belgeseli’. Böyle bir ‘belgesel’ ne duyuldu ne işitildi. Baştan söyleyelim ruhsal dengesini bozar, herkesin seyredebileceği gibi hiç değil.
Tüm tarihte çekilmiş ‘insanlık dramını’ en sert şekliyle gerçek görüntülerle canlı canlı önünüze koyuyor.
For Sama, işgal ve iç savaş ve bombardıman altında Halep’te çekildi. Beş uzun yıl kamera kayıtları yapan Sama’nın annesi hikayeyi başından itibaren özetleyerek anlatıyor. Önce Halep Üniversitesi’nde öğrenciler Esad’a karşı eylemler yapıyorlar, sonra, dünya başlarına yıkılıyor. Bu öğrencilerden biri Sama’nın annesi. Öğrencilerden diğeri doktor olan kocası. Bombalar altında acil servise getirilen yaralı küçük çocuklar sonra ölümleri… Ölü doğan sonra canlanan bebekleri. Halep’i terk etmek istemeyen ama arkadaşlarını komşularının tümünün ölümünü gören küçücük çocukların ağlayışları, açlık, sefalet, soğuk, yıkıntılar arasında çiçekler ağaçlar, acil serviste insanlık dramları, bombardıman altında yiyecek bir hurma bulmanın sevincini yaşayan aileler, çocuklara yaşanılan savaşı anlatan masallar, bombalanmış yanmış otobüsü boyayan çocuklar ve hepsi gerçek hepsi kamera kaydı ve kamera o an oradaydı, hıçkırıklar ağlayışlar toplu mezarlar minicik çocukların kanlar içinde ölümleri, dayanılır gibi hiç değil.
Evet, uzaktan başlarına bombalar yağdığını görüyorduk ama ilk defa Halep’in içinden, o bombaların düştüğü anları kaydetmiş. Her gün komşularını ailesini yakınlarını kaybeden insanların bir şekilde neşelerini güvenlerini ayakta tutmaları, insan sıcaklığı. Ve bodrum katlarda bombardımanı beklerken şakalaşan insanlar.
For Sama için ne söylesek az, tarihler böyle bir belgesel çekmedi, haberlerde duyduğunuz ancak yakın çekime odaklanıp aşağıda neler oluyor hiç merak etmediğiniz görüntüler. TV’de düşen bombalarını gördüğünüz ama öldükleri o anlar o evlerin o sokakların içinde neler yaşandı hiç bilmediğiniz, canlı canlı tanığı kamera, seyretmek sahnelere dayanmak mümkün değil.
Ve Esat’ın varil bombaları ve Rus uçaklarının evlerini havaya uçurmaları ve İslamcılar’ın öğrencilerin direnişini ele geçirmeleri vb. gibi sözlerle anlıyoruz ki belgesel baştan sona Esad’a karşı.
Ve bu belgeseli ödüllendiren Batılılar, buralar uzunca tartışılmalı, Google’a For Sama yazın, izleyin.
Benim için For Sama siyasetin çok üstünde, öncelikle ülkemizde Suriyelilere hakim bakış açısını toptan değiştirecek ve o haklı bu haklının ötesinde insanlık nedir biz kimiz nasıl bir dünyada yaşıyoruz bu kanlı cehenneme neden maruz bırakıldık, bir yığın altından kalkılmaz soruya bizi mahkum ediyor.
Öncelikle For Sama’yı akşamları ekranlarda savaş üzerine konuşup tartışıp beylik laflar eden dangul dungul dümbelek yazarlar siyasetçiler izlesin, sonra Davutoğlu ve şürekası izlesin, sonra, hala savaşın ne olduğunu anlamayan insanlar izlesin.
Ve hassas insanlar hiç izlemesin, çünkü For Sama’nın her dakikasında zırıl zırıl ağlıyorsunuz, dakikası geçmeden yeni bir kanlı sahneye dakikası geçmeden yeni bir hastane bombalanmasına.
Genç anne, belgeseli savaşta doğan kızı Sama’ya ithaf ediyor ve savaşın ortasında Sama’nın büyümesini izliyorsunuz, düşünün Sama dört beş aylık acil serviste babasının yanında ve aynı anda Sama’yla aynı bir yaşını dolduramamış çocukların feci ölümleri, dayanılır gibi değil, canlı, gerçek.
For Sama, bütün dünyaya, savaşın tarafları ve güçlerinden bombardıman uçaklarından tanklardan katillerden hepsinden daha çok kuvvetli daha haklı çok daha güçlü bir insanlık sesi yükseltiyor.
Yüzlerce ‘savaş’ filmi ve belgeseli izledik, ama For Sama, evet, Suriye savaşının canlı tanıklığının çok ötesinde, insanlık tarihinin en trajik en akıl almaz belgeseli.
Belgeseli seyretmedim ama 1917’yi seyrettim. Belki bir yorum eleştiri yapabilmek için farklı bir bakışla yeniden seyretsem daha sağlıklı olur. Ama bariz aklımda kalan savaş karşıtlığından daha Alman Canavarlığı.. İngilizler çok insan, Almanlar canavar.. Fazlasıyla ideolojik, aktüel nezaketi bile gözetmeyen bir nefret..
“Hem dünyayı başlarına yıkacak, bu yoksul insanları tarihin en büyük katliamlarına maruz bırakacaksın hem de buradan çıkan trajedileri sahiplenip ödüllendirip insanlık vicdanına ortak olacaksın.”
Ve:
“For Sama, bütün dünyaya, savaşın tarafları ve güçlerinden bombardıman uçaklarından tanklardan katillerden hepsinden daha çok kuvvetli daha haklı çok daha güçlü bir insanlık sesi yükseltiyor.”
Bu ne yaman çelişki, Nihat Genç?!
Bunun analizini yapmazsanız, yazınızın hiç bir anlamı olmaz…
Belgeselin adı “For Sama”, Türkçesiyle “(Kızım) Sema’ya”. Az önce izledim, ne yalan söyleyeyim, keşke izlemeseydim! Hani bazen çok trajik bir film izlersiniz, duygulanırsınız da ardından bunun en nihayetinde bir kurgu, bir simülasyon, hakikatin az çok çarpıtılmış bir biçimi olduğunu bilirsiniz de rahatlarsınız ya, işte bu belgeselde rahatsız edici gerçeklikten öyle bir kaçış alanı da yok. Çünkü
aslında bu maalesef bir belgesel de değil, görüntülerin hepsi gerçek! Hele yedi sekiz yaşında Halepli bir çocuğun Rus bombardıman uçaklarından kaldıkları apartmana atılan bir füze sonucu ölen kardeşinin cesedini mezbelelikten beter bir hastane köşesinde inleye inleye ağlarken durmadan öpüp kokladığı bir sahne -pardon sahne değil gerçek görüntü veya gerçeğin görüntüsü!- var ki, heyhat, gökler yıkıldı üstüme. Halep’ in bombardıman sonrası fotoğrafına bir bakarken, gözümün önünden yerli bir olmuş bir Istanbul fotoğrafı geçirdim. Aman ya Rab! Savaş ne çirkin, ne iğrenç bir şeymiş ve barışın ne zarif, ne yüce, ne asil bir anlamı varmış!
Sormadan edemiyor insan. Bu savaşın galibi kim? Esed mi? Suriye’yi, Akdeniz’i, Libyayı söğüşlemek isteyen Rusya mı? Amerika mı? Hangi ekonomik çıkar insan hayatından daha değerli olabilir ki? Petrol mu, ipekyolu mu? Buysa eğer savaşın temel sebebi, paraya-petrole tapan şu pagan Ruslara, Ingilizlere, Fransızlara, Amerikalılara, Avrupalılara verin bütün petrolü de siktirsinler gitsinler bizi rahat bıraksınlar, yetti ulan. Sykes-Picott’tan beri zaten sömürmüyor mu Ingiliz British Petrolü, Fransız ve Rus Petrol Şirketleri? Sömürüyor. Ingiliz devlet başkanı ağzını şapırdata şapırdata şu tarihsel ifadeleri kullanmadı mı? “Efenim bir damla petrol, bir damla insan kanından daha değerlidir. Canikolar, Ortadoğulu şapşallar bizim hayata bakışımız tam olarak bu! Aval aval ne bakıyorsun blue? ” Evet. Biri ci dünya savaşından beri ne oldu? Öldük mü açlıktan? Hayır! Bence Ortadoğunun, Doğu Akdenizin tüm yeraltı zenginliklerini, buralardan kesinkes siktir olup gitmeleri şartıyla, Ruslara, Amerikalılara, Ingilizlere, Almanlara, Fransızlara, velhasıl kuzey-güney doğu-batı istikametinde ne kadar batılı aç köpek varsa artık, işte bu modern yamyamlara Açıkça Peşkeş Çekelim! Alın petrolunüzü, verin bize canlarımızı. Bir yüzyıl Avrupalı-Amerikali ve Rus baronlarının enerji savaşları yüzünden perişanlık, sefalet içinde geçti. Bari önümüzdeki yüzyıl Ortadoğulu’nun; Türkün, Iranlı’nın, Arabın, Kürt’ün biraz yüzü gülsün. Önerim safça gözüküyor, farkındayım ama başka yolu yok! Ya Türkiye bu topa tamamen girip ortalık toz duman olacak ya da Türkiye bu doymak bilmez, iştahı eksilmez Amerikalılara, Ruslara, Ingilizlere vs diyecek ki: yeraltı ve fosiller sizin olsun, yerüstü ve insanlar bizim! Evet, madenler, taşlar, fosil yakıtlar, çil çil sterlinler, rubleler, dolarlar hepsi sizin olsun. Hayatta başka bir amacınız, insanca bir duygunuz bile olmadığına göre alın Yeraltı sizin olsun, Hades sizin olsun, Bilinçaltı sizin olsun. Bize yerüstü yeter, insanlar yeter, insan sevgisi yeter…
Stallone ölmeden cihatçılarla beraber Esad’a , pardon Esed’e karşı bir rambo filmi seyretseydik bari; belgesel de neymiş, gerçekleri filmlerden takip ediyoruz.
Filmin amaçladığı psikolojik etki kendini göstermiş. Numan rumuzlu yorumcu, tüm zenginlikleri verelim defolup gitsinler diyor. Afrika her şeyini verdi de defolup gittiler mi? Bu nasıl bir anlayış…
nihat abi belgeselide filmide seyretmedim.ama yazını okuyunca aklıma ir kitap geldi.çocukken okumuştum.adina altın klasikler gibi birdizi deniyordu.kitabın adı çöplük.ordada bir kadın çocukları için çöpten birşeyler topluyor.ve bu kadın bir günlük tutuyor.aynı bakış açısı.bu insanları aç bırakıp onları çöpten birşeyler toplamaya mecbur edenler sonra güya acılarını paylaşmaya çalışıyorlar.belki ayısı değildir bilmiyorum.senin yazı bana bunu çağrıştırdı.aslında o kiabı unutmuştum. belkide unutmaya çalışımış olabilirim.bu insanlık daha neler çekecek kimbilir .dünya durdukça senin gibi aydınlar varolsun.saygılar.
Filmi izlemem. Yazını da birkaç paragraf okudum.
Savaş karşıtı filmleri ile tanınan Fuller bir mülakatta “biz aslında filmlerde gerçeği yansıtmıyoruz; bombanın düştüğü yerden havalanan insanlar gösteriyoruz ama gerçekte bombanın düştüğü yerden insanlar bütün olarak havalanmazlar etrafa insan parçacıkları saçılır” demişti
Biz bu belgeselinin fazlasını yaşadık 1919-1923 yılları arasında. Halkın tek bir amacı vardı. Vatan için İslam için direniş emperyalizme karşı milli mücadele. 1.Meclis gerçek halk meclisiydi. 436 vekil vardı. Meclis Başkanı M.Kemal Paşa seçildiğinde 24 Nisan 1920 yılında Padişah Vahdettin Hain değildi teşekkür konuşmasında. 2.Meclis toplanırken bu defa vekiller atama ile seçildi 334 vekil varken Nutukta yazdığı gibi 158 vekil Cumhuriyet ilan etti ardından Cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi ve 158 vekille C.başkanı oldu. Geri kalan 176 vekil seçime bile giremediler. Kazım Karabekir Paşa bana kimse haber vermedi diyor. Sonra ne mi oldu ? İnkilap adı altında bu halka zulüm edildi. İç isyanlar çıktı. İstiklal mahkemeleri kuruldu muhaliflerle beraber Hocalarda asıldı. Şehirler bombalandı. Milli Mücadele kahramanları zaman içinde tasviye edildi. 97 yıldırda siz bunları alkışladınız. Belgesel mi izlemeniz lazımdı illaki bunları anlamak için. Kendi halkınızın evlatlarının anneleri yemin törenlerine alınmadı bu ülkede. Çocuklarımız türbanla okula alınmadı. 1960 ‘dan beri beslenen Fetönün önü açıldı hep. Bu ülkenin dindar evlatları o fetöye mahkum edildi başka okul yoktu. Bugün Tayyip beye kızıyorsunuz ama anlamak istemiyorsunuz. Necmettin Erbakana sahip çıkmadınız Nihat bey yıllarca küfrettim Erbakana şimdi utanıyorum dediniz. İleride Tayyip bey içinde aynı şeyi söyleyeceksiniz. Necmetin Erbakana sahip çıkmadığınız için Tayyip bey bu yollara girdi. Siyonizmi ve Emperyalizmi kandırdı. Abdülhamit ve Vahdettin Han da böyle yapmak istemişti. Birileride onlarla işbirliği yaparak kendi halkını kandırdı. Ne zaman uyanacaksınız ? Her şey İsrailin kurulması içindi. İsrailide tanıyanlar onun kurulmasını sağlayanlar bu Cumhuriyeti kuran kadrolardı.
ABD’nin Irak’a katliamlarla nasıl özgürlük getirdiğini gören Suriye’li muhalefetin,
ABD’nin El Kaide cihatçılarıyla özgürlük getireceğine inanmaları felaketleri oldu..
Araplarda bile olmayan orjinallikte Arapça isim bulmada usta olan Türklük şuurundan yoksun padişahların isimlerinin sonlarına ”HAN” eklenmesi ne kadar komik değil mi Hüseyin rumuzlu arkadaşım?
Herkes yaşadıklarını bilir. Tarihi şu veya bu şekilde herkes içinde bulunduğu kampa, yetiştiriliş tarzına ve bilinçaltı algılarına göre sahip olduğu görüşlere göre 360 derece içerisinde anlatabilir. Ancak kendi yaşadıklarını, başkalarının çarpıtması ile farklı algılaması mümkün değil. Dindar bir ailenin ferdi olarak, haram ve haksızlık konularında hassas bir ailede yetişmiş bir fert olarak şunu ifade edebilirim ki, “laikçilerden” gördüğümüz haksızlık ve zulmün çok daha fazlasını “dincilerden” gördük. Bu nedenle dinin gerçek anlamı için çırpınan az sayıdaki hocalarımıza büyük saygı duyuyorum. Kimsenin dini veya başka değerleri arkasına alarak, kafasına göre tarih yazması kimseyi bağlamasın. Herkes yaşadığı gerçeklerin farkında, eğer aklını başkasına emanet etmemişse.
Gerçeğin tamamını söylemezseniz şeytana hizmet edersiniz. For Sama’da batılılar için gerçeğin bir kısmını söylemiş. Emperyal desteklerle hürriyet mücadelesi olursa sonu böyle kan revan, insanlığın bitmesidir. yarım hoca dinden yarım hekim candan eder diye boşuna söylememişler. Gerçek bütün ise doğrudur. Sayın Genç hayal kırıklığına uğradım. Size yakışmayan çok sığ bir analiz yapmışsınız. 1,5 saatimi çaldınız.
HÜSEYİN rümuzlu yorumcuya.
İslamcılıkla Vahabistan’dan ve onun ağababası USRAEL’den başka bir yere varamazsınız.
Aslında olay şudur:
1) Ya (Mustafa Kemal’in başlattığı ama bitiremediği) AYDINLANMA+sosyalizm yolunu seçersiniz.
2) Veya ŞERİAT+Vahabistan+USRAEL yolunu.
Gerisi laf-ı güzaf/ safsata/ huşu ve benzerleridir.
Hüso kardeşim senin kafa baya sulanmış. Benden sana tavsiye se bu siteyi takip etme. Hüseyin rumuzlu kardeşim.
Ölü doğan bebegin canladırılması sahnesinde basroldeki doktorun tişörtünde ” Born to Win ” yazıyor. (48:26) Batı tarafından ödüllendirilmiş bir film dolayısıyla kuşkulandım. Ayrica Türkiye ye gidip geliyorlar ama neredeyse Türkiye den hiç bahsetmiyorlar. Fetö cüler gibi bunlarda bilinç altı mesajlar mı veriyor !? Tamda bir bebegin ölü doğduğu sırada “Born to Win” (kazanmak için doğ) tişörtüyle şöyle bir bakıp gidiyor. Eğer fetö manyakları yüzünden paranoyak olmadıysam Nihat Abi dediğin gibi bu belgesel dünyanın en korkunç belgeseli olur, böyle görüntüleri propaganda aracı yapmak zaten insanlığın bittiği yerdir.
ne için mücadele ettiklerini anlamadım
hiç anlatmıyor insani dramalardan başka
rejimi yıkmak istiyorlar da yerine ne koymak istiyorlar
yani kim ne tarafta
yani kim ne tarafta taraflar ne istiyor
Güzel yürekli abim Nihat abim , ilk kez sasirttin beni bir fetö şifresi yok yani filmlerde :)) hepsini izleyeceğim .Seni skyturk zamanlarından takipteyim abi .Kanada’dan sevgiler.
Kuzgun, demek istediğim şu ki, emperyalizmin, sömürgeciliğin, kapitalizmin çıkış noktasını ve zirvesini temsil eden Ingiliz ırkının devlet başkanı Winston Churchill “bir damla petrol, bir damla insan kanından daha değerlidir” diyor. Şimdi sen, ben, o, bu buna karşıyız değil mi? Evet, açıkça. Bu durumda şöyle demiş oluyoruz: “Hayır sayın Churchill hiçbir petrol damlası insan kanından daha değerli olamaz” Burada da hemfikir miyiz Kuzgun? Hemfikirsek, bir açmaz ile yüz yüze kalıyoruz. Şöyle ki, ya bizde bu petrol, doğalgaz, değerli madenler vs. için yapılan emperyalist enerji savaşlarının bir parçası veya tarafı (Ya Nato bloğunda ya da Çin bloğunda) olacağız ya da biz Türkiye olarak, yerli, milli, ulusal cephemizi kuracağız, kendi yolumuza bakacağız. Ben şüphesiz ikinci yoldan yanayım, mandacı falan zannedemeyesin! Ancak biz ne yaparsak yapalım, milli-ulusal çıkarlarımız için ya kan dökmüş olacağız ya da kanımız dökülmüş olacak. Bu durumda ise Churchill’i haklı çıkarmış oluyoruz, açmaz da bu zaten. Yani hem petrol insandan daha değersiz hemde enerji savaşları için yüz senedir insan kanı akıtılması. Tabi bu meseleler “insan” boyutuyla tartışılmaz tabi. Basında, akademik kitaplarda vs. karşılaştığımız genelde işte enerji savaşları, çift kutuplu dünya, komunizm-kapitalizm, İrancılık, Rusçuluk, Amerikancılık, Avrupa değerleri vs. vs. dir. Tabi bir de Ortadoğu insanı bu savaşların mağduru olsa bile, Avrupa değerlerini özümseyememiş yobazlar olarak etiketlenmekten de kurtulamazlar. Gerçekten de, Avrupanın insan anlayışı nedir? Mesela Churchill’in, Nietzsche’nin, Hitler’in, hani şu Rotschild bankasında memurken Fransa başbakanı olan Macron’un insan anlayışı nedir? Ya Merkel’in insan anlayışı? Peki Bush’un, Clintonların, Trump’ın insan anlayışı nedir? Kant’ın, Deleuze’ün, William James’in, Bergson’un, Adam Smith’in, Freud’un insan anlayışı nedir sayın Kuzgun? Ben bu ve benzeri isimlerin hiçbirinde saygı duyulacak, asil, onurlu bir “insan sevgisi” nin en ufak bir izine rastgelmedim. Gördüm şeyler şunlar: hor görme, kibir, karın tokluğu ve düşünmeye fazla vakit bulmanın getirdiği bol retorikli g.t kalkıklığı, ırka-ulusa (ama kendi ırkına tabi) tapınma ve güzellemeler yapma, insan altı ve bilinçaltı değerleri -şehvet, saldırganlık, öfke vs.- alttan alta yüceltme falan uzar gider liste. Sonuç: modern insanın ve modern değerlerin ortaya çıkışı. Sıradan, okul okumamış, ümmi, kara cahil bir ortadoğulu bile yüceltilen bu modern değerlerin ne kadar dangalakça ve insanı insan olmaktan fersah fersah uzaklaştıran, öyle ki insanı sik.k bir cinsel, hatta dinsel tüketim metasına dönüştüren değersiz değerler olduğunu kendiliğinden bilir. Nietzsche adlı çakma Erasmus’un Deccal/Anti-Christ dediği İsa Peygamberden ve Merhamet’ten başka bir şey değil ki! Mesela Nietzsche, şu kokuşmuş Cermen pagan, For Sama’yı izleseydi muhtemelen ‘Zerdüşt (Isa’nın yani ona göre Deccal’ın aksine!) merhametsizliği buyurdu e zaten Suriyeli dediğin asil Alman kanından-soyundan olmayan maymun sürüsüdür, doğrayın gitsin acımadan’ derdi, bu kadar basit. Hâlâ anlamıyor musun Kuzgun? Nietzsche’ye göre Modern insan, (yani merhamet, zahidane ve münzevi hayat gibi Hristiyanlık değerlerine bağlı olan Batılılar ve özelde Almanlar) merhamet sahibi olduğu için hastadır, merhamet sahibi olmadığı için değil! Bizim bazı saftirik akademisyenler Nietzsche’yi anladığını sanırlar. Mesela Freud da bizim akademiklerce, özellikle islamcı teologlarca ( elbette Islam’a aykırı olarak) pek sevilir. Halbuki Freud’a göre bütün psişik rahatsızlıkların temelinde bastırılmış bilinçaltı güdüler/duygular vardır ve bunlar hastalık sebebidir. Yani? Yanisi şu: süperegoyu (yani Dini değerleri; bekaret, namus, eline diline beline sahip olma, sabır, şükür vs.) ortadan kaldıralım ki rahat rahat cinsellik ve saldırganlık tatmine, doyuma ulaşsın, şifa bulsun. E bugünün modern insanına (batılılar ve batılılaşmış doğulular) bir dön bak Kuzgun, acaba sen de benim gibi hemen her yerde bilinçaltının; cinsellik ve saldırganlığın epidemik zaferini görecek misin? Reklamlara bir bak Kuzgun, kadının satılan her ürünün daha çok satılması için en alakasız reklamlarda bile salt bir sex objesine dönüştürülmesine ve aşağılanmasına bir bak, niçin bu böyle? Cevap basit: Cinsellik ve saldırganlığın, bilinçaltı güdülerin zaferi hemen her insanı etkisi altına aldı çünkü. E modern kapitalist tüccar dondurma, araba, lüks daire, aklına ne gelirse artık, satarken cinsellik uyaranının kapitalist tüketimi arttırıcı, azdırıcı etkisinden maximum kazanç sağlama fırsatını kaçırır mı? Bu fark etmez, dinsellik te alıcısı varsa pazarlanır; hatta Adnan hocanın kedicikleri örneğinde olduğu gibi cinsellik + dinsellik tek paket altında satışa çıkarılır. Zorunlu sonuç: Hristiyanlık ve Islam gibi dinlerin değerleri ( sabır, merhamet, şükür, rıza, takva, delilik-velilik, Allah dostluğu, Allah’a adanma, zikrullah; yani bilinç üstüne adanma) modern insan tarafından ayaklar altına alınır, bunun yerine Nietzsche’nin, Freud’un, Deleuze’
Editör, bunca şey yazdım ve bu siteye yazdım niçin bilir misiniz? Çünkü buranın her tür sert eleştiriye, düşünceye sonuna kadar açık olan özgür bir platform olduğuna inandığım için sizi önemsedim, değer verdim ve içimden geldiği gibi yazdım. Onaylamayabilirsin, tamam. Nietzsche, Freud, psikanaliz vs hayranı olabilirsin, eleştirileri gereksiz yere üstüne alınmış ve beni kendi zihninde yargılamış olabilirsin, tamam. Evet oldukça uzun bir yazıydı, bu da tamam. Sizden ricam, bu yazımı benim mail adresime yollamanızdır, zira yazdıklarımın ikinci bir nüshası yok ve o yazımı başka platformlarda kullanmak isterim. Emeğime, alınterime saygı duyulmasını ve yazımın mail adresime yollanmasını rica ederim. (Bu yazımı yayınlamayınız) Saygılarımla.