Nihat Genç
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Diğer
  4. Kır şifrelerini Gülsarı 

Kır şifrelerini Gülsarı 

featured

Nihat Genç yazdı…

Cengiz Aytmatov’un ‘Kır (kopart) zincirlerini Gülsarı’ kitabı, bizim kuşağı çok etkilemiştir!

Romanın başkahramanı ‘Gülsarı’ Sovyet döneminde bir Kırgız obasında süratine çevikliğine kimsenin yetişemediği bir at’ın adıdır, yetiştiricisi Kırgız bir demircidir.

Bu ünlü hikayede ‘parti başkanı’ Gülsarı’yı sahibinden zorla alır, ve çok geçmeden Gülsarı obasına (özgürlüğüne) kaçarak geri döner, ve tekrar Gülsarı’yı alır ve bu sefer kaçmasın diye ayaklarına zincir vururlar, ve Gülsarı zincirleri kırarak yine kaçar, ve ama, zincirler bitmez, tekrar yakalanması bitmez. Hayatı zincirlerini kırmakla geçer ve ama Gülsarı yaşlanır ve bir at arabasına beygir koşulur! Hikayenin gerisini ben de hatırlamıyorum!

Bu pazar, beni mazur görün, affedin, bazen hafıza tazelemek gerekir, bu özel trajik anıyı daha önce de anlatmıştım ama işte travmalar insanın peşini bırakmıyor!

Hrant Dink’in kumpasla Fetö tarafından öldürüldüğü günlerde, SKY’da konuşmalar yapıyor milyonlar izliyordu ve kitaplarım ortalama yirmi-otuz baskı yapıyor yani hikayelerimi yüzbinler okuyordu. O meşum cinayete gelmeden önce gelişen birçok olaydan konuyu ilgilendiren sadece bir iki tanesini hatırlatayım.

Amerika Türkiye’deki liberalleri de kafalamış ‘özgürlük’ için Irak’a giriyordu, çok az sayıda insan Amerikan işgaline-savaş makinesine karşıydı ve ben ekrandaydım. Tam o sırada Gücü Özgürlüğü’nde sloganın ve Habertürk’ün kurucu sahibi Ufuk Güldemir kendi ekranlarında aylarca süren bir fragman döndürüyordu. Şöyle, Elton John fonda şarkı söylüyor ve Amerikalı askerler Amerikan bayrağını sallıyor.. Sabah akşam işte bu görüntü. Bir Türk televizyonunda binlerce kez bıkmaksızın Amerikan bayrağı dalgalandırıyor ve Amerika’nın Irak’a girişi kutlanıyor destekleniyor hatta romantik bir özgürlük şarkısıyla..

Ben de SKY ekranından bağırdım, sayın Ufuk Güldemir, burası Türkiye, burada çok izlenen bir TV’de Amerikan bayrağı sallamak serbest mi? Vay, sen misin bunu diyen, dava açtı, dava yıllarca sürdü ve kaybetti.

İkinci hatırlatmam, o yıllarda kamuoyunu çok meşgul eden liberallerin Ermeniler’den özür bildirisi ve toplantıları vardı, ve ben, bu bildiriye karşı gelmiştim. Bunun üzerine İletişim Yayınları benimle ilişkiyi kesti..

Derken, bir öğleden sonra, parkta dinlenirken bir telefon geldi ve Hrant’ı vurdular, dedi, betim benzim soldu, dilim damağım tutuldu, herkes gibi ben de büyük bir şok yaşadım ve neye uğradığımızı şaşırdık!

Ve, ertesi sabah herkes gibi ekranlara kilitlendim Habertürk’ten cinayetle ilgili haberleri izliyoruz, derken, Habertürk’ten şu alt yazı geçmeye başladı ve gün boyu sürdü: Hrant’ı öldüren gençler Nihat Genç’in çetesi!

Yani, hiç kimse henüz, cinayeti kim işledi, kim vurdu, olay nedir, bilmiyor, ve milletin öfkesi galeyan halinde, ve katil diye ya da azmettiren diye ülkenin en çok izlenen Habertürk’ü hedefe Nihat Genç’i koymuş.

Birazdan detaylarını anlatacağım, o alt yazıyı görünce, taş’a döndüm, hani, hiç hareket edemeyen felç-inme hastaları var ya, işte öyle. Oliver Sack kitabını yazmıştı, Uyanışlar, diye, filmi de çekilmişti, Robin Williams ve Robert De Niro baş rollerde. Muhteşem sarsıcı bir filmdir. Çünkü hikaye gerçek. Oliver Sack, 1966’lı yıllarda bir hastanede çalışırken seksene yakın ‘heykel’ gibi kımıldamadan yaşayan hastalarla ilgilenir. Ki, içlerinde 1. Dünya Savaşı’ndan yana 20’li yaşlarında taş kesilip elli yıldır yatan hastaları dahi anlatır.

Hastalık için, bitkisel hayat da diyebilirsiniz, sonsuz bir transa girmişler de diyebilirsiniz, halk arasında kötürüm de inme de denir.

Hastalık, beyinle kaslar arasındaki telgraf telleri çalışmaz oluyor, yani, beyin emrediyor ama kaslara emrini geçiremiyor ve her hastalığın ayrı bir hikayesi var, ancak, bunların içinde ‘dehşet donması’ da var.

Dehşet donması, mesela, en çok savaşlarda oluyor, yanındaki arkadaşlar bir anda çok büyük bir bomba sesiyle ölünce, öyle kalakalıyorsun…

Hrant’ın ölüm haberiyle yaşanılan şok’un üstüne bir de Hrant’ı öldüren Nihat Genç’in çeteleridir alt yazısını görünce donakaldım…

Ve sosyal medyada büyük bir linç kampanyası başladı, şu kadarını söyleyeyim, linç kampanyası yıllarca sürdü ve daha önce Nihat Genç’e hayranlık şiirleri yazanlar bile yolda beni taşlamaya, darp etmeye, yüzüme tükürmeye, vs, başladı, ki, bu olayları da sonra hikaye edip yazdım. Linç kampanyası sonrası kitaplarım bin tane bile satmamaya başladı. Kitap fuarlarında beşyüz-altıyüzden aşağı kitap imzalamazdım yani imza rekorları hep benimdi ve şimdi kitap fuarında önümde kitap imzalamaya gelen yirmi-otuz kişiyi bile bulamaz oldum.

Sonra öğrendim, o yıllarda Habertürk’te sonra Fetö’nün televizyonlarında çalışan Tarık Toros da vardı ve ama asıl dehşet, basından ve çevremden bana hiç destek gelmemesi. Oysa, yazar Nihat Genç Türk sağı solu islamcı liberal aydınlardan yüzlercesiyle dergilerde tv’lerde çalışmış çok tanınan ve arkadaşlıkları olan bir isimdi.

Tek kişi, kalkıp, beni savunmadı, tek kişi kalkıp, bana telefon etmedi, hakkını vermem gerekir, derin bir arkadaşlığım olmayan ama sıkı bir tanışıklığım olan Haşmet Babaoğlu’dan bir mesajı geldi, ‘geçer bu günler, Allah yardımcın olsun’, başka hiç kimse yok, tek kişi!

Çırılçıplak ortada kalıyorsun! On-iki saat hiç kımıldamadan şok’la donakaldım.

Birileri işini bitirmek istemiş ve başardılar!

Milyonların izlediği ve yüzbinlerin okuduğu bir yazarın fişini bir cinayetle çektiler, kamuoyunun cinayeti kim işledi sorusuna ilk aldığı haber, Nihat Genç’in çeteleri..

Beyin balyoz gibi bu kadar ağır darbeyi alınca refleklesleri körleşiyor gözleri kararıyor ve dünü bugünü yarını herşeyi donuyor ve sindirim organları çalışmıyor ve yediği lokmayı yutamıyor ve ayağa kalkıp tuvaletine dahi gidemiyor, kaskatı kesiliyorsun! On-oniki saat oturduğum yerde hiç kımılmadan nasıl geçtiğini anlamadığım için sonra bu şok’un bilimsel kitaplarını da okudum.

Oliver Sack, hastalarını iyileştirmek için parkinson hastalığında kullanılan bir ilacı kullanmış ve ama asıl iyileşme hikayeleri hasta hikayelerinde saklı, çünkü, Oliver Sack, her hastasını yıllar boyunca erinmeden üşenmeden detaylarıyla yıllarca izlemiş gözlemiş ve hangi kelimelere hangi olaylara tepki verdiklerini bulmak için on yıllarca bizatihi hastanede yatıp kalkmış…

Bilim dünyası, Oliver Sack’ı dışladı ve kabul etmedi, çünkü Oliver Sack, iyileştirme hikayelerini bilim dünyasının kabul edeceği bir formülasyona sokamadı..

Oliver Sack okumalarımda ayrıntıda şöyle de bilgiler gördüm, mesela, insan beynini şöyle düşünün bugün şifre kırıcı dediğimiz şey gibi. Elli yıldır uyanmayan hasta bir kelime bir cümle bir olay duyunca, sanki şifresi çözülmüş gibi hareketleri geri geliyor.

Oliver Sack’ın hastalarından (filmde de Robert Niro uyanınca birden ışık hızı gibi hareket eder) çoğu uyandıklarında yerinde duramıyorlar duvarlara pencerelere tavanlara tırmanacak kadar çok hızlı hareket ediyorlar!

Habertürk’ün alt yazısında katil Nihat Genç’in çetesidir’i duyduğum andan itibaren kilitlendim, saatlerce kımıldayamıyorum, ancak kilitlendiğimin de farkında değilim, öylece gün boyu kalakaldım, yani gözlerim olmayan bir noktaya sonsuz ve boş ötelere takılı kaldı ve zihnimde….

Tıpkı Oliver Sack hastaları gibi, mucizevi bir şey oldu, ancak şifreyi erken kırdım, haberi duyduğum sabah saatlerinden gecenin on-onbirine kadar kımıltısız taş gibi kaldıktan sonra, zihnim, katili bulmuş, cinayeti aydınlatmıştı. Trabzon polisteki Fetö yapılanması ve katillerin gezdiği adamlar ve katilin arkasına kasıtla Türk Bayrağı konulması, önceden bilgimizde olan nice küçük detay, katilin Fetö olduğunu bas bas bağırıyordu.

Tıpkı Oliver Sack hastaları gibi donmuş heykel taş halimden on-oniki saat sonra fişek gibi kalktım, vücuduma çok yüksek bir enerji geldi, tavanlara tırmanacak kadar, ki, üç-dört saatlik tempolu yürüyüşler yapıyor yine kendimi durduramıyorum…

Derken, o gece, tek başıma karar aldım, yarından itibaren yazıda-ekranda katilin (o zamanlar Fetö değil cemaat diyorduk) cemaat olduğunu bas bas bağıracaktım.

Cinayetten sonra yaptığım yüzlerce programda Hrant’ın katilleri Fetöcülerdir diye bine yakın program yaptım…

Mesela Halk TV’de iki yüz program yaptıysam ikiyüzünde de söyledim ve o günlerde Halk TV’nin başında olan liberal denyo Hakan Aygün yüzlerce programına sansür koydu ya da yayından kaldırdı. Ki, hayatımda hiç bir programım kesilip biçilip sansürlenmemişti, ve sonunda Gezi Olayları’nda güçlendiğini hisseden Hakan Aygün’ün ilk işi beni kovmak oldu, çünkü, Hrant’ın liberal arkadaşları Hrant’ın katillerinden hangi yüzle maaş-para alıyor cümlesini her programda mutlaka geçiriyordum.

Ve bir on yıl sonra, sis perdesi yavaş yavaş kalktı, ve Allah’ın elini üstümde hissettim, Hrant’ın ölümünün bir kumpas ve katilin Fetö olduğu mahkemelerce kanıtlandı.

Ve ama, beynimizde, bu travmanın korkunç izleri kaldı.

Bu pazar yazısında sizinle paylaşmak istediğim yer de burası.

Bugün tıpkı o yıllarda bize asılsız hukuksuz delilsiz belgesiz katil ırkçı vahşi damgasını basan aynı medyanın aynı eko-sistemi içinde yaşıyoruz!

Mesela, Fetö yenilmedi kaçmadı, Fetö sadece gücünü bir başka partiye-partilere transfer etti ve yerinde duruyor!

Seçim öncesi ve seçim sonrası, aynı kalleş kumpaslar aynı iftiralar kaldığı yerden aynen devam ederse ben hiç şaşırmam ama siz de şaşırmayın!

Bu sütunlarda diyelim bir yazarı eleştirdiğimizde bunu fırsat bilip yarın o yazara kriminal bir hareket çekerler ve olayın şaibesini sisini karanlığını yine kalkıp anında yine üstünüze pekala atabilirler! Bu iftiraları üstünüze yıkmak için şu an sosyal medyada beslenen korunan isimsiz hazır-kıtalar yerinde duruyor!

Peki kimdir bu adamlar ve nerededirler? Evet sorun da burada. Neye benzediğini bilmediğimiz birini nasıl bulacağız, nasıl konuşacağız? Bir geçmişleri ve ismi olmayan yüzlerce insan gizli isimler altında…

Mahkum olmuş ve zamanı geçmiş bu dinin-cemaatin mensupları dünden daha güçlü hala sabah akşam bizim yazılarımızı kirletmek için her gün binlerce twit atıp entry giriyor!

Ki, asıl tehdit, bu gizlenmiş hazırkıtaların farkında olmayan genç kuşak!

Ki, asıl tehdit, Fetö’nün yan etkilerinin de yan etkilerine maruz kalmış bir yeni kuşakla baş başbaşıyız. Tıpkı Fetöcüler gibi kendilerinde hiç eksiklik hissetmiyorlar! Gaza gelmek getirilmek için pusuda tutuluyorlar! Tıpkı Fetöcüler gibi makine gibi duygusuz aynı cümleleri tekrar tekrar edip algı oluşturuyorlar. Ve kendilerini en kurnaz ve en akıllı sanan bu uyanıklardan yüzbinler var. Dünyadan ilişiği kesip sadece iftira ve kumpasa odaklanmış yüzbinler. İnsan olmadıklarının farkında değiller. Hiç ağlamamış hiç iç çekmemişler. Duyguları hiç olmadan sabahlara kadar iftira atıyorlar!

Çoğu kendini ulaşılmaz büyük sanatçı sanıyor, çoğu kendini insanlığın son umudu sanıyor, ve ama hepsi, dünyayı dize getireceklerine inanmış kullanılan şapşallar sürüsü. Şimdi sokakta bir kişi tokat yese, yarın, bakmadan etmeden katil Nihat Genç’tir diye manşete çekmekten hiç biri çekinmez! Ki, Amiral bildirisinde bu iftiraların bir özetini gördük. Klinik yerine bir güç tarafından şöhrete sevkedilmiş uyuşturulmuş sanatçılar, tv’ciler! Şöhretleriyle sanki korkusuzluk iksiri içmiş gibi rahatca sallıyorlar! Kemalist İslamcı her yere sızacak tıynette mezhebi geniş yorumcular! Ağbilerin şöhretle kafaları netleşmiş?! Tedavi edilemez hastalar! Daimi nörolojik hasar aldıklarının farkında hiç değiller. Sabahlara kadar çok konuşuyorlar ama aslında katatonik-heykel hastalar, çünkü, aynı lafları döndürüyorlar… Ve İyi Parti, CHP, Davutoğlu, Babacan, vs. kiralandıkları sosyal medya her yerdeler!

Küçükken oynadığımız ‘tıp’ diye bir oyun vardı, ‘tıp’ denince öyle kalırdık, kim hareket ederse kaybeder cezalandırılırdı. Aynı argüman aynı suçlama aynı kumpas aynı tezgah içinde asıl ‘donup’ kalan asıl trajedilerden hiç ders çıkartmadan hala sallayan bu güruh!

Bu hastaları ne mahkemeyle dize getirebilirsin ne ayakta tedavi ederek ne de ambulans göndererek!

Şifreleri kıracak olan içinizdeki ‘ben’dir, yani, insan önce kendine mesih olmalı, önce kendini fethetmeli, kendi içindeki kargaşaya son verecek efendisiz kralsız saraysız bağımsız konuşabilen bir refleks çekiciniz olmalı. Dünyayı ayağa kaldıracak felaket skandal anlarında dahi alayı susuyor, niye susuyor ve neden bir Cumhuriyetçi bir vatansever yazıp çizdiği eleştirdiği zaman ancak harekete geçiyorlar! Çünkü onların görevi dünya ve memleket değil, onların görevi sizi itham ve iftiralarla ya da kumpaslarla susturmak!

Çünkü cemaatler çünkü tarikatlar çünkü dış güçler-ilişkiler bu hastaların hepsini ‘nesneleştirdi’ yani onları tek tek anlamadı dinlemedi ve hepsini küçük çıkar ilişkileriyle nemalandırıp makamlaştırıp heveslendirip kumpaslarının şarjörüne sürdü.

Hrant cinayetini üstüme yıktıkları o katatonik gün beynim büyük bir karar aldı, tepkilerinden reflekslerinden ışık hızından süratinden asla vaz geçme, asla, onu derler, buna yıkarlar, bir kulp takarlar, bir bahane uydururlar korkusuyla yazmayacak yaşamayacaksın!

Sen bir yazarsın, bu kara algı bulutları beynini bu korkularla kilitlemeyeceksin!

Seni yaşatacak olan sözlerin kelimelerinin gücü ve hızı..

Bu iftiraları bu ithamları niye atıyorlar, seni bitirmek yok etmek için, o halde?

İçimizde ışık hızına en yakın Tanrı’yla ve kitlelerle ve ahlakla ve vicdanla kelimelerden başka kim var? Kaslarımıza hareketlerimize insanlığımıza vicdanımıza kalbimize emirler yağdıracak beynimizi ondan kork bundan tırs bundan çekin diye kilitlersen seni zaten öldürmüş olurlar!

Ama aynı iftirayı yine atarlar, atsınlar, bir daha atarlar, atsınlar, Gülsarı yine zincirlerini kırar, unutma, elini kolunu beynini yakarak coşturarak heyecanlandıran tutuşturan kelimelerdir!

Bir daha iftira atarlarsa bir daha kırarsın zincirlerini, ki, Gülsarı’nın hayatı zincirlerini kırmakla geçti!

Ve bir gün Gülsarı özgürlüğüme sonunda nihayet kavuştuğum dediği an, baktı ki, ihtiyarlamış ve yarışacak ve koşacak kasları artık çok yorgun, olsun!

Ve Gülsarı her defasında zincirlerini koparttı, çünkü Gülsarı, beyninin derinliklerindeki şifrenin özgürce koşmak özgürce eleştirmek özgürce meydan okumak özgürce yarışmak olduğunu hiç unutmadı!

Unutursak tırsarsak korkarsak hiç birimiz bir daha ayağa kalkacak gücü kası ahlak ve insanlığı ve vicdanı bir daha bulamayız!

Ve ne güzel bir hayat hikayesidir, zincirleri kıra kıra yaşamak, sahip tanımamak, kumpastan iftiradan korkmadan gözünü daldan budaktan esirgememek ve kendini Allah’a ve herkesin hukuk karşısında eşit olduğu Cumhuriyet’e teslim etmek!

Ağaya bey’e holdinge patrona saraya gavsüle efendiye ses edecek gücü kendinde bulamayan zavallılar! Sokakta birisi dövülse suçunu üstümüze atmak için hazırkıta çalıştırılan-bekletilen ve an itibariyle binlerce twit yazıp entry iftiraları atan taşkafalar, içinizdeki sese güvenin. Allah’a güvenin, töhmet mihnet tehdit altında yaşanmaz, kırın beyninizdeki şifreleri!

Kırın sosyal medyada kodlayıp şifreleyip beyninizi insanlığınızı ele geçiren ve sizi maaşlayan parti başkanlarını!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

11 Yorum

  1. Sayın Nihat Genç, bu güzel yazı için teşekkürler, emeklerinize sağlık. Hayat düsturumuz Gülsarı gibi olmalıdır. Bizim için çok kiymetlisiniz.

  2. Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel romanındaki kendi annesini öldüren mankurt’lar gibi…

  3. Nihat Genç bu ülkenin onurudur hangi köpekler saldırırsa saldırsın arkanızdayız.

  4. Nihat bey, bu yazınız çok muhteşem. özgüveninizi tam olarak ortaya koyuyor. kutlarım.

  5. 12 Aralık 2021, 17:13

    Ne mutlu ki varsiniz, sagliklar ,kolayliklar diliyorum..

  6. Yorumunuzu baştan sona onaylıyorum. Eklenecek bir şey yok.

  7. Harika bir köşe yazısı daha… köşe yazılarını okudukça aklımı sadece ”cesaret” esir alıyor.

  8. 12 Aralık 2021, 12:07

    Hrant Dinkin öldürüldüğü zamanlar sizi bir çok haber sitelerinde savunmuş biri olarak o zamanlar hem Hrant Dinkin hem Muhsin Yazıcıoğlunun ve hemde Hanlemitoğlunun Fetöcüler tarafından öldürüldüğünü yazanlardan birisiyim.Tabii ki o zamanlar şimdi olduğu gibi haberlere yorum yapanları dikkate almazlardı.Siz beni tanımazsınız bende sizi tanımam.Ancak yazdıklarıınızı ve programlarınızı hep takip etmişimdir ve hala takip etmekteyim.Siz nasıl zincirleri kırarak hiç kimsenin sahipliğini kabul etmediyseniz ; ben ve benim gibi diğer arkadaşlarda bizi kendi heybesindeki düşünceleri manipüle edilmiş sürü yapmaya çalışanlara karşı hiç bir zincir tanımamışızdır.Siz olduğunuz gibi devam edin bizlerde sizlerle aynı Özgür düşüncelerle Vatan Savunmasında yan yana olma gururunu yaşayalım.

  9. Allah’ım bütün güzel olan özellikleri size vermiş, inşallah hep beraber kıracağız zincirleri . İyiki varsınız , sağlık ve sıhhatle kalın

  10. 12 Aralık 2021, 11:14

    Bu umutsuzluk çemberinde yazıların ilaç gibi geliyor nihat abi. Bütün kaleler zaptedilmedi, bu vatanı onlara teslim etmeyeceğiz. Gücümüzü Atatürk’ün Bursa nutkundan alıyoruz biz. Sizlerde bize klavuz oluyorsunuz.

  11. Yazı, Eyvallahsız Yaşamanın Manifestosu. Attila İlhan’ın dizeleriyle: Ayıpsız ve ellerimizi kirletmeden…..Elinize sağlık,Nihat bey!

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!